06.09.2010 13:49
Dortmund’da bir kez daha polis ve Naziler el ele!
(06.09.10) - Almanya’da gittikçe güç kazanan Neo-Naziler, çeşitli eylemler örgütleyerek kendilerini meşrulaşma faaliyetlerini kesintisiz sürdürüyorlar. Bu amaçla yaptıkları son girişim ise 4 Eylül Cumartesi günü Dortmund’da gerçekleşen eylem oldu. Neo-Naziler Dortmund eylemini erken bir tarihte duyurmuşlar ve eylemin Almanya çapında olacağını belirtmişlerdi. Sonrası ise iki taraf için de hazırlık süreci olarak işledi.
Eylemlerini genellikle cami karşıtı, anti-islam veya yabancı düşmanlığı gibi argümanlarla temellendirmeye çalışan Neo-Nazilerin bu seferki gerekçeleri, öncekilerden farklı olarak 1 Eylül Dünya Barış Günü’ydü. Nazi Almanya’sı şahsında 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı'nın başlamasının, milyonlarca insanın katledilmesinin ve başta Avrupa olmak üzere dünyanın önemli bir kesiminin harabeye çevrilmesinin bir parçası kendileri değilmiş gibi, büyük bir ikiyüzlülükle kendilerinin de savaş karşıtı olduğunu ilan ettiler. Bununla da kalmayarak, barışın, ancak kendilerinin tamamen hakim olduğu bir sistemde mümkün olabileceğini iddia etme riyakarlığı bile gösterdiler.
Dortmund'da "demokrasicilik" oyunu
Eylemle ilgili izin alınması konusunda her defasında segilenen “demokrasicilik” oyunu bir kez daha sahnelendi. Dortmund polisi ve Gelsenkirchen yerel mahkemesi Nazi eylemini yasakladığını duyurdu. Fakat Neo-Nazilerin mahkeme kararına itirazı sonucu, Eyalet Anayasa Mahkemesi eyleme izin verdiğini açıkladı. Sonuçta sistemin bazı kurumları bu duruma karşılarmış gibi görünseler bile, en üst mahkeme şahsında Nazi eylemine izin verildi ve bu durum “demokrasinin gereği” olarak açıklandı.
Neo-Nazilerin böylesi merkezi bir eylem için üs olarak Dortmund’u seçmeleri hiç de tesadüfi değildir. Zira NRW eyaleti çapında Nazi Partisine (NPD) üye kişilerin yarısından fazlası bu şehirde yaşamaktadır. Bu öznel sebep bir yana, onlar için asıl elverişli olan kentin maddi ve sosyal dokusudur. Dortmund, daha önce burada bulunan Hösch çelik fabrikası ve maden ocaklarından dolayı tam bir işçi kentiydi. Fakat daha sonra bu sözkonusu istihdam alanlarının nerdeyse tamamı tasfiye edildi. Kent büyük bir yıkım yaşadı. Dortmund işsizliğin en yüksek olduğu kentlerden biri haline geldi. Öyle ki, özellikle göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı bazı mahallelerde her üç kişiden biri işsizdir. Bütün bunlara bir de göçmen nüfusun yoğun yaşadığı bir kent olması eklendiğinde, Nazilere de her türlü sosyal demagojiyle birlkikte ırkçı propaganda yapma zemini doğmaktadır.
Dortmund’u “kale”leri yapacaklarını ilan eden Naziler, geçen sene kentteki 1 Mayıs eylemine saldırarak, işi fiili örgütlü saldırıya vardıracak kadar da ileri götürdüler. Bu olay Almanya’da ilk defa yaşandı ve ırkçılığın Almanya’da Naziler şahsında artık bir tehdit olmaktan çıkıp ciddi bir tehlike haline geldiğine kanıt niteliğindeydi. Bu bir yana, 4 Eylül eylemi öncesi bazı Nazilerin evlerinde yapılan aramalarda el yapımı bazı patlayıcıların bulunması, bunların saldırganlaşmakla birlikte silahlandıklarını da göstermektedir. Geçenlerde Dortmund’da solculara ait bir kafeye yapılan saldırı da yine bunun en canlı ve güncel örneği oldu.
