Ana Sayfa / Basın / 
22.05.2012
27.11.2011 07:45

NATO’yu ancak Erdoğan kurtarır - Kadri Gürsel

 

18 Şubat 2012’de, Türkiye’nin NATO’ya üye oluşunun üzerinden tam 60 yıl geçmiş olacak. 1952’den bu yana 60 yıl, üç nesil demek...

NATO’ya üye olmak, Türkiye’nin stratejik ve tarihi tercihiydi.

Ve bu 60 yılda köprülerin altından çok sular aktı. Özellikle de Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte dünya çok değişti. Soğuk Savaş’ın durağan dengesinde sabitlenmiş Türkiye’nin yerini, sorunlu ve tartışmalı da olsa bağımsız bir dış politika izleyen, bölgesindeki güç ve etkinliğini de aynı mahiyette artıran bir Türkiye alıyor.
Günümüzde hem NATO hem de Türkiye, güvenlikle ilgili yeni meydan okumalara lüzumlu cevapları vermek gibi benzer meselelere sahiptirler.

Bu arada Türkiye ve NATO arasındaki ilişkiler de sınanıyor...

Yeni tehditlerin tanımı ve cevaplandırılması hususundaki müşterekler asgariden fazla olmalı ki, Türkiye’nin İttifak’la ilişkisi üyelik vasfında sürdürülebilir kılınsın...
NATO’nun da müdahil olduğu Arap devrimleri ortamında Türkiye-NATO ilişkilerinin tartışılması zorunlu hale geliyor.

Geride bıraktığımız hafta başında Brüksel’de katıldığım toplantıların amacı da buydu.

Geçen salı Kadir Has Üniversitesi’nde konuşlu Uluslararası İlişkiler Konseyi ile NATO Kamu Diplomasisi Bölümü tarafından düzenlenen toplantıda öğrendiğime göre NATO, İttifak’a üyeliğinin 60’ncı yılı münasebetiyle Türkiye’de bir kampanya düzenlemeye hazırlanıyor.

Konferanslar, yuvarlak masa toplantıları, ziyaretler yoluyla medya ve sivil toplumla temas kurulacak ve böylece NATO kendisini Türkiye halkına tanıtacak. Genel Sekreter Anders Fogh Rasmussen’in büyük ihtimalle 60’ncı üyelik yıldönümüne rastlayan 18 Şubat’ta Türkiye’yi ziyaret etmesinin planlandığı da söylendi.
NATO’yu, ona üç nesildir üye olan bir ülkede anlatma ihtiyacını duymak, İttifak açısından hüzünlü bir durum. Ve aynı zamanda anlaşılır bir reaksiyon...

Türkiye’de “NATO üyeliği ülkenin güvenliği açısından önemlidir” diyenlerin yüzde 37’lik bir azınlık olduğu hatırlanınca (Kaynak: 2011 Transatlantik Eğilimler Araştırması), NATO’nun neden kendisini daha fazla benimsetmek istediği de anlaşılıyor.

NATO yetkililerine göre Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından Türkiye’de NATO desteğinin düşüşe geçmesi, sadece NATO hakkındaki “yanlış algı” ya da “yanlış kavramlandırma”dan kaynaklanmıyor... Türk-Amerikan ilişkilerinin kötüye gitmesiyle AB’ye verilen desteğin azalmasının da bunda rolü var. Türkiye’nin Batı’yla geneldeki ilişkilerinin “bileşik kaplar kanunu” işliyor.

NATO yetkilileri, Türkiye’de İttifak’ın “ABD tarafından yönlendirilen, ABD’nin menfaatlerine hizmet eden ve İslam dünyasına müdahalede kullanılan bir Batı kurumu olduğu şeklinde yanlış bir algının mevcut bulunduğu” saptamasını yapıyorlar.

Savunma olarak da NATO’nun Bosna ve Kosova operasyonlarıyla Müslüman halkları kurtardığı görüşünü ileri sürüyorlar. “ABD hegemonyası” algısına ise diğer bütün üyeler gibi Türkiye’nin de NATO’da eşit rol ve söz hakkına sahip olduğunu hatırlatarak cevap veriyorlar.

Diğer taraftan, NATO’nun Türkiye’deki terörizm ve PKK sorununa yaklaşımının, söz konusu menfi algının daha fazla bozulmasına neden olduğu kabul ediliyor.
PKK’yı “terörist bir örgüt” olarak kategorize etse ve PKK saldırılarını kınasa da NATO’nun tutumu bundan ileri gidemiyor. Çünkü İttifak Türkiye’nin terörizm sorununu “üye bir ülkenin iç meselesi” olarak görüyor.

Bunlara ilaveten, bize göre NATO’nun Türkiye’deki güncel sorunu, “Yeni Stratejik Konsept”inde sıraladığı nükleer silahlar ve balistik füzelerin yayılması, küresel terörizm, istikrarsızlık ve bundan kaynaklanan silah, insan ve uyuşturucu kaçakçılığı, siber saldırılar gibi tehdit unsurlarının hemen hiçbirinin Türkiye’de gerçek bir tehdit olarak algılanmaması... Buna mukabil NATO üyeliğinin, Türkiye’de en büyük tehdit olarak görülen “terörizm sorunu”na cevap verememesi...

Güncellenmiş NATO’ya üyeliğin devamı hususunda Türk halkının çoğunluğunda bir irtibatsızlık ve boşluk hissi söz konusudur. Dengesizlik, ülkenin patlama yapan özgüveniyle birlikte büyümektedir.

Oysa kapalı kapılar ardında Türk yetkilileri bize “NATO Türkiye için iyidir” diyorlar. Çünkü onlara göre Türkiye, NATO üyeliği münasebetiyle bütün küresel siyaset ve güvenlik tartışmalarının içinde ve istemediği gelişmeleri önleme kapasitesine sahip.
NATO’nun Türkiye’deki meselesi bunu kendi halkına yüksek sesle söyleyen bir liderliğin olmaması.

Toplantılar sırasında İttifak’ın Türkiye’deki imajının ihya edilmesi bakımından çarpıcı bir öneri Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Ahmet Han’dan geldi. Kendisi NATO yetkililerine, “En geçerli çare, Türkiye’nin NATO üyeliğinin ve NATO’nun bizzat Başbakan Erdoğan tarafından Türk halkına methedilmesidir” dedi.

Yanlış mı? Arapların genelde soğuk baktığı laikliği onlara tavsiye edebilmiş bir Başbakan aynı şekilde NATO’yu da Türklere neden övmesin? Kendisi neticede

Türkiye’de en çok güvenilen, en çok inanılan siyasi lider...
Laiklik gibi NATO’nun imajını da Erdoğan’dan başkası kurtaramaz.

Milliyet / 26.11.11


YAZICIYA GONDER


Mayıs
Pzt Sal Çrş Prş Cum Cts Paz
30 1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31 1 2 3