30.06.2007 14:31
Sivas katliamını unutmadık, unutturmayacağız!
2 Temmuz 93... Bu tarih, tarihe kara bir leke olarak geçen Sivas katliamının yıldönümüdür. Her yıl Bu tarihte, her yıl geleneksel olarak gerçekleştirilen Pir Sultan şenlikleri için Sivasta bulunan 37 devrimci, demokrat, aydın, ve sanatçı Madımak otelinde ateşe verilerek diri diri yakılarak katledildiler. Tam bir gözü dönmüşlük örneği olan ve tüm dünyanın gözleri önünde TV’lerde canlı yayın yapılarak gerçekleştirilen bu insanlık dışı katliamın üzerinde 14 yıl geçti. Fakat, Madımak otelinin üzerinde hala dumanlar yükselmekte, hala insan çığlıkları yükselmektedir. Bu otelin ‘müze’ yapılması talebine bile tahammül gösterilememekte ve orası bir lokanta olarak işletilmektedir.
Bu vahşi katliamı yapanlar, yalnızca ortaçağ kalıntısı gerici-yobaz güçler değildir. Tam tersine, bu katliam, bizzat polis ve diğer kolluk kuvetlerinin desteğiyle gerçekleştirilmiştir. Öyle ki, gerek katliam anında ve gerekse katliam sonrası, Türk devletinin cumhurbaşkanından başbakanına, tüm bir devlet erkanı yaptıkları açıklamalarda, katliamı gerçekleştirenleri değil, bu insanlığın yüzkarası katliamda yaşamlarını yetirenleri suçlamışlardır ve onları ‘tahrikçi’ olarak gösterip yapılan katliamı desteklemişlerdir. Hatta, dönemin başbakanı Süleyman Demirel, daha da ileri gidip, katliamı yapanları kast ederek “Çok şükür otelin dışındaki vatandaşlarımızın burnu bile kanamamıştır” şeklinde utanç verici bir açıklamada bulunmuş, katliamı yapan gerici-faşist güruhu kutlamıştır.
Dahası var...Katliam sonrası süreçte vahşetin arkasında katliamcı faşist devletin olduğu tüm yalınlığı ile bir kez daha ortaya çıkmıştır. Faşist devlet, katliamın üstünü örtmüş, katilleri göstermelik bir yargılamanın ardından serbest bırakmıştır. Dahası da, katliamda rol oynamış kimi unsurları, parlamentoya taşıyarak adeta ödüllendirmiştir.
Esasen, biz bu devletin katliamcı kimliğini bizzat onun kanlı tarihinden biliyoruz. Her türlü toplumsal muhalefeti baskı ve zor yoluyla bastırmak onun mayasında vardır. Ve katliamlar bu topraklarda her zaman güncel bir tehlikedir. Öncekiler bir yana, Maraş, Çorum, Sivas'ın ve Gazi’deki katliamının anıları hala taptazedir. Devletin bu katliamcı geleneği ise sürmektedir. Dün Maraşta, Çorumda, Sivasta gerici yobazları tetikçi olarak kullanıp gerçekleştirdiği katliamları bugün Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da, resmi üniformalı koluk güçleriyle gerçekleştirmektedir. Irkçı-faşist saldırganlık günümüzde daha da azdırılmış bulunuyor. Örneğin Kürt halkına dönük ırkçı-şoven saldırganlık toplumsal linç düzeyine çıkmıştır. Öte yandan, faşist devlet, bir yandan demokrasi ve insan hakları laflarını ağzında sakız gibi düşürmezken, bir yandan da en sıradan demokratik hak ve özgürlük talebini şiddete başvurarak bastırmaktadır.
İşçiler, emekçiler,
‘Osmanlı’da oyun çoktur!’ bu söz, Osmanlının mirasçısı olan faşist devlet için çok daha geçerlidir. O sadece baskı ve zor yoluna başvurmakla yetinmemekte, yanısıra,toplumsal muhalefeti bölmek ve zayıflatmak amacıyla her türlü yalana ve kirli silaha da başvurmaktadır. Devletin, günümüzdeki yeni oyunu ise, son dönemlerde gündemleştirdiği, laiklik-şeriatçılık sahte ikilemi temelindeki emekçileri kutuplaştırma çabasıdır.
Başını Kemalistlerin çektiği, laiklik söylemi koca bir yalan ve ikiyüzlülükten ibarettir. Gerçek şudur ki, Türk devleti hiç bir zaman laik ve demokratik olmamıstır. İlerici ve devrimci güçleri ezmek amacı çerçevesinde, özellikle 12 Eylül sonrası dinsel gericiliği azdıran, bu devletin kendisidir. İmam Hatip liselerinin sayısını katlayarak çoğaltan, kuran kurslarını yaygınlaştıran, Diyanet İşleri Bakanlığı bütçesine eğitimden daha fazla para aktaran, işçiden emekçiden aldığını bu bakanlığın bünyesinde çalışan 40 bin memura veren ve nihayet, Türk-islam sentezini resmi devlet ideolojisi haline getiren, demek oluyor ki, şeriatı besleyip-büyüten de bu aşağılık devlettir. Resmi şeriatçılığı besleyen, güçlendiren bu devlettir. Bu devlete asla güvenilmez. Bu devlete her zamankinden daha şiddetli bir güvensizlik duyulmalıdır.
Aşağıda imzası bulunan Kurumlar olarak, bir kez daha, Sivas ve diğer katliamların tek sorumlusunun Türk devleti olduğunu haykırıyoruz. Başta ilerici ve devrimci güçler olmak üzere, İşçilere, emekçilere ve Kürt ulusuna yönelik saldırılara karşı herkesi duyarlı olmaya, mücadele etmeye ve tüm katliamların hesabını sormaya çağırıyoruz.
Sivas katliamını unutmadık, unutturmayacağız!
Kahrolsun faşizm! Yaşasın halkların kardeşliği!
Pir Sultan’an Madımak’a, asan da-yakan da devlettir, hesabını soracağız!
Demokratik Kitle Örgütleri Platformu-Avrupa
Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu (ADHK), info(at)adhk.de
Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu (AvEG-Kon), aveg-kon@hotmail.com
Yaşanacak Dünya Gazetesi, yasanacakdunya@yahoo.com
Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK), konsey@atik-online.net
İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliği Platformu (BİR-KAR), birkar(at)msn.com
27 Haziran 2007