Ana Sayfa / Dünya / 
22.11.2008
12.03.2008 13:50

ABD'nin Musaddık darbesi

 

Stephen Kinzer ile ABD-İran İlişkileri, İran'daki 1953 CIA Darbesi ve Ortadoğu terörünün kökleri üzerine...

Ammy Goodman'ın, Stephan Kinzer ile yaptığı röportaj.

İran devlet başkanı Mahmut Ahmedinejat, Iraklı liderlerle tarihi bir buluşma için Irak'a gittiğinde, eski New York Times dış haberler muhabiri ve Şah'ın Bütün Adamları: Bir Amerikan Darbesi ve Ortadoğu Terörünün Kökleri adlı kitabın yazarı Stephan Kinzer ile konuşmuştuk. 

Amy Goodman: Şimdi Gazze'den İran'a dönüyoruz. İran devlet başkanı Mahmut Ahmedinecat geçenlerde Iraklı liderlerle tarihi bir görüşme gerçekleştirdi. Bu ziyaret 1980'lerdeki İran-Irak çatışmasından bu yana İranlı bir devlet başkanının gerçekleştirdiği ilk ziyaret. Irak başbakanı Nuri el-Maliki ile Bağdat'ta gerçekleştirdiği bir basın konferansında Ahmedinecat, ziyaretinin İran-Irak ilişkilerinde yeni bir dönem açacağını söyledi. Ahmedinecat aynı zamanda ülkesinin Irak'ın içişlerine karıştığı ile ilgili Amerikan iddialarını reddetti.  

Başkan Mahmut Ahmadinejat: Bush'a diğerlerini suçlamanın bölgedeki Amerikan sorunlarını arttıracağını ve sorunları çözmeyeceğini söylemek istiyoruz. Iraklılar Amerika'yı sevmiyor. 

Amy Goodman: Daha önceden de Ahmedinecat, "160,000 kişilik bir kuvvetle Irak'ta olanların bizi müdahale ile suçlamaları komik değil mi?" diyerek ABD'nin suçlamlarını hafife almıştı.  

Ahmedinecat'ın ziyareti, İran-Irak ilişkilerini geliştirmede kilit bir aşama oluyorken bu ziyaret aynı zamanda Washington'dan kaynaklanan savaş için zayıflayan bir davul sesinin işareti olarak görülebilir. İran'ın nükleer silah programından yıllarca önce vazgeçtiği sonucuna varan Ulusal İstihbarat Tahmini'nin yayınlanmasının üzerinden yaklaşık üç ay geçti. Bu rapor, Bush yönetiminin İran'a yönelik olası bir askeri saldırı için destek bulma çabalarına büyük bir darbe vurdu.  

Stephen Kinzer, Şah'ın Bütün Adamları: Bir Amerikan Darbesi ve Ortadoğu Terörünün Kökleri adlı kitabın yazarıdır. Kitap, İran, petrol endüstrisini millileştirdikten sonra demokratik olarak seçilmiş İran hükümetinin CIA destekli 1953 darbesiyle düşürülmesini detaylarıyla veriyor. Bu darbenin artçı şokları hala hissedilmektedir. Kinzer'in kitabı, cep kitabı olarak yeniden basıldı ve Kinzer, İran'a yönelik bir ABD saldırısına karşı uyarılarda bulunmak için ülkeyi dolaşıyor.  

Onunla bu gün İran'da neler olup bittiğiyle ilgili konuşmak için buluştum. 

Stephen Kinzer: Saldırı düşünebileceğinden çok daha olasıdır. Washington'daki gerçeklik ve hakikat temelli bir politik çevrede, İran'a saldırı düşüncesinin şu an programdan çıkarılacağını düşüneceksiniz. Sadece bu saldırıyı gerçekleştirmeye yönelik ordudaki veya Savunma Bakanlığı'ndaki sivil kanattaki isteksizlik değil biz Irak'ta çok gerilmiş durumdayız ve açıkça İran'a saldırı gerçekleştirmeye yönelik herhangi bir aciliyet veya halk isteği görünmüyor. Dahası, İran'ın şu an nükleer bir silah geliştirmeye çok yaklaştığı ve bu yüzden önleyici bir saldırıda bulunmaya ihtiyacımız olduğu şeklindeki temel argümanın altını oyan Ulusal İstihbarat Tahmini'ne sahibiz. Bizim 16 istihbarat birimimiz, hayır İranlılar nükleer bir silah geliştirmiyorlar ve son beş yıldır da buna yönelik hiçbir faaliyette bulunmamışlar diyerek bu raporu yayınladılar. Bu yüzden bunun aynı zamanda bu saldırı olasılığını ortadan kaldırdığını düşüneceksiniz.  