4 Eylül Cumartesi günü Dortmund ve çevre illerden gelen anti-faşist kitle ise, Nazilerin yürüyüşünü engellemeye dönük bir çaba içerisine girdi. Bu çerçevede yapılan eylem ve etkinlikler eylem günüyle sınırlı kalmadı. Haftalar öncesinde sendikalar, kiliseler, siyasal partiler, devrimci demokratik güçler ve otonom gruplar tarafından, herkesin kendi rengini verdiği çeşitli etkinlikler yapıldı. Toplantılar, bilgilendirme stantları, konferanslar, konserler, bisiklet turları gibi etkinliklerle karşı eylem için hazırlık yapıldı. “Bahar temizliği” sloganıyla kentte Nazilere ait tüm yazılar silinip, afiş ve pullar söküldü.
Eylem günü Dortmund, her cins ve renkten binlerce polis tarafından tam bir kuşatmaya alınmıştı. Bazı ara sokaklar da dahil olmak üzere kentin bütün önemli noktaları tutulmuştu. Birçok noktada araç ve yaya girişi yasaklanarak insanların gösteriye katılmaları fiilen engellendi. Polisle göstericiler arasındaki ilk çatışma ise Merkezi İstasyon'da yaşandı. Nazilerin bindikleri tren rayı bir grup anti-faşist tarafından işgal edildi. Raylara oturan kitle dağılmamakta ısrar edince polisin vahşice saldırısına uğradı. Burada dövülen onlarca kişi gözaltına alındı.
Anti-faşist kitle, biri merkezi tren istasyonu, diğeri de Nord Park olmak üzere iki ayrı noktada toplandı. BİR-KAR’ın da içerisinde yer aldığı kitle merkezi istasyona yakın bir yerde toplandı. Burada kurulan ses düzeninden çeşitli yerli ve göçmen kurumları adına konuşmalar yapıldı. Konuşmaların ardından bir müddet daha beklendikten sonra yaklaşık 500 kişilik kitle, Nort Park’taki kitleyle birleşmek üzere yola çıktı. Yürüyüşün diğer kolunda ise daha kalabalık bir kitle toplanmıştı. Buradaki kalabalığın ezici çoğunluğunu DGB’ye bağlı sendikalar, kiliseler, çeşitli demokratik kitle örgütleri ile SPD ve Yeşiller gibi burjuva partiler oluşturuyordu. Burada kurulan sahnede, sözkonusu kurumların temsilcileri adına konuşmalar yapıldı. Konuşmalarda Nazilerin kötülükleri sayılıp dökülürken Naziler’in Dortmund’da ve hiçbir yerde istenmediği vurgulandı. Nazizmin kapitalizmin ürünü olduğuna ve sermaye sınıfı tarafından desteklendiğine dair tek laf edilmedi.
Nort Park’taki toplanma alanında bir süre beklendikten sonra özellikle devrimci-demokrat kitleden oluşan topluluk, Nazilerin geçiş güzergahı olduğu söylenen başka bir bölgeye doğru hareket etti. Fakat bir süre sonra kitlenin önü polis barikatıyla kesilerek geçiş engellendi. Daha sonra burada saatler boyu süren bekleyiş başladı.
Nazilere polis koruması
Bu arada, bazıları polis tarafından bilinçli yanıltmanın ürünü olan, Nazilerin yürüyüş güzergahına ilişkin çok çelişkili bilgiler alındı. Bekleme anında, polis barikatlarına yönelik yüklenme denemeleri ise polis saldırısıyla karşılandı. Bu arbedeler esnasında bazı kişiler gözaltına alındı. Aynı alanda uzun bir beklemenin ardından sayısı gittikçe düşen kitle yavaş yavaş dağılmaya başladı.
Sonuçta polisin aldığı yoğun önlemler ve karşı göstericilere uyguladığı terör sayesinde Naziler bir kez daha devlet korumasında “demokrasi” adına yürütüldüler. Sayıları 500 kadar olduğu söylenen ırkçı-faşistler gösterilerini tamamladıktan sonra yine polis korumasında dağıldılar.
