12.11.2011 10:45
Karayılan: Türk sömürgeciliği son demini yaşıyor
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Hakkâri’de “Başbakan’ın onayı ile” kimyasal silahlar kullanıldığını belirterek, Kürt halkının evlatlarına çok güçlü sahip çıkacağını ifade etti. Saddam gibi Erdoğan’ın işlediği suçların da bir gün açığa çıkacağını söyleyen Karayılan, “Bu uygulamalar Türk sömürgeciliğinin son demini yaşadığını ortaya koymaktadır” dedi.
Karayılan, ANF’ye verdiği mülakatta 22-24 Ekim tarihleri arasında Hakkari’nin Çukurca ilçesinde gerillaya karşı kimyasal silahlar kullanıldığı iddialarını değerlendirirken, “bir insanlık suçu” işlendiğini söyledi. Karayılan, 9 Kasım günü Lozan’da vefat eden Kürt siyasetçi İsmet Şerif Vanlı ile cezaevinde hayatını kaybeden kanser hastası PKK’li tutsak Latif Bodur için de başsağlığı mesajı verdi.
KİMYASAL SİLAH YENİLGİNİN İŞARETİ
Karayılan Hakkari’deki olaya ilişkin şunları söyledi: “Türk devleti gerilla karşısındaki yenilgisini kimyasal silah kullanarak örtmek istemiştir. Fakat bu çağda uluslararası yasalar tarafından yasaklanmış olan bir silahı kullanmak zorunda kalmak bile kendi başına yenilginin en çarpıcı bir işaretidir. Kendi sınırları içerisinde, daracık bir alanda günlerce bir avuç gerillayla yüksek teknolojiye dayalı bir biçimde hava saldırıları yapan, karadan üzerine gidemeyen bir ordu, kimyasal silah kullanarak bu açığını kapatamaz.
KİMYASAL SİLAH KULLANIMINA BAŞBAKAN ONAY VERDİ
Daha önce Necdet Özel’e Kürt basını ve bir kısım arkadaşlar “Kimyasal Necdet” diyorlardı. Ben kendim öyle bir kavram kullanmadım, kullanmayı da pek yerinde görmedim. Ama bu Çelê olayından sonra bakıyorum gerçekten de aynı adam burada da icraatını uygulamıştır. Belli ki, Çelê’de gerillanın başarılı eylemi ardından Güney’e yönelmeyi göze alamadı, Kuzey’de tespit ettiği birimlere yöneldi. Onları da daha çok uçakla, hava saldırılarıyla imha etmek istedi. 3 gün boyunca hem uçaklarla hem kobralarla vurdu, fakat yine keşif uçaklarından sonucu da görerek bunların hava saldırılarından fazla etkilenmediğini de fark edince buradaki ikinci bir yenilgiyi hazmedemeyerek Başbakan’ın da onayıyla kimyasal silah kullanmıştır. Bu ciddi bir olaydır.
TÜRK BASINI YİNE SINIFTA KALDI
Bunun karşısında Türk basını, kamuoyu diyorsunuz ama aslında Kürt kamuoyundan da ciddi ve olması gereken bir tepki ortaya çıkmadı. Dikkat edelim gerillaya karşı insanlık dışı bir silah kullanılıyor; ortaya konulan tepki sınırlıdır tabii. Türk basın-yayın çevreleri zaten tek taraflı yaklaşıyorlar. Ama biraz vicdan ve demokratlık varsa ve bu kadar da iddia ortaya atılmışsa gidip görmeleri, konuyu gündeme almaları gerekiyordu. Maalesef bu konuda Türk basın-yayın çevreleri yine sınıfta kalmıştır. Ortada ciddi bir iddia vardır. Hadi siz inanmıyorsunuz, fakat ciddi bir iddia söz konusudur. Bölgedeki insan hakları dernekleri, çeşitli sivil toplum kuruluşları ve siyasi parti temsilcileri gidip kimyasal silah kullanıldığına ilişkin ciddi bir biçimde oluşan kuşkularını ifade ettiler mi etmediler mi? Ettilerse niye üzerinde durulmuyor? Açık ki burada da ayırımcı bir yaklaşım vardır.