Maalesef, ilk olarak saldırı olasılığının halkın ajandasında ve düşüncesinde zayıflaması tehlikeyi arttıran saldırı olasılığına yönelik bir tür anastezidir çünkü halkta veya Kongre'de herhangi bir ses yok. İkincisi, Ulusal İstihbarat Tahmini bir açıdan umulmadık bir şekilde saldırıyı daha olası hale getirdi. Tahmin ortaya çıkmadan önce ABD'nin politikası: biz şimdi İran'a yönelik yaptırımları gerçekten sertleştirme konusunda anlaşmak için Güvenlik Konseyi'ne ve AB'ye gideceğiz çünkü İranlılar nükleer bir silah geliştirmeye çok yakınlar. Biz bunu yapabileceğimizi düşünüyorduk çünkü yapmayı düşündüğümüz şey acildi. Fakat şimdi, acil olduğunu söylediğimiz neden, kendi istihbarat ajansımız tarafından zayıflatıldı ve yaptırım seçeneği az veya çok masadan kalktı. Onlar şu an yaptırım konusunda anlaşamayacaklar. Ve ben bunun Beyaz Saray'daki insanların, yaptırım seçeneği artık masada değil; bombalamanın tek seçenek olduğunu tahmin ediyorum diye düşünmelerine öncülük edeceğini inanıyorum.   

Oval Ofis'in içinde yapıldığını tahmin edebildiğim kâbus tartışması var. Pısırık Clinton oraya gidip bu tehdit oluşuyorken icabına bakmadığı için biz 11 Eylül olayını yaşadık. İran'da oluşan bir tehdit var. Bu tehdit, batıya gerçekleştirilecek nükleer bir bomba saldırısında milyonlarca insanın öldürülmesiyle çok daha ciddi bir hale gelebilir. Gelecek olan başkan, bu sert harekete politik nedenlerden dolayı kalkışamaz. Fakat tarihin çağrısına itaat ederek, bu tehdit kontrol edilemez hale gelmeden bunun icabına bakmamız gerektiğini fark edeceğiz.  

Bu tartışmanın özellikle de bu yılın sonunda yapılacak seçim yaklaşıyorken biraz değişmesinin bizi; sadece İran'daki demokrasi davasının bir nesil tarafından terk edilmesine değil aynı zamanda tiksindiğimizi açıkça söylediğimiz bir rejimin güçlenmesine; şu an İran toplumunun arasında var olan bütünüyle Amerikan yanlısı unsurun yok edilmesine; büyük olasılıkla İran'ın İsrail ve belki Körfez devletlerine misilleme saldırılar gerçekleştirmesine; büyük olasılıkla, İran'ın sadece bir çift tanker batırmakla başarabileceği ve dünya petrolünün %20 sinin çıktığı Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasına; Irak'ta kesinlikle, Afganistan'da da büyük olasılıkla Amerikan karşıtı bir şiddetin patlamasına; şu an karışıklık içinde olan Pakistan'ın daha istikrarsızlaşmasına öncülük edecek çılgın bir maceraya sürükleyeceğinden korkuyorum. Ve İslam Dünyası boyunca büyük karışıklıklar göreceksiniz.  

Bütün olumsuz etkileri öngörebilirsiniz fakat son kez karıştığımız1953 müdahalemizin uzun vadedeki sonuçları hakkında bildiğimizden hareketle bir tek şeyi öngörebileceğimi düşünüyorum; bütün bu olumsuz etkilere karşın şu öngörüde bulunabiliriz: tarih bu operasyonun uzun vadedeki en kötü etkilerinin kinsenin tahmin edemeyeceği sonuçlar olacağını gösteriyor. Bu 1953 sonrasında öğrendiğimiz derstir. Ve bu yüzden, bizler muhtemel bir diğer saldırı için hazırlanıyorken 1953'ün hikâyesi bir kez daha çok uygun hale geliyor.  

