30.12.2007 23:32
Benazir Butto suikasta kurban gitti!
Pakistan gerici güç odaklarının iktidar savaşı kıskancında!
Farklı kliklere bölünen egemenler arasında cereyan eden gerici iktidar çatışmalarının devam ettiği Pakistan’da, eski başbakanlardan Benazir Butto’nun suikastla öldürülmesi bu ülkedeki kaos ortamının daha da karmaşık bir hal almasına yolaçtı.
Diktatör Pervez Müşerref’le ABD güdümünde yürüttüğü pazarlıklardan sonra ülkeye dönen Butto, Pakistan’a geldiğinde de bir suikasta maruz kalmış, ancak onlarca kişinin ölümüne yol açan saldırıdan sağ kurtulmuştu. “Ordu kenti” Ravalpindi’de uğradığı ikinci silahlı/bombalı saldırıdan kurtulmaya muvaffak olamayan Butto’nun, onlarca kişiyle birlikte öldürülmesinin, egemenler arası iktidar savaşlarının daha da alevlenmesine yol açacağı belirtiliyor. Nitekim saldırının hemen ardından değişik kentlerde yapılan gösterilerde çıkan çatışmalarda onlarca kişi öldürülürken, yaralı sayısının yüzleri bulduğu söyleniyor. Cenaze töreni sırasında ise, kolluk kuvvetlerine “vur” emri veren Pakistan rejimi, biriken tepkiyi silah zoruyla dizginlemeye çalışıyor.
Benazir Butto’nun öldürülmesi, anında ABD ve Batı Avrupa merkezli haber ajansları tarafından dünya gündeminin ön sıralarına yerleştirildi. Keza ABD-Avrupa basını suikastı manşetlere taşırken, ortada hiçbir kanıt yokken gerici dinci akımlar “fail” ilan edildi. Butto’nun son günlerde radikal dincileri hedef alan açıklamalarda bulunmuş olması, bu kanıyı desteklese de, işaret edilen El Kaide’nin Pakistan’daki kolu, ithamları reddetti.
Sözkonusu örgütün sözcüleri, ülkeye dönüşünde Butto’yu hedef alan Karaçi kentindeki saldırıyla da bir ilgileri olmadığını açıklamıştı. Oysa failin şeriatçı bir örgüt olması, Bush liderliğindeki gangsterler çetesinin işine daha çok gelirdi.
Hal böyleyken Benazir Butto’nun saldırıdan kısa süre önce kaleme aldığı bir metinde, “bana bir şey olursa sorumlusu Pervez Müşerref”tir ifadelerinin yel aldığı açıklandı. Öldürülene kadar başında bulunduğu Pakistan Halk Partisi yetkilileri de, tehdit altında olmasına rağmen Butto’nun korunmadığını, suikastın ise diktatör general Pervez Müşerref’e bağlı güçler tarafından gerçekleştirildiğini savunuyorlar. Öte yandan pekçok çevre, Pakistan’da iktidarı ipotek altına alan generallerin Benazir Butto’yu “tehdit” olarak algıladıkları konusunda birleşiyor.
Buna karşın devlet başkanı Pervez Müşerref ülkede 3 gün yas ilan ederken, suikasttan Müşerref yönetimini sorumlu tutan muhalefet ise, 8 Ocak’ta yapılması öngörülen seçimleri boykot etme kararı aldı.
Birkaç gerici klik arasında iktidar savaşının cereyan ettiği Pakistan’da Butto’nun birden fazla düşmanı vardı. Gerici odaklar arası çatışmada her türlü kirli yöntemin mubah kabul edildiği göz önüne alındığında, bu tür suikastlar kaçınılmazdır. Pakistan söz konusu olduğunda hegemonya kuran ve Pervez Müşerref yönetiminde temsil edilen Amerikancı generallerin yanısıra, Butto’nun temsil ettiği burjuvazi, radikal dinci gericilik, eski başbakanlardan Nevaz Şerif’in partisi tarafından temsil edilen sağcı/dinci güç odakları öne çıkmaktadır.