BU MADDE HARDAL GAZI DEĞİLDİR
Yine ilgili uluslararası kuruluşlar, diyorlar ki elimizde belge yok, gündeme alamıyoruz. Belge nasıl elinize geçecek. Zaten bunu yapan devlet bunun belgelerini nasıl ortadan kaldıracağını da düşünmüştür. Her şeyden önce bu kullanılan kimyasal madde bildiğimiz düz hardal gazı değildir. Bu farklı, bir süre sonra etkisi dağılan, etkisi kalmayan farklı bir kimyasal maddedir. Yumuşatılmış kimyasal madde de olabilir. Belki de o cinstendir. Ama her neyse etkisinin görülmemesi için cenazeler napalmla yakılmakta. Orada bir kısım arkadaş hava saldırılarında şehit düşmüştür ama önemli bir kısmı bu kimyasal dediğimiz silahla şehit düşmüş ve bunun belgelenmemesi için cenazeleri de önemli oranda yakılmıştır. Bu önemli bir durumdur.
ERDOĞAN HİÇ MERAK ETMESİN, GÜNÜN BİRİNDE İŞLEDİĞİ SUÇLAR AÇIĞA ÇIKACAK
Bu konuda uluslararası kurumların da bir sessizliği vardır. Şimdi bölgedeki yeni gelişmeler çerçevesinde Batı dünyası Türkiye’yi çıkarları doğrultusunda kullanmak istediği için fazla üzerine gitmek istemiyor, onun için açığa çıkartmıyor. Dikkat edelim Saddam, 1988’de Halepçe’de kimyasal silah kullandığında Batı o zaman da tıpkı şimdi Türkiye’ye yaklaştığı gibi yaklaştığı için olayı açığa çıkarmadı. Ama ne zamanki 3 yıl sonra 1991’de Saddam’a yönelme gereğini duydu, yine çıkarları çerçevesinde bölgeye müdahale etmek istedi, o zaman Saddam’ın suçlarını ortaya döktü. O zaman Halepçe’de kimyasal katliam gerçeğini yayınlarında işleyerek gündemleştirdi. Bu konuda Erdoğan hiç merak etmesin; günün birinde onların işlediği bu suçlar da açığa çıkarılacaktır. Belki şimdi büyük medya gücüne, propaganda imkanlarına, diplomatik olanaklarına dayanarak “ben bu vadide kimyasal kullanırım, üstünü de örterim, cenazeleri de yakarım, kimse de bilmez” diyerek kendini bir süreliğine kurtarabilir ama bu gerçek açığa çıkacaktır.
ERDOĞAN’IN GÖZÜNÜ KAN BÜRÜMÜŞ
Elma, vb. çeşitli meyve kokularını etrafa yayan bu silah nedir, bu alçakça ve namertçe kullandığınız kirli silahınız ne gibi bir silahtır, onu kamuoyuna açıklasanıza. Mertliğiniz varsa, insanlığınız varsa, vicdanınız varsa bunu yapmazdınız ama nafile. Bunlar sizde kalmamış, gözünüzü kan bürümüş. Sömürgeci-ırkçı zihniyetle bu katliamları işleyenler, tarih karşısında hesap vermekten kurtulmayacaklardır. Ama bugün Kürdistan halkına bunlar reva görülüyor ve uluslararası güçler de kendi çıkarları için buna sessiz kalıyor tabii. Bunda sadece Türkiye basın-yayını ve kamuoyu değil, uluslararası kamuoyu da sorumludur.
ORADA BİR İNSANLIK SUÇU İŞLENDİ
Orada bir insanlık suçu işlenmiştir. Normal savaş yasalarına göre savaştığın gücü yenemediğin noktada uluslararası yasalar tarafından yasaklanan silahları kullanarak sonuç alma isteği kadar alçakça ve namertçe bir yöntem var mıdır? İşte AKP hükümeti ve Türk ordusu bunu Çelê’de yapmıştır. Bu konuda ben herkesi vicdanlı olmaya, Kürt halkının haklı taleplerini görmeye, Kürt halkına karşı uygulanmakta olan siyasi soykırım politikasını, polis terörünü ve kimyasal silahlarla katliam saldırılarını görmeye ve herkesi bu büyük haksızlığa ve büyük zulme karşı sessiz kalmamaya çağırıyorum. Bizim demokratik kamuoyunun vicdanından beklentimiz budur.
