Ana Sayfa / Dünya / 
22.11.2008
05.04.2008 16:23

Küba Büyükelçisi Abascal: Bunlara ancak gülebiliyorum (sol.org.tr)

 

Küba Büyükelçisi Ernesto Gomez Abascal Sol.org.tr’ye verdiği mülakatta ekonomik gelişmeleri ve sosyalist Ada'ya dönük karalama girişimlerinin ardındaki gerçekleri anlattı

Küba, Devlet Başkan Yardımcısı Carlos Lage'nin de geçenlerde açıkladığı gibi bir yatırım hamlesi içinde ve bu yıl yapılması planlanan kamu yatırımlarının 6 milyar pezonun üzerinde olmasının planlanıyor. Bunun yanı sıra, Küba'nın gündeminde üretim sürecinin şeffaflaştırılması ve işçilerin karar süreçlerine daha fazla dahil edilmesi, devlet işletmelerinin verimliliğinin arttırılması, ülkedeki gıda üretiminin arttırılması ve özellikle Rusya, Çin ve Venezüella'dan daha fazla yatırım çekmeyi içeren ekonomik reform paketi var. Sizden Küba'nın bu dönemdeki ekonomik hamlelerinin ve söz konusu reform paketinin içeriğini ve amacını öğrenebilir miyiz?

Aslında bu soruyu cevaplamak için 26 Temmuz'da Raul Castro'nun Camaguey'de yaptığı açıklamayı göz önünde bulundurmak lazım. O dönemde toplumun da dahil olduğu kritik bir tartışma sürecinden geçiliyordu, Devletin ekonomideki etkinliğinin artırılması, sosyal ve siyasi görevlerin geliştirilmesi, üretimin artırılması üzerine tartışmalar yürüyordu. Gerçek bir demokrasiye sahip olduğu için Küba başından beri tüm karar süreçlerinde önce halkın öneri ve görüşleri alıyor. Mahallelerde, okullarda, fabrikalarda, işyerlerinde on binlerce toplantı yapıldı. Ekonomik, sosyal, siyasi, kültürel pek çok başlıkta halkın fikirleri toplandı. Tüm görüşler hükümet ve parti yetkililerince incelendi. Parlamentodaki komisyonlarda da bu fikirler değerlendirildi. Meclis'in ilk oturumunda da gündem yapıldı.

Özellikle de bu eylem planları içerisinde en çok tartışılan tarımla ilgili öneriler ve kararlardı. Tarımsal ürün ithalatı için çok ciddi bir kaynak ayrılıyor, Küba'nın kendine yeten bir ülke haline gelmesi üzerine alınacak önlemler konuşuldu. Bilindiği gibi tarımsal ürün fiyatlarında ciddi bir artış yaşandı dünyada. Tarımsal üretimi artırabilmek için bir dizi karar alındı hızlı bir şekilde. Şu anda konuşulan en önemli konulardan biri bu.

İkinci önemli başlık Kübalı şirketlerle ortaklık kurularak yabancı yatırımların etkinliğinin artırılması. Burada da belirlenmiş, öncelik ve ağırlık verilen sektörler var, enerji var. Özellikle de petrol ve doğalgaz arama çalışmaları. Çünkü petrol fiyatları artık dayanılabilecek düzeyde değil, sürekli de artış seyrinde. Kendi kuyularımızdan çıkan petrolle ülkemizin tüketiminin yüzde 50'sini karşılayabiliyoruz. Deniz altında büyük petrol yatakları bulunuyor, bu da büyük yatırımlar anlamına geliyor. Bu arama ve yatırım çekme faaliyetlerine büyük öncelik veriliyor. Bu iki konu, yapılmakta olanların en önemlisi.

