Warning: mkdir(/homepages/25/d163415782/htdocs/dummy40/typo3temp/tx_ncstaticfilecache/www.kizilbayrak.net/basin/haber/arsiv/2011/10) [function.mkdir]: Disk quota exceeded in /homepages/25/d163415782/htdocs/typo3_src-4.1.15/t3lib/class.t3lib_div.php on line 2638

Warning: fopen(/homepages/25/d163415782/htdocs/dummy40/typo3temp/tx_ncstaticfilecache/www.kizilbayrak.net/basin/haber/arsiv/2011/10/08/artikel/170/cemil-bayiktan-6.html/.htaccess) [function.fopen]: failed to open stream: No such file or directory in /homepages/25/d163415782/htdocs/typo3_src-4.1.15/t3lib/class.t3lib_div.php on line 2552

Warning: fopen(/homepages/25/d163415782/htdocs/dummy40/typo3temp/tx_ncstaticfilecache/www.kizilbayrak.net/basin/haber/arsiv/2011/10/08/artikel/170/cemil-bayiktan-6.html/index.html) [function.fopen]: failed to open stream: No such file or directory in /homepages/25/d163415782/htdocs/typo3_src-4.1.15/t3lib/class.t3lib_div.php on line 2552

Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /homepages/25/d163415782/htdocs/typo3_src-4.1.15/t3lib/class.t3lib_div.php:2638) in /homepages/25/d163415782/htdocs/typo3_src-4.1.15/typo3/sysext/cms/tslib/class.tslib_fe.php on line 2965
Cemil Bayık'tan Türkiye'ye Suriye uyarısı : KIZIL BAYRAK
 
Ana Sayfa / Basın / 
18.05.2012
08.10.2011 15:52

Cemil Bayık'tan Türkiye'ye Suriye uyarısı

 

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık, Türkiye’nin Suriye’de de Kürtlerin kazanım elde etmesini istemediğini belirterek, “Bunu engellemek için de her türlü çabayı sarf ediyor. Ancak Kürt Özgürlük Hareketi her türlü müdahaleye karşı hazırdır. Türk devleti Suriye’ye bir müdahale ederse buna karşı da en şiddetli direnişi gösterecektir. Bunu rahatlıkla söyleyebiliriz” dedi.

Bayık, ANF’nin İran’daki son durum, Suriye’deki gelişmeler, Kürtler arası ulusal konferans ve Avrupa’da Kürtlere yönelik baskılara ilişkin sorularını yanıtladı.

İRAN BAZI ALANLARDAN GÜÇLERİNİ ÇEKTİ

*İran ile yaşanan şiddetli çatışmalar ardından PJAK'ın ateşkes ilan etmesiyle başlayan süreç nasıl işliyor? Türk devleti İran ile ortak operasyon yapacaklarını ve her konuda anlaştıklarını söylüyor? Bu açıklamalar ışığında ateşkes sonrası durum hakkında neler söyleyebilirsiniz?

PJAK’la İran arasındaki ateşkes şu anda sürüyor. Herhangi bir çatışma yok. Hatta İran bazı alanlarda güçlerini geriye çekmiş durumda. Bu yönüyle bir sessizlik var. Türk devletiyle İran ortak operasyon yapacakları konusunda Başbakan’ın verdiği bilgiler çok gerçeği yansıtmıyor. Bize gelen bilgiler Başbakan’ın söylediği çerçevede değildir. Kuşkusuz İran’ın ne yapacağı belli olmaz. Kürt düşmanlığı söz konusu olduğunda hepsi birleşmektedir. Daha kısa süre önce Suriye, Türkiye ve İran’ın Kürt düşmanlığında nasıl birleştiklerine şahit olduk. Türkiye'nin Suriye’yle nasıl bir savaş içinde olduğunu biliyoruz. İran Türkiye'nin bir yıl sonra Suriye’ye yaptığını kendisine de yapacağını ve karşı karşıya bildiği halde hala Kürt karşıtlığı söz konusu olduğunda birleşiyorlar. Kürt karşıtlığı olduğunda bütün düşmanlıklarını bırakıyorlar. Bu açıdan biz dikkatliyiz. Her olasılığı göz önünde tutuyoruz.

İRAN’IN BUNDAN SONRA DİKKATLİ OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUZ

Ama İran’ın mevcut durumda Türkiye ile ortak bir operasyona girmesine çıkarı yoktur. Eğer böyle bir ortak operasyona girerse kendi sonunu getirir. Geçen bir aylık süreçte İran’ın PJAK gerillaları karşısında ne duruma düştüğünü kendisi görmüştür. Gerillaları herhangi bir Irak ya da Türkiye askeri değildir. Başka örgütlere benzemez. Önder Apo’nun düşüncelerine bağlı, Kürt Özgürlük Hareketi'nin düşüncelerinden etkilenmiş insanların nasıl bir savaşçı olacağını, nasıl bir mücadeleci olacağını en iyi İran bilmektedir. İran PKK'yi çok iyi tanımaktadır. İran, PKK militanlarını da PKK'nin siyaset tarzını da mücadele tarzını da yaşam tarzını da çok iyi bilmektedir. İran da bilir ki PKK'den etkilenmiş, Önder Apo’nun düşüncelerinden etkilenmiş herhangi bir siyasal güce karşı savaş vermek öyle basit değildir. Bu açıdan İran’ın bundan sonra daha dikkatli olacağını düşünüyoruz. Şu anda ateşkesi çiğnediğine dair ya da çiğneyeceğine dair herhangi bir emare, belirti yoktur. Başbakan açıklamasıyla Türkiye'deki belirli çevrelere moral vermek, bakın işte İran’ı da yanımıza aldık, herkesi yanımıza aldık, PKK'nin sonu geldi gibi mesaj vermek istemektedir.

AKP hükümeti gerillalar ve Kürt Özgürlük Hareketi karşısındaki kaybetmesini ABD destek verdi, İran destek verdi, Irak destek verdi diyerek bulunduğu zor durumu gözden uzaklaştırmak istemektedir. Bu tür şeylerden sık sık söz etmesi Türk devletinin Kürt Özgürlük Hareketi karşısında ne kadar sıkıştığını göstermektedir. İran’la şöyle yapacağız, böyle yapacağız demesi de sıkışıklıklarını göstermektedir. Doğrudur İran’la ortak işler çok yapmışlardır, yapıyorlardır, ama İran da bunun sınırını bilmektedir. İran eğer Ağustos ayında yaptığı gibi beklenmedik bir anda bir daha kalleşçe saldırırsa bunun kısa sürede sonuçlanmayacağı bir savaş içine girmek olacağını hesaplar. Öte yandan İran da bilmektedir ki Kürt Özgürlük Hareketi İran’da da Türkiye'de de her yerde de sorunun demokratik yollardan çözülmesini istemektedir. Hareketimizin devlet olalım, İran’da, Türkiye’de, Suriye’de yeni sınırlar çizilsin gibi yaklaşımı yoktur. Bunu da en iyi İran bilmektedir. Bu açıdan İran’ın son çatışmalardan sonra aracıların devreye girmesiyle yapılan ateşkese uyduğu gözüküyor. En azından bize yansıyanlar bunlardır. Zaten İran yakından takip edilmektedir. İran’ın sınır içlerinde her türlü bilgiyi alma, öğrenme imkanlarımız bulunmaktadır.

