Warning: mkdir(/homepages/25/d163415782/htdocs/dummy40/typo3temp/tx_ncstaticfilecache/www.kizilbayrak.net/basin/haber/arsiv/2011/10) [function.mkdir]: Disk quota exceeded in /homepages/25/d163415782/htdocs/typo3_src-4.1.15/t3lib/class.t3lib_div.php on line 2638

Warning: fopen(/homepages/25/d163415782/htdocs/dummy40/typo3temp/tx_ncstaticfilecache/www.kizilbayrak.net/basin/haber/arsiv/2011/10/01/artikel/170/karayilan-goerue.html/.htaccess) [function.fopen]: failed to open stream: No such file or directory in /homepages/25/d163415782/htdocs/typo3_src-4.1.15/t3lib/class.t3lib_div.php on line 2552

Warning: fopen(/homepages/25/d163415782/htdocs/dummy40/typo3temp/tx_ncstaticfilecache/www.kizilbayrak.net/basin/haber/arsiv/2011/10/01/artikel/170/karayilan-goerue.html/index.html) [function.fopen]: failed to open stream: No such file or directory in /homepages/25/d163415782/htdocs/typo3_src-4.1.15/t3lib/class.t3lib_div.php on line 2552

Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /homepages/25/d163415782/htdocs/typo3_src-4.1.15/t3lib/class.t3lib_div.php:2638) in /homepages/25/d163415782/htdocs/typo3_src-4.1.15/typo3/sysext/cms/tslib/class.tslib_fe.php on line 2965
Karayılan: Görüşmelerin başlaması için Öcalan’ın önü açılmalı : KIZIL BAYRAK
 
Ana Sayfa / Basın / 
18.05.2012
01.10.2011 16:03

Karayılan: Görüşmelerin başlaması için Öcalan’ın önü açılmalı

 

Çatışmaların neden şiddetlendiğini açıklayan KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, “seçime kadar oylama, seçim sonrası da savaşın dayatılmasının devletin ve hükümetin bilinçli bir politikası” olduğunu söyledi. Karayılan, devletle görüşmelerin yeniden başlamasının mümkün olduğunu ancak bunun için gerekli koşulların oluşturulması gerektiğini belirtti.

Öcalan, sağlık, güvenlik ve özgür hareket etme koşulları yaratılmadıkça görüşme sürecinin başlamasının hiçbir anlamı olmadığını kaydeden Karayılan, ‘’Çünkü tartışılacak olan her şey tartışıldı, bu konuda yapılması gereken her şey yapıldı, son olarak protokoller hazırlandı; iş, sıra pratik adıma gelince tıkandı’’ diye konuştu.

ANF’nin sorularını yanıtlayan KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, BDP öncülüğündeki Blok’un Meclis’e dönüş kararı, çatışmaların neden yeniden şiddetlendiği ve PKK-devlet arasındaki görüşmelerin yeniden başlayıp başlamayacağını ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

MECLİS’E DÖNÜŞE KARŞI ÇIKANLARIN DÜŞÜNCELERİ BİR YÖNÜYLE YANLIŞ DEĞİL

*DTK’nın da tavsiyesini alan BDP öncülüğündeki Blok’un Meclis’e dönüşüne ilişkin bazı çevreler ile aralarında kent meclislerinin de olduğu tabanda farklı sesler çıktı. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

-- Sonuç olarak BDP öncülüğündeki Blok grubu kararını verdi ve bunu bir deklarasyonla halkımıza ve kamuoyuna açıkladı. Biz hareket olarak Blok grubunun almış olduğu bu karara saygılı yaklaşmanın doğru olacağını düşünüyoruz. Biliyorum, bazı yurtsever insanlarımız ve yine bir takım kurum yöneticileri, Blok grubunun almış olduğu bu karara soğuk yaklaşmaktadır. Gerçekten de AKP devletinin Kürt Halk Önderliği’ne, Özgürlük Hareketi’ne, Kürt siyasetine ve Kürt halkına karşı topyekun bir saldırı başlattığı bu aşamada bütün cephelerde direnişçi bir tutuma ihtiyaç vardır. Bu konuda Blok grubunun meclise gitmemesi ve halkının içinde kalarak bu direniş sürecine katılması gerektiğini düşünen bütün değerli devrimci demokrat ve yurtseverlerin düşüncelerine saygı duyuyorum. Ve düşünceleri de bir yönüyle yanlış değildir. Gerçekten de AKP hükümetinin yürüttüğü topyekun savaş tarzı, Kürt halkı açısından çok rencide edici, gururunu zorlayan ve etikten uzak bir savaş tarzıdır. AKP hükümeti ve kurduğu sistem, bu süreçte adeta bir kişinin polis tarafından tutuklanarak kaba yöntemlerle itirafa zorlanması gibi bir süreci dayatmıştır. Biz onurumuz ve haysiyetimiz için asla bunun karşısında taviz veremeyiz; vermemeliyiz de.

