17.05.2008
05.11.2007 15:31

Şoven saldırganlık ve gençlik mücadelesi…

 

Şovenizme karşı birleşik bir gençlik mücadelesi için!

Şoven bir histeri ve saldırganlık dalgasının toplumun üzerine çöktüğü bir süreçten geçiyoruz. Ülkenin dört bir yanında burjuvazi tüm kurumları ile Kürt halkına karşı kirli savaşı tırmandırma peşinde. Yaratılan şoven histerinin küçümsenemeyecek bir kesimi etkisi altına aldığını söyleyebiliriz. Zira ortada öylesine kapsamlı bir ideolojik saldırı ve psikolojik harekât var ki, insanların neredeyse durup düşünmesine dahi izin verilmiyor. Televizyonlarda ölen asker haberleri, operasyon görüntüleri ile her saat tırmandırılan şoven saldırganlık, sokaklarda faşist çetelerin salınması ile linç ve fiili saldırganlığa dönüşüyor. “Savaş” çanları düzenin tüm kurumlarının eşgüdümü ile çalınıyor. Bu yalan çukurunu teşhir eden her söz ise “terörist”, “hain” damgasını yemeye yetiyor. Böyle bir süreçte ortak mücadele bir tercih değil, zorunluluktur. Bu atmosferde eldeki sınırlı olanaklarla verilecek olan mücadelenin yöntemi ve önemi üzerine bir takım başlıkları tanımlamaya çalışacağız.

Faşist saldırganlığın üniversitelerdeki iki yürütücüsü: Üniversite yönetimleri ve “ulusalcı” örgütlenmeler

Bugün eğitim sistemi gericiliğin hâkimiyetinde çürüyüşünü sürdürüyor. Düzene uygun beyinler yetiştirme çabası, insanları beyinsizleştiren bir düzeye ulaşmış durumda. Elbette bunda şaşılacak bir yan yok. Zira eğitim, egemen ideolojinin yaygınlaşması ve yeniden üretilmesi için sistemin elindeki en etkili ara. Yaratılan eşgüdüm halindeki şoven saldırganlığın ve savaş çığırtkanlığının gerisinde eğitim kurumlarını görmek bu açıdan şaşırtıcı değildir.

Üniversite senatolarının dersleri iptal ederek yaptıkları yürüyüşlerle, düzen, üniversiteleri bu yeni dönemde hareketli kılmak çabasındadır. Ancak sürecin sistemin eline dolanan yanı, gençlik içinde kendi elleri ile yarattıklrı apolitizmdir.  Tüm çabalarına rağmen ortaya çıkan sonuç düzenin beklentilerinin çok gerisindedir. Ancak süreç bu biçimi ile devam eder, farklı bir ses ve taraflaşma ortaya çıkmazsa, bu sınırlarda kalacağını söylemek güçtür. Şoven zehir gençliğin kanında yayılmaktadır, panzehiri ise halkların kardeşliği mücadelesini büyütmek olacaktır.

CHP ve ordu eksenli politikaların yılmaz savunucusu durumundaki üniversiteler ve YÖK’ün üstlendiği rol “emredin komutanım”ın ötesine geçmeyecektir. Bu açıdan üniversiteler faşist saldırganlığın ve şovenist kudurganlığın, Kürt halkına dönük saldırgan politikaların yılmaz savunucusu konumdadır ve bu konumun gerektirdiği tüm görevleri süreç içinde yerine getireceklerinden kuşku duyulmamalıdır.

Yakın zamana kadar Cumhuriyet mitingleri ile birbirini boğazlama noktasına gelen “laik” ve “dinci gerici” taraflar, söz konusu Kürt halkı olunca kol kola bir saldırganlık içindedirler. Bugün düzen içi çatışma ve taraflaşmalar halen sürmekle beraber konjonktürel olarak geriye çekilmiş, öne geçen birleşik faşist saldırganlık olmuştur.