TÜRK SÖMÜRGECİLİĞİ SON DEMİNİ YAŞIYOR
Öte yandan yurtsever Kürdistan halkı ve demokratik kurum ve kuruluşları bilmeli ki bu uygulamalar Türk sömürgeciliğinin son demini yaşadığını ortaya koymaktadır. Binlerce siyasetçiyi rehin alarak, Kürt Halk Önderliği’nin sözlerinden korkup tecrit uygulayarak ve gerillaya karşı da her türlü silahla yönelerek sonuç alamazlar. Her şeyden önce bizim almış olduğumuz tedbirler kapsamlı tedbirlerdir. Kürdistan’ın her zirvesine serpilmiş olan gerillayı, yine Apocu düşünce ve ruhla yoğunlaşmış Kürdistan gençliğini hiç kimse durduramaz; hiçbir güç hiçbir kuvvet üstesinden gelemez. Bu konuda bırakalım bizim herhangi bir biçimde bu saldırılar karşısında gevşeme durumunu yaşamayı, daha da güçlenerek şehitlerimizin anısını mücadeleyi yükseltme temelinde yaşatma sözü ile yükleneceğimiz açıktır.
KÜRT HALKI EVLATLARINA SAHİP ÇIKACAK
Ben tüm halkımızı kendi evlatlarına, evlatlarının naaşlarına çok güçlü sahip çıkarak, bu gaddar sömürgeci zihniyete cevap vermekte olduklarını ve daha da vereceklerini düşünüyorum. Ayrıca Siirt’te ve Piran’da şehit düşen değerli militanlar olan Güven Öcalan ile Ömer Erdoğan arkadaşların da şahadeti yaşanmıştır. Çelê’deki kahraman şehitlerimizle birlikte bu arkadaşların da eklenmesi şahadet halkasını daha da önemli hale getirmiştir. Kürt halkının genç kızları ve oğulları bu halkın özgür geleceği için kendilerini feda etmişlerdir. Onların oradaki direnişi ve kahramanlığı başarı yolunu göstermektedir. Ben bir kez daha tüm değerli ailelerimizin ve annelerimizin ne kadar acı çektiğini derinden hissettiğimizi ifade ederek tüm yurtsever halkımızı bu yiğit militanlarına, fedailerine en iyi bir biçimde sahip çıkması gerektiğini vurgulamak istiyorum. Ve yine halkımız her yerde daha fazla örgütlenerek, serhildan hareketini daha güçlü bir biçimde ve örgütlü bir tarzda geliştirerek gerçek ve yenilmez bir güç olduğunu ortaya koymak üzere daha fazla örgütlenmeli, daha fazla bu insanlık dışı uygulamalara karşı aktif bir biçimde harekete geçmelidir.
KÜRDİSTAN GENÇLİĞİ SORUMLULUKLARINA SAHİP ÇIKMALI
İşte AKP’nin Van’daki yaklaşımını görüyoruz. Her tarafta sergilediği politikalar açık ortadadır. Kürt halkının geleceğini karartmak isteyen bu sömürgeci zihniyete karşı final hamlesini güçlendirerek sonuç almayı bilmemiz gereken bir dönemdeyiz. Bu dönemin ilerleyişi ve başarısını hiçbir yönelim biçimi engelleyemeyecektir. Ben bunu her zamankinden fazla görüyor ve tüm halkımızın da bu temelde yüksek bir moral, coşku ve cesaretle özgürlük mücadelesine güçlü katılması gerektiğini vurgulamak istiyorum.
