27.09.2011 11:06
Karayılan: Tutuklanmaktan korkmayın!
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, AKP hükümetinin açıkça bir sindirme ve teslim alma harekatı yürüttüğünü belirterek, Ankara’dan Diyarbakır’a yüzlerce istihbarat elemanının getirildiğini söyledi. Kesintisiz eyleme çağıran Karayılan, “Kürdistanlı bu onurlu - şerefli dava uğruna yakalanmaktan ve tutuklanmaktan da asla korkmamalıdır” dedi.
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, ANF’ye verdiği mülakatta, gözaltı ve tutuklama furyası ile Kürt siyasetçilerinde ve gençliğinde bir ürküntü ve geriye çekilmeyi yaratılmak istendiğini belirtti. Karayılan, “Unutmayalım ki, AKP polisi düşkünleri, kaçkınları, ruhsuz çıkarcılar tutuklamamaktadır. Bu topraklarda özgür ve onurlu yaşamayı önüne koyan, onun için fedakarlık yapan, dürüst, şerefli yurtsever Kürt insanlarını tutuklamaktadır. Bu açıdan AKP’nin saldırısına uğrayıp tutuklanmak bir şeref ve onurdur” vurgusunda bulundu. Karayılan ayrıca, halka çağrı yaparak, “Serhildan hareketi niteliksel bir gelişme yaşayarak, bu faşist uygulamalara dur diyecek bir düzeye gelmelidir. Bunu gerilladan beklememek lazım. Halkımız bunu kendisi yapmalıdır” diye belirtti.
AKP’DE SAVAŞ AHLAKI VE KURALI YOKTUR
* Öcalan ile görüşmenin engellenmesi, askeri operasyonların devamı ardından son günlerde AKP hükümeti tarafından “KCK operasyonları” adı altında yapılan siyasi operasyonlarda belediye başkanları, yüzlerce Kürt siyasetçi ve demokratik kurum temsilcisi gözaltına alındı ve tutuklandı. Siz bu tabloyu bir bütünen nasıl yorumluyorsunuz?
Belli ki AKP devleti Önderliğimizi, hareketimizi, halkımızı ve halkımızın yasal-siyasi temsilcilerini hedefleyen topyekun bir savaşı başlatmış bulunmaktadır. Ve başlatmış olduğu bu savaşı bütün kapsamlılığıyla hayata geçirmeye çalışmaktadır. Fakat bu topyekun savaşı hukuk dışı, kural dışı ve etik dışı bir biçimde yürütmektedir. Kendi kanun ve hukukunu bir tarafa bırakıyor. Türkiye Cumhuriyeti yasalarında beş tutuklunun iki ay boyunca tecrit edilmesi, dünyadan bağlarının kesilmesinin yeri var mıdır? Peki, kendi hukukunu neden çiğniyorsun. AKP, Önder Apo’nun tüm Kürt halkı için ne kadar önemli olduğunu iyi biliyor. Erdoğan, “Öcalan’ı peygamber gibi görüyorlar” diyor. Demek ki Önderliğin Kürt halkı açısından önemini biliyor. O zaman neden iki aydır habersiz, kamuoyuyla ilişkisiz bıraktırıyorsun? Açık ki bu hukuk dışı, etik dışı yöntemlerle Önderliğimizi baskı altına almak, işkence sistemine tabi tutmak, halkımızın psikolojisiyle oynamak ve böylece geri adım attırmak istemektedir. Hakeza gerillaya karşı sıkıştığı yerde, yumuşatılmış kimyasal madde kullanılıyor. Yani belli bir yerde belli bir sahada etkin olan, insanları bayıltan kimyasal silah kullanarak, sonuç almak istiyor. Bu, AKP döneminde oldu. AKP’de savaş ahlakı ve kuralı yoktur. Ondan sonra canının istediği herkesi KCK üyesi olmakla suçlayıp tutukluyorlar. “KCK silahlı ve illegal bir örgüttür” deniliyor. Bu tanım doğru değildir ama farz edelim ki böyledir. Sen bu tutukladığın insanların KCK’li olduklarını nereden biliyorsun? Belgen nerededir? KCK ile ilişkisini ve üyeliğini nasıl tespit ettin? Bu iddialar tümüyle temelsiz iddialardır. Kim iyi çalışıyorsa, kim toplumda etkin ve kimlikli bir duruş sergiliyorsa onu KCK üyesi diyerek içeri atıyorsun. Bu, olacak şey midir? Eskiden JİTEM de aynı şeyi yapıyordu. Toplum içerisinde kim etkiliyse kim seviliyorsa onu öldürüyordu. Şimdi ise bu politika farklı bir biçimde uygulanarak öldürmek yerine tutuklanmaktadırlar.
