04.12.2011 08:58
Nasır tutan alınlar ve Musa'nın dirilişi – Fehim Taştekin
İhvan (Müslüman Kardeşler) ve Selefilerin ülkeyi dini bir idareye götüreceğine dair korku her yerde ama Mısır toplumunda dindarlık öyle derin ki insan “Daha ne olabilir” diye sormadan edemiyor. Ortadoğu’da basının amiral gemisi El Ahram’a gidiyorum, Müslüman Kardeşler’in merkezinden farksız. 18 bin insanın çalıştığı dev bir grup. Doğruysa İngilizce versiyonu ve ek yayınlarla 3 milyon satıyor. Girişte fotoğraf makinemi alıyorlar; fotoğraf çekmek yasak. Koridorlardan odalara masa çok, 80 milyonluk memlekette bu masaları dolduracak adam da çok. Masa başlarındaki adamların alınlarındaki karartılar dindarlığın nişanesi. Nasırlaşmış alınlar namaz kılarken secdede fazla kalmaktan kaynaklanıyor.
Yanlış vagon
29 Kasım’da İhvan’ın merkezinden Tahrir Meydanı’na giderken trafik felç, tam bir curcuna. En iyisi dakika başı gelen metroya binmek. Aceleyle atladığım vagonda tavana asılı vantilatörleri görüntülemeye çalışırken ilk durakta Mısırlı dostum Abdüsselam kolumdan “çekip inmemiz lazım” dedi. Meğer harem selamlık varmış ve kadınlara özel bölüme girmişiz. Cezası 30 Cüneyh. Hemen inip karma vagona geçtik. Mısır dindar bir toplum. Despotizm altında dindarlık hem koyulaştı hem politize oldu. İslamcıların oyların yarıdan fazlasını almasında anlaşılmayacak bir taraf yok. Ama her kesimde yeni protest bir duruş palazlanıyor. Metroya binmeden önce atladığımız taksinin sürücüsü Nebil Salah yeni Mısır’ı gayet iyi özetledi: “Bina yapmaya çalışıyoruz ama temelimiz yok. O yüzden işler karışık. Ama halk ilk kez gerçek anlamda oy kullanıyor, ilk kez gerçek partilere oy veriyor. Kimin gerçekten güçlü olduğu şimdi anlaşılacak. Oyum İhvan’a. Fakat yolları temizlemezler, ekonomiyi düzeltmezlerse sonraki seçimde onları da deviririz. Artık yeni Mübarekler istemiyoruz.” İşte Tahrir ruhunun halk içindeki karşılığı.
Tahrir ihtar yeri
Tahrir, demokrasinin güvencesi. Tahrir artık bir ihtar yeri. Mısırlılar bir kere özgüveni tattı. En çok kulağa çarpan slogan “Kaldır başını Mısırlı”. Buna atfen bir Selefi’ye “Galiba her Mısırlının ruhunda küçük bir firavun gizli” diye takılıyorum. “Hayır her Mısırlının kalbinde bir Musa gizli” diye düzeltiyor. Çelişki gibi gözükse de Firavunların inşa ettikleri maddi medeniyetin özlemiyle Musa ya da İbrahim’in isyanı bugün Mısır’da bir devrimi harmanlıyor.
Mısır Müzesi’nde binlerce yıl öncesinde Mısırlıların ulaştığı medeniyetin seviyesini gösteren 120 bin eser var. Bu müze Mısırlıların başlarını kaldırması için yeterli. Mübarek medeniyetsiz bir firavundu. Hiç olmazsa Ramseslerin böbürlenecek bir medeniyeti vardı. Mısır’ın mayasındaki aşk şiddete de galebe çalıyor. Suriye ve Libya’nın aksine Mısır’da ‘Baltacı’ terörü karşısında isyanın barışçıl karakteri bozulmadı. ‘Kurtlar Vadisi’ Libya ve Suriye’de fırtına estirirken Mısırlıların neden daha çok ‘Gümüş’ dizisine sardığını Tahrir’de daha iyi anlıyoruz.