Özellikle Kürdistan’ın tüm gençliği, Türk sömürgeciliğinin bu gaddar ve vahşi yönelimlerini görerek kendi sorumluluklarına daha doğru bir biçimde sahip çıkmalıdır. Her onurlu Kürdistanlı genç erkeğin ve kızın yeri ya serhildanın başını çekmek ya da gerilla saflarında yer almaktır. Bu tarihi sürecin onurlu duruşu ancak bu biçimde olur. Unutmayalım ki bugün, gelecek gençliğin tutumu, davranışı ve katılım düzeyiyle belirlenecek bir noktaya gelmiştir. Bu açıdan özellikle Kürdistanlı gençliğin bu tarihi süreçte sorumlu yaklaşması çok çok önemli olacaktır.”
İSMET ŞERİF VANLI’NIN VEFATI CİDDİ BİR KAYIP
KNK eski başkanı ve yazar İsmet Şerif Vanlı için başsağlığı dileklerinde bulunan Karayılan, şu mesajı verdi: “Kürt halkının önemli bir siyasetçisi, akademisyeni ve önemli bir diplomatı İsmet Şerif Vanlı’yı kaybetmek gerçekten üzücüdür. Ben şahsen kendisini tanıyan, bilen bir kişi olarak İsmet Şerif Vanlı’nın vefatının Kürt halkı için ciddi bir kayıp olduğunu düşünüyorum. Yaşamını dopdolu yaşayan, ülkesinden uzak ve anadilini bilmemesine rağmen, en büyük hizmeti yapmaya çalışan, yurt dışı koşullarında dilini öğrenen, yaşamının son nefesine kadar da hizmet etmeyi öngören böyle değerli bir insanı tabii ki Kürdistan halkı hiçbir zaman unutmayacaktır.
İsmet Şerif Vanlı, gerçek anlamıyla bir yurtseverdir. O, Kürt halkının da bölge halkları gibi eşit-özgür olmasını isteyen bir kimseydi. Bunun için didinip çırpınan, çaba gösteren bir Kürdistanlıydı. Kendisi başta Barzani hareketinin temsilciliğini yapmış, hizmette bulunmuş, 1983’lerden itibaren ise, hareketimizi tanımasıyla birlikte kurtuluşun Önder Apo’nun çizgisinde geleceğine inanan bir kimseydi. O tarihten itibaren, çağdaş, ulusal-demokratik normlara sahip olan bu hareketin başarısı için tüm gücünü ortaya koyan bir kimseydi. İsmet Şerif Vanlı, Kürt halkının mücadelesine gerek yazılarıyla, gerek diplomatik faaliyetleriyle, gerek geliştirdiği pratiği ve bakış açısıyla önemli hizmetler sunan bir kimsedir. Kürdistan’ın büyük bir yurtseveri konumuna gelmeyi hak etmiş bir siyasetçidir. Dünyaya doğru bakabilen, bu temelde Kürt halkının geleceğini kestiren, özgür bir gelecek için büyük çabalar sergileyen bu değerli insanın vefatı bizleri üzmüştür. Kendisine rahmet; başta ailesine, tüm Kürdistan halkına ve bütün dostlarına ise başsağlığı diliyorum.
İsmet Şerif Vanlı’nın bitmek tükenmek bilmeyen mücadeleci azmi, yurtseverlik aşkı, özgürlük mücadelemizde yaşatılacaktır. Halkımız onun anısını özgür-demokratik Kürdistan’ı yaratarak yaşatacaktır.”
PKK’Lİ TUTSAK LATİF BODUR’UN KARARLI DURUŞU BİR MESAJDIR
Karayılan, ölümcül kanser hastası olmasına rağmen cezaevinden çıkmasına izin verilmeyen ve hayatını kaybeden Latif Bodur isimli PKK’li tutsak için ise şunları söyledi:
“Ben başta Latif Bodur arkadaşın ailesine ve tüm mücadele yoldaşlarına, Kürdistan halkına başsağlığı diliyorum. Bu halk için yaşamını adayan bir militan olarak düşmana taviz vermeyen, kararlı ve onurlu duruşu tüm Kürdistan gençliği ve halkı için bir mesajdır. En zor koşullarda bile PKK’liliğin nasıl temsil edileceğini, düşmana boyun eğmeden gerekirse ölüme nasıl tereddütsüzce yürüneceğini gösteren bir örnektir. Dik ve kararlı duruşun her koşul altında nasıl olması gerektiğini pratikleştiren bir yoldaştır. Anısı her zaman mücadelemizde yaşatılacaktır. Onun şahsında bütün zindan şehitlerinin, o kararlı duruşu, kahramanlığı ve ahının yerde kalmayacağını belirtmek istiyorum. Onlar bu topraklarda yeşeren özgürlük çiçekleri olarak bu ülkeyi özgürlüğe kavuşturacak temel güç kaynağı olacaktır. Onların anısını mücadelede yaşatacağımız sözünü bir kez daha yineliyorum.