BOTAN’DA TEDBİL VE TENKİT OPERASYONU
Soruyorum: Şırnak Belediye Başkanı Ramazan Uysal’ın ne gibi bir KCK üyeliğini tespit ettiniz? Devlet kurumlarında 25 yıl işçilik yaptıktan sonra emekli olmuş, namazında niyazında bir insandır. KCK üyesi olduğunu nereden çıkardınız? Silopi Belediye Başkanı, belediye başkanı olana kadar resmi imam değil miydi? Devletin de onayladığı resmi bir imamdı. Siyasetle çok fazla uğraşmayan ama kimliğine de sahip çıkan bir insandı. Ne oldu da siz şimdi onu KCK üyesi yaptınız? Resul Sadak da aynı biçimde tanınan, bilinen bir bölge insanıdır. Bu kadar safsata olamaz. Belli ki bu insanlar AKP’nin politikalarına boyun eğmeyip, kendi kimliklerine sahip çıkarak onurlu bir duruşu esas aldıkları için tutuklandılar. Tutuklanmalarının tek nedeni, onurlu duruşa sahip olmalarıdır.
Botan halkını bastırmak istiyorsunuz. Nasıl ki 1938 yılında Dersim’de tebdil ve tenkit operasyonu başlatıldı, toplum teslim alınmak üzere katliamdan geçirildi, şimdi de siz aynı şeyi Botan’da farklı yöntemlerle uyguluyorsunuz. Bu topraklarda binlerce insanı yakaladınız, binlerce insanı işkenceden geçirdiniz. Bu, kuralsız, ahlaksız ve hukuksuz bir savaş anlayışıdır. Halkımıza, Önderliğimize ve hareketimize karşı topyekun savaşın mantığında bu vardır. Ergenekon’un yürüttüğü savaşın aynısını bugün yeşil Ergenekon daha da derinleşmiş biçimde yürütmektedir. Bugün Şırnak’ta sıkıyönetimi aratan koşullar söz konusudur. Hakkari’de ne bıraktınız ki? Çocuk mu bıraktınız? Orada o kadar çocuk şehit ettiniz. Kürt analarını mı yerlerde sürüklemediniz, Kürt çocuklarını mı öldürmediniz, Kürt halkının siyasi temsilcilerini suçsuz yere KCK temsilcisisiniz diye içeri mi atmadınız; ne yapmadınız ki? Daha dün Şemdinli’de gerillanın bir eyleminden sonra hiç utanmadan 4 yurtsever insanımızı kurşuna dizdiniz. Kürt Halk Önderliği’ne yönelik uyguladığınız “Milli İmralı Politikası” bir işkence politikasıdır. Bu, Kürt halkına karşı yapılmış bir işkence politikasıdır. Biz bunu yutacak ve kabul edecek değiliz. Buna karşı hareketimiz ve halkımız her yerde kendini savunacaktır. Kürt halkı şerefli bir halktır. Sizin dayattığınız şerefsizliği kabul edemez. Ne pahasına olursa olsun kabul edemez. Şerefli Botan halkını teslim alamazsınız, Kürdistan halkını teslim alamazsınız. Siz işi yokuşa sürüyor ve olmayacak olan bir şeyi yapmak istiyorsunuz.
