Ana Sayfa / Basın / 
22.05.2012
11.11.2011 06:55

Gelecek Uzun Sürer – Koray Çalışkan

 

Son on yılda Türkiye’de yapılmış en etkileyici filmlerden biri olan Sonbahar’ın yönetmeni Özcan Alper’in yeni filmi bugün gösterime girdi. Alper filmi Cesare Pavese’nin ‘Tepedeki Ev’ adlı kısa romanında sorduğu soruyla açıyor: “Savaş bir gün biterse kendimize şunu sormalıyız: Peki ya ölüleri ne yapacağız? Neden öldüler?”

Yanıtın peşine Sumru’nun yolculuğunu izleyerek takılıyoruz. Sumru otuzuna merdiven dayamış, güzel mi güzel, bu dünyaya nereden düştüğü belli olmayan, sırt çantasıyla Diyarbakır sokaklarını arşınlayan bir doktora öğrencisi. Etnomüzikoloji tezi için bölgeye geliyor, ağıt topluyor. Ölülerin peşinde, arda kalanların acılarının izini sürüyor.

Yolculuğu onu korsan DVD satan, sinema âşığı, tutunamayan Ahmet ve kalabalık Diyarbakır’da bir başına kalmış, kilisesini bekleyen Antranik Amca’yla tanıştırır. Sumru’nun geçmişi, Ahmet’in ve Antranik Amca’nın bugününü anlamımıza yardımcı olur. Film bir lahanayı elle yavaş ve dikkatle soyar gibi bizi sürprizli bir sona hazırlar.

Sumru’nun yaşadıklarını ağır ağır ve dikkatle, onu ve özel tarihini incitmeden, üstüne abanmadan, duygu sömürüsüne en açık anlarda dahi olgunluğu elden bırakmadan anlatan Özcan Alper neredeyse her şeyi bilen Sumru’ya bildiklerini idrak etmesinin yolunu açar.

İnsan en kolay kendini kandırır. Aka bakıp kara görür, siyah diye tutturur. Biz de böyle günlerden geçiyoruz. Yunanistan gibi komşularımızın tersine iktisadi kriz teğet geçerken kendimizi cayır cayır bir siyasi yangının içine atıyoruz. Bir elimizle yazdığımızı bir diğeriyle siliyoruz.

Gelecek Uzun Sürer bir sosyal bilimkurgu gibi bize geleceğimizi gösteriyor. ‘Böyle geldi, böyle gidecek’ dersek başımıza gelecekleri bir bir anlatıyor. Ve bunu Sonbahar’daki gibi büyülü bir görsellikle değil, daha gerçekçi bir sinematografiyle kurulmuş etkileyici bir şiirsellikle yapıyor. Örneğin bir panzere çamurlar içinde sokulmaya çalışan bir gencin yerdeki umarsız direnişini belgelediği anda dahi film estetik derinliğini ve şiirselliğini koruyor.

Sumru ağıtların peşindeki yolculuğuna devam ederken Ahmet’in içi sakin ve çocuksu bir umutla doluyor. İçinde bir aşk kıvılcımı, saçına başına daha bir dikkat etmeler... Her zaman olduğu gibi umut ve sevginin iyileştirici gücü insanı ayağa kaldırıyor.

Sonuna doğru bir yol filmine dönüşen Gelecek Uzun Sürer, filmin afişinde de gördüğümüz bir iskambil kâğıdı gerçekliğine, yani nereden bakarsan bak yaşanan acının derinliğini aynı şekilde anlatan bir sahiciliğe sahip. Sumru ve Ahmet bir gölün kenarında ilk kez bu kadar yakın uzanmışken, Sumru dönüp Ahmet’e (öpecek kadar yakın) şöyle bir bakıvermişken, üzerlerine tertemiz yağmur yağmaya başlıyor.

Sumru’nun yolculuğu Hakkâri’nin soğuk, karlı, içi üşümüş donmuş bir dağ köyünde sonlanıyor. İnsanın yüreğini cayır cayır yakan üstü karla kaplı bir mezarlık, Pavese’nin filmin başındaki sorusuna geçici bir yanıt veriyor. Kendinize bir iyilik yapın ve filmi hemen bu hafta izleyin. ‘Yanıt ne’ diye şimdiden merak edenlere yine Pavese’den bir cümleyle yardım edelim: “Hayatın zenginliği unuttuğumuz hatıralarda yatar.”

NOT: Bugün Wall Street İşgalcileri, yeni örgütlenme teknikleri ve bu heyecanlı sosyal hareketin gidişatı hakkında yazacaktım. Hafta başında New York’ta hareketin ilk lojistik planlama toplantısına katıldıktan sonra biraz daha araştırma yapıp daha uzun bir değerlendirme yazısı yazmaya karar verdim. Salıdan itibaren bu konuya eğileceğim.

Radikal / 11.11.11


YAZICIYA GONDER


Mayıs
Pzt Sal Çrş Prş Cum Cts Paz
30 1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31 1 2 3