SURİYE’DEKİ KÜRTLER

*Suriye'deki Kürtler demokratik özerklik istemlerini dile getirmelerine rağmen, Kürt kimliğinin yasal olarak tanınması ve haklarının verilmesi konusunda ciddi bir adım atılmadığı görülüyor. Hareketinizin yaklaşımını anlatabilir misiniz?

Hareketimizin Suriye politikasını şöyle izah etmek mümkündür: Önder Apo 20 yıla yakın Suriye’de kaldı. PKK'nin 20 yıla yakın Suriye’de önemli bir çalışması oldu. Bu tabii Güneybatı Kürdistan toplumunda önemli bir değişim ve bilinçlenme ortaya çıkardı. Bu yönüyle hareketimizin halk içindeki, toplum içindeki etkileri derindir. Sadece bir siyasal ilişki değildir; bir kültürel ilişkidir, bir sosyal yaşam ilişkisidir. Bu yönüyle güneybatı Kürdistan Kürtlerinin şekillenmesinde, yeni kişilik kazanmasında hareketimizin etkisi belirleyicidir. Bu açıdan Suriye’deki Kürt toplumuyla PKK arasındaki ilişkileri sıradan görmemek lazım. Hala binlerce güneybatı Kürt genci HGP safları içindedir. Yine binlerce şehidi vardır. Bu açıdan güneybatı Kürdistan'da hareketimizle toplum arasındaki ilişkilerin çok derin, kapsamlı olduğu açıktır. Bu yönüyle hem özgürlük bilincinde, hem ulusal bilinçte hem örgütlenme anlayışında sosyal yaşam kültüründe PKK'nin etkisi çok fazladır. Bu tabii hareketimizin buradaki örgütlenmelerinin daha yaygın olmasını, halkla rahat ilişki kurmasını ve örgütlenmesini, beraberinde getirmektedir. Güneybatıdaki örgütlenme çabalarımız, çalışmalarımız şimdiye kadar hiç kesintiye uğramadı.

Suriye özellikle Adana anlaşmasıyla birlikte Türkiye ile sıkı ilişki içine girerek hareketimize karşı düşmanca politikalar izlemiştir. Birçok kadroyu Türkiye'ye teslim etmiştir. Hatta istihbarat vererek gerillaların yaşamını kaybetmesine neden olmuştur. Bu açıdan Türkiye-Sureye ilişkilerinin gelişmesi sürecinde Suriye hareketimize karşı saldırılarını arttırmıştır. Birçok Kürt yurtseverini tutuklamıştır, hatta katletmiştir. Birçok kadromuzu tutuklayarak zindanlara atmıştır. Hareketimizin içinden kaçan unsurlarla ilişkilenip onları bize karşı örgütleyerek düşmanca bir tutum içinde olmuştur. Bütün bunlar geçen süreçte Suriye’nin Kürt sorununa yaklaşımının Türkiye ve İran’ın yaklaşımından farklı olmadığını ortaya koymuştur. Kürtlerin hiçbir hakkını tanımama politikası izlemiştir. Suriye’nin son dönemdeki Kürt düşmanlığının, Kürt inkarcılığının, Kürtlere hiçbir hak tanımama, baskı altına alma politikalarının arkasında Türkiye ve İran vardır.

İRAN SURİYE’Yİ YAVAŞ YAVAŞ TERK EDİYOR

Şu anda Türkiye Suriye’ye düşman olmuştur. İran da yavaş yavaş Suriye’yi terk etmektedir. İran’ın da Suriye’yi uzun süre desteklemeyeceği, gerektiğinde manevra yaparak Suriye’deki muhalif güçlerle ilişkilenmek isteyeceği şimdiden anlaşılmıştır. Bu ortamda Suriye’deki siyasal durum daha karmaşık hale gelmiştir. Kürt halkı tabii ki örgütlenmekte ve Suriye’de çıkan mevcut siyasal kriz döneminde Kürt halkı tabii ki örgütlenmekte ve demokratik özerklik istemektedirler. Kimliklerinin tanınmasını, anadilde eğitim ve çok dilli yaşamı istemektedirler. Suriye’deki Kürt demokratik hareketi demokratik özerklik temelinde demokratik Suriye ve özgür Kürdistan mücadelesi vermektedir. Kürtler Suriye’nin en temel demokrasi gücüdür. Bu bakımdan Suriye’nin demokratikleşmesinde de temel demokratik güç olarak rolünü oynamak istemektedir. Suriye’yi değiştirip dönüştürmede iddiası en fazla olan hareket de Kürt Özgürlük Hareketi’dir. Çünkü diğer muhalif güçler demokrasiden çok iktidar değişimi, iktidarı ele geçirmek istemektedirler. Demokrasi bilinci ve demokratik karakterleri zayıftır. Bu açıdan Kürt Özgürlük Hareketi'nin Suriye’deki mücadelesi Suriye’nin dönüşmesinde belirleyici karakterdedir.

SURİYE’DEKİ DİĞER MUHALİF GÜÇLER KÜRTLERİN TALEPLERİN OLUMLU YAKLAŞMIYOR

Kürt Özgürlük Hareketi muhaliflerin bir kısmıyla ilişki içindedir. Diğer taraftan devlete de çağrı yapmaktadır. Devletin dönüşümünü de istemektedir. Eğer devlet demokratik temelde dönüşür, Kürt halkının demokratik özerkliğini tanırsa devletle bir uzlaşma içine gireceğini de söylemektedir. Ama esas olarak da demokratik özerklik çalışmalarını ve mücadelesini sürdürmektedir. Suriye’yi demokratikleştirme mücadelesini yürütmektedir. Suriye’nin baskıcı politikalarını eleştirmekte, bu konudaki politikalarını değiştirmesi için çabasını ve mücadelesini yürütmektedir. Diğer taraftan Suriye’deki diğer muhalif güçlerle de ilişki kurmaya çalışmaktadır. Ama Suriye’deki diğer muhalif güçler, özellikle de ihvan-ı Müslim Özgürlük Hareketi’ne soğuk yaklaşmakta ve uzak durmaktadırlar. Kürtlerin taleplerini karşılamaya yanaşmıyorlar. Türk devletiyle ilişkilerini sürdürmek için Kürt halkının, Kürt demokratik hareketinin taleplerine olumlu yaklaşmamaktadırlar. Böylelikle demokratik güç olmadıklarını, tamamen dış güçlerin desteğiyle iktidarı ele geçirmek isteyen güç olduklarını ortaya koymuşlardır. Bu yönüyle ihvan-ı Müslim ve ona yakın güçlerle ilişkiler yok gibidir. Ama bunun dışında gerçekten Suriye’nin demokratikleşmesini isteyen, Kürt halkının özgürlüğünü, demokratik özerkliğini kabul eden Suriye’deki Arap, ilerici ve demokratik güçlerle ilişki içindedir. Yine demokratik Suriye ve Kürdistan'ın özgürleşmesini isteyen Kürt siyasi partilerle de ortak bir cephe kurmuştur. Bu çerçevede mücadelesini yürütmektedir.

