Ana Sayfa / Basın / 
22.05.2012
02.11.2011 12:03

İnsan parçaları toplanan 'demokrasi' Hasdal pazarlığı - Mehdi Atay

 

Askerler tarafından kurulan TC'de sivil siyasetin askeri vesayete tabi olduğunu yüksek sesle telaffuz ederek, bunu görünür hale getiren Kürt Özgürlük hareketi oldu. Askerin vesayetindeki Türk sivil siyasetinin temel görevlerinden biri de, Kürt varlığını inkar ederken, imhasına da yasal kılıf uydurmaktır. Bu anlamda, her ne kadar bir askeri vesayetten söz edilse de, Kürt sorunu konusunda Türk sivil siyasal kadroları ile TSK kurmay heyeti arasından bir fikri birliktelik olduğu muhakkaktır. 1924'ten itibaren bu mutabakatın ortak çatısı TBMM olmuştur.

28 Şubat sonrası, ”ılımlı İslam” modeli olarak peyda edilen AKP, NATO eli ile gerçekleştirilen rol değişiminde, ”sivil siyasetin” askeri vesayetten ”kurtulma” sürecinin uygulayıcısı olarak gösteriliyor ısrarla. Hatırlanacaktır, Erdoğan ve ekibi 28 Şubat sonrası ortaya çıktıklarında ilk iş olarak, içinden geldikleri, ”Milli Görüşü” reddettiler. Bu anlamda milat olarak kendilerine, varoluşlarının sebebi aslisi 28 Şubat'ı aldılar. Bu anlamda AKP siyasal geçmişi olmayan, soysuz bir siyasal hareket olarak ortaya çıktı. AKP, NATO denetiminde gerçekleşen yeni ordu yapılanmasının ”sivil” siyasal partisidir bir anlamda.

Temel siyasette bir değişiklik yapmaktan çok, Kürtlere karşı yürüttüğü kirli savaşta kontrolden çıkarak, içinde bulunduğu ittifakla da karşı karşıya gelen TSK ehlileştirilirken, buna bir de ”sivil siyaset askeri vesayetten kurtuldu” imajı vermek AKP'nin bölgesel ılımlı İslam rol modeli ”özelliğine” uygun hale getiriliyor. Erdoğan'ın, Mısır gezisi sırasında, İslam alemine, ”laiklik” çağrısında bulunması, Halifelik'in tasfiyesinden bu yana Türk siyasetinin Arap-İslam dünyaya karşı ”Batı kontrolünde” giriştiği ikinci Truva operasyonudur. Bu AKP'nin TSK ile ideolojik bir ayrışma içinde olmadığını açık bir biçimde ortaya koyuyor.

Genelkurmay Başkanı Necdet Özel'in Hasdal Askeri Cezaevi'nde mesai saatleri dışında çeşitli davalardan yargılanan subayları ziyareti dikkat çekiyor. Ankara'da, Özel'in hükümet adına tutuklu subaylarla bir pazarlık yürüttüğü konuşuluyor. Bu nedenle, önümüzdeki günlerde bazı davalarda başlaması muhtemel tahliyeler şaşırtıcı olmaz.

Bugün yaşanan, yeni NATO çerçevesinde TSK'nın yerinin buna uygun bir biçimde yeniden tarif edilmesidir. Kuruluşundan itibaren, AKP etrafında konumlandırılan, liberaller başta olmak üzere, Gülen Cemaati gibi çevrelerin toplumu, ”askeri vesayetin sonu demokratikleşmenin başlangıcı olacak” beklentisine mahkum etme çabaları, muhalif güçleri teslim almak üzere girişilen kuşatmanın bir ayağı idi. Bu büyük oyunu örgütlü Kürt muhalefeti bozdu.