AÇIKÇA BİR YOK ETME HAREKATI VAR
Açıkça bir yok etme, sindirme, teslim alma harekatı vardır. Psikolojik, siyasi ve diplomatik olarak bu savaş sürdürülmektedir. Bugün Kürdistan’da bir savaş vardır. AKP hükümeti ise bir savaş hükümeti olarak hem ülke içerisinde bu savaşı yürütmekte hem de yurtdışında daha fazla destek almak için sağa-sola yalvarmaktadır. Neredeyse Amerika’da Obama’nın elini öpmediği kaldı. Belki elini de öpmüştür. Tek bir öldürücü suikast silahlarını almak için yapmadığı şey kalmadı. Hareketimizin yönetimine suikast yapmak istiyorlar. Çünkü karadan gönderdiği suikastçılar başarısız oldu. Mevcut durumda AKP hükümeti siyasetini, ekonomisini, diplomasisini, polisini, askeriyesinin hepsini Kürt halkını iradesizleştirme ve Kürt halkına karşı savaşa göre konuşlandırmıştır. Bu topyekun savaş, bir iradesizleştirme ve siyaseten yok etme harekatıdır. Siyasi soykırımın giderek fiziki imhayla tamamlanması ve siyasi soykırımın başarılı kılınması hedeflenmektedir.
HALKIMIZ BİR BÜTÜNEN DİRENİŞE GEÇMELİ
* Askeri ve siyasi operasyonlara ilişkin Kürt halkı, demokratik kurum ve kuruluşlara yönelik herhangi bir mesajınız var mı?
Şüphesiz mücadele tarihimizin en önemli halkalarından birinde bulunmaktayız. Bu dönemin mücadele düzeyi hareketimizin ve halkımızın geleceğini netleştirecektir. Bu açıdan içinde bulunduğumuz dönem stratejik bir dönem, içinde bulunduğumuz aşama ise çok tarihi bir aşamadır. Bu önemli süreçte Türk sömürgeciliğinin Önderliğimize, hareketimize, halkımıza ve halkımızın siyasetçilerine karşı yürüttüğü topyekun savaş karşısında halkımızın bir bütünen direnişe geçmesi gerektiği açıktır. Biz hareket olarak, gerilla güçleri olarak Türk devletinin tüm saldırılarının boşa çıkarılması için ne yapılması gerekiyorsa fedai bir ruhla ve tüm gücümüzle onu yapmaya ve sürece cevap olmaya çalışacağız. Tabii doğru yöntemlerle, doğru mücadele anlayışıyla, mücadeleyi geliştirerek bunu yapmayı esas alacağız. Biz bu dönemin, hamlesel bir çıkışla ve bir savunma savaşı olarak Devrimci Halk Savaşı perspektifiyle başarı ve zafere dönüştürülmesi gereken bir dönem olduğunu söylüyoruz. Türk devleti ve AKP hükümetinin bütün çabalarına ve saldırılarına rağmen, koşullar mücadelenin başarısına müsaittir. Türk devletinin öngördüğü konsept başarısızlığa uğrayacak, geri tepecek ve Kürt sorununun çözümü Özgür-Demokratik Özerk Kürdistan, Demokratik Cumhuriyet amacı doğrultusunda Kürt halkı ile Türkiye emekçi halkının mücadelesi sonuç alacaktır.
TEMEL HEDEFİMİZ KESİNKES ÖZGÜRLÜK
Temel hedefimiz kesinkes Kürt halkının özgürlüğü ve Önder Apo’nun özgürlüğüdür. Eğer biz bir halk isek ve bu halk bir isyanı yürütmüşse, bu isyanın önderliği özgürleşmeden bu sorunun çözülmeyeceğini herkes bilmelidir. Bunu pratiğimizle göstermeliyiz. Biz sadece Önder Apo’nun üzerindeki tecridin kaldırılması için değil, Önder Apo’nun özgürlüğü için yürüyüşe geçmeliyiz. Bu anlamda hedefimiz nettir. Önder Apo özgürleşmeden, Demokratik Özerk Kürdistan kabul edilmeden direnişimiz hiçbir zaman durmayacağı gibi, daha da yükselerek mutlak sonuç alacaktır.
KÜRTLER KENDİLERİNİ KOLAY KOLAY YEM ETMEMELİ
Böylesine tarihi bir aşamada özellikle tüm yurtsever kurum, kuruluş ve kişilerin rol oynaması çok önemlidir. Özellikle Kürt gençliğinin ve kadınının öncü rolüne sahip çıkması mücadelenin başarısı açısından çok büyük önem arz etmektedir. Tarihin bu önemli aşamasında Kürt gençliği en aktif bir biçimde mücadele saflarında yer almalıdır. Artık hiçbir Kürdistanlı genç, Kürt halkını yok etme makinasına dönüştürülmek istenen Türk ordusuna askerlik yapmamalı, askere gitmemelidirler. Yurtsever gençler öncelikle gerillaya katılmalıdırlar. Gerillaya katılmayanlar da serhildan hareketine öncülük yapmalıdırlar. Adeta bir iş bölümü olmalıdır. Bu dönemde hem direnişin zirvesi olan gerillayı güçlendirmek hem de serhildan hareketini yükseltmek; devlete yem olmamak, yakalanmamak önem taşımaktadır.