Amy Goodman: Peki, şimdiki etkileri hakkında konuşmadan önce özel olarak neden bu müdahalenin İran'daki radikal muhafazakârları güçlendirdiğini düşünüyorsunuz, ABD'deki televizyonlarda pek yapılmayan tarihe veya bağlama bir göz atmayı biz yapalım ve 1953'e geri dönelim. Ne oldu? Neden yaşananlar, ABD'de çoğu kimse neden bahsettiğinizi bilmezken o tarihten sonra doğan İranlı çocukların beynine silinemeyecek şekilde yazıldı? 

Stephen Kinzer: Başlamak için size ilginç bir hikâye anlatacağım. Son günlerde Washington'daki Ulusal Katedral'de bir panele katıldım. Diğer panelistlerden biri—İran hakkında konuşuyorduk—İran'daki en önemli Amerikan diplomatlarından ve büyükelçilikte 444 gün bekletilen rehineler arasındaki en önemli kişilik olan Bruce Laingen'di. Ve ben Laingen'in, onun yaşadığı çileyi düşündüğümüzde dikkate değer bir şey olduğunu düşündüğüm bir şekilde İran'la uzlaşma savunucusuna dönüştüğünü biliyordum. Bu yüzden onunla konuşmak istedim. Ve toplantıdan sonra birbirimize birkaç mail attık.  

Bana şaşırtıcı bir hikâye anlattı. Laingen, "yaklaşık bir yıl boyunca bir rehine olarak tecrit edilmiş hücremde oturuyordum ve beni rehine alanlardan biri, gardiyanlarımdan biri kapımda bekliyordu. Bu hücrede bir yılı aşkın bir süre oturarak biriktirdiğim kızgınlığım ve hiddetim taştı ve ona bağırmaya başladım ve ona 'bunu yapmaya hakkınız yok! Bu insafsızlıktır, bu insan dışılıktır! Bu insanlar hiçbir şey yapmadı! Bu yaptığınız hem Allah'ın kurallarını hem de insanlığın kurallarını çiğnemektir! Masum insaları rehineler olarak tutamazsınız' diye bağırmaya başladım. Böyle birkaç dakika devam ettim. Sonunda nefesim tükendiğinde rehineci bir süre sustu ve sonra hücreme uzanarak çok güzel bir İngilizce ile 'sizin şikâyet etmeye hakkınız yok çünkü 1953'te bütün ülkemizi rehin aldınız' dedi." 

Bu hikâye, rehinecilerin onları sadece nihilistçe bir öfkeden dolayı rehin almadıklarını anlamamı sağladı. Onlar rehineleri çok özel bir nedenden dolayı tutmuşlardı. 1953'te İranlılar Şah'ı kovdular fakat Tahran'daki Amerikan büyükelçiliğinde çalışan CIA ajanları bir darbe planladılar ve onu geri getirdiler. 1979'a geldiğimizde İranlılar Şah'ı yine kovdular. Birleşik Devletler onu kabul etti.  

Amy Goodman: Carter yönetiminde.  

Stephen Kinzer: Başkan Carter yönetiminde. Ve— 

Amy Goodman: Görünürde sağlık nedenlerinden dolayı.  

Stephen Kinzer: İran'daki insanlar "her şeyin yeniden tekrarlandığını, Amerikan büyükelçiliğinin bodrumunda çalışan CIA ajanlarının bir darbe planlayacaklarını, Şah'ı geri getireceklerini ve 1953'ün yeniden yaşanmasını önlemek zorunda olduklarını" düşünüyorlardı. O zaman hiç birimiz gerçekten bunu anlamamış olmasına rağmen rehine olayının arkasındaki muharrik buydu.  

Amy Goodman: 1953'e dönersek. Kermit Roosevelt, Teddy Roosevelt'in torunuydu. Neler olduğunu anlatın.  

