Ana Sayfa / Dünya / 
05.07.2008
19.02.2008 12:55

NATO-ABD önleyici nükleer doktrini – Batının yaşam biçimini savunmak için Ortadoğu'da nükleer felaket tetiklenmesi... - Michel Chossudovsky

 

Batılı müttefikler, uzun bir süre boyunca toplumlarını ve yaşam biçimlerini savunmak zorundalar. Bunun için ülkelerini korumaları, rıskleri uzakta tutmaları gerekir.

Bugün, uluslararası terörizm, toplumlarımızı, ekonomilerimizi, yaşam biçimimizi parçalamayı, yok etmeyi amaçlamaktadır.

Çeşitli İslamcı propaganda kaynaklarının politik amaçları, mezhepleri ve yapıları farklı olabilir, ama hepsi Batı değerlerine, demokratik prensiplere ve din özgürlüğüne saldırı noktasında birleşirler.

Bugün, batılı müttefiklerin karşısındaki tehdit, sivillere ve kurumlara karşı terör şiddeti, terörü besleyen ülkelerin giriştiği savaşlar, uluslararası suç örgütleri, ve askeri olmayan grupların giriştiği düşmanca işlerdir.

 (Belirsiz bir Dünyada Büyük bir Stratejiye Doğru: Transatlantik İşbirliğinin Yenilenmesi. Eski Genel Kurmay Başkanları General John Shalıkashvilt, ABD, General Kalus Naumann, (Almanya), Mareşal Lord Inge (İngiltere), Amiral Jacques Lanxade (Fransa) ve Henk van den Breemen (Hollanda), 2007 Aralık tarihli Hollanda Noaber Vakfı yayını)

Bu alıntıların kaynağı olan tartışmalı NATO raporu, nükleer silahlarla önleyici bir vuruşu önermektedir. Rapor, önleyici vuruşu, aynı zamanda, gittikçe vahşileşen bir dünyada kitle imha silahlarının Batıya karşı kullanılmasını önleyecek bir tedbir olarak öne sürüyor.

“Raporun yazarları, gittikçe vahşileşen bir dünyada, çok yakında nükleer silah kullanımının mümkün olacağına inanmaktadır. Bu silahların önleyici kullanımı, yükselen gerginlikte kitle imha silahlarının kullanılmasını engellemenin en son aracı olmalıdır.” (Prof. Paul Dibb, Sidney Morning Herald, 11 Şubat, 2008). Raporu yazan grup, önleyici vuruş seçeneğinin olmazsa olmaz önemini vurguluyor. “Gerçekte, nükleersiz bir dünya olamayacağına göre, (rapor, sayfa 97) nükleer silahlar herhangi bir yerel çatışmayı küresel bir savaşa çevirerek genişletme özelliği olan, simetrik olmayan bir tepkinin en son aracıdır... Nükleer silahlar kaçınılmazdır. Nükleer kızışma, bütün modern stratejilerin bir parçasıdır. Nükleer kızışma, asimetrik tepkinin en son adımı olup, aynı zamanda düşmanda güvensizlik yaratmanın en güçlü yöntemidir.” (Aynı rapordan.)

Grup raporu, küresel güvenliği tehdit eden altı önemli sorundan söz ediyor:

Demografi

Küresel nüfus artışı tanıdığımız dünyayı kısa zamanda değiştirecek. Bu durum yaşam düzeyi, yönetişim ve enerji güvenliği açısından çok büyük sorunlar oluşturacak.

İklim değişikliği

Bu durum, fiziksel güvenliği tehdit ederek geleceğimizi belki de her şeyden çok etkileyecek olan yepyeni politikalara yol açacak.

Enerji güvenliği

Ülkelerin arz ve talep ilişkileri ve enerji ulaşımı için uluslararası pazar altyapısının zayıflaması, durumu her zamankinden daha belirsiz hale getiriyor.

İrrasyonelin yükselişi sorunu

Bu, soyut gibi görünen problem, pratik alanda ortaya çıkıyor. Mantıklı tartışma ve tanıklığa saygının azalması, teknolojik toplumlarda bile bilimden uzaklaşılması ve tek kesinlik kaynağı olarak algılanan köktendinciliğin yükselmesi.