Başbakan olduktan sonra, Kürt sorunu konusunda kişisel görüşünü ilk kez, Moskova'da karşılaştığı bir Kürt işçinin, ”Kürt sorunu hakkında ne düşünüyorsunuz” sorusuna verdiği, ”Düşünmezsen sorun yoktur” cevabı ile açıklayan Erdoğan'ın danışmanları tarafından uzun zaman kontrolsüz konuşmaması için özen gösterildiği biliniyor. Oysa, o günden bu yana Erdoğan'ın bastırılan gerçek düşünceleri, ırkçı bir fikriyatın dehlizlerinde her geçen gün ırkçı, faşist bir saldırganlığı besledi.

Askeri vesayeti, ”tasfiye ettiği” düşüncesi yerleştikçe, kendi kendini de buna inandırdıkça, Kürt sorununda, imhaya dayalı, ”çözüme” daha da yaklaşan Erdoğan, askeri vesayet altındaki hükümetlerden daha acımasız bir saldırganlığın uygulayıcısı oldu. Böylece, Ankara egemenliğinin, Kürt sorunu söz konusu olduğunda vesayetin biçiminin bir anlamı olmadığı bir kez daha gözler önüne serildi.

Pir Seyid Rıza, Türk Devleti'nin Dersim katliamı sırasında uyguladığı vahşeti anlatırken, ”Biz dedik bu kafirler bizi toplamışlar Kerbela'ya götürüyorlar, meğer Kerbela'yı bize getirmişler...” diyordu. Kafir, artık Kerbela'da kuşatmıyor, kendi zulmüyle hükmettiği her yeri Kerbela acısıyla kurutuyordu. Pir, katlinden kısa bir süre önce söylediği bu sözleriyle gelecek kuşakları kafire karşı uyarıyordu.

Bugün, askeri operasyonlarla ve sivil Kürt siyasetine yönelik, ”hukuk pusularıyla” yaygınlaştırılan süreç, yeni vesayet sisteminin Kürt sorunundaki ortak tavrını gösteriyor.

İntikam çığlıkları atan bir cumhurbaşkanının yanı sıra, 20 Ekim'de Başbakan Erdoğan'ın gazete ve televizyonların sahip ve genel yayın yönetmenleriyle bir araya gelerek, bu intikamın insanlık dışı barbarizmini gizleme ittifakı, barış fikrinin Ankara'nın gündemine hiç girmediğini gösteriyor

22-24 Ekim tarihleri arasında, Çukurca'nın Guzereş ve Gunde Pire alanlarında TSK'nın kimyasal silahlar kullanarak yaptığı operasyonlarda 24 gerilla katledildi. Günlerce Malatya'da morgda tutulan cenazeler, tüm girişimlere rağmen kimselere gösterilmedi. Çok geçmeden AKP'nin ”sivil” denetimine giren Türk savaş güçlerinin 24 gerillayı, parçaladıktan sonra yaktığı anlaşıldı. Teşhis için Malatya'ya giden bazı aileler, kendilerine gösterilen ceset fotoğraflarına bakarken baygınlık geçirdi. Savaşların da bir hukuku vardır. Savaşanların da kendini bağlı hissettiği hem de evrensel ahlaki normlar vardır. En azından tüm İbrahimi dinler cesetlerle oynanmasını lanetler. İnsanlık suçu sayar. Soyunu reddedenlerin iktidarında, ne savaş hukuku var ne ahlak, ne iman ne de vicdan.

Sivil toplum örgütü temsilcileri, Kazan Vadisi'nde hala insan parçaları topluyor.

AKP, Prof. Büşra Ersanlı gibi isimleri de tutuklayarak sokaktaki özgürlük kırıntılarını da bertaraf etmek istiyor. Başörtüsü takan öğrencilerin okullara girebilmesi için başından bu yana en ciddi özgürlük mücadelesini verenlerin başında geliyor Prof Ersanlı. AKP, vesayetindeki ülkede hiç bir özgürlüğe tahammül edemiyor. Sadece Kürt Özgürlük Hareketi değil, onun dayanışma içinde olan, onun haklı mücadelesini kamuoyunun farklı kesimlerine aktarabilecek herkese savaş ilan etmiş durumda.

ANF / 02.11.11


YAZICIYA GONDER


Mayıs
Pzt Sal Çrş Prş Cum Cts Paz
30 1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31 1 2 3