102 TUTSAĞIN ÖLÜMCÜL HASTALIKLARI VAR
Diğer yandan Latif Bodur arkadaşın şahadeti, tamamen gaddar, vicdani duygularını yitirmiş, sömürgeci sistemin uygulamaları ve politikalarının sonucu gerçekleşmiş bir şahadettir. Şu an 5 bini aşkın Kürdistanlı siyasetçi ve militan Türk sömürgeciliğinin zindanlarında tutsaktır. Şu anda raporlu, tespitli 102 arkadaşımız zindan koşullarını kaldıramayacak düzeyde ölümcül hastalıkları olan arkadaşlardır. Bunların 21’i kanserdi. İşte Latif arkadaş şehit düştü, geriye 20 kişi kaldı. Diğer 81’i de değişik ölümcül hastalıkları olan arkadaşlardır. Her şeyden önce bu kadar insanın bu koşullarda böyle ağır hastalıklarla yüz yüze kalmış olması zindan koşullarıyla ilgili bir şeydir. Diğer yandan doktor raporları temelinde ölümcül hastalığa yakalandığı tespitli olmasına ve zindan koşullarına dayanamayacakları bilinmesine rağmen, AKP devleti ve Cumhurbaşkanı tarafından hiçbir biçimde bunun dikkate alınmaması bir başka ayırımcılık ve vicdansızlık örneğidir.
AYRIMCILIK HER YERDE VAR
Ayrımcılık Van’da var, zindanda var, her yerde var. Meclis’te bile Kürt parlamenterlerine karşı ayrımcılık var. Yani Kürt halkı bu ülkede ikinci sınıf uygulaması ile her zeminde karşı karşıya gelmektedir. Bu kadar sivil toplum kuruluşunun gündeme getirmesine ve defalarca Cumhurbaşkanı’na başvurulmuş olmasına rağmen Latif Bodur bırakılmadı. Cumhurbaşkanı’nın vicdanı şimdi rahatladı mı? Devlet olmak vicdansız olmak mıdır? Bu insanların artık yaşamlarının son anlarını yaşadığı raporlarla tespit edilmiş olmasına rağmen, ne diye orada tutuyorsunuz? Dışarı çıksalar belki bir çare bulunur, belki biraz daha yaşamları uzatılabilir veya en azından zindanda değil de kendi yoldaşları-ailesi ortamında vefatı gerçekleşir. Yani bu konuda duygudan ve vicdandan uzak, tamamen ayrımcı bir devlet gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Bunun için sivil toplum kuruluşlarının, halkımızın bu kadar başvurularına rağmen Cumhurbaşkanlığı ve hükümet tarafından hiçbir biçimde olumlu bir cevap verilmemiştir ve bu insanlarımız göz göre göre ölüme terk edilmektedir.
Nihayetinde bu konuda da biz öz gücümüze dayanarak, yoldaşlar içinde dayanışma içinde bulunarak, gereken moral, coşku ile kendi kendimize yeterli olmak zorundayız. Çünkü Türk devletinin bu vicdansız-sömürgeci devlet anlayışı karşısında ancak büyük yoldaşlık ve büyük dayanışmayla biz ayakta durabiliriz. Evet, Latif Bodur yoldaşın bu biçimde şahadetinin bize bıraktığı diğer bir mesaj ve öğrettiği diğer bir husus da budur. Bu sömürgeci zihniyet karşısında daha fazla yoldaşlık, daha fazla dayanışmayı gerçekleştirmeli, örgütlenmeli ve daha fazla kendimize dayanmalıyız. Bu biçimde sorunlarımıza çözüm aramalı, cevap olmayı bilmeliyiz.”
ANF / 12.11.11