07.11.2011 06:44
Ha N.Ç, ha N.Ö! - Mehveş Evin
Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Nadir Özsoy, N.Ç. davasıyla ilgili yöneltilen eleştirilere isyan etmiş:
“Ben de artık N.Ö’yüm!”
Vah vah!
13 yaşındayken, 26 erkeğe satılan N.Ç. davasındaki skandal kararları gözden geçirelim: Birkaç hafta önce, N.Ç.’yi pazarlayan iki kadın , tecavüz eyleminde bulunan erkeklerden daha ağır ceza aldı. Derken, N.Ç.’nin kendi “rızasıyla” bu adamlarla birlikte olduğu kararı verildi.
Büyük tepki alan bu kararlara karşılık, en azından utanç dolu bir sessizlik beklerdik.
Tam tersine!
Karara imza atanların arasında yer alan Başkan Özsoy, gerekçeli kararı okumayanları kınıyor ve “Kanunları uyguladık ve ceza verdik. Ama yetmez, idam cezası vermemiz gerekirmiş! Artık ben de ismimi gizlemek zorunda kalıyorum” diyebilme pişkinliğini gösteriyor.
Özsoy, kendini ve kararı savunmaya çalışırken nasıl saçmaladığının galiba farkında değil. Kendini “N.Ö” ilan etmeden önce şunu düşünmesinde fayda var:
N.Ç.’nin adı gizli, çünkü 13’ünde 26 erkeğe pazarlanıp fuhuşa zorlandı! Bu davanın hakimi veya savcısı değil, mağduru...
Mağdur hakimler!
Mahkeme Başkanı’nın, kendini N.Ç ile aynı “mağdur” statüsüne yerleştirmesi için şartların eşit olması gerekiyor.
Öyleyse kendisini 13’ünde, 26 erkeğe pazarlandığını hayal ederek başlayabilir.
Ondan sonra kanunların ne şekilde uygulandığını bir daha gözden geçirsin. Bakalım aynı cümleleri kurabilecek mi?
Bu ülkede “hakim” olarak görev yapan bir takım kişiler, “medya anarşisi” ya da “vurun cübbeliye” diye kendilerini savunmakta mahsur görmüyor. Hatta medyada bu haberlerin yer almasını “çocuk asıl bu yüzden travma geçiriyor ” diye yorumlayanlar var.
N.Ç.’ye tecavüz edenler, onları koruyan kanunlar, cezayı alt haddinden uygulayan ve onaylayan hukukçular değil, medya “travmaya” neden oluyor, öyle mi?
Hukukçular, “mağduruz” tiradı atmak yerine sistemde neyin yanlış olduğunu ve nasıl düzeltileceğini tartışmalı.
Utanç verici kararları savunarak, topu medyaya atarak, toplumda adalete olan inançsızlığı daha derinleştirmekten başka bir şey yapmıyorlar...
TÜBA, TOKİ’YE BAĞLANSIN!
Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) yapısında yapılan son değişiklikle, üyelerin üçte birini TÜBİTAK seçecek. TÜBİTAK, zaten devletin kontrolünde. TÜBA Başkanı’nı da Başbakan atayacak .
Bilimi siyasallaştırma hamlesi tam gaz sürüyor... Bu nedenle 139 üyeden 45’i, bayram öncesinde istifasını verdi. İstifaların sürmesi bekleniyor.
Bence hükümet, KHK’leri (kanun hükmünde kararname) çıkarırken çekinmesin, daha radikal adımlar atsın. Araya TÜBİTAK’ı filan almasın!
Mesela TÜBA’yı TOKİ’ye bağlamak, müthiş bir çözüm olabilir. Ne de olsa hangi sorunla karşılaşsak TOKİ’li bir çözüm bulunuyor!
Bilimler Akademisi de özerklik, özgürlük gibi “gereksiz” taleplerde bulunmasın...
Ne kadar pratik ve iyi çözüm varsa hepsini devletimiz bilir, yapar ve takdir eder! İşte o kadar!
ACELEYE NE GEREK VAR?
Meğer 2004 yılında, müstakil konutlar için denetim muafiyeti getirilmiş... Bu muafiyet, aradan geçen yedi yıl, birkaç küçük deprem ve son olarak da Van-Erciş’teki faciadan sonra iptal edildi!
Anayasa Mahkemesi niye “acele ediyor”, anlamıyorum! En sevdiğimiz uygulama olan KHK ile yapı denetimi muafiyetinin kapsamı da hazır genişletilmişken, ne gerek var böyle kararlara!!
Bu arada kamu binaları için yapı denetimi hala zorunlu değil. Anlaşılan bu ülkenin polisi, öğretmeni, memuru, öğrencisi öyle sağlam binalar kullanıyor ki denetime gerek yok!
Pardon, Erciş’te kamu binaları yerle bir olmadı mı?
Bu binalar ne zaman, kimin izniyle yapıldı? Ve neden kamu binalarına yapı denetimine gerek duyulmuyor?
Anlaşılan birkaç deprem daha yaşamadan, yapı denetiminin yapılması bu ülke için hayal... Yapı denetiminin etkinliği, caydırıcılığını sormayın! O iş Allah’a havale edilmiş durumda.
Milliyet / 07.11.11