Üçüncü başlık da bu yatırımların etkin olabilmesi için alınan bazı kararlar oldu. Geçen yıl ekonomi yüzde 7,5'luk bir büyüme kaydetti, önceki yıl da yüzde 12 idi. Bu ekonomik büyümeler neticesinde biz kendimize yatırım yapabilecek düzeye geldiğimizi düşünüyoruz. Sadece yabancı yatırıma bağımlı olmadığımızı düşünüyoruz. Kendi yatırımlarımızı gerçekleştirebilecek bir kaynağımız var. Küba'nın en önemli ihracat kalemlerinden biri nikel. Emtia fiyatlarındaki artışa paralel olarak nikel fiyatlarının artması ve bu alanda üretimin artırılması için yapılan çalışmalarla ekonomimiz güçlendirildi. Ve turizm de hala en önemli gelir kaynaklarından biri. Yine ilaç üretimi ve biyoteknoloji ürünlerinin ihracatı var. Kübalı doktorların sundukları tıbbi hizmetler de önemli bir yere sahip. Tabii genele baktığımız zaman bu hizmet çoğu yerde ücretsiz ama az da olsa ücretli çalıştıkları yerler de var. Büyük kaynakları olan ülkelerde, örneğin Körfez ülkelerinde, Güney Afrika'da çalışan doktorlar. Venezüella'ya verilen doktorluk hizmetlerinin bir bölümü de farklı yollarla karşılanıyor. Bu duruma gelmiş olmamız kendi yatırım planlarımızı yapabilecek duruma geldiğimizi gösteriyor. Lage'nin yaptığı açıklama da bundan ibarettir. Ekonomik açıdan baktığımız zaman esası budur. Öyle reform paketi gibi bir şey yok. Küba'nın ekonomik sisteminin değişmesi gibi bir durum yok. Ekonomimiz bir gelişim, büyüme sürecinden geçiyor. Ve bu bağlamda bazı alanlara, sektörlere öncelik veriyoruz. Daha önceden böyle bir lüksümüz yoktu.

Bu süreçte ekonominin daha etkin olabilmesini sağlamak için bazı değişimler oluyor. Ama alınan karar ve önlemlerin hiçbiri Küba ekonomisinin sosyalist karakterini etkileyebilecek düzeyde değildir.

Küba'daki bu iktisadi gelişmeler Türk basınında da yansımasını buldu. Yansıyan haberlerde Kübalıların artık mikrodalga fırın, dvd player, laptop ve cep telefonu sahibi olabilecekleri söyleniyor. Kübalılar için otellerde konaklama imkânı da başka bir öne çıkan unsur. Bunların gerçekliği nedir? Eleştirilerse Küba'nın düşük kişi başı geliri ile bunların hayata geçemeyeceği, bu adımların göstermelik olduğu noktasında yoğunlaşıyor. Bu konu hakkında neler söyleyebilirsiniz? Bu kısıtlamaların ardında ne vardı ve neden şimdi bu kısıtlamalar kaldırılıyor? Bu noktada akla gelen bir diğer soru da Küba'da bunun bir toplumsal adaletsizlik yaratıp yaratmayacağı. Bu konuda da görüşlerinizi öğrenmek isteriz.

Bu haberlerin bir kısmı tamamen yalan, bazıları kısmen doğru diyebiliriz. Biz her zaman ne diyoruz: Bu bir fikirler mücadelesi. Bunları da bunun parçası olarak düşünmek gerekir. Bugün belki de silahlarla yapılan savaşlardan daha önemli bir savaş veriliyor. Sizler de çok iyi biliyorsunuz ki büyük basın kuruluşları hep emperyalist ülkelerin ve onların müttefiklerinin elinde. Küba ya da başka ülkeler hakkında bu tür yayınlar yapılıyor. Örneğin Irak'a demokrasi götürüldüğünü söylüyorlar vb. Bilgi, haber için verilen mücadele, savaş büyük önem kazanmış durumda. Çok etkin mücadele etmek gerekiyor. Bizler de basını bilgilendirme, haber verme büyük önem veriyoruz. Türkiye'de de bu anlamda başarılı olduğumuzu düşünüyoruz. Türkiye halkının genel eğilimine baktığımızda Küba dostluğunun güçlü olduğunu görüyoruz. Bu kadar karalayıcı, çirkin bir makalenin Türk basınında yer alabilmesi çok şaşırtıcı. Ama bu Türkiye halkının Küba'nın yanında olduğunu gösteriyor, ki bunu değiştirmeye çalışıyorlar. Buradaki Amerikan ajanları Türk halkının Küba'ya beslediği olumlu duyguları değiştirmeye çalışıyorlar. Buna benzer makalelerin Miami'de ya da Batı Avrupa'da çıkması çok olağan. O nedenle yadırgamadık ama Türkiye'de yayınlanmasına şaşırdık tabii. Çok ağır hakaretler içeren bir makale. Kendilerine bir cevap da yazdım.

