26.11.2011 07:13
Öğüt veren Türkiye'nin kendi sicili parlak değil - The Economist
Keskin bakışları, yıkanmış pantolonu ve özgürlük konuşmasıyla Dilşat Aktaş, tipik bir solcu eylemci. 29 yaşındaki Aktaş, Hopa’da üzerine biber gazı sıkıldıktan sonra vurulan bir başka eylemcinin ölümünü protesto amacıyla, mayıs ayında Ankara’da zırhlı bir polis aracının üzerine tırmanmıştı. Aktaş, şimdi koltuk değnekleriyle dolaşıyor: Kaçmaya çalışırken polis onu copla öylesine dövdü ki sol kalçasını kırdı. Kendine bir sigara çekerek şöyle diyor: “Doktor, ‘iyileşmesi üç yıl alır’ dedi.”
Öğrenciler ve terör
Yerel bir savcıya ettiği şikâyetler görmezden gelinmişti. Diğer bir öğrenci arkadaş Ömür Çağdaş Ersoy, dayak sırasının kendisine gelmesi için vücudunu ona siper etmeye çalıştı. Ersoy şimdi siğer 15 öğrenci arkadaşıyla birlikte Ankara’da bir cezaevinde; artık var olmayan karanlık ve silahlı bir solcu örgütün üyesi olmakla suçlanıyor. Örgüte karşı kullanılan deliller arasında toplatılan solcu broşürleri ve savaş karşıtı posterler var, fakat tek bir silah yok. Ersoy’un babası Fatih, acı bir gülümsemeyle, “Kırık bir şemsiye bulmuşlardı, onu da alıp götürdüler” diyor.
Ana muhalefet partisi CHP’nin milletvekillerinden Hüseyin Aygün, şu anda 500’den fazla öğrencinin terör örgütü üyeliği iddiasıyla hapiste olduğunu ileri sürüyor. Birçok öğrenci, iktidardaki AKP karşıtı protestoların yanı sıra parasız eğitim ve sağlık hizmetleri için de –bazıları vicdani ret hakkı ve Kürtçe eğitim gibi psikolojik sebeplere dayanmasına rağmen- gösteriler düzenliyor. Savcılar, henüz mahkemede okunmamış olmasına rağmen, üniversitelere rutin biçimde öğrenciler hakkında iddianameler gönderiyor. Öğrenciler, bilfiil mahkûm bile edilmeden önce üniversiteden kovuluyor. Aygün, “Mahkemeler AKP yanlısı hâkimlerle dolu ve bütün yargı sistemi her tür muhalefete karşı seferber olmuş durumda” diyor.
Türkiye’deki gazetecilerin vaziyeti, öğrencilerin durumunun gölgede bırakılmasına vesile oldu. Yaklaşık 76 gazeteci –Çin’den daha fazla- şu an parmaklıkların ardında ve çoğu da terör suçu işlemekten şüpheli; başka bir dava ise bu hafta başladı. Aralarında PKK lideri Abdullah Öcalan için çalışanlar da olmak üzere 47 avukat, henüz tutuklandı. Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan, geniş kapsamlı reformları bir kez övgüyle karşılanınca, daha sert tutumlar almaya başlıyor. Bir yandan binlerce sempatizan toplarken, diğer yandan PKK ile mücadeleyi tırmandırıyor. BDP’li Hülya Çapar, 2009 yılından bu yana KCK operasyonu çerçevesinde, en az 3,500 Kürt eylemcinin (15 BDP’li belediye başkanı da dahil) PKK’nın şehir kollarına üyelik iddiasıyla tutuklandığını tahmin ediyor.
Türkiye’nin muğlak ifadelerle malul terörle mücadele yasalarına dayandırılan bu davalar baştan savma ve bazen absürd olabiliyor. KCK üyeliği iddiasıyla 2009’dan bu yana hapiste tutulan bir Kürt olan Cengiz Doğan, ayrı bir davada nisanda bir PKK eylemine katılmakla suçlanıyordu. İki dava arasındaki tutarsızlığı ortaya çıkaran gazeteci Ezgi Başaran’a göre, eğer bu doğruysa ‘aynı insanın aynı anda iki farklı yerde olması’ gerek. Anayasa hukuku profesörü Büşra Ersanlı, BDP üyelerine Bask özerkliği gibi ayrılıkçı konular üzerine ders vermesinin ardından geçen ay terörizm suçlamalarıyla tutuklandı. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin ise Ersanlı’nın ‘şaibeli akrabaları olduğunu’ söyleyerek suçluluğundan emin olduğu izlenimi verdi.
Gerçekten bir model mi?
Görünüşe göre Batı, Türkiye’de insan haklarının adım adım kötüye doğru gittiğinin farkında değil; daha ziyade Türkiye’yi Arap Baharı için bir model olarak methetmekle meşgul. Ankara’daki Avrupalı bir büyükelçi omuzlarını silkerek, “Avrupa kendi sorunlarına fazlasıyla gömülmüş durumda ve Amerika’nın da bölgesel güvenlik için Türkiye’ye ihtiyacı var” diyor. Yani hakları için mücadele etmek işi, Türklerin kendi omuzlarında –elbette hapishanenin dışında kalabilirlerse. (26 Kasım 2011)
Radikal / 26.11.11