Ancak özel savaşın basın-yayın organları 1400 kişi tutuklanacak şeklinde yayınlar yaparak psikolojik savaş amaçlı propagandalarla Kürt siyasetçilerinde ve gençliğinde bir ürküntü ve geriye çekilmeyi yaratmak istemektedir. Evet, bir mücadeleci, kendini kolay kolay yem etmemeli ama hiçbir yurtsever Kürdistanlı bu onurlu - şerefli dava uğruna yakalanmaktan ve tutuklanmaktan da asla korkmamalıdır. Bilmeliyiz ki, bir savaş hükümeti olarak bugün AKP hükümeti yurtsever Kürtleri ve gençliğinin aktif olan bir kısmını tutuklayarak, diğer bir kısmını da ürküterek-korkutarak kitlede bir pasifikasyonu, sindirmeyi ve teslim almayı geliştirmek istemektedir. Bunu boşa çıkarmanın yolu, büyük bir fedakarlıkla korkmamak, mücadeleden geri adım atmamaktır.
AKP POLİSİ DÜŞKÜNLERİ, ÇIKARCILARI TUTUKLAMIYOR
Unutmayalım ki, AKP polisi düşkünleri, kaçkınları, ruhsuz çıkarcılar tutuklamamaktadır. Bu topraklarda özgür ve onurlu yaşamayı önüne koyan, onun için fedakarlık yapan, dürüst, şerefli yurtsever Kürt insanlarını tutuklamaktadır. Bu açıdan AKP’nin saldırısına uğrayıp tutuklanmak bir şeref ve onurdur. Hiçbir Kürt bundan çekinmemeli, her koşul altında yurtseverlik görevlerini tam olarak yerine getirmelidir. Özellikle Kürdistan gençliği, AKP’nin pasifikasyon yaratma ve caydırma amaçlı saldırı ve tutuklama tehdidine karşı alnı dik ve onurlu duruşu gösterebilmelidir.
YÜZLERCE İSTİHBARAT ELEMANİ AMED’E GETİRİLDİ
Biliyorum ki, şu anda yüzlerce istihbarat elemanı Ankara’dan Amed’e getirilmiştir. Sözüm ona bunlar KCK’nin özerklik ilanına karşı bir misilleme harekatı yapacaklardır. Tüm kamuoyu AKP’nin ve Gülen Cemaati’nin tamamen kendi sistemini egemen kıldırmaya dönük bu tür saldırıları karşısında uyanık ve dikkatli davranmalıdır. Amed halkı bu alçakça saldırılar karşısında her zaman dik duracak ve asla geri adım atmayacağına sonuna kadar inanıyorum. Nasıl ki, Ergenekoncuların binlerce faili meçhulü bu halka geri adım attırmadıysa, bugünkü yeşil Ergenekoncuların tehdit, şantaj, işkence, tutuklama ve katletme taktikleri de asla sonuç almayacaktır. Tüm kamuoyu ve tüm halkımız AKP’nin kinci-intikamcı misilleme harekatına karşı etkili mücadele yükseltmeli ve yurtsever halkımız da hiçbir saldırı biçiminden çekinmeden mücadelede daha aktif bir biçimde yer almalı, tutuklanmaktan çekinmemeli, tutuklananların yeri derhal doldurularak, kesintisiz bir mücadeleyle sonuç almayı hedeflemelidir.