Haberlerden birinde Küba'da televizyon satışları serbest bırakıldı deniyordu. Sanki Küba'da daha önce televizyon yokmuş gibi. Oysa ki Küba'da her evde televizyon vardı, en dağlık yerlerde bile. Tabii ki serbest bırakılan televizyon ithalatı. Çok elektrik harcayan elektrikli eşyaların kullanımı sınırlandırılmıştı. Bir dönem enerji sıkıntısı vardı biliyorsunuz. Birkaç yıldır bir enerji devrimi yapmaktayız. Bu süreçte pek çok yeni elektrik üretim santrali yaptık. Yüksek kapasiteli. Bir yandan da bir enerji tasarrufu programı yürütülüyor. Çok elektrik tüketen ampuller yerini enerji tasarrufu sağlayan ampullerle değiştiriliyor. Bu tüm elektrikli aletler için, buzdolabı, vantilatör vs geçerli. Hem yeni elektrik santralleri ile artan üretim kapasitesi hem de çok elektrik sarfeden aletler yerine elektrik tasarruf eden aletlerin alması ile dışarıdan yeni elektrikli aletler alabilir duruma geldik.

Bir de bilgisayar ve internet kullanımı var. Bilgisayar satışı herkese açık değildi. En çok ihtiyacı olan insanlara öncelik vererek bilgisayar temin ediliyordu. Düşünsel faaliyetlerle uğraşan akademisyen, yazar, gazeteciler gibi kişilerle işyerleri ve okullar gibi alanlar öncelikliydi. Her okulda mutlaka bir bilgisayar bulunuyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde rastlanan bir durum değil. Çocuklar ilkokuldan itibaren bilgisayar eğitimi almaya başlıyor. Son kararla ekonomik durumumuzdaki iyileşme neticesinde bilgisayar ithalatına izin verildi.

Internet bağlantısı sıkıntılı. Çünkü geniş bant bağlantıya erişimimiz yok. Internet kullanımı yasak diyorlar, bu bir yalan. Geniş banta erişimimiz olmadığı için kullanamıyoruz. Tam Küba sahillerinin önünden geniş bant kabloları geçiyor ama bunlar ABD'ye ait ve onlar yasakladığı için yararlanamıyoruz. Biz de bağlantıyı uydu aracılığıyla yapmak zorundayız, hem kapasitesi düşük oluyor hem de daha pahalı. Şimdi Venezüella ile yürütmekte olduğumuz bir çalışma neticesinde geniş banda erişebileceğiz. Bunlar açıklanmıyor, olayın küçük bir bölümünü gösterip aslında yalan söylemiş oluyorlar.

Küba'daki gelir dağılımına gelince başka bir açıklama yapmam gerekecek. Bunu birçok kez açıklama çalıştım. Konferanslara çağrılıyorum. Mesela doktorların olduğu yerlerde ama Küba'da meslektaşlarının 20 dolar maaş aldığını duyduklarını söyleyip soruyorlar. Kendimden örnek vereyim. Üç yetişkin insanız, üçümüz de çalışıyoruz, üniversite mezunuyuz. Üç çocuğum var. Hepsi üniversite mezunu, eğitimleri için tek bir sent ödemedim. Evim bana ait, kira ödemedim. Evde çalışan üç kişi maaşlarımızı topladığımız zaman 80 dolar civarında oluyor, üç kişi. Kira ödemiyoruz. Arabam için belli bir miktar benzini ücretsiz alıyorum. Kira ödemem gerekseydi 500 dolar verecektim. Bir kalp ameliyatı geçirdim yine tek kuruş ödemedim. Her ay gıda yardımı almaktayız. Telefon vb hizmetler de ücretsiz. Ben tüm bunlar için para ödemek durumunda olsaydım çocuklarımı okutamazdım. Otellerde konaklama için de Dışişleri Bakanlığı benim her yıl bir hafta bir otelde tatil yapmama olanak sağlıyor. Kübalıların giremez dediği otellerde bütün işçiler işyerlerinin teşviği olarak ücretsiz ya da çok cüz'i ücret karşılığı tatil yapabiliyor. Çiftçiler toprakları için para ödemiyorlar. Böyle bir sistemde eşitlik, sosyal adalet sağlanabiliyor.