KÜRT HAREKETİ HEM DEVLETİ HEM DE MUHALEFETİ ZORLUYOR

Her ne kadar diğer muhalif güçlerle ilişkisi çok zayıf olsa da, devletle uzlaşma arayışında herhangi sonuç alıcı bir durum ortaya çıkmasa da Kürt hareketinin mücadelesi hem devleti hem de muhalif güçleri zorlamaktadır. Şu anda Kürt demokratik hareketi Suriye’deki muhalif güçlerin de demokratik anlayışa, daha demokratik tutum içine girmesi konusunda zorlamakta, diğer taraftan da devletin demokratik dönüşüm sağlamasını, bu temelde Suriye’nin demokratikleşmesi çerçevesinde Kürt sorununun demokratik çözümünü dayatmaktadır. Bu yönüyle sadece genel bir demokrasi dinamiği ve Kürdistan'da demokratik özerkliği örgütleme, Kürt halkının özgürlüğünü ve demokratik yaşamını sağlama gücü değildir. Bundan öte, bütün siyasal aktörleri etkileyen, zorlayan, onları demokratik tutumun içine çeken bir mücadelenin içindedir. Bu yönüyle önemli bir rol oynadığını söyleyebiliriz.

KÜRT HAREKETİ SURİYE’DE KÜRT-ARAP SAVAŞINA FIRSAT VERMEDİ

Kuşkusuz Suriye’deki siyasal kriz ortamında Kürt demokratik hareketi dikkatli davranmıştır. Özellikle bir Kürt-Arap savaşı içine sokulmak istememiştir. Bu Kürt-Arap savaşı içine sokulma, böyle bir duruma düşme Suriye’nin demokratik mücadelesini de çarpıtacaktı. Suriye’nin demokratikleşmesini olumsuz etkileyecekti. Bu durumda muhalifler Suriye parçalanıyor, bölünüyor diyerek milliyetçiliği kışkırtarak toplumsal muhalefetin daha fazla milliyetçi karaktere bürünmesini sağlayacaklardı. Karakterleri ve Türkiye ile ilişkileri dikkate alındığında mevcut rejimin dönüşmesi veya yıkılması sürecini daha milliyetçi bir siyasal oluşum biçiminde yürütmeye çalışacaklardı. Kürt demokratik hareketi dikkatli tutumuyla buna fırsat vermedi. Diğer taraftan da devletin toplumun demokrasi ve özgürlük taleplerinin yükseldiği bir süreci çarpıtıp süreci bir Kürt-Arap savaşına dönüştürmesine, böylelikle dikkatleri buraya çekmesine fırsat vermedi. Bu yönüyle iki yönlü de Arap milliyetçiliğinin gelişmesine, milliyetçilik söylemleri altında halkın demokratik özlemlerinin çarpıtılmasına, yok olmasına, yön kaymasına fırsat vermedi.

Bu bakımdan şu ana kadarki politika belirli yönleriyle olumlu olmuştur. Suriye’nin demokratikleşmesi ve dönüşüm sürecinin sağlıklı sürmesi açısından bu tutum doğruydu. Kuşkusuz halkın demokrasi mücadelesi, örgütlenmesi belirli düzeyde sürmektedir. Bu konuda önemli adımlar da atılmış, mesafeler de alınmıştır. Ancak önemi eksiklikler de yaşanmaktadır. Siyasal krizin derinleştiği mevcut durumda daha inisiyatifli olunması gerekmektedir. Şu anda sanki mücadele devletle diğer muhalif güçler arasında oluyormuş gibi bir izlenim vardır. Bunun mutlaka kırılması gerekmektedir. Suriye’nin değişiminde, dönüşümünde, sadece iktidar değiştirerek başkalarının işbirlikçisi olmak isteyen iktidar bloklarının değil, gerçekten demokrasi isteyenlerin, Suriye’yi gerçekten demokratikleştirecek, Kürt halkını özgürleştirecek demokratik muhalefetin daha aktif, daha inisiyatifli olması gerekmektedir. Suriye’deki diğer bütün demokrasi güçleriyle ilişkilenerek, onları doğru bir çizgiye çekerek Suriye’de doğru bir demokrasi cephesi ortaya çıkarması, bu temelde de Suriye’deki rejimin mevcut saldırgan ve baskıcı karakterini bırakarak bir demokratik dönüşüm yoluna ve sürecine girmesini sağlaması gerekmektedir. Bu da güçlü bir demokratik alternatif haline gelmekle mümkündür. Ne var ki şimdiye kadar ne devleti istenilen noktaya getirme gücü ve inisiyatifi ne de muhalif güçleri gerçek ve demokratik bir çizgiye çekme, doğru bir demokrasi anlayışına kavuşturma inisiyatifi gösterilmektedir. Kuşkusuz hem devleti hem muhalif güçleri gerçek bir demokratik anlayışa getirme konusunda etkisi ve ağırlığı vardır. Ancak Suriye geneli söz konusu olduğunda bu etkisi yetersizdir. Bir bütün olarak Suriye siyasetini belirleme noktasına gelebilmelidir. Bu gücü ve potansiyeli de vardır. Bu yönlü eksikliklerin hızla giderilmesi gerekmektedir. Bu konuda eleştirilerimiz ve düzeltmelerimiz sürmektedir.

TÜRK DEVLETİ SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE KÜRT DİRENİŞİYLE KARŞILAŞIR

Şu açıktır ki Türk devleti Suriye’de Kürtlerin kazanım elde etmesini istemiyor. Bunu engellemek için de her türlü çabayı sarf ediyor. Hatta Kürtler kazanım elde ederse müdahale ederim tehdidi içinde olduğu görülmektedir. Böylece Kürt Özgürlük Hareketi'ni etkisizleştirmeyi hesaplamaktadır. Ancak Kürt Özgürlük Hareketi her türlü müdahaleye karşı hazırdır. Türk devleti Suriye’ye bir müdahale ederse buna karşı da en şiddetli direnişi gösterecektir. Bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Şu anda güneybatı Kürdistan'daki halkımız Türk devletinin her türlü saldırısına karşı hem örgütlük hem de meşru savunma konusunda hazırlıklarını yeterince yapmıştır. İster Türkiye'nin bir işgal harekatı olsun, ister devletin askeri saldırısı olsun, ister şovenist milliyetçi muhalif güçlerin herhangi bir iktidar değişiminde Kürdistan'a yönelik gerçekleştireceği saldırılar olsun bütün bunlara Kürt halkı hazırlanmış durumdadır. Bu yönüyle örgütlülüğünü güçlendirmiş durumdadır. Eğer bugün Kürdistan'da devlet müdahale etmiyorsa, yine demokrasi zihniyeti olmayan milliyetçi şovenist muhalif güçler Kürdistan'da etkili değillerse bunun nedeni Kürt demokratik hareketinin örgütlü olmasının yanında direniş gücünün de bulunmasıdır. Örgütlülüğüyle şu anda Kürdistan'da esas siyasal güçtür.