Ulus devletin zayıflaması

Bu, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, NATO gibi küresel kurumların da zayıflamasıyla eş zamanlı bir olgu.

Küreselleşmenin karanlık yönleri

Bunlar, uluslararası terörizm, organize suçlar ve kitle imha silahlarının çoğalması ama aynı zamanda, finans ve enerji kaynaklarının kötüye kullanılmasını içeriyor. (Ibid)

Engelleme ve Önleyici Vuruş

Rapora göre, hem devlet hem de devlet dışı tehditlere karşı yeni bir caydırıcı gerekiyor. Bu “caydırıcı” ise, önleyici vuruş ve askeri kızışma ile engelleme kavramlarına dayanıyor.

Bu çerçevede, Rapor, “nükleer silahlara kadar uzanan bir kızışma egemenliği”nden söz ediyor.

İran

Bush yönetimi'nin söylemini yansıtan NATO raporu, kanıt göstermeden, İran'ın önemli bir stratejik tehdit oluşturduğunu söylüyor.

“Nükleer silah üretme imkanı olan bir İran yalnız İsrail'e değil, bütün yöreye, Avrupa'ya ve ABD'ye karşı önemli bir stratejik tehdit oluşturur. Bunu ötesinde, dünyanın en tehlikeli yöresinde yeni bir, çok kutuplu nükleer silah yarışının başlangıcını oluşturur.”( Rapor, s. 45)

Zamanlama dikkatle ayarlanmış

Bu tartışmalı rapor, “İran: Nükleer Amaçları ve Olanakları” başlıklı Milli İstihbarat Tahmini (National Intelligence Estimate NIE) raporunun yayınlanmasından kısa zaman sonra açıklandı. NIE raporu, İran'ın silah üretme olanağının bulunmadığını açıklamıştı. On altı ABD istihbarat kurumunun verdiği bilgi ve değerlendirmelere dayanarak, İran'ın nükleer silah programını 2003'te durdurduğunu söylüyor ve Bush yönetimi'nin İran'a önleyici savaş bahanesini çürütüyordu. Beyaz Saray'ın, Amerikan halkını yalanlara dayanarak yeni bir savaşa sürüklemek için sistematik bir kampanya yürüttüğünü iddia ediyordu. ( Bill van Auken, 24 Ocak 2008)

2007'nin Aralık ayında yayınlanan NIE raporunun ardından, raporun bulgularını çürütme amacıyla Tahran'a karşı büyük bir medya propagandası başladı. İran'ı uranyum zenginleştirmekten vazgeçtirme amacıyla üçüncü bir yaptırım kararı girişimi de yapıldı. Rusya ve Çin'in karşı çıktığı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi yaptırım kararı, İran'ın nükleer programında çalışan görevlilerin yolculuk etmesini yasaklamayı ve İran'a giden ve İran'dan gelen gemilerin aranmasını öngörüyor. (AfP, 11 Şubat 2008) Bu arada, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve İngiltere Başbakanı Gordon Brown birlikte İran'a karşı yaptırım çağrısında bulundu.

Bush'un son günlerdeki konuşmaları ise, sanki NIE raporunu yalanlamak istermişçesine, İran'dan nükleer bir tehdit oluşturuyormuş gibi söz ediyor. “İran üzerindeki baskıyı mutlaka sürdürmemiz gerektiğine inanıyorum. Yalnız kaldıklarını anlamalarını istiyorum. Ekonomilerinin etkilenmesini ve bir gün biri ortaya çıkıp da 'tamam, buna değmez artık' deyinceye kadar onlara baskı yapılmasını istiyorum.”