Mükemmel diyemem, sistem içinde elbette eksiklikler var. Mesela turizmin sektöründe, bir otelin barında çalışan biri, aldığı bahşişler neticesinde bir bilim adamından daha fazla gelir sağlamış oluyor. Bu tabii ki bir eşitsizlik yaratıyor. Bundan memnun değiliz, çözümlemek istiyoruz. 1990'lı yıllarda turizm sektörüne yaslanmak zorunda kaldık. Diğer sektörleri geliştirip bu eşitsizlikleri ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Diğer bir sorun da ülkede çift para kullanılıyor olması. Bir Küba pezosu var bir de konvertibl olan biliyorsunuz. Bunun ortadan kaldırılması hedef ama hemen mümkün görünmüyor. Ekonomimizin güçlenmesine paralel olarak Küba pezosu da konvertibl pezoya yakın bir değere ulaşabilir. Basında yer alan çirkin haberlerin arkasında başka bir şey saklanıyor. 50 yıldır biz Amerikan ablukası altında yaşıyoruz. Bu 50 yılda, hesaplamalarımıza göre, ablukadan ötürü Küba'nın 90 milyar dolarlık bir kaybı oldu.

Ama böyle bir ablukaya rağmen Küba halkının yaşam standardı Küba ile karşılaştırılabilecek ülkelere nazaran çok daha iyi durumda. İşsizlik yok, sokakta terk edilmiş çocuklar yok, üçüncü dünya ülkeleri arasında en fazla üniversite mezununa sahip, kişi başına doktor ve öğretmen sayısında en yüksek rakamlar, halka sağlık hizmeti ücretsiz ve herkese eşit koşullarda sağlanmakta, halk sağlığında edindiğimiz başarıları BM, UNDP, WHO gibi örgütler tarafından da tanınıyor. Mesela UNDP'nin insani gelişim endeksinde Küba 51. sırada yer alıyor. BM'nin tüm dünyaya sunduğu bir bilgi bu. Bu da insan hayatının kalitesini gösteriyor. Türkiye, Küba'nın gerisinde yer alıyor bu sıralamada, 84. sırada. Küba yüksek gelişim grubunda, Türkiye orta gelişim. Küba halkının kültür seviyesi de oldukça yüksek. Küba'nın içinde bulunduğu durumla diğer üçüncü dünya ülkelerini karşılaştırınca Küba gerçekten çok ileri durumda. Elbette sorunlarımız, çözmemiz gereken yetersizlikler var.

Söz konusu yazılarda ortak olarak tekrarlanan bir unsur var. O da Batista diktatörlüğü döneminde Küba'nın daha zengin, daha eşitlikçi ve daha modern bir ülke olduğu yönündeki bir değerlendirme. Gerçekten böyle miydi? Küba'nın o dönemi konusunda, politik ve iktisadi koşulları konusunda bizi bilgilendirebilir misiniz?


