17.11.2011 01:24
Savaş ihtimali daha fazla, daha yakın – Kadri Gürsel
İsrail medyasında son haftalarda çok dikkat çektiği kadar endişe verici de olan bir gündem değişikliği yaşanıyor. İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine yönelik bir saldırı düzenlemesinden, yakın ve yüksek bir ihtimal olarak söz ediliyor...
Başta Haaretz gazetesi gibi, sol muhalefet mecralarında gayet belirginleşmiş olan ve hemen her gün değişik kalemler vasıtasıyla okurun karşısına çıkan tema, Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Ehud Barak ikilisinin İran’a çok yakın bir gelecekte saldırma kararlılığında oldukları ve bu niyetlerini gerçekleştirmeye fırsat bulmadan önce mutlaka durdurulmaları gerektiği yönünde...
İsrail’deki savaş karşıtları, İran’a saldırının bu ülkenin nükleer silah geliştirmesinin engellenmesi açısından bir başarı garantisinin bulunmadığı gibi, tam tersine İsrail’in güvenliğini çok yönlü, artan bir tehdit altında bırakacağını, ülkenin uluslararası tecridini derinleştireceğini savunuyorlar.
İsrailli pasifistler, “Bölgemizde nükleer bir İran’la birlikte yaşama fikrine kendimizi alıştırmalıyız” diyorlar.
Son olarak, İsrail’in geçen günlerde Sardunya Adası civarında İtalya ile birlikte bir hava tatbikatı düzenlemesi ve kendi topraklarında orta menzilli bir balistik füze denemesi yapması kaygıları daha da artırdı. İsrail’in uluslararası meşruiyet endişesi taşımaksızın, ABD’nin iradesi hilafına İran’a yakın vadede tek yanlı bir saldırı düzenlemesi, ciddiye alınması gereken bir ihtimal olarak dünyanın gündemine de girdi.
Diğer taraftan, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) 8 Kasım tarihli son raporunda, İran’ın askeri amaçlı bir nükleer program yürüttüğüne ilk kez açıkça işaret etti. Raporda, İran’ın laboratuar düzeyinde nükleer patlama deneyleri, nükleer patlamayı tetikleme mekanizmaları ve balistik füzelere monte edilmek üzere nükleer başlık modellemeleri üzerinde çalıştığına dair veriler yer alıyor.
Dolayısıyla UAEK raporunun İran’a karşı askeri seçenek yanlıları tarafından “siyasi cephane” olarak kullanılması eşyanın tabiatına uygundur.
Tabii, komplo teorisi meraklılarına göre belki bütün bunlar ama özellikle de İsrail’deki tartışma, İran’ı caydırmak amacıyla başlatılmış bir psikolojik savaştan ibarettir...
Hayal gücü kuvvetli olanlar, yaklaşmakta olan bir savaşın sürpriz etkisine karşı dünya kamuoyunda bağışıklık yaratıp piyasalarda meydana gelecek radikal dalgalanmaların şokunu önceden boşaltmak gibi bir taktiğin güdüldüğünü de pekâlâ iddia edebilirler.
Bize göre bunların hiçbiri vaki değil...
İsrail’deki sol ve savaş karşıtı kesimlerden medyaya yansıyan, stres ve endişenin ateşiyle kaynamakta olan bir kazanın taşmasıdır.
Stresli olmak için ikna edici nedenleri var. Çünkü 2001’de İran’ın gizli nükleer programının açığa çıkmasından bu yana, bu ülkeye tek yanlı bir İsrail saldırısı ihtimali hiç bu kadar yakın ve bu kadar büyük olmamıştı.
İsrail’in yöneticileri, İran’ın nükleer programını ülkeleri için yaşamsal bir tehdit olarak algılamakla kalmıyorlar; bu programı ortadan kaldırmasa bile en azından geciktirmekte kullanabilecekleri bir askeri kapasiteye sahip olduklarını da düşünüyorlar.
Bir de tabii, İran’ın nükleer programı ilerledikçe, bu ülkenin elindeki zenginleştirilmiş uranyum miktarı arttıkça, yani İran bir nükleer eşik ülkesi olmaya doğru yaklaştıkça, İsrail için kalan zamanın azaldığını tespit ediyorlar. Kimine göre İsrail için İran’a karşı askeri seçenek, en geç 2013’e doğru geçerli olmaktan çıkacaktır.
Meseleye bir de İran açısından bakalım...
Mesela, İran bir İsrail saldırısından ne kadar çekinir?
Sorunun cevabı kısa: Pek çekinmez. Bilakis İsrail saldırısı İran’daki rejim için hayat öpücüğünden farksızdır.
Düşünün; “İslam Devrimi”, 2009’da Ahmedinecad’ın sözde kazandığı düzmece seçim sonucunda ülke içinde ciddi bir meşruiyet krizinin içinde bulunuyor. Bölgede ise İran “Arap Baharı”nın ideolojik kaybedenidir. Yüz veren yok; İslam Devrimi’nin “Kahrolsun”la başlayan radikal sloganları duyulmuyor Arap sokaklarında...
İsrail’in bu düzlemde düzenleyeceği bir saldırıya mukabelesinde İran, ABD’yi savaş dışında tutmayı başarabildiği ölçüde ülkede bir rejim değişikliğinin yolunu kapalı tutar... Sonra içeride meşruiyet tazeler, dışarıda da Arap Baharı’ndan rol çalar.
ABD’nin İsrail’i İran’a saldırmaktan men edebileceğini sananlar ise Obama yönetimine sahip olduğundan fazla güç atfediyorlar. İsrail’i durdurabilecek olan öncelikle kendi iç çelişkileri ve anlaşmazlıklarıdır.
Milliyet / 17.11.11