Bu nedenle bu çerçevede düşünen bütün arkadaşların düşüncelerine yanlıştır demiyorum ama sorunun farklı boyutları da vardır: Öncelikle grup vekilleri, BDP Eş başkanı Selahattin Demirtaş’ın okuduğu deklarasyon çerçevesinde davranır ve hareket ederlerse o cepheden de bu direniş sürecini zayıflatmaya değil, güçlendirmeye dönük çaba göstermiş olurlar. Yine bir kapıyı açık tutma, tüm Türkiye halklarına ifade eden bir platformda Kürt halkının haklı davasını ve demokrasi güçlerinin mücadelesini yansıtmak için o zemini kullanmak da yanlış değildir.

KARARA SOĞUK YAKLAŞANLAR GÜÇLÜ KATILIM SAĞLAMALI

Meclise gitmeme tutumu, AKP’nin sömürgeci, egemenlikçi siyasetini protesto etmeye dönük bir tavırdı. Bu doğruydu ve kendine göre sonuçları da oldu. Şimdi bu siyasete karşı daha geniş bir cepheden mücadelenin yürütülmesi gerektiği bu aşamada içe kapanmamak, açılmak ve hatta gerekirse tartışma ve diyalog yoluyla sonuç almaya çaba göstermek anlamında uğraş göstermek bu büyük direniş hamlesinin bütünlüğü çerçevesinde zayıflatıcı değil, güçlendirici olabilir. Bu konuda kendilerinin deklarasyonla verdikleri söze ve almış oldukları karara güvenmek gerekiyor. Yani burada şunu söylemek istiyorum: Bu meclise giriş kararına soğuk yaklaşan arkadaşlar da bu çerçeveden düşünerek güçlü katılım sergilemeli ve destek sunmalıdır. Çünkü her cephede olduğu gibi siyasi cephede de bu grubun güçlü olabilmesi için arkasında güçlü halk desteğinin olması gerekmektedir. Tüm demokratik kurumların ve halkımızın bunu bilerek tutum almaları, tavır geliştirmeleri daha doğrudur.

Bir de bu mücadeledeki herkesin kaldırabileceği yükü kaldırması ve yapabileceği görevi yapması başarı açısından önem taşıyor. Bunu da düşünmek gerekiyor. Yani her koşul altında her tutum ve tavrı almak doğru olmayabilir. Yine bütün boyutlarıyla düşünüp karar vermek ve o biçimde sürece katkı sunmak çerçevesinde yaklaşmak gerekiyor. Bütün bu konulardan hareketle BDP’nin öncülüğündeki Blok grubunun meclise gidiş biçiminde almış oldukları bu karar ve adıma halkımızın anlam vereceğini ve destek sunacağını düşünüyorum. Burada önemli olan o cephede de halkımızın özgürlük davasına katkı sunmaları, saldırılar karşısında halkımızın yürüttüğü direniş mücadelesini zayıflatan değil güçlendiren bir faktör haline gelmeleridir.

Ayrıca Türkiye’nin gündeminde yeni bir anayasa yapma sürecinin bulunduğu bilinmektedir. Kürt sorununa anayasal çerçevede çözüm, Önderliğimizin ve hareketimizin temel amacıydı. Ancak sorunun anayasal çözümü Kürt halkının kimlik ve statü kazanmasıyla mümkün olabilir. Bugün meclis eğer yeni bir anayasa yapacaksa ve bu anayasa çerçevesinde Kürt sorununu çözmek istiyorsa, 10 Mart 1922’de dönemin meclisi tarafından Kürt Özerklik kararı alınarak nasıl çözüm perspektifi ortaya konulmuşsa, günümüzde mevcut meclis de aynı perspektifle yaklaşarak Kürt sorununu kalıcı bir biçimde çözüme kavuşturabilir. Bu açıdan Kürt halkının görüşünü yansıtmak ve gündeme taşımak, Türkiye toplumuna izah etmek açısından da meclis platformunun doğru değerlendirilmesi gerekmektedir. Bütün bu açılardan bakılırsa bu gidiş kararının da bir takım faydalarının olacağını görmek mümkündür.