Tabii ki devlet hala Kürt halkının temel demokratik haklarını, demokratik özerkliğini kabul etmemektedir. Kürt halkının haklarının resmi olarak kabul edilmesi, bu konuda adım atılması söz konusu değildir. Bu konularda Kürt demokratik gücüyle ilişki içinde güneybatı Kürdistan'da Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamının gelişmesi konusunda herhangi bir adım atılmamaktadır. Belki mevcut durumda Kürdistan'da, Kürt demokratik hareketi ve Kürt siyasi güçlerine karşı devletinin bir saldırısı yoktur. Bu yönüyle Kürt demokratik hareketi demokratik siyaset çalışmalarını, örgütlemelerini, demokratik özerklik çalışmalarını serbestçe yapmaktadırlar. Ama bu durumun resmi bir statüye kavuşması söz konusu değildir. Kürt sorununun çözümü temelinde Suriye’nin demokratikleşmesi ve bu temelde rejimin dönüşmesi konusunda bir adım atılmamaktadır. İçeriden ve dışarıdan baskı altında neredeyse yıkılmak üzereyken hala Kürt politikasındaki bu sorumsuz, klasik inkarcı politikaları sürdürmesi ibret vericidir.

SURİYE DEVLETİ BÖLÜNME KAYGISI İÇİNDE

Suriye devleti hala adım atarsam Türkiye'yi daha fazla karşıma alırım, adım atarsam Suriye bölünür kaygısı içindedir. Kuşkusuz Kürtlerle işbirliği yapıyor diye kendilerini suçlayacak kesimle vardır. Bu kaygılar aşılmadığı müddetçe Suriye demokratikleşemez. Bu durum Suriye’deki demokratikleşmenin nerede tıkandığını açıkça göstermektedir. Nasıl ki Türkiye'de demokratikleşmenin şifresi Kürt sorununun çözümüyse Suriye’de de öyledir. Türkiye'de Kürt sorununun çözümü konusunda adım atılmadan demokratikleşme olmayacaksa Suriye’de de olmayacaktır. Devletin kendini dönüştürüp demokratik sistemi içinde herhangi bir güç olmak istememesi, klasik iktidar tekelini elinde tutmak istemesi, yine milliyetçi karakteri demokratikleşmesinin önünde engeldir. Halbuki bu zihniyetini terk etme temelinde demokratik güçlerle ilişki içinde Suriye’nin demokratikleşmesi konusunda köklü adımları atmak mümkündür. Ancak belirttiğimi karakteri nedeniyle adım atamıyor. Bu da şu anda Suriye’de bir siyasi çıkmaz ortaya çıkarmış durumdadır.

Kürt halkının mücadelesi gerçekten önemlidir. Suriye’deki bütün siyasi güçlerin dikkate alması gereken bir güç haline gelmiştir. İster devlet Suriye’nin demokratikleşmesi konusunda adımlar atsın, isterse bu adımları atmadığı taktirde kaçınılmaz hale gelen yıkılması sonrası yeni bir siyasal durum ortaya çıksın, her iki durumda da Kürt demokratik hareketinin konumu güçlü olacaktır. Bu yönüyle hiç bir gücün Kürt demokratik hareketinin varlığını ve gücünü dikkate almadan Suriye’de yeni bir siyasal sistem kurması mümkün değildir. Öte yandan Suriye’deki Kürtlerin ortak davranması söz konusudur. Bu da Kürtlerin önemli bir pozisyon elde etmesine yol açmıştır. Bu açıdan Suriye’de Kürtleri dikkate almayan hiçbir siyasal çalışmanın, siyasal programın başarı kazanma şansı yoktur. Hareketimizin yaklaşımları şimdiye kadar doğruydu, olumluydu, ama yetersiz oldu. Bundan sonra daha inisiyatifli, daha aktif bir politikayla Suriye’nin demokratik dönüşümü konusundaki rolünü daha etkin biçimde oynayacaktır.

TARİHİ FIRSAT KAÇARSA HESABINI HİÇKİMSE VEREMEZ

*Bu ay içinde yapılması planlanan Ulusal Kongre ileri bir tarihe ertelendi. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Ulusal kongre Kürtler açısından stratejik değerde bir çalışmadır. Özellikle Ortadoğu’nun değiştiği, yeni statülerin kurulduğu bir süreçte Kürtlerin böyle bir kongreyle ortak tutum belirleyip sürece müdahale etmesi çok önemlidir. Çünkü Kürtler 20. Yüzyılda dengeler kurulurken etkili olamadıkları için Kürtler aleyhine bir statüko oluşturuldu. Yüz yıl Kürtler bunun acısını çekti. Şimdi Ortadoğu’daki statükolar dağılmış, yeni statükolar ve dengeler kurulurken Kürtler de her parçada önemli bir siyasi güç haline gelmişken bu güçlerini ulusal kongreyle inisiyatif almaları, sürece müdahale etmeleri Kürtlerin lehine bir statü elde etmeleri için ortak bir çaba sarf etmeleri bütün Kürt siyasi gruplarının tarihsel ve ulusal sorumluluğudur. Bu sorumluluğa karşı çıkmak tarihe karşı bir gaflet ve ihanet durumuna düşmektir. Bu açıdan ulusal kongreyle ortak bir politika belirlenmesi bütün Kürt siyasetçilerinin temel bir sorumluluğudur. Tarih karşısında sorumludurlar. Hiç kimse bu konuda sorumsuz davranamaz. Kürt halkının yüzlerce yıllık birlik özlemi vardır. Kürt halkının baskıdan ve zulümden kurtulup özgürlüğü ve demokrasiyi kazanma, varlığını koruma sorunu vardır. Kürtler bu konuda ağır bedeller ödemiştir. Şimdi bütün parçalarda önemli bir güç haline gelmişken ve bütün parçalarda Kürt halkı özgürlüğe ve demokrasiye bu kadar yakınken ulusal bir kongreyle ortak bir politika belirleyip güçlerini birleştirmesi, her parçadaki Kürtlerin özgürlüğünü ve demokrasisini sağlaması açısından bütün güçlerini seferber etmesi en temel görevdir. Bütün parçalardaki ortaya çıkan birikim ve güç ancak böyle bütün parçaların özgürlüğü ve demokrasisi için harekete geçirilebilir. Bu yapılmadığı taktirde, bu tarihi fırsat kaçırılırsa bunun hesabını hiç birimiz veremeyiz.