Stephen Kinzer: Olan şey şuydu; 20. yy.lın ilk yarısında Amerikalılar İran çok iyi bir imaja sahipti. Kendilerini bencilce düşünmeden İranlılara adayanlar sadece oradaki Amerikalı doktorlar ve okul öğretmenleriydi. Bu arada, İngilizler, Ruslar, Fransızlar ve diğer kolonyal güçler, İran'da değerli olan her şeyi bu ülkeden çalıyorlardı. Bu yüzden İran'daki halk, ABD ile ilgili, mükemmel ülke, ideal devlet gibi abartılı ve büyük bir düşünceye sahipti. Franklin Roosevelt'in II. Dünya Savaşı sırasında bütün radyo konuşmalarında sarfettiği sözler de İranlılar üzerinde büyük bir etki yaratmıştı. Ve tabi ki Tahran'da İranlıları, sadece Müttefik güçlerin kendisi savaştıklarını söyledikleri özgürlük düşüncelerine odaklayan büyük bir II. Dünya Savaşı konferansı yapıldı.  

Yani II. Dünya Savaşı'ndan sonraki dönemde İran milliyetçiliği büyük bir davanın merkezine yerleşti. 20. yy.lın başlarında ölmekte olan eski bir monarşi ile yapılan ahlaksız bir anlaşmanın sonucu olarak İngiliz hükümetinin sahibi olduğu bir İngiliz şirketi İran'ın bütün petrol endüstrisinin kontrolünü eline almıştı.  

Amy Goodman: Şirket.  

Stephen Kinzer: Bu şirket; İran petrolünün ayrıştırılması, rafine edilmesi, taşınması ve satılması ile ilgili kapsamlı haklara sahipti ve İran'a kardan çok az bir miktar ödüyordu. Fakat temelde İran'ın bütün petrol kaynakları büyük oranda İngiliz hükümetine ait olan İngiltere deki bir şirkete aitti.  

Amy Goodman: Adı British Petrol'müydü?  

Stephen Kinzer: Adı Anglo-İran Petrol'dü. Sonradan British Petrol'e ve BP'e dönüştü. Ben hala BP boykot ediyorum ve sanki Shell ahlaki olarak BP'den daha üstünmüş gibi Shell istasyonlarına gitmeyi tercih ediyorum. Fakat zihnimde hala BP istasyonlarının birinin önünden ne zaman geçersem Musaddık'a borcumu ödüyor gibi hissediyorum.  

Herneyse olan şey şuydu; tarih tarafından unutulmuş olmasına rağmen zamanında gerçekten olağanüstü bir kişilik olan başbakan Musaddık aşağıdaki büyük takıntıyı hedefleyen milliyetçilik dalgasıyla 1951'de iktidara geldi: bizler petrolümüzün kontrolünü geri almalıyız ve o dönemde yeryüzünde en sefil şekilde fakirleştirilmiş bir ulusun gelişmesi için bu petrolün gelirlerini kullanmalıyız. Böylelikle İran parlamentosu Anglo-İran Petrol Şirketi'nin millileştirilmesi için oy birliğiyle bir kanunu kabul etti ve Musaddık bunu imzaladı. Başbakanlıktaki dönemi boyunca kendini, İngiltere'nin dünyanın bütünündeki en büyük ve en karlı mülkü olan şeyi millileştirme planını uygulamaya adadı. 

1920'ler, 30'lar ve 40'lar boyunca İngiltere'nin tükettiği bütün petrol İran'dan gelmekteydi. İngiltere'deki insanların içinde yaşadığı hayat standardı önemli oranda İran petrolünden kaynaklanmaktaydı. İngiltere'nin petrolü yoktu. İngiltere'nin petrole sahip kolonisi de yoktu. İngiltere'deki bütün fabrikalar, bütün arabalar, bütün kamyonlar ve bütün taksiler İran'dan gelen petrolle çalışmaktaydı. İngiltere'nin gücünü bütün dünyaya gösteren Kraliyet Donanması yüzde yüz İran'dan gelen petrolü kullanıyordu.  

