29.09.2011 07:10
Rusya, ABD ve AB'ye sesini yükseltiyor – Murat Yetkin
Bahis konusu aslında son zamanlarda Türkiye’de öldürülen Çeçen militanlara yönelik saldırıların tamamında 7.62 mm kalibre mermilerin kullanılması ve bu kalibre mermilerin aralarında Rusların efsanevi AK–47 ya da bilinen adıyla Kalaşnikov tüfeklerince atılıyor olması değil.
Radikal’in haberinden de okuyabileceğiniz gibi, güvenlik kaynakları mermilerin daha az bilinen bir başka silah tipinden atılmış olabileceği kuşkusunu taşıyor; OTse-14 ya da diğer adıyla Groza, 1990’ların ortasında özel olarak Rus gizli servis tetikçileri için üretildiği bilgisi verilen bir silah.
Tabii bu doğruysa dahi tek başına bu cinayetlerden Rusya’nın sorumlu olduğu anlamına gelmez. Neticede o tip silah başka ellere de geçmiş olabilir. Ama bu sözün, kuşkunun yayılması dahi, Sovyetler Birliği olsun olmasın, Rusya’nın dünyanın bu bölgesinde adı korkuyla anılan bir güç olmaya devam ettiğini gösterir.
Rusya’nın etkisi
ABD ve Avrupa Birliği 2008’de başlayan ve halen devam eden ekonomik krize bağlı olarak siyasette irtifa kaybettikçe, dünyanın en büyük petrol ve gaz üreticisi olarak Rusya, ekonomide olduğu gibi siyasetteki etkisini de arttırıyor.
Rusya dün Kosova’da Sırplara karşı ‘şiddet’ kullandığı gerekçesiyle NATO’yu sert şekilde eleştirdi. Aynı gün AB, Kosova’da Arnavut ve Sırplar arasındaki görüşmelerin kesildiğini duyurdu, Balkanlar’da da gerilim yükselişte. Başbakan Tayyip Erdoğan bugün Kosova’ya komşu Makedonya’da olacak; Türkiye oradaki gelişmeleri de dikkatle izlemek zorunda.
Çünkü Rusya bugünlerde Türkiye’nin taraf olduğu bir başka NATO çabasıyla yakından ilgileniyor.
Füze Kalkanı Projesi, Rusya değil, İran’dan gelen saldırılara karşı kurulduğu yolunda Batı’dan verilen bütün teminata karşın Moskova’yı kuşkulandırıyor. Nasıl kuşkulandırmasın? Sistemin füze rampaları Rusya’nın batısına düşen AB ve NATO ülkeleri Polonya ve Romanya’da kurulacak. Erken uyarı radarlarından bir kısmı ise Rusya’nın güneyinde, yani Türkiye’de kurulacak.
Derin sessizlik
'Kalkan’ın İsrail’i de füze saldırılarından korumaya yönelik olduğu, Ankara’nın bu konudaki derin sessizliğine karşın bir sır değil. Önceki gün Ankara’da temaslarda bulunan NATO’nun ABD’li başkomutanı Orgeneral James Stavridis’in daha önceki durakları Romanya ve İsrail idi. Türkiye, İsrail’in NATO imkânlarından resmen yararlanmasını veto edebilir. Ama ‘Kalkan’ın füzelerini taşıyacak bir başka sistem
Doğu Akdeniz’deki ABD gemilerinde konuşlanacakken, ABD ve İsrail arasında NATO dışına kaydırılmış istihbarat ve eylem işbirliğini nasıl engelleyebilir?
Rusya sistemin kendisine yönelik olmadığı iddialarına inanmış görünüyorsa bu yalnızca kendisine özgü mizah anlayışıyla rakiplerinin yüzüne vurma zamanını beklediğindendir.
Tabii Rusya bu arada Batı’nın Libya’dan Suriye’ye her türlü Arap Baharı girişimini inceden inceye engellemeye devam ediyor; bir taktik saymak lazım.
Putin’in stratejisi
Moskova, yine kendisine özgü strateji anlayışıyla güney ve batı sınırlarına doğru yaklaşan fırtınanın gözünde güvenlik ve enerji konularının bulunduğunu görüyor.
Eski güvenlik şefi Vladimir Putin ve eski enerji şefi Dimitri Medvedev’in cumhurbaşkanlığı ve başbakanlığı aralarında dönüştürerek 2024’e kadar elde tutma planı, bu fırtınayla başa çıkma stratejisinin bir parçası olabilir.
Moskova böylece ABD ve AB’ye yönelik her ihtimale karşı pozisyon alıyor.
Bu arada Çin’in ne yaptığını merak eden varsa Moskova ve Pekin arasında eski
ideolojik çatışma ortamından eser kalmadığını dikkate almalı. Ankara mutlaka alıyordur, değil mi?
Radikal / 29.09.11