Ben buna ancak gülüyorum. 1959'dan önce yaşıyordum, hayattaydım ve çalışmaya başlamıştım. Fakir bir ailenin çocuğuydum. Üniversite okuyabildim, devrim oldu da okuyabildim. Yoksa ailemin beni okutabilecek durumu yoktu. Benim sınıfımdaki insanlar için üniversite okumak bir hayaldi. Toplumun yüzde 90'ı böyleydi. Olur da ortaokulu bitirebilirseniz büyük başarıydı. En fazla 6-7. sınıfa kadar okunabiliyordu. Yüzde 8-9'luk bir elit kesim dışında okumak imkansıza yakındı. İşsizlik çok fazlaydı. Kadınlar ne okumayı ne de çalışmayı düşünebiliyordu. Tamamen ayrımcılığa maruz kalıyorlardı. Kadınların mecliste olması gülünecek bir şeydi, ama bugün baktığımızda meclisin yüzde 43'ünü kadınlar oluşturuyor. O dönemde kadın üç konumda yer alabilirdi, ev işlerine bakmak, başkalarının hizmetçisi olarak çalışmak ya da fahişelik yapmak. Tarlalarda çalışan insanlar için de çok ağır sömürü koşulları geçerliydi. Yılın üç ayı şeker kamışı tarlalarında çalışıp karınlarını doyuruyorlardı, kalan aylarda açlıkla başbaşa kalıyorlardı. Havana'nın merkezi bir vitrindi. Zenginler çok iyi yaşıyordu. Arabaları, evleri. Gösterişli oteller. Mafyanın kontrol ettiği, fahişe ve kumar mahalleleri vardı. Uyuşturucu kaçakçılığı vardı mafyanın yönettiği. Siyasilerin hepsi rüşvet peşindeydi. Siyasete ceplerini doldurmak, milyoner olmak için giriyorlardı. Çok baskıcı bir polis vardı. İnsanlar azıcık bir şeyler söylemeye başladığı zaman alıp götürüyorlardı. Küba o zamanlar tamamen ABD'nin sömürgesi halindeydi. Ülkenin bütün ekonomik kaynaklarını ellerinde tutuyorlardı. Şirket isimleri bile İngilizce idi, İspanyolca değildi. Hepsinin sonunda "company" vardı. Hiçbir şekilde bağımsızlık, egemenlikten söz etmek mümkün değildi. ABD'ye karşı çıkabilecek onurlu hükümetler yoktu. Kültürel gelişim çok sınırlıydı. Spor alanında hiçbir başarı elde edilememişti. Devrim sonrasında özellikle spor alanında çok ciddi başarılar kaydedildi. Bugün Olimpiyat oyunlarında sergilenen başarılar çok gurur verici.

Yani bu aptal gazetecilerin yazdıklarını nereden çıkardıklarını hiç bilemiyorum. Hatta cevaben yazdığım mektupta Fidel'in sakalının kılı bile olamazsınız dedim.

Bir diğer ortak tema ise Küba'da çok yaygın biçimde yapıldığı izlenimi uyandırılmaya çalışılan fuhuş. Bu tartışmalarda ilginç olan ise Türkiye bir genelev işletmecisinin vergi rekortmeni olabildiği bir ülke olması. Başta ABD olmak üzere diğer kapitalist ülkelerde bu "sektör" iktisadi yapının doğal, önemli ve yasal bir bileşeni. Elbette Küba'nın bunu mazur göstermeye çalışmadığını ve bu mesele ile mücadele ettiğini biliyoruz. Küba'da fuhuşa karşı mücadele nasıl yürütülüyor? Sonuçta bunun yalnızca polisiye önlemlerle çözülemeyecek bir toplumsal sorun olduğu Küba'da da kabul edilen bir yaklaşım.

Fuhuş gibi bir sorunumuz yoktu, devrimin ardından. 1990'lı yıllarda ekonomik sıkıntılarımız nedeniyle turizmin gelişimine paralel böyle bir sorunla karşı karşıya kaldık. Bazı genç kızlarımız daha kolay yoldan para kazanmayı tercih ettikleri için bunu meslek edindiler. Evet Havana'nın belli kesimlerinde görebiliyorsunuz. Bazı büyük turizm merkezlerinde, turistik yerlerde var. Ama bazı Latin Amerika ülkeleriyle karşılaştırdığınız zaman kıyas götürmeyecek kadar düşük olduğunu görüyoruz. Evet vardır ama "bu Küba'da niye vardır" sorusuna takılmıyoruz. Bunun yerine bununla eğitim yoluyla mücadele ediyoruz. Polisiye kontrol mekanizmaları olmakla birlikte baskı uygulayan bir düzeyde değil. Bir mafya ağı yok. Yani pek çok kapitalist ülkedeki gibi bir sektör değil. Bir sosyal takip sistemimiz var. Sosyal hizmet uzmanlarımız mahallelerde dolaşıp görüşmeler yapıyor. Eğer eğitimlerini tamamlamamışlarsa bu konuda yardımcı olunuyor ya da tamamlamışsa başka bir iş bulması konusunda yardımcı olunuyor. Daha da güçlendirilmesi gereken bir program bu. Ciddi bir eğitim süreci ve kültür seviyesinin geliştirilmesi ile çözülebilir. Şu günlerde Küba Ulusal Yazarlar ve Sanatçılar Birliği'nin kongresi gerçekleştirilmekte ve orada ele alınan konulardan bir tanesi de bu. Bu sadece fuhuşla alakalı değil bütün suç alanlarıyla ilgiliydi. Mesela biz üniversiteleri artık hapishanelere götürüyoruz. Sadece temel eğitim değil, mahkumların üniversite eğitiminden de yararlanmasını sağlıyoruz. Yapılan çalışmalar mahkumların ailelerinin eğitim düzeylerinin çok yüksek olmadığını gösteriyor. Bir günde aşılabilecek bir durum değil, kuşaktan kuşağa değişebilecek bir tablo bu, ama yoğun bir çalışma yürütmek gerekiyor. Küba gazetelerinden öğreniyorum, sanatçılardan oluşturulan bir tugay var, müzisyenler, tiyatrocular, ressamları, gittikleri hapishanelerde oyunlarına sergiliyorlar, atölyeler yapıyorlar. Küba'nın en tanınmış sanatçılarından oluşuyor bu tugaylar. Mesela Silviyo Rodrigues, şu anda bir hapishane turnesi yapıyor. Dünyanın hangi ülkesinde böyle şeyler yapılır diye ben de kendi kendime soruyorum.