İran aniden çıkıp "biz şimdi petrolü geri alıyoruz" diyor. Bu doğal olarak büyük bir krize neden oluyor. Ve Musaddık'ı 1950 dolaylarında büyük bir dünya şahsiyeti haline getiren bu krizdir. 1951'in sonunda Time dergisi Musaddık'ı Yılın Adamı olarak seçti ve onlar onu; Winston Churchill, Douglas MacArthur ve Dwight Eisenhower'ın üzerinde konumlandırmışlardı. Doğru seçim yaptılar çünkü o zamanlar Musaddık gerçekten dünyadaki en önemli adamdı.  

Amy Goodman: Eski New York Times muhabiri, Stephen Kinzer. Kitabı, Şah'ın Bütün Adamları adlı kitaptır. Bir dakika içinde onunla konuşmaya devam edeceğiz. 

[Ara]  

Amy Goodman: Şah'ın Bütün Adamları adlı kitabın yazarı Stephen Kinzer ile devam ediyoruz. Kinzer bizi İran'da gerçekleştirilen ABD destekli 1953 darbesinde yaşanalara götürüyor. Başbakan Muhammet Musaddık, petrol endüstrisini millileştirdiğinde İngilizlerin öfkesini arttırmıştı. Musaddık, bütünüyle Anglo-İran Petrol Şirketi tarafından kontrol edilen büyük petrol rezevlerinden İran'ın kazanmaya başlaması gerektiğini ileri sürüyordu. Bu şirket sonradan British Petrol olarak bilinmeye başladı. Stephen Kinzer'e bu dönemden bahsetmesini istedim.  

Stephen Kınzer: Aslında Aramco'nun, Arap Amerikan Petrol Şirketi, Suudi Arabistan'a girişi bu dönemde oldu ve anlaşma fifti fiftiydi yani petrolün %50'si petrolün çıktığı ülkeye %50'si de o ülkeye gelen ve rafineriyi kuran şirkete ait olacaktı. Bu sıradan insanların anlayabileceği adalet havasına sahiptir fakat Anglo-İran Petrol Şirketi, İran'a hiçbir şey vermiyordu. Ve bu İranlıları çok daha fazla radikal yaptı.  

Amy Goodman: Peki ABD nasıl dâhil oldu? Siz İngiltere ve İran arasındaki özel bir ilişkiden bahsediyorsunuz. Neden Birleşik Devletler? 

Stephen Kinzer: İngilizler Musaddık'ı devirmek için her yolu denediler. İran'a ezici bir ekonomik ambargo uyguladılar. Bütün petrol teknisyenlerinin çekilmesini istediler. Onların pek çoğu kalmayı ve millileştirilmiş şirket için çalışmayı istedi. İngilizler buna izin vermedi. Onlar herhangi bir İranlıya petrol rafinerisinin nasıl işletileceğini öğretmeme konusunda çok dikkatli olduklarından bu petrolün rafine edilme olasılığının sonu demekti. İranlılar her türlü arıtma işlemini öğrendiklerinde İngilizler, petrolün İran'dan ihraç edildiği yer olan limana donanma ambargosu uyguladılar. İngilizler Musaddık'ı Birleşmiş Milletler'e ve Dünya Mahkemesi'ne şikâyet ettiler fakat her iki durumda da başarısız oldular. İngilizler, İran petrol endüstrisinin kendilerinin özel mülkleri olduğunu ve Musaddık'ın bunu onlardan çaldığını iddia ediyorlardı. Bu onların şikâyetiydi fakat uluslar arası forumlarda herhangi bir düzeltme elde etme konusunda başarısız oldular.  

Bu yüzden İngilizler Musaddık'ı devirmeye karar verdiler ve bunu yapmak için bir komplo başlattılar. Fakat Musaddık neyin olmakta olduğunu ortaya çıkardı ve kendini korumak için yapabileceği tek şeyi yaptı: İngiliz büyükelçiliğini kapattı. Bütün İngiliz diplomatları evlerine gönderdi. Bu diplomatlar arasında tabiî ki darbeyi hazırlayan casuslar ve gizli ajanlar vardı. Bundan sonra başbakan Churchill'in düşünebileceği tek şey Amerikan devlet başkanı Harry Truman'a bu işi kendileri için yapmasını istemekti: lütfen Musaddık'ı devirir misiniz? Çünkü İran'da bunu yapacak kimsemiz yok. Truman hayır dedi. Truman, CIA'nın gizli bir hareket ve istihbarat toplama kurumu olduğuna inanıyordu fakat asla ondan hükümetleri devirme işlerine katılmasını istemedi. Birleşik Devletler'de yönetim değişene kadar bu tutum İngiltere için yolun sonuydu.  