Ortadoğu’nun değiştiği, yeni bir statünün oluştuğu dönemde sömürgeci güçler Kürtlerin hak kazanması için büyük çaba gösteriyorlar. Yakın zamana kadar İran, Suriye, Türkiye ve Irak’ın Kürt düşmanlığında birleşmesinin nedeni buydu. Ortadoğu’da yeni dengeler kurulurken Kürtler yeni hak kazanmasın anlayışıyla hareket ediyorlardı. Bugün Suriye’de siyasal bir kriz var. Suriye devleti bir değişim içine girecektir. Ama Türkiye değişen Suriye’de Kürtlerin hak kazanmaması için büyük çaba sarf etmektedir. Sadece Türkiye değil, Kürt düşmanı herkes Kürtlerin Suriye’de kazanım elde etmesini engellemek için her yolu denemektedir. Bu gerçek ortadadır. Bu sadece Suriye’deki bir yaklaşım değildir, Türkiye'de de Kürtlerin kazanmaması için Kürt düşmanları birleşiyorlar. İran’da hak kazanmaması için Kürt düşmanları birleşiyorlar. Bunlar bütün Kürtler tarafından görülüyor. İran’la Türkiye her konuda birbirlerine karşıtken Kürt sorunu söz konusu olduğunda nasıl birbirine destek olduğunu herkes gördü. Bütün bunlar ortadayken Kürtlerin parçalı olmaları, bir ulusal kongreyle ortak politika belirleyememeleri gerçekten tarihe karşı bir sorumsuzluk olur. Siyaset bugünler için vardır, bu süreçler için vardır. Böyle süreçlerde ulusal birlik olmayacaksa, böyle süreçlerde ulusal politika belirleyip siyasete, bölgedeki siyasal gelişmelere müdahale edilmeyecekse Kürtler ne zaman birlik olacaklar? Ne zaman siyasal gelişmelere müdahale edecekler? Gerçekten bu soruyu doğru sormak ve cevap vermek gerekmektedir. Bundan hiçbirimiz kaçamayız. Kaçarsak hepimiz suçlu duruma düşeriz. Bu açıdan hareketimiz başından beri ulusal kongre talebini dile getirmektedir.

ULUSAL KONGRE KÜRTLERİN BİR ÖZLEMİDİR

Bu ulusal kongre Kürtlerin bir özlemidir. Bütün Kürt siyasi hareketinin eskiden beri dillendirdiği bir düşüncedir. Bütün Kürt siyasi hareketleri neden bu kadar ulusal kongreden söz etmiştir? Çünkü halkın talebi ve özlemi böyledir. Halk birlik istiyor. Halk ortak tutum istiyor, ortak davranılmasını istiyor. Halk şunu biliyor ki Kürtler ortak davranmadığı taktirde; İran kendi Kürtlerini ezer, Türkiye kendi Kürtlerini ezer, Suriye’deki yönetimler kendi Kürtlerini ezer, Irak devleti kendi Kürtlerini ezer. Bunu herkesin bilmesi gerekir. Hiçbir parçadaki kazanımın o parçadaki Kürtlerin gücüyle güvenceye alınması mümkün değildir. Kazanımın güvencesi Kürtler arası birliktir; şu dış güç, bu dış güç değildir. Bunun bütün Kürtler tarafından bilince çıkarılması gerekiyor.

Gerçekten Kürtler için tehlike her zaman vardır. Çünkü ne Türkiye demokratikleşmiştir ne İran, ne Suriye ne de Irak gerçek anlamda demokratikleşmiştir. Bölge ülkeleri gerçek anlamda demokratikleşmeden Kürt halkının varlığının ve özgürlüğünün güvencesi yoktur. Kürt halkının varlığının ve özgürlüğünün güvencesi iki temel politikaya dayanmaktadır. Biri Kürtler arası birliktir, ikincisi bölge ülkelerinin demokratikleşmesidir. Kuşkusuz demokratikleşen ülkelerde halkların özgürlüğü ve demokratik yaşamı güvenceye kavuşur. Ama hala sömürgeci ülkelerde böyle bir durum yoktur. Türkiye'de de, Irak’ta da İran’da da Suriye’de de bu yönlü bir güvence sağlanmış değildir. Bu bakımdan birlikleri daha da önemli hale gelmiştir.

Eğer bugün İran’da, Suriye’de, Irak’ta kuzeyde Kürtlerin mücadelesi yükseliyorsa, İran’ın kendi kürlerini ezme şansı azalmışsa, Suriye’nin kendi Kürtlerini ezme şansı azalmışsa, Türkiye'nin kendi Kürtlerini ezme şansı azalmışsa, Irak’ın kendi Kürtlerini ezme şansı azalmışsa bunun en temel nedeni dört parçadaki mücadelenin yükselmesidir. Ama bu yetmez. Sadece mücadele değil, birbirlerine destek olmaları gerekir. Bugün İran niye Kürt hareketi karşısında zorlanıyor? Çünkü İran’daki Kürt hareketi bütün parçalardaki Kürtler tarafından destekleniyor.

Bugün güney Kürdistan'daki hükümetin gücü sadece kendi gücüyle mi sınırlıdır? Eğer bugün güneybatı Kürdistan'da Kürtler örgütlüyse, belirli bir güçse, bu sadece oradaki örgütlenmelerine, güçlerine mi aittir? Ya da kuzey Kürdistan'daki mücadele bugün yenilmez bir noktaya gelmişse bu sadece kuzey Kürdistan'daki mücadeleyle mi ilgilidir? Bütün bunların dikkate alınması gerekir. Gerçekten bugün bütün parçalardaki mücadelenin gücü sadece kendi gücüyle sınırlı değildir; diğer parçalardaki Kürt halkının örgütlülüğü ve gücü bütün parçalardaki halkın Özgürlük Mücadelesi'ne güç ve destek vermektedir. Bu bakımdan herkes kendi gücünü kendi parçasıyla sınırlı görmemelidir. Bütün parçalardaki Özgürlük Mücadelesi'nin gelişmesini kendi gücü olarak değerlendirmesi gerekmektedir. Ulusal kongre işte bu gücün daha da etkili hale gelmesi için gereklidir. Bu yönüyle biz ulusal kongrenin geciktirilmeden toplanmasını istiyoruz. Önder Apo yıllardır bu konuda çağrı yapmaktadır. Hatta 5 ilke ve 4 öneriyle kongre konusundaki düşüncelerini somutlaştırmıştır. Ancak kongrenin toplanmasında engeller ortaya çıkmaktadır.

