18.03.2008 06:31
İslam Konferansı Örgütü “çağın ruhu”na uyum sağlıyor…
İslam Konferansı Örgütü (İKÖ), Senegal’in başkenti Dakar’da gerçekleştirdiği zirvede “yeni”lenme sürecine yelken açamaya hazırlandığını ilan etti.
Türkiye’yi cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün temsil ettiği zirveye 50’yi aşkın devletin önde gelen temsilcileri katıldı. “İlkler”e imza atan Dakar Zirvesi’ne ilk defa ABD’den bir yetkili de gözlemci olarak katıldı.
Yoksulluk ve aşırı eğilimlere karşı mücadele etmek üzere yeni bir kampanya başlatmaya karar verdiğini ilan eden konferans, Batı’da İslam aleyhtarı hakaret ve saldırıların kaygı yaratmaya başlandığına hükmetti. En büyük iddia ise, örgütün 40 yıllık tüzüğünün reformcu bir yaklaşımla değiştirilmesini kabul etmesidir.
Peş peşe sıralanan kulağa hoş gelen kavramların arasına serpiştirilen bazı ifadeler, nelerin “yeni”leneceği konusunda fikir edinmek için yeterlidir.
İlkin, “yoksulluğa karşı kampanya” başlatmak kapitalist rejimlerin işi olamaz. Böyle bir iddia en hafif bir deyimle ikiyüzlülüğün doruk noktasıdır. Zira yoksulluk, insanın insan tarafından sömürüsü üzerine bina edilen kapitalist üretim ilişkilerinin dolaysız sonucudur. Bu düzende bir yandan servetin öbür yanda sefaletin birikmesi eşyanın tabiatı gereğidir. Bu kuralın kısmen de olsa emekçiler lehine çiğnendiği olur. Ancak bu tür örneklere asalak kapitalistlerin işlerini gören devletlerin kampanyalarıyla değil, tam tersine, burjuvazi ve onun devletinin baskılarına rağmen mücadele etme kararlığı gösteren işçi sınıfının söke söke hak kazanması durumunda rastlanır. O halde İKÖ üyesi devletler “aşırı eğilimlere” karşı kampanya başlatmaya karar vermişleridir. Bu tanıma düzen dışı tüm eğilim girer ki, her gerici devletin bu eğilimlere karşı zaten kampanyası vardır. Bu durumda bu kampanyaların paralel yürütülmesinden söz edilebilir ancak.
İKÖ’ye göre “kaygı yaratan İslam aleyhtarı saldırılar”, Muhammed peygamberi hedef alan ilgili karikatürler ile bir Avrupalı yönetmenin çektiği İslam karşıtı filimdir. Buna karşın İKÖ ne Afganistan işgalini, ne Irak işgalini ne de siyonist İsrail’in katliamlarını bu kategoriye dahil etmedi. Demek ki, İKÖ’ye göre kaygı uyandıran saldırılar emperyalist/siyonist orduların kitlesel kıyımları değil, bir takım karikatür ve flimledir.
Örgütün asıl “büyük iddia”sı ise tüzük değişikliği ile ilgili çizilen çerçevedir. Buna göre İKÖ, “temel özgürlükler, insan hakları, hukukun üstünlüğü, iyi yönetişim, hesap verilebilirlik, kadın hakları, çevrenin korunması, dinler ve medeniyetler arası diyalog, terörizmle mücadele ve üye ülkeler dışında yaşayan müslüman azınlıkların haklarının korunmasını” benimseyecek.
Yapılan açıklamaya göre yılsonunda Uganda’da bir araya gelecek İKÖ üyeleri dışişleri bakanlarının onaylamasıyla tüzük yürürlüğe girecek.
“Temel özgürlükler, insan hakları, hukukun üstünlüğü, kadın hakları” gibi kavramları telaffuz etmeye alışık olmayan gerici rejimin temsilcileri, böyle bir tüzüğü ilan ederken kaba riyakârlıklarına kendileri şaşırmış olmalılar. Çünkü ve rejimlerin tümü de bu değerlere düşmandır. Bu değerlerin kazanıma dönüşmesinin yegâne yolu olan toplumsal muhalefetin gelişimi, daima bu rejimlerin en büyük korkusu olmuştur. Bundan dolayı en basit demokratik hakkın kullanımını bile şiddetle ezen bu rejimler, herhangi bir demokratik gelişimin önündeki temel engellerdir.
Kadın haklarından söz edilmesi ise, 50 ülke nüfusunun yarısını oluşturan yüz milyonlarca kadınla alay etmekten baka bir anlam taşımamaktadır. Bu ülkelerin tümünde -diğer kapitalist devletlerden daha da kaba bir şekilde- kadınlar ikinci cins muamelesi görmektedir. Hele Suudi Arabistan (ki İKÖ’nün merkezi bu ülkenin Cidde kentinde bulunmaktadır), Afganistan ve şeriat rejimine yakın olan bazı İKÖ üyesi devletlerde kadın insan bile sayılmamaktadır.
“Müslüman azınlıkların haklarının korunması” söylemi de samimiyetten yoksundur. Türkiye’nin önerisini aynen kabul eden İKÖ, üye ülkelerin KKTC ve Batı Trakyalı Türklerle dayanışmasını bir kez daha vurgularken, Kosova’ya kayıtsız kalamayacaklarının altını çizerken, ezilen Kürt halkının adını anmıyor. Türk devletinin önerilerini kabul eden İKÖ’nün, Kürt halkı üzerine yağdırılan bombalardan söz etmesini beklemek elbette saflık olurdu. Ancak çifte standarda dayalı bu utanç verici tutumu alan İKÖ’nün, müslüman azınlıkların haklarının korunmasından söz etmesi iğrençtir.
“Başkenti Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulmasının şarta bağlandığı”na dair boş sözler bir yan bırakılırsa, “yenilenme hamlesi”nden geriye kalan elle tutulur tek söylem, “terörizmle mücadele” edileceğine dair iddiadır. Bu da emperyalist/siyonist güçlerin gündemine uygundur. Bu tutum, İKÖ’nün ileriye değil, “çağın ruhu”na uygun bir tercihle geriye dönük adımları pekiştirme eğiliminde olduğundan başka bir anlama gelmemektedir.