KÜRTLER GEREKİRSE RİSK GÖZE ALMALI
Kürt halkı mademki amacını netleştirmiş, o zaman artık amacı doğrultusunda pratik adımlar atmalı, gerekirse risk de göze alarak hedefe yürümeyi bilmelidir. DTK eğer Demokratik Özerkliği ilan ettiyse o zaman Demokratik Özerkliği her yerde inşa edip, hayata geçirmek gerekmektedir. Eğer halkımız sistemini kurmuş olsaydı, AKP polisinin saldırıları da bu kadar gelişme zemini bulmazdı. Ama gereken örgütleme sistemi ve savunma olmadığı için, bugün AKP polisi Botan’da bir sürü tutuklama yapmıştır. Halbuki bu tutuklamalara müsaade etmemek gerekiyordu. Bir Silopi, bir Şırnak halkı kendi belediye başkanı tutuklanıyorsa ve bir şey yapılamıyorsa bu kabul edilmemelidir. Çok değerli, çok yurtsever, saygı duyduğumuz Botan halkı kendi belediye başkanlarını koruyabilme sistemine kavuşabilmeliydi. Mademki seçmiş, başına koymuş o zaman koruyabilmeliydi. AKP polisleri gelip, kollarından tutup götürüyor. Halkımız artık bu tür saldırılara karşı da durabilmelidir. Dönem artık böyle bir dönemdir; Demokratik Özerkliği hayata geçirme, özerk kurumlarını geliştirme ve kendini savunma, bu biçimde gelişebilir. Yeni dönemin görevleri eski dönemin görevlerinden daha farklıdır. Artık mücadelemiz başarının eşiğine gelip, dayanmıştır. Bundan korkuya kapılan sömürgecilik çılgınlaşarak, saldırılar yapmaktadır. Her türlü hukuk ve kuralı çiğneyerek, amacına ulaşmak istemektedir.
ARTIK AYRIMCILIĞA YETER DEMELİYİZ
İki aydır Önderliğimizden haber alamıyoruz. Tabi sadece Önderlik değil, yanındaki beş arkadaştan da haber alamamaktayız. Avukatların Önderliğin yanına gitmesini engelliyorlar. Peki, neden diğer arkadaşların ailelerini de engelliyorlar? Bu, bizde ciddi bir kuşku yaratıyor. Acaba orada ne yapılıyor? İşkence mi var? Yaşıyorlar mı, yaşamıyorlar mı? Bu bilinmemektedir. Bu, aynı zamanda AKP hükümetinin Kürt halkını hiçe saymasıdır. Bu hiçe sayma, bu horlanmaya son vermeli ve bu ayrımcı siyaseti artık kabul etmemeliyiz. Van’da adli davalardan kaynaklı tutuklanmış dört Kürt bir kafesin içine kilitlenip, İstanbul’a götürülürken yolda yangın çıkıyor. İçindeki insanlarımız cayır cayır yanarak can veriyorlar. Peki, bir devlet yetkilisi, bir bakan gelip özür diledi mi? Hayır. Neden? Çünkü onlar Kürt’tüler. O insanlarımızdan birisinin kız kardeşi resmini eline alıp, “devlet bize bunu biz Kürt olduğumuz için yaptı” dedi. Bunu söylerken bu değerli Kürt kızının konuşmasından vicdanı olanların etkilenmemesi mümkün değildir. Biz kendimiz çok etkilendik. Evet, o insanlarımız Kürt oldukları için yaşamlarını kaybettiler, Kürt oldukları için devlet tarafından bir özür bile dilenmedi. Peki, Bursalı beş kişi ateş içinde yaşamını yitirseydi, devlet yine böyle yaklaşır mıydı? Böyle yaklaşmayacakları açıktır. Artık bu ayrımcılığa yeter demeliyiz.
ÖCALAN İŞKENCE ALTINDADIR
Önderliğimiz işkence altındadır, ondan habersiziz. Siyasi temsilcilerimiz zindana atılıyor. Her gün halkımızın onuru çiğneniyor. Buna karşı namuslu hiçbir Kürt ve şerefli hiçbir insan sessiz kalmamalıdır. Tüm yurtsever-demokratik kurum ve kuruluşlar, AKP’nin bu faşizan uygulamalarına karşı daha fazla örgütlenmeli, kendi özerk sistemini kurmalı ve mücadelesini yükseltmelidir. Serhildan hareketi niteliksel bir gelişme yaşayarak, bu faşist uygulamalara dur diyecek bir düzeye gelmelidir. Bunu gerilladan beklememek lazım. Halkımız bunu kendisi yapmalıdır. Bu uygulamalara dur diyecek bir serhildan hareketine ihtiyaç vardır.
