09.10.2011 14:37
Yüzleşmek utancı paylaşmaktır - Akın Olgun
Kadına yönelik şiddet ve ölüm haberleri duyarsızlığın sert duvarlarına çarpıp dağılıyor. Duyarlılık yaratmak ve devlete sorumluluklarını hatırlatmak için çırpınan bir avuç insan da olmasa hiçbir şeyden haberimiz olmadan “rahat bir nefes” alacağız...
Yüzleşmek utancı paylaşmaktır biraz da. Biz hiçbir şeyle yüzleşmediğimiz için, hiçbir şeyden de utanmıyoruz. Şiddet ile erkekliğini tatmin eden ve bunu yüceltip üzerine efsaneler yaratan bir toplumun kâbuslarıyla yaşıyoruz.
Sokak ortasında dövülen, bıçaklanan, vurulan kadınların dramından bile “bak gör” korkusu monte ediliyor kadın yüreğine.
Erkek olmanın ilk durağı olarak kadını seçen ve onun üzerinden erkekliğin inşaatını kuran milyonlarca çarpık yapılanmış bilinç, serseri bir kurşun gibi dolaşıp duruyor aramızda. Kadının üzerinde tepinip duran bir ahlaksızlığı, ahlakmış gibi sunmayı başarabilen ender örneklerdeniz. Namusun, ahlak ve ahlaksızlığın bu kadar çok konuşulduğu ve bunun kadın üzerinden yapıldığı bir toplum için sadece tek bir şey söylenebilir; Hepimiz hastayız ve hepimiz kendi ahlaksızlıklarımızı bir başkasının ahlakında temizleyebilmek için yarışıyoruz.
Erkeğin kendi ahlaksızlığını, kadının ahlakı üzerinden aklamaya çalışmasındaki ikiyüzlülüğü tanımayan var mı? Şiddet ve ölüm üzerine kurulu bir aklanma en tepeden, en aşağıya kadar kullanılan asıl terörün kendisi değil mi? Karısının kafasına dışkısını döken entelektüel ile evinde eşini “bağırma lann” diyerek çektiği acıyı bile susturmaya çalışan o erk-ek aynı yerden beslenmiyor mu?
Toplumdan aynı saygıyı görmeye devam ediyor her ikisi de. Her ikisi de susturulması gerekenin kadınlar olduğuna dair inançlarını arkadaş sohbetlerinde geyikliyor. Bu durumda bir işkenceci ile bizi birbirinden ayıran nedir? Sistem zalim olanı sevmemizi ve onunla birlikte yaşamamızı salık veriyor. Kadına işkencecini, cellâdını sev çünkü o senin kocandır, sevgilindir diyor. Koca ve sevgili modelini şiddet ile harmanlayıp yarattığı ucubeyi koruyup kolluyor.
Şiddetin gönüllü tebaası olan milyonlarca insan bir arada yaşıyoruz. Bütün mesele bunu sokak ortasında sergileyende aslında. Eve kapanmış şiddetle yok bir sorunumuz. Komşudan yükselen çığlık o evin içinde kaldığı sürece kadına şiddet sorunumuz halloluyor. “Vay şerefsiz sokak ortasında kadını dövüyor” refleksi bunu en iyi anlatan söz aslında. Sokak ortasında olmasa, basına yansımasa “şerefsiz” olmayacak hiç kimse.
Evinde, işyerinde, alışverişte, okulda tacize uğrayan kadına “kuyruk sallamasa” diyerek başlayan cümleler, erotik hafıza ile birleşip sohbet mezesi haline gelmesine tebessümle kulak misafiri olan devlet yetkilileri ile yaşananları üçüncü sayfa haberi olarak yıllarca erkek dünyasına pazarlayan amiral medyamız bayrağı şimdilik yarıya indirmiş gözüküyor.
Devlet ahalisinin çözüm olarak aşağıya duyurduğu “hadım etme” teorisi de bu meseleye bakışı ortaya koyuyor. Sertleşmeme sorununa indirgeyen bacak arası siyaseti, yasaları adam gibi işletmeyi değil, kesilecek cezanın biçimine kafa yoruyor.
Kadına yönelik şiddet, tecavüz, taciz ve ölüm haberlerinin ardından devletin erkek yüzü sadece ekşime yapıyor.
BirGün / 09.10.11