1952'de seçim oldu. Dwight Eisenhower başkanlığa seçildi. John Foster Dulles onun dışişleri bakanı oldu. Ve Dulles bütün ergen hayatını uluslar arası dev şirketler için bir avukat olarak çalışmayla geçirmişti. Bir ülkenin, büyük bir şirketi, böylesi büyük bir şirket kaynağını millileştirmesinin yanına kar kalması, bütün bir hayatı boyunca temsil ettiği çok uluslu girişim sistemi için büyük bir tehditti. Ve Dulles, kendisinin algıladığı gibi böylesi bir örneğin olmasının Amerikan çıkarlarına uygun olmadığını fark etti. Böylelikle Eisenhower'ın yönetimi Truman yönetiminin politikasını tersine çevirdi. Yönetim Kermit Roosevelt adında bir CIA ajanını 1953'ün yazında İran'a göndermeye karar verdiler. Bu kitabımda anlattığım hikâyedir.  

Darbe, Kermit Roosevelt'in 1953'ün Ağustos'unda sadece üç haftasını aldı.  

Amy Goodman: Bir çanta parayla birlikte.  

Stephen Kinzer: Para çantası ve diğer ilginç birkaç kaynak. Kermit, gerçek hayattaki bir James Bond'du. Bu adam gerçekten cesur bir gizli ajan ve hikâye onun bunu nasıl yaptığıyla daha şaşırtıcı hale geliyor. Fakat bu darbe, zengin ve güçlü bir ülkenin fakir ve zayıf bir ülkeyi nasıl kaosa sürüklediği konusunda gerçekten ibretliktir. Hoşlanmadığımız bir adamdan kurtulduk ve onun yerine istediğimiz her şeyi yapacak birini yani Şah'ı getirdik. Kusursuz bir son gibi görünüyordu.  

Amy Goodman: Ve Musaddık hayatı boyunca sürgüne mahkûm edildi. 

Stephen Kinzer: İran'da kendi köyünde ömrünün geri kalanı boyunca ev hapsindeydi. Bu yüzden darbe ilk başlarda bir başarı gibi göründü. Fakat şimdi onu tekrar gözden geçirdiğinizde istenmeyen sonuçların ortaya çıkması konusunda muhteşem bir ders konusu olarak hizmet vermektedir.  

Kısacası biz Şah'ı tavuskuşu tahtına yeniden tevdi ettik. Şah 25 yıl boyunca giderek artan bir baskıyla hükmetti. Onun yaptığı baskı İslami Devrim olarak adlandırdığımız şey olarak 1970'lerin sonundaki patlamayı fitilledi. Devrim, iktidara molların fanatik bir şekilde Amerikan karşıtı olan bir grubunu getirdi. Devrim aynı zamanda, Taliban'ın iktidara gelerek hepimizin bildiği sonuçlara neden olan el-Kaide'ye bir sığınak veren kapı komşu Afganistan gibi diğer ülkelere de ilham oluşturdu. Devrim sadece İran ve Irak arasında sekiz yıl süren bir savaş başlatmadı aynı zamanda ABD'nin ölümcül bir şekilde Saddam'ı kucaklamasını da beraberinde getirdi. Biz İran-Irak Savaşı'nda Saddam'ın askeri müttefiğiydik ve Saddam'ı askeri istihbaratla ve İranlıların mevzilerine kimyasal gaz serpmede kulladığı Bell helikopterleriyle destekledik. Başkan Reagan, Saddam'a kendisine nasıl yardım edebileceğimizi öğrenmesi için Bağdat'a iki kez özel elçi gönderdi. Tabi ki bu elçi Ronald Rumsfeld'ti. Devrim tarafından başlatılan bu istikrarsızlık aynı zamanda Birleşik Devletler'in, bizi şu an bulunduğumuz noktaya getiren Irak'taki sarmala dâhil olmasına neden oldu.  