Göz avcısı aranıyor
Tahrir’de kasten insanların gözüne plastik mermi sıkan polis kamera kayıtlarından tespit edildi. Fotoğrafı, meydana asıldı. Gençler kısas istiyor. Kurbanlardan biri bir gözünü 28 Ocak’ta, ötekini son olaylarda kaybetmiş. “Ülkemi şerefsiz bir halde görmektense görmemeyi tercih ederim” diyor.
‘Devrimci’ genç hâkim
Muhammed Yusuf Ebu Geyt, Devlet Konseyi’nde hakim. Devrim Sürüyor (Savra Mustemerra) koalisyonunda yer alan ‘Ulusal Adalet ve Demokrasi Komitesi’nin başkanı. Kahire’de Başbakan Tayyip Erdoğan, İstanbul’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüşen gençlerden biri. Oylama hakim gözetiminde, o da bir seçim merkezinin başında.
‘ABD herkesle oynuyor’
Adayların birer simge ile temsil edildiği pusularla ilgili sorunları ciddi hâkim pozuyla çözüyor. Bize dönüp elinde sigara devrimci genç edasıyla sorularımızı yanıtlıyor: “Yüksek Askeri Konsey hiçbir sorunu çözemedi. Seçim organizasyonu başarılı ama bir sonraki aşamada işler karışabilir. Tahrir son gösteride 2 şeyi başardı: Asker yetkiyi sivillere bırakmak için tarih (1.7.2012) verdi ve hükümeti değiştirdi… Sorun İslamcıların çok güçlenmesi. Asker bunlarla ilişkiye geçti, önlerini açtı. Biz anayasanın çöpe atılmasını istemiştik. Asker ise ‘anayasa üstü prensipler belgesi’ ile sivil otoritenin üstünde olmak istedi. Bunu İhvan da reddetti ama geçiş sürecinde eski anayasanın geçerli olmasını kabul etti. Bu, Tahrir’e ihanetti. ABD herkesle oynuyor, hem asker hem İhvan’la konuşuyor. Sorun kimin ABD ajanı olacağıyla ilgili. Asker de bunu istiyor İhvan da… Herkes Türkiye modelini görmek istediği yerden ele alıyor.”
Lazoğlu meydanı ve ‘kafe zenci’ macerası
Kahire gazeteciler için tehlikeli. Tahrir’in bütün girişlerinde serseriler ve provokatörleri önlemek için 24 saat kimlik kontrolü yapan ‘devrimci’ gençler nazik. Kontrole hep özür eşlik ediyor. Fakat Siyasi Polis (Emniyet Devlet) ile Baltacılar fırsatını buldukça gazetecileri hedef alıyor. Devrimcilerden şu şu sokaklara girme diye uyarılar alıyoruz. Özelikle işkence yuvası İçişleri binasının olduğu ‘Lazoğlu’ meydanına. Nil kıyısında geç saatte canım kahve çekti, halkın gittiği bir mekân olsun istedim. Abdüsselam ile sürüklendik bir kahveye. Adı ‘Amberkeb’. Sudan asıllı Nubiyanların uğrak yeri. Eli maşalı sahibi, birkaç resim alayım deyince arıza çıkardı. Ama “İstanbul’dan geldim” sözünün ikna edemediği Mısırlı yok. Birkaç dakika içinde siyahların ahbabıyız. Nur Muhammed, Nasır baraj gölü oluşurken evleri sular altında kalıp da Mısır tarafında kalanlardan biri. Nil ve İskenderiye’den getirdiği balıkları otellere satıyormuş. Ama turizm sektörü tepetaklak olduğu için artık iş yapamıyor. Sohbet derinleştirirken bir Arap hışımla casus olabileceğimizi iddia ederek Nubiyanları kışkırttı. Hararetli tartışma koptu. Abdüsselam zar zor adamı püskürttü ve dayaktan kurtulduk.
Radikal / 04.12.11