Ulusal kongredir, ama ulusal kongrenin toplanmasını dış güçlerin tutumları etkiliyor. Dış güçlerin yaklaşımları etkiliyor. Türkiye ulusal kongrenin toplanmasını istemiyor, İran istemiyor, Suriye istemiyor, ABD ve Avrupa istemiyor. Çünkü ulusal kongre toplansa Kürtler güçlenecek. Bunu biliyorlar bunun için istemiyorlar. Ulusal kongre olur, Kürtler güçlenirse, Kürtlerin dış güçlere bağımlığı da azalır. Bu nedenle de kongrenin gerçekleşmesini çeşitli yollardan erteletiyorlar. Çünkü Kürdistan'ın dört parçasında en etkili güç PKK, Kürt Özgürlük Hareketi’dir. PKK'nin, Kürt Özgürlük Hareketi'nin etkili olduğu koşullarda bir kongrenin toplanmasını istemiyorlar. Halbuki 29 Mart seçimlerinde Kürt demokratik hareketi kaybetseydi güneyde bir konferans toplanacaktı. Hatta seçimden önce Hewler’de böyle bir kongreye hazırlık olarak bir konferans bile yapılmıştır. Ancak 29 Mart seçimlerinden Kürt demokratik hareketi güçlü çıkınca düşünülen konferans ertelenmiştir. Bu bile Kürt kongresine yaklaşımın ne kadar yetersiz olduğunu göstermektedir. Bu yönüyle Kürt siyasi güçlerinin daha fazla iradeli olması gerekiyor. Başkalarının ne dediğine bakarak değil, halkın ne dediğine bakmaları gerekiyor.

GÜNEY KÜRDİSTAN KAZANIMLARI HALEN TEHDİT ALTINDA

Ulusal kongre bütün parçalardaki Kürtleri güçlendirecektir, ama en fazla güney Kürdistan'ı güçlendirecektir. Çünkü güney Kürdistan'daki kazanımlar hala tehdit altındadır. Eğer mevcut hükümet bugüne kadar çok ağır saldırılarla karşılaşmadıysa, Türkiye ilk önce oradaki statüyü ciddiye almazken, daha sonra belirli yönleriyle kabul etmek zorunda kaldıysa bunun nedeni Kürdistan'da yürütülen Özgürlük Mücadelesi’dir. Bu herkes tarafından bilinmektedir. Bu açıdan bir ulusal kongrenin bütün parçalardaki mücadeleyi ve siyasi güçleri güçlendirmesinden herkes de yararlanacaktır. En fazla da güney Kürdistan hükümeti yararlanacaktır. Güney Kürdistan yönetimi uygun zamanda yapılacağını söylüyor. Erteleme nedenlerini tam bilmiyoruz. Öte yandan ertelemenin ya da ne zaman yapılacağının birlikte belirlenmesi gerekirdi. Ulusal kongrenin toplanması konusunda iradeli ve ısrarlı davranılmazsa istenilen sonuç alınamaz. Çünkü ulusal kongre bir yönüyle de dış etkileri azaltmak ve dışa karşı da ortak bir bir tutum belirlemek için yapılmaktadır.

Ulusal kongrenin fazla zaman geçirilmeden toplanması ve istenilen sonuçların alınması için bütün Kürt parçalardaki Kürt siyasi güçlerinin, halkın daha fazla sorumluluk alması gerekir. Çünkü bir iki yıl sonra yapmanın değeri azalacaktır. Önemli olan Ortadoğu’da dengeler yeniden kurulurken Kürtlerin bir ulusal kongreyle sürece müdahale etmesidir. Şu anda da gerçekten Ortadoğu’da siyasal durum çok hızlı deviniyor, herkes Ortadoğu’daki gelişmelerde aktif olmaya çalışıyor. Türkiye'nin ne kadar aktifleştiğini görüyoruz. İran aktifleşiyor, ABD ve Avrupa aktifleşiyor. Herkesin aktifleşme durumu var. Çünkü Ortadoğu gerçekten yeni bir siyasal sürece girmiştir. Yeni bir dönem başlamıştır Ortadoğu açısından. Böyle bir dönemde ulusal kongrenin toplanması gerekmez mi? Böyle bir durumda toplanarak siyasal duruma müdahale etmek gerekmez mi? Böyle bir durumda ulusal kongre toplanmayacak da ne zaman toplanacak? Bu açıdan biz gerçekten Kürtlerin şimdiye kadar bir ulusal kongre toplayamamalarını, ulusal bir politika belirlememelerini büyük bir eksiklik olarak görüyoruz.

Kuşkusuz Kürtler arasındaki durum, ilişkiler bugün daha farklı konumdadır. En azından halkın birlik eğilimi güçlenmiştir. Halktaki bu birlik özlemi bütün siyasi güçleri de daha dikkati olmaya sevk etmiştir. Ama bu yetmemektedir. Özellikle dış baskılardan, dış etkilerden korunmak ve bu çerçevede doğru politika izleyerek siyasal gelişmelere müdahale etmek bugün tarihsel değerdedir. Bırakalım yılların, ayların, haftaların ve günlerin bile önemi vardır. Bu açıdan böyle bir süreçte ulusal kongrenin toplanmasının daha hızlandırılmasını gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda esas olarak da halkın, aydınların da ulusal kongrenin toplanması konusunda biraz daha istekli olmaları, bütün Kürt siyasi hareketlerine bu yönlü çağrılarını yapmaları gerekiyor. Böyle tarihsel önemde bir çalışma sadece siyasal güçlere bırakılamaz. Aydınlar ve halkımızın da bu konuda sorumluluk almaları, bu süreci takip etmeleri, bu konudaki eğilimi ve düşüncelerini siyasi güçlere hissettirmeleri ve siyasi güçlerin bir an önce bir ulusal kongrenin toplanması için çalışmaları konusunda ağırlıklarını koymaları gerekmektedir. Bu yönüyle günümüzde özellikle demokratik siyaset demek her alanda demokrasi düşüncesini, demokrasi anlayışını geliştirmek demektir. Bu açıdan da halkın demokratik iradesinin, demokratik siyasi gücünün, aydınların demokratik iradesinin, siyasi gücünün devreye girip gerçekleşecek kongrenin hem tarihi hem içeriği hem de sonuçları üzerinde etkili olmaları gerekmektedir.

AVRUPA’DAKİ BASKILARIN HUKUKİ DAYANAĞI YOK

*Son olarak Avrupa'daki Kürtlere ve kurumlarına yönelik de baskı ve kriminilizasyon girişimleri de arttı. ROJ TV’nin de kapatılması için çok yönlü baskıların siyasal ilişkilerin, görüşmelerin olduğu ortaya çıktı. Bu konularda neler belirtebilirsiniz?

Avrupa’daki baskıların hukuki hiçbir dayanağı olmadığı bilinmektedir. Kürtlerin Avrupa’da demokratik gösteriler ve Kürdistan'da yapılan baskılara karşı halkın tepkileri dışında halkın canına, malına kast eden herhangi bir yaklaşım ve eylemi yoktur. Aksine Avrupa Birliği, Avrupa ülkeleri Türkiye'ye her türlü siyasi ve askeri desteği vererek insanlarımızın ölmesinden, binlerce insanımızın zindana atılmasından, köylerimizin yakılıp yakılmasından, doğamızın tahrip dilmesinden, Kürt halkının en temel talepleri olan varlığının tanınması, kendi kendini yönetmesi ve çok dilli yaşamdan mahrum kalmasından bizzat Avrupa sorumludur. Avrupalıların Kürdistan'daki zulümde sorumluluğu belirleyicidir. Sadece bugün değil, geçmişten bugüne bütün zulümlerde, baskılarda, katliamlarda Avrupa ülkeleri de sorumludur. Avrupa ülkeleri istediği kadar bizim ilgimiz yok desin, kesinlikle Türkiye bu kadar zulmü ve baskıyı siyasi destek almadan yürütemezdi.