ARTIK SAVAŞA DUR DEMEK YETMİYOR
Artık sadece savaşa dur demek yetmiyor. Aynı zamanda toplum içindeki savaşa, siyasi temsilcilere dönük tutuklama hareketine, halkımızın onurunu rencide etme hareketine dur diyecek bir düzeyi yakalamak gerekiyor. Eğer o düzey yakalansaydı, Türk devleti bugün İmralı’da o işkence sistemini bu biçimde uygulayamazdı. Bilelim ki bugün eğer İmralı’da ağırlaştırılmış tecrit ve işkence uygulanabiliyorsa demek ki Kürt halkını hiçe saymakta ve dikkate almamaktadırlar. Bunun için şerefli her Kürdistanlı, kadın-erkek, genç-yaşlı demeden demokrasiden yana olan, Kürt halkının dostu olan, Türkiye’nin demokratikleşmesinde AKP’nin faşizan uygulamalarına karşı duran bütün kesimler mücadele etmelidir. Bu kesimler halkımızın üzerinde uygulanan bu haksızlığa karşı sessiz kalmamalıdırlar. Gün artık söz söyleme günü değil, pratik günüdür. Gün, herkesin bulunduğu yerde mücadeleyi yükseltmek için elinden geleni yapma günüdür.
KONGRE HAREKETİ
* Seçim öncesinde kurulan Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu’nun genişleyerek bir Kongre Hareketi’ne dönüşmesi sürecinden bahsediliyor. Bu konudaki görüşlerinizi kısaca alabilir miyiz?
Kürdistan halkının özgürlük mücadelesi, özü itibarıyla bir eşitlik, kardeşlik, insanlık ve demokrasi mücadelesidir. Kürdistan’da zulüm sürdükçe, tüm Türkiye emekçilerinin de egemenliğin zulmü altında daha fazla ezileceği açıktır. Ve Kürdistan’da zulüm rejimi devam ettikçe, Türkiye’de demokrasinin gelişemeyeceği çok daha açıktır. Bu nedenle Kürdistan Özgürlük Mücadelesi, esas olarak Türkiye’nin demokratikleştirilmesi mücadelesidir. Bu nedenle iki halkın ortak mücadele birliği stratejik bir olgudur. Özellikle demokratik ulus çözümü çerçevesinde Kürt sorununun çözümü Cumhuriyet’in demokratikleştirilmesi Türk ve Kürt halklarının kardeşliği ve kalıcı-özgür birliği için çok önemli bir çerçevedir. Esas olarak Türkiye’nin özgür ve demokratik geleceğini bu perspektiften hareket eden mücadele belirleyecektir.
Bu açıdan Kürdistan Özgürlük Mücadelesi ile Türkiye’deki sol-sosyalist-demokrat çevrelerin bir çatı altında örgütlenmesi çok gerekli ve gecikmiş bir görev durumundadır. Eğer bugün üzerinde yoğunlaşılan Kongre Hareketi’nin süreci başarılı pratikleşmesi gelişir, Demokratik Ulus Kongre-Partisi biçiminde bir yapılanmaya ulaşırsa, bu, uzun bir tarihi geçmişe dayanan Türkiye’nin eşitlik ve demokrasi mücadelesinin yeni bir sürece taşınması anlamına gelecektir. Bu yeni süreç, demokrasi hareketinin dağınıklığına son veren, onu Türkiye’de demokratik ulus perspektifiyle gerçek bir alternatif haline getiren, kapitalist moderniteye karşı halkların iradesini temsil eden büyük bir hareketin şekillenmesine giden yolu açacaktır. Biz gerçek anlamda ortaklaşmanın ve kongre hareketinin başarısının bunu yaratacağına inanıyoruz. Bunun için de yürütülmekte olan bu çalışmalara önem veriyor ve sonuna kadar arkasında olacağız. Bize göre Kürdistan ve Türkiye’de yurtsever öze sahip, sömürüye karşı, özgürlük-eşitlik ve demokrasiden yana olan tüm çevrelerin bu sorumlulukla yaklaşması ve mutlaka halklar adına güçlü bir çıkışı yapabilecek ortaklaşmanın ve güçlü bir birliğin gelişmesi için gereken katılımı ve özverili tutumu geliştirebilmelidir.
ANF / 27.09.11