Batı'nın yaşam biçimine tehdit

Batı ülkelerinde medya, kamuoyunu nükleersiz bir dünya için tek yolun Batı'nın yaşam biçimini tehdit eden ülkelere karşı önleyici nükleer silah kullanılması olduğuna inandırmak için şeytani bir yanlış bilgilendirme kampanyası yürütüyor. Paul Dibb'e göre, NATO raporu “Batı'nın karşısındaki tehditlerin korkutucu bir resmini çiziyor. Batı'nın değerlerinin ve yaşam biçiminin tehdit altında olduğunu, bizlerin ise o değerleri ve yaşam biçimini korumak için irademizi toplamaya çalıştığımızı iddia ediyor.”(Dibb, op cit) Önerilen hamle, Ortadoğu coğrafyasıyla sınırlı (ama İsrail'i kapsamayan) bir nükleer önleyici vuruş. Bu saldırının, Pentagon'da çalışan bilim adamlarının “patlama yeraltında olacağı için etraftaki sivillere zararsız” dediği taktik silahlarla yapılması öneriliyor. Hiroşima'da patlatılan bombanın üçte biri ile altı katı arasında patlama kapasitesi olan, Amerika'da imal edilmiş nükleer B61-bunker buster uçakları, neredeyse insani bombalar olarak öne sürülüyor.

Pentagon'un bu mini-nükleer silahlar konusundaki “bilimsel” değerlendirmesi ise, Amerikalı Bilim İnsanları Federasyonu tarafından çürütülüyor. “B61-11 bunker buster nükleer bombayı kent ortamında kullanmaya yeltenmek, çok büyük çapta sivil ölümüne yol açar. Bu bombaların en düşük güçte olanı bile kocaman bir radyoaktif krater açacak ve çok büyük bir yörede gamma-radyasyon alanı oluşturacaktır.” (Low-Yield Earth-Penetrating Nuclear Weapons, Robert W. Nelson, Federation of American Scientists, 2001 ).

Profesör Paul Dibb eski Avustralya Savunma Bakan yardımcısı, Avustralya'nın savunma ve istihbarat kurumlarında yıllarca anahtar görevlerde bulunmuş. Dibb, nükleer silahların konvansiyonel bir savaş alanında kullanılırsa bunu sonucunun ne olacağını gözden uzak tutmaya özen gösteriyor. Dibb, NATO'nun ve Pentagon'un önleyici vuruş doktrinlerini “nükleer silahların çok yakında çoğalmasını” önleme yolunda önemli ve olumlu bir girişim olarak tanımlıyor.

Ortaya çıkacak olan nükleer felaketten ve tüm dünyaya yayılabilecek olan ve “yaşam biçimini” gerçekten tehdit edecek olan radyoaktif kirlenmeden hiç söz eden yok. Radyoaktivite ile zehirlenmiş bir dünyada korunabilecek bir “yaşam biçimi” zaten kalmaz ki. İspanyol engisizyonu'nun en karanlık dönemini bile gölgede bırakan sinsi bir mantıkla, ne NATO ne de Pentagon, nükleer felaket sözlerini kullanıyorlar. Üstelik bir nükleer savaşın “yan etkileri”nin Ortadoğu coğrafyasıyla sınırlı kalacağını varsayıyorlar. Yani Batılıların kurtulacağını...

Pentagon'un bilim insanları taktik nükleer silahları “sivillere zararsız” ilan ettiğinden beri, sigara paketlerine yapıştırılan etiketler gibi, “bu nükleer silah, siviller için zararsızdır” diyen bir etiket de bu silahlara yapışmış görünüyor.

Başka kimler Batı'nın yaşam biçimine tehdit oluşturuyor? Rusya ve Çin

Nükleer silahların, Soğuk Savaş dönemi düşmanları Rusya ve Çin'e karşı da kullanılması düşünülüyor. Bu Soğuk Savaş sonrası mantığı, ilk olarak 2002'nin Ocak ayında, Pentagon'un Nükleer Pozisyon Gözden Geçirme raporu (NPR) Los Angeles Times gazetesine sızdırılınca ortaya çıkmıştı.

William Arkin, NPR'nin nükleer savaş planlayıcılarının dünyasından ürpertici bir görüntü sergilediğini söylüyor. “Başkanın nükleer silah kullanmak isteyebileceği her durum için, Dr. Stragenlove vari bir deha ile plan hazırlamışlar.” (Los Angeles Times, 10 Mart, 2002)

Önderlerinin başlarını kes, Ülkelerini ve Toplumlarını yok et!