Dortmund eylem alanıydı
Eylem organizasyonunun oldukça zayıf olduğu gözlendi. Eylem komitesinin inisiyatifi neredeyse hiç hissedilmedi. Bundan kaynaklı olarak bir dağınıklık ve belirsizlik vardı. Bu durum özellikle de devrimci-demokrat ve otonom grupların oluşturduğu eylem kolu için geçerliydi. Eyleme toplamında binlerce kişi katılırken, yaşanan bu dağınıklıktan ve düşülen bazı taktik hatalardan dolayı, bir alanda toplu olarak en fazla 2 bin kişi bir araya gelebildi. Bunun dışında o gün Dortmund’un her yeri deyim yerindeyse eylem alanıydı. Dortmund halkının da en azından oturdukları sokaklara çıkarak duyarlılık gösterdiği gözlendi.
Anti-faşist gösteri, içerisinde sendikalar, kiliseler ve bazı burjuva partilerin de bulunduğu onlarca kurum tarafından organize edildi. Yerli Parti ve kurumlardan Sol Parti, MLPD, Rebell, DKP, SAV gibi güçler eylemlere katılırken, Türkiyeli güçlerden ATİK, MLKP, Anadolu Gençliği, DİDF, Yek-Kom, Dev-Genç, ADHK gibi kurum ve partiler yer aldı.
BİR-KAR: Faşizme karşı omuz omuza!
BİR-KAR ise eyleme, “Bütün faşist örgütler yasaklansın!” ve “Faşizme karşı omuz omuza!” şiarlarının yazılı olduğu iki pankartla katıldı. Eylem öncesinde ve miting alanında platforma ait “Faşizme geçit yok!”, “Dortmund’da ve her yerde faşizme ölüm!” başlıklı bildiriler dağıtıldı.
Polis, son zamanlarda bu tür eylemlere karşı kullandığı taktiği bir kez daha devreye soktu. Çeşitli noktaları tutup geçişleri engelleyerek kitleyi mümkün olduğu kadar küçük gruplara ayırarak gösteriyi etkisizleştirmek istedi ve bunda başarılı da oldu. Buna karşı göstericiler ise adeta polisin işini kolaylaştıran bir taktik izlediler. Nazi yürüyüşünü fiilen engelleme adına yürüyüş güzergahının değişik noktalarında toplandılar. Fakat her defasında polis fiili bir engellemeye izin vermediği gibi, bu küçük grupların sonradan birleşmesini de engelleyerek büyük ve kitlesel bir gösteri yapmanın da kolayca önüne geçmiş oldu. Bu yüzden, bunun yerine tek bir toplanma noktası ve ardından da birleşik, merkezi ve kitlesel tek bir eylem yapılması çok daha amaca uygun ve yararlı olacaktı.
Yeri gelmişken anti-faşist mücadelenin Almanya’da iki şekilde sakatlandığını belirtmek gerekiyor. Birincisi bürokratik sendikalar ile her türlü liberal ve reformist güçlerin tutumudur. Bunlar faşizm ile kapitalizmi ayrı ele almakta ve sebebi olduğu halde, faşizme karşı mücadelede polis, parlamento ve yargı gibi düzenin has kurumlarından medet ummaktadırlar. Bu esas olarak sağcı cenahın tutumudur.
Diğeri ise bunun tam tersi, sol bir tutumdur. Bunun başını ise daha çok otonom anti-faşist gruplar çekmektedir. Faşizme karşı mücadeleyi kapitalizme karşı mücadeleden ayırma konusunda birincilere benzemektedirler. Sadece yöntemleri farklılık arzetmektedir. Faşizme karşı mücadeleyi sokaklarda Nazi avına çıkma ya da gösterilerde polisle çatışma derekesine indirgeyen maceracı yöntemlere sahiptirler. İşin garip tarafı böyle yaparak faşizme karşı radikal bir mücadele verdiklerini iddia etmektedirler. İşin bir başka garip tarafı ise, bazı Türkiyeli sol grupların da, radikalizm adına bunları tercih etmeleridir. Emekçiler, devrimcilerin güç olamadıkları yerlerde liberal-reformistlerin peşinden gidebilirler ama bu ikincilere oldukça mesafeli duruyorlar. Bu yüzden de kitleden oldukça kopukturlar.
Kızıl Bayrak / Dortmund