TARİH BU KEZ TEKERRÜR ETMEDİ

*Çatışmaların yeniden şiddetlenmesine hangi tarafın yol açtığı geniş bir şekilde tartışılıyor. Özellikle AKP yanlısı medya hükümetin değil Kürt hareketinin bu yeni çatışma sürecini başlattığını iddia ediyor. Nasıl bu duruma gelindi?

- Şu bir gerçek ki, Türk devleti her zaman Kürt hareketlerini değişik taktiklerle yanıltmış, kandırmış ve yenmeyi başarmıştır. Ancak hareketimizin şahsında, tarih tekerrür etmedi. Çünkü biz bu oyuna düşmedik. Önder Apo’nun uyarı ve perspektifleri ışığında PKK yönetiminin bu dönemde başardığı en önemli husus, oyuna gelmemek, oyalanmaya prim vermemektir. Nasıl? Yani biz devletin bir biçimde kendi çizgisini etkili kılma niyetini düşünerek tedbirlerimizi de aldık. Burada, görüşmeyi yürüten heyetin çabalarına, sorunu çözme eğilimine değer biçtik; halen de değer biçiyoruz. Ama hükümet ve Başbakan, heyete gerekli yetkiyi vermedikleri gibi, bir de sürecin gelişmesi için pratik adımlar atmamıştır. Bunun için bütün görüşmeler sözde kalmıştır.

HEYETLE GÖRÜŞÜRKEN TEDBİRLERİMİZİ DE ALDIK

“Eylemsizlik ve geri çekilmeyi ısrarla dayattılar” vurgusu tam olarak devletin tutumunu izah etmemektedir. Esas tıkatan husus bundan ziyade, hiçbir adımı pratikleştirmeme ve özellikle Kürt siyasetine karşı soykırım politikasını durdurmama, en ciddi engeli oluşturmuştur. Yine operasyonlar durdurulmamıştır. Mesela 2011’in Mart ayından Haziran ayına kadar 50 civarında arkadaşımız operasyonlarda şehit düşmüş, yine KCK adı altındaki operasyonlar durmamıştır. İşi zora sokan şeyler bunlar olmuştur. Peki, bunların talimatını kim veriyor? Başbakan veriyor. Yoksa belli bir düzeye gelmişti. Heyetin de bizim de çabalarımız vardı. Ama öbür taraftan tam tersi pratikler gelişince o ulaşılan düzey de anlamsız konuma düşmüştür. Özgürlük Hareketi olarak bizim yaptığımız şey tedbirli davranmaktır. Önderliğimiz bir zamanlar bize şunu derdi: “Ben size güveniyorum ama tedbirimi de alıyorum.” Biz de öyle yaptık. Tedbirimizi aldık. Yani hem görüşme ve diyaloglarımızı sürdürdük, hem de doğal olarak kendi hazırlığımızı da yaptık. Biz o süreçte kendimize iki ekseni esas aldık: Demokratik Anayasal Çözüm ve Devrimci Halk Savaşı. Demokratik anayasal çözümde sonuna kadar samimiydik. Ola ki devlet buna gelmezse, saldırılar karşısında kendimizi savunmak ve direnmek için de Devrimci Halk Savaşı perspektifi temelinde güçlerimizi belli düzeyde hazır halde tutmaya çalıştık. Bu tedbirimiz bir art niyet taşımadığı gibi, öyle gizli yapılmış bir şey de değildi.