Kuruluş yıllarından beri ABD emperyalizminin güdümünde olan gerici Pakistan rejimine damgasını vuran generaller, toplumsal muhalefetin cuntalarla bastırılmasından ortaçağdan hortlayan Taliban rejiminin Afgan haklarının başına musallat edilmesine, “teröre karşı savaş” planı çerçevesinde Taliban-El Kaide karşıtı savaştan Afganistan’ın işgaline kadar… pekçok olayda Bush liderliğindeki savaş kundakçılarına hizmet etmiştir.
Diktatörler kuşağının son temsilcisi olan general Pervez Müşerref’in aşırı derecede yıpranması Washington’daki savaş kundakçılarını telaşlandırmış, diktatöre makyaj olsun diye Benazir Butto ile anlaşmasını sağlamıştır. Üniformasını çıkarmak koşuluyla diktatöre destek veren Butto, yargılandığı yolsuzluk ve rüşvet dosyalarının hasıraltı edilmesiyle ödüllendirildi.
Müşerref-Butto “ittifak”ını sağlamak kolay olmamıştı. İttifak, ancak ABD dışişleri bakanı Condoleezza Rice, yardımcısı eski istihbarat ve kirli savaş şefi John Negroponte, bakanlığın eski sözcüsü Richard Boucher ve şimdiki sözcüsü Tom Casey gibi isimlerin dolaysız müdahale ve yönlendirmeleri ile sağlanabilmişti. Bu ittifak hem Müşerref-Butto ikilisinin hem Beyaz Saray’daki efendinin işine geliyor gibi görünüyordu ama yine de kısa sürdü. Washington’dan emir alma konusunda birbiriyle yarışan bu gerici odaklar, iktidar parsasından daha büyük paya el koyma hırsından olsa gerek, kısa sürede yine eskisi gibi birbirine rakip oldu.
İki gerici güç odağı arasındaki ittifakın kısa sürmesi, ardından Benazir Butto’nun öldürülmesi, ABD’nin Pakistan’la ilgili planlarının fiyaskoyla sonuçlanması anlamına da geliyor. Zira radikal dinci gericiliğin Pakistan istihbaratı ve ordusunda giderek güçlenmesi ve bu gerici akımların verili koşullarda ABD’nin direkt denetimi dışında olması, savaş çetesini rahatsız etmektedir. Dahası ABD’nin sağladığı teknik ve mali olanaklarla nükleer silah depolayan Pakistan rejiminin radikal dinci akımların denetimi altına girmesi kaygısı taşıyan Pentagon şeflerinin, Pakistan’a askeri müdahale seçeneği üzerinde de çalıştığı bildiriliyor. Bu ise, parçalanmanın eşiğine getirilen Pakistan’ın Iraklaştırılması aynı anlama gelmektedir.
ABD’nin gerici Pakistan rejimi üzerindeki hegemonyası devam ederken, gerici güç odakları arasındaki iktidar paylaşımı çatışmaları ülkedeki kaosu daha derinleştirmektedir.
Gerici kutuplar arsındaki çatışmalar yazık ki, bu ülke halklarını da etkisi altına almıştır. Bazı aşiretler Usame Bin Ladin ve adamlarının hamiliğini yaparken, Peştunlar ise Taliban artıklarının üslerine ev sahipliği yapıyor. Belucistan’da milliyetçi hareket güçlenirken, bazı bölgelerde Şii-Sünni çatışması kışkırtılıyor. Emperyalist planlar ve gerici odakları arası çatışmaları tamamlayan bu tablo, Pakistan’daki durumu daha ağırlaştırmaktadır. Oysa bu ülkedeki gerici rejim, hem vahşi sömürünün bekçisi, hem de bazı halklar üzerindeki baskının kaynağıdır.
Bugün tablonun bu kadar vahim olduğu Pakistan’da işçi sınıfı, kır emekçileri ve öğrenci gençlik 1968-69 yıllarında kitlesel direnişleriyle askeri cuntayı devirebilmişlerdi. Verili koşullarda çelişkilerin o yıllardan daha derin, toplumsal dinamiklerin daha güçlü olduğu kesindir. Ancak Pakistan’da ilerici devrimci akımın/akımların ve sınıf/kitle hareketinin zayıflığı, diğer etkenlerle birlikte bu ülkedeki toplumsal dinamiklerin amacından sapmasına zemin hazırlamıştır. Pakistan’ın bu kaostan kurtulması ise, ancak toplumsal dinamiklerin ilerici-devrimci rolünü oynamasıyla mümkün olacaktır.