İran ve Kuzey Kore gibi dışlanan devletlerin önderlerinin ortadan kaldırılması, ülkelerinin ve toplumlarının yok edilmesi, bu ülkelerin “mantıksızca” davranabilecekleri gerekçesi ile haklı gösterilmeye yelteniliyor. Kitle imha silahlarının kullanılmasını önleme amacıyla nükleer silah kullanmaktan söz ediliyor. Ancak, unutmayalım ki, Amerika, İsrail, Fransa ve İngiltere'nin nükleer silahları, İran'ın olmayan silahları gibi 'kitle imha silahı' tanımına girmiyor.

Bin Ladin'in Nükleer Program

Pentagon ve NATO'nun önleyici vuruş doktrinin en iddialı noktası şu: Bin Ladin'e karşı nükleer silah kullanmalıyız çünkü İslamcı “fanatikler” nükleer silah üretebilir, ya da karaborsada Rusya'dan satın alabilirler.

Rapor, Usame Bin Ladin'in El Kaide'sine bir nükleer saldırı yapılmasını istiyor çünkü uzmanların görüşüne göre, El Kaide küçük nükleer silahlar üretebilir ve Amerika'ya karşı ikinci bir 9/11 (11 Eylül) saldırısı gerçekleştirebilir.

Nükleer silah kullanımını savunan ikinci tezi çürütmek daha zor. Bu tez, “El Kaide gibi fanatik teröristlerin bir ülkeyi temsil etmedikleri ve bu yüzden hedef alınamayacakları... İntihardan korkmadıkları da bilindiğine göre, nükleer caydırıcıyı o teröristlere silah malzemesi sağlayan ülkelere yöneltmemiz gerektiği...”

“Nükleer silahlar ancak zorlukla üretilen maddelerle yapılabilir. Teröristler bu maddeleri elde edince silahı yapmaları çok kolaylaşır. Bu nedenle, bugün karşı karşıya olduğumuz nükleer tehdit, Soğuk Savaş sırasındakinden fazla –teröristler caydırılamaz görünüyor.” (Dibb, op.cit)

El Kaide'nin oluşturduğu varsayılan tehdit çok ciddiye alınıyor. Bush yönetimi savunma bütçesine bir trilyon dolardan fazla para harcıyor. Bu büyük kamu fonu Terörizme Karşı Küresel Savaş'a ayrılmış durumda. Pentagon belgeleri, uçak taşıyıcıları, savaş uçakları, jetler, cruize füzeleri ve nükleer bunker buster bombalarından oluşan askeri malzemenin bu “Küresel Terörizme Karşı Savaş”ta kullanılacağını doğruluyor. Askeri terimle, ABD, 'asimetrik', ve 'devletsiz' düşmanlara karşı savaş halinde. (Asimetrik Savaş kavramı, 2005'te ABD'nin Savunma Stratejisi'nde tanımlanmıştı)

Amerika'nın Hiroşima'sı

ABD medyasının gerçekleri baş aşağı edebilme gibi bir yeteneği var. Yalanlar tartışılmaz gerçekler gibi savunuluyor. ABD medyasına bakılırsa, “İslamcı teröristler” AK 47 Kalaşnikof tüfeklerini terk edip, ölümcül kitle imha silahları üretmeye ve nükleer becerilerini geliştirmeye yöneldiler bile.

El Kaide'nin CIA ve İngiltere (M16 İstihbarat Servisi) tarafından desteklendiği gerçeği ise, belgelerle ispat edilmiş olmasına karşın, hep konunun dışında bırakılıyor.

Medyaya bakılırsa, nükleer tehdit Ortadoğu'ya değil ABD'ye yönelik. Bu tehdidin mimarları ise bir Amerikan kentine saldırıya hazırlanan Bin Ladin'in El Kaide'si... 11 Temmuz 2005'te World Net Daily Gazetesinde çıkan bir yazıda, “Yakalanan El Kaide önderleri ve bulunan belgelere göre, bu saldırı planına 'Amerikan Hiroşima'sı adı veriliyor” deniyordu. Söz konusu saldırı planının, ABD'ye örgütlü suç grupları ve MS-13 sokak çetelerinin yardımıyla Meksika sınırından sokulmuş olan nükleer silahların çeşitli yerlerde hep birden patlatılmasından oluştuğu da ekleniyordu.

