04.09.2008 09:09
Kasırga, Küba, ABD…
“… başka bir fırtınanın doğu bölgelerine yaklaştığı haberini aldık. Bugün daha da güçlü ve daha tehlikeli sonuçları olacağı tahmin ediliyor. Sadece vücutlarımızı değil ruhlarımızı da güçlendirmemiz gerekiyor.”
“Bizim güçlü ve ileri görüşlü Sivil Savunma’mız, halkımızı (kasırgandan) koruyor ve bir felaket durumunda Amerika Birleşik Devletleri’nden daha ileri düzeyde güvenlik sağlıyor. Yine de, tehlikeler önceden tespit edilmeli.” (Küba hakkında söylenmeyenler, Fidel Castro Ruz,29 Ağustos 2008, kizilbayrak.net)
ABD’nin bazı eyaletleriyle Küba’yı vuran Gustav kasırgasından birkaç gün önce Castro’nun yaptığı bu öngörü, pratikte de kanıtlandı. Kapitalist-emperyalist düzenin küresel jandarması ABD’de kasırganın yarattığı yıkım, emperyalist zorbaların kuşatması altındaki Küba’dan çok daha ağır oldu. Karayip ülkelerinde ise toplam 85 kişi hayatını kaybetti.
Küba’nın batı ucundaki Pınar del Rio şehrinden, başkent Havana’nın güneyinden ve Juventud adasından geçen, zaman zaman saatte 240 km. hıza ulaşan kasırga adaya maddi zarar verdi. Küba'da ağaçların ve telefon direklerinin devrilmesine, binaların yıkılmasına ve muz çiftliklerinin hasar görmesine yol açtı.
300 bin kadar kişiyi evlerinden tahliye eden Küba yönetimi, 30 Ağustos günü ülkeyi vuran kasırgaya önden hazırlıklıydı. Halkın hazırlığı ve güçlü sivil savunma örgütlülüğü sayesinde, her zamanki gibi asgari maddi kayıp ve can kaybı olmaksızın kasırga atlatıldı. Kasırganın adayı vuracağı anlaşıldığı günden itibaren, sivil savunma ve onun önderliğindeki halk komiteleri, felaket bölgelerinde gereken tedbirleri alarak, Pınar del Rio şehrinden 200 bin, Havana’dan 20 bin, Batabano bölgesindeki köylerden 5.500 kişi ve adanın turistik bölgesi Varadero’dan 1.200 turisti değerli eşyaları ile birlikte güvenli bölgelere taşıdı.
Gustav kasırgasından ciddi şekilde etkilenen Küba’nın batısında 1 Eylül günü kurtarma çalışmaları da başladı. Kurtarma çalışmalarının, halkın ve görevlilerin hızlı müdahalesi ve harcadığı yoğun çaba sayesinde hızla ilerlediği bildirildi.
2005’te Katrina kasırgasının New Orleans’ı vurması sonucu kentin yüzde 80’i su altında kalmış, önlem alınmaması sonucu yörede 1600 kişi ölüme terk edilmişti. Yüzmilyarlarca dolar harcayarak savaş makinesini dünyanın dört bir yanına konuşlandıran emperyalist ABD rejiminin yoksulları nasıl ölüme terk ettiği gözler önüne serilmişti.
ABD rejimi bu defa hazırlıklıydı. Ancak bu hazırlığın Küba’da halkın bilinçli bir eylem planına göre sefer edilmesiyle bir ilgisi yoktu. Yerel yönetimlerin yayınladığı talimatla kasırganın etkileyeceği alanlarda yaşayanların evlerini terk etmelerini isteyen Amerikan rejiminin önlemleri, herkesin başının çaresine bakmak zorunda olduğunu buyurmasından ibaretti. New Orleans Belediye Başkanı Ray Nagin, “Şehirde kalmak hayatınızdaki en büyük hata olabilir” diyerek vatandaşları şehirde kalmamaları konusunda uyararak, belediyenin kenti terk etmeyenlere acil yardım hizmeti sağlamayacağını söyledi. Yani ABD rejiminin “aldığı önlemler”, “ya kendi olanaklarınızla kenti terk edersiniz ya da ölüme terk edilirsiniz” talimatı yayınlamaktan ibaret kaldı.
Durumun vahametini deneyimleriyle bilen Louisiana sahil bölgesinin sakinleri, kendi olanaklarıyla evlerini terk etmek için uzun kuyruklar oluşturdular. İki milyon kişinin evlerini terk etmesi, can kayıplarını önlemiş oldu.
Görüldüğü üzere Küba ve ABD’de kasırga olayı karşısında alınan önlemler tamamen farklıdır. Bu fark kaçınılmazdır. Zira Küba’da halkın kolektif çıkarları ön planda tutulur, toplum bilinçli bir kolektif seferberlik için hazırlanırken, ABD’de ise önlemler, “ya başınızın çaresine bakın ya ölün!” ikileminden öteye geçememektedir.
Birbirine zıt olan iki rejimin kasırga karşısındaki tutumlarının da zıt olması kaçınılmaz. Zira kapitalist düzen insanı değil artıdeğer yağmasını temel alırken, sosyalist Küba yönetimi ise insanı temel alan politikalarıyla ayırdedici bir yerde durmaktadır.