İşte o sözünü ettiğiniz bazı çevreler, arkadaşlarımızın bu temelde yaptığı konuşmaları veri göstererek bizim savaşı başlattığımızı iddia etmeye çalışıyorlar. Hayır, öyle değil. Biz alternatifli çalıştık, bu doğrudur. Çünkü Kürt halkı her zaman devletler tarafından kandırılmış bir halktır. Hatta bizim oralarda şöyle bir söz vardır: “Dewlet ker be jî xwe lê meke.” Yani izahatı şöyledir: “Devlet eşek de olursa yine de binmeyin.” Bu nedenle biz tedbirli davranmak zorundaydık. Bizim yaptığımız budur. Yoksa biz siyasal demokratik çözümde sonuna kadar ısrarlıydık. Bunu bazıları çarpıtıyor; sözüm ona bizim alttan alta savaşa hazırlandığımızı iddia etmeye çalışıyorlar. Bu doğru değildir. Doğru olan, bizim demokratik çözümde sonuna kadar ısrarlı olduğumuzdur. Ama bunun karşısında devletin de daha kış aylarında çeşitli bölgesel ve uluslararası güçlerle ilişki kurarak Tamil benzeri bir operasyon için hazırlık yaptığı şimdi daha açık görülmüştür.

SEÇİME KADAR OYALAMA, SONRA DA SAVAŞIN DAYATILMASI HÜKÜMETİN PLANIYDI

Esas olarak bilinçli bir biçimde görüşmeleri seçime kadar oyalayarak, seçim sonrası savaşın dayatılması, devletin ve hükümetin ana fikri durumunda olduğu nettir. Hükümetin hiçbir adım atmaması ve askeri operasyonları durdurmaması, yine siyasi operasyonları da gittikçe hızlandırmasının nedeni de buydu. Çünkü o bizi zayıflatmak istiyordu. Esas, süreci bozan hükümetin bu faaliyetleriydi. Dikkat edin, bahar aylarında birçok kaybımız oldu. 14 Temmuz’da Silvan’daki çatışmada ise devlet güçleri kayıp verince derhal düğmeye basıldı. Çünkü zaten bir gerginlik ve ezme kararı mevcuttu. Gelişmelerin esası bu biçimde yaşanmıştır.

HERŞEY KONUŞULDU, İŞ PRATİĞE GELİNCE TIKANDI

*Peki görüşmeler yeniden başlaya bilir mi?

- Ortada bir sorun varsa, hele bu sorun bir toplumsal sorunsa, muhakkak bir gün görüşmelerle masa üstünde tartışmak kaçınılmaz bir durumdur. Tabii ki görüşmelerin yeniden başlaması mümkündür. Ama artık Önder Apo’nun koyduğu sağlık, güvenlik ve özgür hareket etme koşulları vardır ve bu koşullar yaratılmadıkça görüşme sürecinin başlamasının hiçbir anlamı olmayacaktır. Çünkü tartışılacak olan her şey tartışıldı, bu konuda yapılması gereken her şey yapıldı, son olarak protokoller hazırlandı; iş, sıra pratik adıma gelince tıkandı. Pratik adımların ilki de Önder Apo’nun sağlık sorunlarının çözülmesi, güvenliğinin temini ve özgür hareket etme koşullarının yaratılarak, sürecin bizim tarafımızdan pratikleşmesinin sağlanması için önünü açmadır.

ÖCALAN’IN DEVREYE GİRMESİ GEREKİYOR

Özellikle askeri güçlerin konum değiştirmesi ve sürecin başlatılması için bizzat Önderliğimizin devreye girmesi gereklidir. Bu nedenle önünü açmak gereklidir. Önünü de İmralı’da açamazsın. Bundan sonra bizim için kesin ve net şey budur. Başka biçimde çeşitli manevralarla kimse sonuç almaya uğraşmasın.

Bu konuda şimdi AKP hükümeti bizi yok etmeye çalışıyor. Yapabiliyorsa varsın yok etsin. Biz kendimize güveniyoruz. Açıkça söylüyoruz. Halkımız da her yerde kendisine güvenmeli. Çünkü dönem bir başarı ve kazanma dönemidir. Tarihin bu aşamasında bizim kazanma koşullarımız daha fazladır. Halkımızın haklı davası ve toplumsal direnişi karşısında hiçbir güç dayanamaz. Bu nedenle bizim direnişle kazanacağımız kesindir. Direnişimiz sadece bir direnme değil, ilerleme ve kazanmayı hedefleyen bir mücadele biçiminde gelişecek ve kazanmamız gerçekleşecektir. Bunu herkes bilmelidir.

ANF / 01.10.11


YAZICIYA GONDER


Mayıs
Pzt Sal Çrş Prş Cum Cts Paz
30 1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31 1 2 3