21.11.2011 07:13
Türkiye-İsrail: Yeniden düşünmek - Kadri Gürsel
Türkiye, Mavi Marmara olayıyla ilgili BM Soruşturma Paneli raporunun kendi lehine olan sağlam unsurlarını dünyaya doğru dürüst takdim edebilseydi İsrail’i gayet müşkül durumda bırakabilirdi. Raporda, İsrail askerlerinin gemideki Türk aktivistleri kasten öldürüp yaraladıklarına dair kuvvetli bulgular sıralanıyor ve İsrail’in bunlar hakkında tatminkâr bir açıklama getiremediği belirtiliyordu.
Mamafih hariciyemizin bu bahiste de hissedilen, kamu diplomasisini kullanmadaki tecrübe ve beceri noksanlığının üzerine bir de Cumhurbaşkanı Gül’ün “Bu rapor yok hükmündedir” şeklindeki talihsiz açıklaması gelince, BM belgesi içeride ve dışarıda “Türkiye’nin yenilgisi” olarak algılandı.
Diğer taraftan, bu rapor aslında hiç yayımlanmayabilirdi...
Türkiye ve İsrail, yürüttükleri gizli diplomasi neticesinde yüzüp yüzüp kuyruğuna getirdikleri anlaşmayı resmi nihayetine erdirebilselerdi, varılmış ilke kararı gereği BM raporu hiç çıkmayacaktı. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Gül’ün rapor hakkında “yok hükmündedir” demesine yol açan, “Gazze’ye İsrail ablukasının yasal ilan edilmesi” gibi konular hiç gündeme gelmeyecekti.
Gördüğüm toplam 4 sayfalık taslak anlaşmanın başlığında, “Türkiye ve İsrail Hükümetleri Arasında Filotilla Olayıyla İlgili Anlaşma” yazıyordu. “18-19 Haziran 2011”, tarih olarak düşülmüştü.
Bu İngilizce metinde İsrail, “Türk halkının yaşam kayıplarına ve yaralanmalara yol açan operasyonel hatalar” nedeniyle Türkiye’den resmen özür diliyor. Özür, Türkiye’nin istediği gibi, İngilizcedeki kategorik ifadesiyle “apology” olarak geçiyor. Yani üzüntü, pişmanlık manasındaki “regret” sözcüğüyle değil.
İsrail tazminat ödemeyi kabul ediyor. Metinde tazminat ödemesinin bir defada yapılmasının ardından hükmün yerine getirilmiş sayılacağı kayda geçirilmiş. Türkiye böylece, bu ödemeye müteakiben Türk vatandaşları ve hükmi şahsiyetleri tarafından İsrail’e karşı dava açılmayacağının güvencesini veriyor.
Belgenin “Usule Dair Anlaşma” başlıklı iki sayfalık bölümünde tazminatın ödeme koşulları yer alıyor. Buna göre tazminat Türk hükümeti tarafından kurulacak bir fona ABD doları cinsinden yatırılacak ve paranın kurbanların aileleri arasında paylaştırılması hususu Türk hükümetinin uhdesinde olacaktı.
Aldığım bilgilere göre İsrail tarafı bu gizli müzakereler sırasında Türk tarafına ne kadar tazminat talep ettiklerini sormuş ve “Bir rakam söyleyin” demiş. Türk tarafı ise telaffuz edilen rakamdan geri dönüş olmayacağı için soruyu cevapsız bırakmış.
Ana anlaşma metinde Türkiye ve İsrail, söz konusu anlaşmanın yürürlüğe girmesinin ardından diplomatik ve ikili diğer iyi ilişkileri hemen başlatacaklarının taahhüdünü veriyorlar.
Taslakta Türkiye’nin itirazına konu olan tek husus, metnin başlangıcındaki “ölüm ve yaralanmaların taammüden meydana gelmediği” yönündeki ifadeler... Türkiye ise tersini, yani aktivistlerin İsrail askerleri tarafından kasten öldürüldüğünü söylüyor. İsrail’le bu taslak çerçevesindeki gizli müzakereler sürseydi Türk tarafı söz konusu ifadenin değişmesini, en azından birlikte “daha yaşanılır” hale gelmesini temin etmeye çalışacaktı...
Yüzde 95 tamamdı
Neticede, Türkiye ve İsrail arasında ilişkilerin normalleşmesini öngören anlaşma geçen haziran itibarı ile “yüzde 95” tamamdı...
Ama anlaşma hiçbir zaman “yüzde 100 tamam” olmadı; çünkü İsrail’deki aşırının da aşırısı Lieberman engeli aşılamadı. Başbakan Binyamin Netanyahu, Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman’ı özür ve tazminata ikna edemedi. Ve BM Soruşturma Paneli’nin 2010’un ağustosunda kurulmasının ardından başlatılan Türkiye-İsrail gizli müzakereleri, anlaşma taslağının geçen haziranda hazırlanmasını takip eden günlerde çöktü.
Bu “ikili kanal”da işler sıkı tutulmuştu. BM Soruşturma Paneli’nin İsrailli üyesi Joseph Ciechanover ile panelde Türkiye’yi temsil eden Emekli Büyükelçi Özdem Sanberk aynı zamanda ikili kanal üzerinden görüşüyorlardı. Ancak Panel’in başkanı Geoffrey Palmer ve yardımcısı Alvaro Uribe, iki ülke arasında gizli bir müzakerenin sürdüğünden haberdar olsalar da Ciechanover ve Sanberk’in bunda yer aldığını bilmiyorlardı. “İkili kanal” Cenevre, Bükreş ve Roma’da toplantılar yaptı. Türkiye’den Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu, İsrail’den Başbakan Yardımcısı Moşe Ya’alon da katıldı.
Her şeye rağmen bu anlaşma taslağı Türkiye ve İsrail arasındaki yeni bir normalleşme sürecinin hareket zemini olabilir. Tabii, Lieberman’ın Ortadoğu’daki yeni durumların ışığında iknası mümkün olabilirse...
Başbakan Erdoğan’ın normal ilişkiler için, gizli müzakereler çöktükten sonra getirdiği “Gazze’ye ablukanın kalkması koşulu” mu dediniz?
Gazze’deki iskelelerden birine birkaç Türk yardım gemisinin âlâ-yı vâlâ ile yanaşmasına izin verilse, bu koşul da yerine getirilmiş olmaz mı?
Milliyet / 21.11.11