İran'daki bu devrim aynı zamanda Sovyetleri de ürküttü. Sovyet yöneticileri güney bölgeleri boyunca taklit köktenci devrimlerin olacağından korktular. Ve bunu engellemek için Afganistan'ı işgal ettiler. Bu işgal Birleşik Devletleri, Usame Bin Laden'i götürdüğümüz, sonradan Taliban'a dönüşen binlerce cihatçıyı kâfirleri nasıl öldüreceklerini öğrenmeleri için eğittiğimiz Afganistan'daki pozisyonuna soktu. Bizler sonradan eğittiklerimizin öldürmek istedikleri kâfirlere dönüştük. Bütün bunlar neden bu gün için bu kadar önemli? 

Amy Goodman: Aslında bu Reagan'ı başkanlığa getirerek Carter-Reagan seçimlerini etkiledi.  

Stephen Kinzer: Evet ve Jimmy Carter'ın başkanlığını sonsuza kadar tamamıyla yok etti.  

Amy Goodman: 1980'lerde Reagan'ın Latin Amerika'daki rolüne bakıldığında bu Latin Amerika üzerinde çok büyük bir etkiye sahip oldu. 

Stephen Kinzer: Onlar CIA'da bunu "kedinin ardında yürümek" olarak adlandırıyorlar. Bunun üzerinden sonsuza kadar kedinin ardından yürüyebilirsiniz. Hikâyenin bize söylediği en uygun mantık; tahmin edemeyeceğiniz en kötü sonuçlardan biri olan hâlihazırdaki İran'a yönelik bir saldırı düşüncesini değerlendirmede bilmeye ihtiyaç duyacağımız temel şeydir. 1953'te en bilge analizciler ve çok fazla önseziye sahip uzmanlar asla bu sonuçları tahmin edemedi. Şah devrilecek, mollalar iktidara gelecek, Sovyetler Afganistan'ı işgal edecek ve diğer bütün şeyler olacak. Bu, şiddetle bir diğer ülkenin iç işlerine müdahale ettiğinizde bir tepenin başında bir tekerleği aşağı bırakan kişiye benzediğiniz gösteriyor. Onu bırakıyorsunuz, nasıl gideceği ve nerde duracağı ile ilgili hiçbir düşünceniz yok. 

Amy Goodman: Bu gün de hala uğraşmakta olduğumuz işkence olayı var. SAVAK ve CIA üzerinden İran'ın geçmişine dönebilir misiniz? İlişkileri neydi ve SAVAK neydi?  

Stephen Kinzer: SAVAK tabi ki Şah'ın çok baskıcı gizli polisiydi. Kurumun ilk başkanlarından biri Musaddık hükümetini devirip Şah'ı yeniden iktidara getiren darbedeki merkezi katılımcılardan biri olan General Nasiri'ydi. Aslında o, darbe sırasındaki çalışmalarından dolayı ödüllendirilmiş tek kişiydi. Şah kişisel olarak, darbe sırasındaki çalışmalarından dolayı onu albay rütbesinden generalliğe yükseltti. Sonradan Şah'ın yıllarca halkına zulmetmek için kullandığı çok vahşi bir gizli polis örgütü olan SAVAK'ın direktörüne dönüştü.  

Amy Goodman: Ve İran Devrimi 79'da gerçekleştiğinde, devrimciler SAVAK'ın karargâhlarında CIA ofisleri bulmadılar mı? 

Stephen Kinzer: Evet, CIA ve Mossad aktif bir şekilde eğitime katılıyorlardı. 

Amy Goodman: Mossad, İsrail istihbaratı.  

Stephen Kinzer: İsrail İstihbaratı—Mossad opererasyonlarına yakından dahil oluyordu. Bu SAVAK'ın tarihinde her zaman görebileceğiniz bir klasiktir.  

Amy Goodman: SAVAK'ın.  