The New York Times ise El Kaide'nin bir “Amerikan Hiroşima’sı” oluşturabileceğine şu sözlerle değindi: “Uzmanlar, bu tür bir saldırının olabileceğine inanıyorlar.” (11 Ağustos, 2004)

Medyanın pompaladığı bu korkulara karşı, Profesör Dibb'in görüşü şu: “nükleer caydırıcı güç, El Kaide'ye karşı, ancak teröristlerin nükleer silah geliştirmesine yardımcı olan devletlere karşı kullanılabilir.” Burada, Prof. Dibb, tam bir mantık saptırması ile ABD ve NATO'nun İran'a karşı oluşturduğu gerçek nükleer tehdidi, El Kaide'nin Amerikan kentlerine oluşturduğu bir nükleer tehdide dönüştürüyor. Ortadoğu'da bir nükleer felaket yaratabilecek olan gerçek tehdidi ise, Amerikan yaşam biçimini ve insan yaşamını kurtaracak insani bir operasyonmuş gibi sunuyor.

Dick Cheney'in ikinci 9/11 korkusu

El Kaide'nin Amerika'ya karşı ikinci bir 9/11 saldırısına hazırlandığı iddiası, Başkan Yardımcısı Dick Cheney'in de yıllardır dilinde. Cheney'in, 2005 yılının Ağustos ayında Nebraska'daki Hava Kuvvetleri Üs'ünde yer alan ABD Stratejik Kontrol merkezinden, bir saldırı olursa kullanılabilecek bir “beklenmedik durum” planı hazırlanmasını istediği söyleniyor. (Philip Giraldi, İran'a Saldırı: Önleyici Nükleer Savaş, Amerikan Muhafazakarları, 2 Ağustos 2005) Cheney'in “Beklenmedik Durum Planı” önleyici vuruş doktrinine uygun biçimde, Amerika'ya yapılabilecek bir saldırının sorumluluğunu İran'a yüklüyordu.

Pentagon'un paralel girişimi ise, ikinci bir 9/11 senaryosunu, askeri gündeme ABD yönetimini İran ve Suriye'ye saldırmak için geçerli bir neden oluşturacak şekilde oturtuyor.

“İkinci bir 9/11 türünden terörist saldırısı, bazı (İran ve Suriye gibi) bilinen hedeflere karşı operasyon için bugün elimizde olmayan bir fırsat ve bahane yaratabilir.” (Bir Pentagon görevlisinin basına sızdırılan ve 23 Nisan 2006 tarihli Washington Post Gazetesinde yayınlanan sözleri).

Kamuoyunu ABD'nin başlatacağı bir nükleer savaşın tehlikeleri konusunda bilgilendirmeye gelince, birkaç istisna dışında, tam bir bilimsel ve entelektüel boşlukla karşı karşıyayız. Araştırma yok. Analiz yok. İnsanlığın geleceğini gerçekten tehdit edebilecek bir nükleer felaketin ne demek olduğunu anlamaya çalışma çabası yok. Bu aldırmazlık, birçok üniversite ve bilim kurumunda gelişen bir akım.

Akademisyenler, gitgide geçerli medya ve otorite görüşlerine daha uyumlu bir tavır alıyorlar; ABD'nin başlatabileceği bir nükleer savaş konusunda susuyorlar. Korkunç ve şeytani bir askeri gündemi sessizce kabul ediyorlar. Ne medyada ne de stratejik bilim kurumlarında, ABD ve NATO'nun 'Batı Ülkelerinin yaşam biçimini korumak için yapabilecek önleyici nükleer saldırı' doktrinine karşı hiçbir anlamlı muhalefet yok.

11 Şubat 2008

 [Global Research’teki İngilizce orijinalinden Üstün Bilgen-Reinart tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]

Sendika.org / 19.02.08


YAZICIYA GONDER


July
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
30 1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31 1 2 3