Esasen ortaya çıkarılmaya çalışılan hava devlet başkanlığındaki isim değişikliğinin Küba'nın sosyalizmdeki ısrarı konusunda da yansımasını bulacağı yönünde. Gerçekten isimlerin değişimi Küba sosyalizminin kaderini derinden etkileyebilir mi? Küba sosyalizmi bu denli korunaksız mı?

Kendi fikirleriyle gerçekleri karıştırıyorlar. Onlar arzularını söylüyorlar, sonra bunları gerçekmiş gibi yazıyorlar. Sosyalizmden dönmemize yol açacak herhangi bir değişim yok. İnsanlarımız bu sistemin iyiliklerini çok iyi biliyor. Gözü kapitalizmde olan bir azınlık vardır, ABD'ye göç etmek isteyen, oraya gittiklerinde bir hafta içinde milyoner olacağını zanneden bir grup insan. Florida'dan Küba karşıtı yayınlar var sürekli. Farklı yollardan ABD propagandası yine sürmekte. Kuvvetli bir karşı karşıya geliş. Biz bunun üstesinden gelebilecek güce sahibiz. Küba'da belki bazı insanların kafası karıştırabilirler ama bunların azınlıktır. Küba'da Ekim'de yapılan son seçimler bir referandumdu aslında. Bizde oy kullanma işlemi zorunlu değil. Halkın yüzde 90'ı sosyalist programlara oy kullandı. Halkımızın yüzde 90'ının sosyalizmi desteklediğini gösteriyor bu. Sosyalist programa oy vermeyen ya da geçersiz oy kullananlar en fazla yüzde 4 civarındadır. Şöyle baktığımız zaman Küba halkının yüzde 90'dan fazlası sosyalizm için oy verdi. Oy verme işleminin tamamen özgür irade ile olduğunu da belirtmek isterim.

Sayın Büyükelçi bir mektup kaleme aldınız. Keza Jose Marti Küba Dostluk Derneği de tüm basına gönderdiği iki mektubun yanı sıra Basın Konseyi'ne başvuru başta olmak üzere bir dizi girişimde bulunmayı planlıyor. Elçiliğin bir yasal girişimi olacak mı?

Türkiye'deki tüm dostlarımızın bu başlıkta şu ana kadar yapmış olduklarına çok teşekkür ediyorum. Türkiye'deki o kadar çok dostumuz var ki, tüm dostlarımıza hakaretti bu makale. Eminim Hürriyet'i mektup bombardımanına tutmuşlardır. Ben bir mektup yazarak cevap verdim. Bunun yeterli olduğunu düşünüyorum. Bizim yöneticilerimize yönelik saygısızlığa Türkiye halkı da yanıt verecektir. Kendi mektubumda da dedim ki: "Ben bu gazeteciyi şu ana kadar Türkiye basınında Küba hakkında yazılmış en çirkin makaleyi yazma ‘başarısı' ile tanıyorum." Bizim arkamızda Türkiye halkı var. Ama tabii ki o gazetecilerin arkasında da birileri vardır. ABD biliyorsunuz bu tür makalelerin yayınlanması için her yıl bütçe ayırmakta.

Çok teşekkür ederiz.

Kaynak: Sol.org.tr /Gözde Kök-Aytek Soner Alpan


YAZICIYA GONDER


November
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
27 28 29 30 31 1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30