24.11.2011 00:28
Dersim’de özür ama... - Aslı Aydıntaşbaş
Türk milleti özür dilemekten hoşlanmaz. Birey olarak da toplum olarak da. Her zaman meselenin bir ‘Ama’sını buluruz: ‘Biz yaptık ama onlar da arkadan hançerledi’, ‘Ben silahı çektim ama o da dil uzattı’ vs.
Her daim başkalarını suçlamak için mazeret üretmekte üzerimize yoktur.
Bu yüzden Başbakan Erdoğan’ın dün Dersim konusunda partisinin Meclis grup toplantısında “Eğer devlet adına özür dilenecekse, böyle bir literatür varsa ben ‘Özür dilerim’ diyorum” sözlerini alkışlıyorum.
Az değil; Dersim’de 1937-38’de isyanı bastırmak için yapılan operasyonlarda 13 bin kişinin öldüğü söyleniyor. Büyük bir bölümü masum insanlar.
Her ne kadar Ak Parti’nin Dersim sevdası CHP’deki sert-Kemalistleri gıdıklamak, Dersim mağduru bir ailenin evladı olan Kemal Kılıçdaroğu’nu zor duruma sokmak, hatta koltuğunu sarsmak maksatlı olsa da, burada devletin başı olarak Başbakan’ın tarihle yüzleşme çabası, cesurca ve çok değerlidir.
Tayyip Erdoğan’ı tebrik ediyorum ancak... Şunu da hatırlatmak istiyorum; Ak Parti ‘Yargıdan, ordudan Alevileri temizleyeceğiz’ sloganıyla referandum ve seçim sürecinde el altından Alevilere karşı azımsanmayacak ölçüde ayrımcılık yaptı. Bunu sadece CHP’lilerden duymadım, bizzat gözlemledim, hatta MHP ve Ak Partililerden dinledim.
Özellikle İç Anadolu ve Güneydoğu’da, Alevilerin devlet ve yargıdaki ağırlığı, olduğundan kat kat abartılı gösterilerek bir karşıt refleks tetiklenmeye uğraşıldı. Bırakın seçim meydanlarında söylenen sözleri ya da ilçe teşkilatlarının propaganda çalışmalarını, yandaş medyada alenen CHP, BDP ve yüksek yargıya yönelik kampanya, Alevilik üzerinden götürüldü.
Bu süreçte yazılan bazı haberlerden bir bölümü, doğrudan nefret suçuna girer nitelikteydi.
Bu konuda çok haber ve demeç hatırlatabilirim, ama yapmayacağım.
Başbakan’dan ricam, Dersim konusunda gösterdiği hassasiyeti, Alevilik konusunda da göstermesi ve ‘nefret söylemini’ frenlemek için de adım atması.
‘Bakın teröristin cenazesi cemevinden kaldırıldı’ tarzı haberlerden tutun da, ‘Yargıdaki, ordudaki şu ve bu şahıslar aslında Alevi’ tarzı haberlere kadar medyada fazlasıyla Alevi karşıtı söylem mevcut. Üstelik de gerçekte Alevilerin devlette, yargıda ciddi bir ağırlığı, söylenildiği gibi bir gücü olmamasına rağmen.
Erdoğan hazır Dersim meselesine el atmışken, yandaş medyadaki şu nefret söylemini de biraz olsun frenlese...
Mahkeme kapılarında
Çağlayan’da yeni yapılan cilalı Adliye Sarayı’nda, Nedim, Ahmet, Soner ve OdaTV davasından tutuklu diğer gazetecilerin yargılandığı mahkeme salonuna girmeyi başaran birkaç gazeteciden biriydim salı günü.
Böyle başarı olmaz olsun! Daha düne kadar gazetecilik yapmaya çalışan, iyi kötü düşüncelerini kâğıda dökerek ekmeğini kazanan, tanıdığımız, sevdiğimiz ya da sevmeyip yazılarını okuduğumuz ya da varlığından bile haberdar olmadığımız bir grup meslektaş, ‘terör örgütü’ üyeliğinden yargılanıyordu.
Mahkeme heyeti, arka sıralarda davayı izleyenlerle tutuklu gazeteciler arasında fazla temas olmasın diye araya jandarmaları dizdi. Onlar terörist, biz yazar; onlar akşam Silivri’ye, biz plazalarımıza.
2011 yılı Türkiye’sinde bu resmi görmüş olmaktan utandım.
Dün muhtemelen gazetelerde Ahmet Şık’ın avukatı Akın Atalay’ın “Gerçekten de Ahmet Şık, Soner Yalçın’ın ya da başka birinin yönlendirmesiyle aşk kitabı yazsaydı ya da ‘Dostoyevski’nin Dünyadaki Yeri’ diye bir kitap yazsaydı, yani söz konusu kitabın içeriği farklı olsaydı, yine suçlanır mıydı?” sözlerini okudunuz.
Ben ise Celal Ülgen’le çalışan genç avukat Hüseyin Ersöz’ün bir cümlesine takıldım: ‘Bu gazetecilerin özgürlüklerine kavuşmaları için hemen salıverilmeleri lazım. Türkiye’de yeniden düşünce özgürlüğünün tesis edilmesi için hâlâ çok geç değil.’
Hâlâ çok geç değil; ama zaman daralıyor.
Bu davanın, bu iddianamenin, en hafifiyle eksantrik diye tanımlayabileceğiniz Yalçın Küçük’ün (Yalçın Küçük yaaaa!) yönettiği bir ‘silahlı terör örgütü’ olduğu yolundaki bu kurgunun, demokrasi kültüründen nasibini almış kimseyi ikna etmesi mümkün değil.
Mahkemede tutuklu gazetecileri moralli ve kararlı gördüm. Özellikle Ahmet çok güler yüzlüydü; zaten de çıkarken ‘Biz geleceğiz’ diye bağırdı.
Ama dışarıdaki tutuksuz gazetecilerin kafa karışıklığı, korkaklığı, demokrasi kültürüne sahip çıkmayla yeni araba alma arasındaki bocalayışları, yürek burkuyor.
Görüşlerine katılmayabilirsiniz. Yayınlarını aceleci, kaynaklarını yanlış bulabilirsiniz. Durdukları yeri, özel telefon görüşmelerinde hakkınızda yaptıkları dedikoduları kötü niyetli, siyasi pozisyonlarını geri bulabilirsiniz. Dostlarını, bağlantılarını sevmeyebilirsiniz. Sizi karalamış ya da yaralamış olabilirler.
Ama fikir üreten, yazı yazan ve günahıyla sevabıyla bu mesleği yapan insanlar, gazetecidir. Terörist değil.
Milliyet / 24.11.11