Kürtler üzerindeki uygulanan baskı ve zulüm dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Dünyanın başka bir yerinde olsaydı ve o ülke Avrupa’yla sorunlar yaşasaydı o ülkenin başına her şey getirirlerdi. O ülkeyi Saddam’dan Çavuşesku’dan daha kötü duruma düşürürlerdi. Beğenmedikleri iktidarları nasıl düşürmüşlerse, ezmişlerse Türk devletine de aynısını yaparlardı. Türk devletinin yaptığı zulmü dünyada hiçbir devlet kendi halkına yapmamıştır, yapmıyor da. Bir halkın bu kadar inkar ve imha edilmesi dünyada görülmemiştir. Kürtlerin kendi kendini yönetme hakkı, talebi zorla, şiddetle bastırılmak istenmektedir. Demokratik siyaset alanı tümden daraltılmıştır. Hala anadilde eğitim yasaktır, çok dillilik yoktur. Nerede Avrupa demokrasisi? Avrupalıların demokrasi ilkesi de yoktur, her şey çıkar üzerine kuruludur. Eğer demokrasi ve özgürlük ilkesi olsaydı binlerce siyasetçinin KCK adı altında tutuklanmasına tepki gösterirlerdi.

AVRUPA SUÇ ORTAĞI

KCK nedeniyle bir tutuklama söz konusu değildir. Tamamen kendi işiyle uğraşan belediye başkanları var, siyasetçiler var. Tamamen demokratik alanda çalışıyorlar. Bütün bunları tutukluyorlar. Şimdi KCK bahanesi yapmışlar herkese sen KCK’lisin diyorlar ve tutukluyorlar. Daha doğrusu AKP'nin Kürdistan'daki politikalarına boyun eğmeyen bütün bilinçli Kürtler şu anda Türk devletinin düşmanıdır. Bir Kürt eğer AKP'nin politikasına karşı çıkıyorsa bu Türk devletinin düşmandır. Bu kadar saldırı karşısında sesini çıkarmayan Avrupa, Avrupa’daki derneklere, demokratik kurumlara saldırıyor. Tabii bu saldırılarla Türk devletinin bu KCK operasyonları denen, bütün demokratik siyasetçileri tutuklama politikasına destek vermiş oluyor. Tabii ki Avrupa orada onu yaparsa Türkiye'de burada bunu yapar. Bu açıdan Türkiye'deki saldırıları kim yapıyorsa, hangi zihniyet yapıyorsa Avrupa’daki saldırıları da aynı zihniyet yapıyor. Avrupa ile Türkiye arasında kirli bir işbirliği var, kirli bir çıkar ilişkisi var. Ermeni katliamında Avrupa’nın da payı vardır. Şimdi de Kürt soykırımında ortaklık yapıyorlar. Hepsi çıkarları gereğidir. Bu açıdan Avrupalıların hiç kimseye demokrasi ve özgürlük konusunda akıl vermeye hakları yoktur. Türkiye'nin demokratik siyasetçileri tutuklanması karşısında ciddi bir tepkileri yoktur. Bırakın kendi vakıflarının Türkiye'deki çalışmasını bile illegalize ediyor. Avrupa ile Türkiye'nin ilişkileri gereği ve Türk devletinin denetiminde çalışan vakıfların ilegalize edilmesine bile seslerini çıkarmıyorlar. Vakıfların bu kadar suçlanması karşısında tepki bu kadar cılız mı olmalıydı? Bu açıdan biz Avrupa’yı Kürt halkına karşı Türkiye'de izlenen politikaların suç ortağı olarak görüyoruz. Bütün her yerde suç ortağıdırlar.

Türkiye Kürtlerin güç olmasını engellemek için İran, Irak ve Suriye’yle ortak davranıyor, birlikte Kürtleri ezmeye çalışıyorlar, ama Avrupa buna göz yumuyor. Kürtlerin her yerdeki örgütlenmesi ve siyasi gelişmesine düşmanlık yapılıyor, ama Avrupa ve ABD destekliyor bunları. Bu bakımdan Avrupa’nın, Fransa’nın, Almanya’nın ya da başka ülkelerin Avrupa’daki Kürt derneklerine saldırısı kesinlikle antidemokratiktir; faşizan baskılardır, çirkindir. Tamamen çıkar ilişkileri gereği yapılmaktadır. Türk devleti sürekli baskı yapın, sizin oradan besleniyorlar diyor. Avrupa da saldırıyor. Ne yapacak, demokratik haklarını kullanmayacak mı Kürtler? Tabii ki demokratik hakların kullanılması demek, örgütlülük demek Kürtlerin güçlenmesi demektir. Bir toplumun demokratik hakkını kullanması tabii ki o toplumu güç yapar. Ne var ki Türk devleti de Avrupa’da Kürtlerin güç olmasını istemiyor. Onun için örgütlerine saldırıyor, gecelerine saldırılıyor, derneklerine saldırılıyor, gazetelerine saldırılıyor, diplomatik kurumlarına saldırılıyor. Bütün bu saldırıların hiçbirisinin oradaki Kürtlerin yaptığı işlerle alakası yoktur. Çünkü Kürtler tüm faaliyetlerini demokratik hakları çerçevesinde yapmaktadırlar. Bu kadar zulüm olurken, Kürt gençlerinin bir iki yerde protesto eylemleri yapması haklarıdır. Yapacaklardır tabii. Katliama göz mü yumacaklardır? Önderliklerinin İmralı’da çürütülmesine, öldürülmesine göz mü yumacaklardır? Siyasi soykırıma göz mü yumacaklardır? Yaptıkları onurlu bir davranış değil midir? Baskılara boyun eğmek onursuzluk değil midir?

Avrupa aslında Kürtleri onursuz olmaya çağırıyor. Yani ülkeniz yakılsa da yıkılsa da köyleriniz boşaltılsa da insanlarınız ve çocuklar katledilse de siviller öldürülse de binlerce siyasi tutuklu olsa da önderliğiniz cezaevinde şantaj ve tehdit altında olsa da sesinizi çıkarmayın deniyor. Bu yönüyle gerçekten Avrupa devletleri, Avrupa halklarına da hakaret olacak biçimde Kürtleri sessiz, onursuz olmaya davet ediyorlar. Demokrasi nedir? Demokrasi her şeyden önce de haksızlıklara ses çıkarmaktır. Haklarını aramaktır. Haksızlıklara ses çıkarılmayan yerde demokrasi mi olur? Avrupalılara kalsa Kürtler Türklerin her dediklerine kuzu kuzu boyun eğmelidirler. Bu gerçekten Avrupa için utanç verici bir durumdur.