Stephen Kinzer: Evet SAVAK'ın. Bunu pek çok Amerikan müdahalesinin sonuçlarında görüyorsunuz, müdahaleden sonra ABD kimin yeni lider olacağına karar vermek zorundadır. Ve genelde iki niteliği olan birini istiyor. İlki, seçilecek kişi halkının desteğine sahip ve iktidarda kalabilecek popüler biri olmalıdır. İkincisi, bizim istediklerimizi yapmayacak biri için birilerini devirmediğimizden bizim istediklerimizi yapması gerekecektir.  

Fakat çok geçmeden bu ikisine birden sahip olamayacağımız fark ediyoruz. Gerçekten popüler ve aynı zamanda ABD'nin istediği gibi hükmedecek birilerini bulamazsınız. İnsanlar liderlerinin kendi ülkelerinin çıkarlarını temsil etmesini istiyorlar başka ülkelerin çıkarlarını değil. Dolayısıyla ABD karar vermek zorundadır. Ne yapmak istiyoruz? Popüler olan fakat istediklerimizi yapmayacak olan birilerini mi istiyoruz yoksa istediklerimizi yapacak ama halkın desteklemediği birilerin mi istiyoruz? Bu kolay bir tercihtir: dediğinizi yapacak birini seçersiniz. 

Sonra ona karşı çok daha fazla muhalefet gelişiyor. Muhalefeti bastırmaya çalışıyor çünkü fazlasıyla destekten yoksun ve izole olmuş durumdadır. Sonra ABD'yi yardıma çağırıyor. Sonra insanlar sadece kendi liderlerine değil, onun arkasında olduğunu düşündükleri ABD'ye öfkelerini yöneltiyorlar. Bu tam olarak İran'da gerçekleşen şeydi.  

Amy Goodman: ABD'nin bu günkü politikası Ahmedinecat'ı destekliyor mu? 

Stephen Kınzer: Ben böyle olduğunu düşünüyorum hatta sadece onu desteklediğimizi değil onun iktidara gelmesine yardım ettiğimizi düşünüyorum. 2003 yılında İranlılar, Washington'a çok kapsamlı bir görüşme önerisinde bulundular. Bu öneride, onlar gerçekten görüşmek istedikleri mevzuları listelediler. Bu listede İran'daki nükleer program, İran'ın Hizbullah'a, Hamas'a ve İslami Cihad'a verdiği destek, hatta Arapların bir Filistin devletinin kurulması ve tanınması karşılığında İsrail'i tanımayı önerdikleri Beyrut Deklarasyonu vardı. Yani bu gün kaygılandığımız bütün konular, Tahran'daki İsvirçre büyükelçisi üzerinden Washington'a gönderilen bu görüşme önerisinde mevcuttu. Biz sadece bu öneriye cevap vermemekle kalmadık aynı zamanda bu öneriyi bize getirme cesareti gösterdiği için İsviçre büyükelçisini azarladık.  

Bu Tahran'daki eski hükümetin, başkan Hatemi'nin önderlik ettiği hükümetin politikasıydı. Politika, Birleşik Devletler'e dostluk eli uzatalım, onlara görüşme önerelim politikasıydı. Diğer şahinler bunu denedin ama olmadı dediler sonradan. Biz, hayatı ABD için yapabildiğimiz kadar berbat hale getireceğimiz bir diğer politikayı deneyeceğiz çünkü onlarla diyalog kurmaya yönelik politika hiçbir sonuç üretmedi. Ben bunun, Ahmedinecat gibi muhafazakâr ve militanca Amerikan karşıtı bir figürün ortaya çıkmasını sağlayan iklimi oluşturmaya yardım ettiğini düşünüyorum. Ahmedinecat'ın ortaya çıkması, medeniyetler diyaloğundan bahseden bir başkan varken onu kenara itip onunla konuşmamamız dolayısıyladır.  

Amy Goodman: Stephen Kinzer, Şah'ın Bütün Adamları: Bir Amerikan Darbesi ve Ortadoğu Terörünün Kökleri adlı kitabın yazarıdır.

Dünyü Bülteni / 12.03.08


YAZICIYA GONDER


November
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
27 28 29 30 31 1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30