ROJ TV’YE YÖNELİK DAVA ÇİRKİN BİR TEZGAH

ROJ TV’ye yönelik dava da çirkin bir tezgahtır. Kürtlere her türlü zulüm yapılsın, baskı yapılsın, cezaevine atılsınlar, işkence görsünler, ama bunları dünya kamuoyu bilmesin, hatta Türklerin yaptığı zulüm bile Kürtlerin üzerine yıkılsın isteniyor. ROJ TV’ye yapılan davanın amacı budur. Türk devletinin Kürtler üzerinde yaptığı zulüm geçmiş yüzyılda olduğu gibi, sessiz, hiç kimsenin görmediği biçimde gerçekleşsin istiyorlar. Türk devleti inkar ve imha politikasını ve soykırım sistemini ve bu yönlü uygulamalarını rahat yapmak için ROJ TV’nin kapatılmasını istiyor. Hatta gerillalar yanlışlıkla bir eylem yapmışsa onu öne çıkaracak, kendi yaptığı zulmü örtüp gerçekleri tersyüz edecek! Avrupa da ROJ TV’ye açtığı davayla Türk devletinin Kürtleri zulümle, siyasi soykırımla tümden bitirmesine destek veriyor. ROJ TV’ye açılan dava budur.

Türk devleti ROJ TV’nin kapatılmasını neden istiyor? Dünyanın en haksız politikasını yürütüyor, en çirkin politikasını yürütüyor, en zalim politikasını yürütüyor. Dünyada hiçbir halka uygulanmayacak haksızlığı, baskıyı Türk devleti yapıyor. Bu politikası çabuk teşhir oluyor. Bu da Kürtler üzerindeki inkar ve soykırım sistemini zorluyor. ROJ TV’nin kapatılması için bu kadar devlet devlet dolaşması, işini gücünü bırakıp bunun üzerinde durmasının nedeni bu değil midir? Kırk tane televizyonu var, kırk tane radyosu var, her şeyi var, gerçekleri tersyüz ediyor, ama ROJ TV gerçekleri ortaya koyduğu için, gerçekleri tersyüz etme konusunda başarısız kaldığı için ROJ TV’ye bu kadar öfkelidir. ROJ TV’nin kapatılmasının başka ne amacı olabilir?

Güya dünyada basın özgürlüğü var, dünyada fikir özgürlüğü var! Böyle basın ve fikir özgürlüğü mü olur? ROJ TV’nin kapatılması kadar basın özgürlüğüne, düşünce özgürlüğüne, haber alma özgürlüğüne zalimce yapılan başka baskı yoktur. Haber alma, basın özgürlüğüne yapılacak en ağır saldırı ROJ TV’ye yönelik davadır, kapatılmak istenmesidir. Çünkü Kürdistan'da gerçekleri veren tek televizyon odur. Bu gerçek ortadayken ROJ TV’nin kapatılması masum görülebilir mi? ROJ TV’nin kapatılmasına ortak olmak, ABD'nin ya da Türkiye'nin baskıları için ROJ TV’yi kapatma davası açmak Avrupa için utanç verici değil midir, yüz karası değil midir? Hani haber alma ve basın özgürlüğü? Yani Kürdistan'da tek taraflı devletin bilgilendirmesi sağlanacak! Bu Avrupa devletlerinin üzerine vazife midir? Avrupa hukukunun üzerine vazife midir? Avrupa hukukunun böyle bir görevi var mıdır? Avrupa devletlerinin böyle bir görevi var mıdır? Türk devletinin her türlü kirli savaşını örtme, Kürtler üzerinde baskıyı rahat yaratmasını sağlama biçiminde bir görevi var mıdır? Bunu Avrupa hukukçularının da Avrupa devletlerinin de düşünmesi gerekiyor. Aksi halde Kürdistan'da yapılacak her türlü baskının, zulmün suç ortağı haline geleceklerdir.

İLERDE ÖZÜR DİLEYECEKLER

Kuşkusuz ileride yanlış yaptık deyip özür dileyeceklerdir. Geçmişte Ermeni katliamının gerçekleşmesinde şöyle dikkatsiz olduk, şöyle zamanında müdahale etmedik, diyerek günah çıkarılıyor. Artık tarihteki yanlışlıklardan özür dilemek de gerçek kimliğini gizlemenin bir yolu olmuş. Önemli olan bugün ne yapıyorsun? Bugün baskılara karşı ne kadar duruyorsun? Baskılara ne kadar karşı çıkıyorsunuz? Kürdistan'daki baskılara karşı çıkmayacaksınız, Kürdistan'daki zulme karşı çıkmayacaksınız, Kürdistan'da tek taraflı yürütülen bilgilendirme var, habercilik var buna karşı çıkmayacaksınız, hatta bu konuda Türk devletinin baskılarına boyun eğeceksiniz, ondan sonra geçmişte yapılan yanlışlıklardan özür dileyerek kendinizi demokrat ve özgürlükçü göstereceksiniz! Böyle demokratçılık ve özgürlükçülük olmaz. Şu anda Avrupalılar için, hatta dünyanın birçok ülkesi için demokrat ve özgürlükçü olmanın yolu Kürtlere yaklaşımdan geçmektedir. Kırk milyonluk bir halkın kimliği ve dili yok edilmektedir. Kültürel soykırıma uğruyor, Türkleştirmek istiyorlar. Anadilde eğitim yok, yaşamın diğer alanlarında Kürtçe kullanılması yasak. Demokrasinin gereği Kürtlerin kendini yönetmesi hakkı tanınmıyor. Bütün bunlar da Avrupa Birliği’nin üyesi olan, Avrupa’dan siyasi destek alan Türk devleti tarafından yürütülmektedir.

ROJ TV’ye yönelik baskıların hukukla bir ilgisi olmadığı gibi Kürt kurumlarına yapılan baskılar da hukuk dışıdır ve siyasi çıkarlar gereğidir. Biz ne Avrupa ülkelerinin, ne de özellikle de Avrupa’daki hakimlerin Türk devletinin ve ABD'nin baskılarına boyun eğmemesini bekliyoruz. Bir zamanlar Berlin’de de hakimler varmış sözünü şimdi de duymak istiyoruz. Gerçekten Avrupa’da hakimler var mı, demokratlık var mı göreceğiz. Eğer Türk devleti ya da ABD istedi diye Kürtlerin izlediği televizyon kapatılacaksa, Kürtlerin kurumlarına saldırılacaksa demek ki orada hukuk da yoktur, demokrasi de yoktur hakim de yoktur. Bunları açıkça söylemek durumundayız.

ANF / 08.10.11


YAZICIYA GONDER


Mayıs
Pzt Sal Çrş Prş Cum Cts Paz
30 1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31 1 2 3