Bugün gençliğin ilerici kesimlerinde de yaratılan şoven havanın izlerini görebiliyoruz. Burada durumun tanımlarken, birkaç önemli noktanın altını çizmek gerekiyor. Kendini demokrat hatta solcu olarak tanımlayan bir kesim (ki bu kesim içinde geçmişte akademik demokratik sürece katılmış insanlar da bulunmaktadır) ordu eksenli şoven propagandanın dolaysız etkisi altındadır. Ve bu kesimler gitgide “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganıyla ifade edilen “ya sev, ya terk et” hezeyanları ile ortaya konulan faşist saldırganlığın etkisine girmektedir.

Ancak tanımladığımız kesimin önemli bir kısmı bugün için bu faşist ideolojik eksenin pratik bir parçası olmakla beraber, genel siyasal kabullenişte faşist-gerici örgütlenme ve sloganlarla arasında mesafe bulunmaktadır. Tam da bu noktada sosyal demokrat ve “ulusalcı” siyasal örgütlenmeler rollerini oynamakta ve bu açıyı kapatmaktadırlar. Yakın dönemin demokrat gençlik unsurları ile faşist saldırganlık arasındaki köprü, ulusalcı, sosyal demokrat örgütler tarafından kurulmaktadır.

Bugün üniversitelerde faşist atmosferi körükleyen, üç-beş faşist besleme değil, tam da bu “sosyal demokrat-ulusalcı” örgütlenmelerin kendisidir. Son süreçte özellikle faşist örgütlenmelerin gerçekleştirdiği eylemler ipi kaçmış bir şiddet gösterisine dönüşmüşken, sürecin kitlesel tabanını besleyen, bu faşist odakların dışında “ulusalcı-sosyal demokrat” örgütler olmuştur.

Gençliğin geniş kesimlerini şovenizme ve faşist eylem dalgasına yedekleyen ise, etkin bir propaganda ile sürdürülen “anti Amerikancı/ulusalcı” söylemin kendisidir. Bugün gençliğin sahip olduğu anti-emperyalist duyarlılıklar, sahte bir Amerikan karşıtlığı ile düzenin faşist saldırganlığında ve Kürt halkının inkâr politikasında etkili bir araç olarak kullanılmaktadır.

Önümüzdeki siyasal süreçte bu durumu değiştirmek için çok yönlü bir ideolojik-politik mücadele zorunluluğu ile karşı karşıyayız. Düzenin “anti-Amerikancı” yalan kampanyasının karşısına ikna edici bir toklukla ve devrimci gerçeklerle çıkmak, bunu geniş kesimlere anlatmak zorundayız.

Anti-emperyalist mücadele, gerçek temellerde, yani Kürt ve Türk emekçilerinin ve gençliğinin birleşik devrimci mücadelesi ekseninde kurulmak zorundadır. Bu başarılamadığı koşullarda anti-emperyalist duyarlılık faşist ve gerici örgütlenmelerin elinde çürüyecek, bize ve Kürt halkına karşı bir silaha dönüşecektir.

Reformist sol ve hezeyan halindeki
ilk açıklamalardan yansıyanlar

Bugün tırmandırılan şoven saldırganlığın temel bir yönünü düzen ideolojisinin yaygınlık kazanması oluşturmaktadır. Geri bilincin düzene yedeklenmesi kadar reformist akımların sarsılarak düzen politikalarına yedeklenmesi sözkonusudur. Yaratılan şoven atmosfer ve saldırganlık çığlıkları özellikle reformist örgütlenmeler üzerinde etkili olmaktadır. Zira bunlar, siyasal varoluşları gereği düzenle cepheden karşı karşıya gelecek tutum ve davranışlardan özellikle kaçınan akımlardır. İdeolojik ekseni düzenin dışına çıkamayan her akım bugün yaratılan atmosferden dolaysız bir biçimde etkilenecektir. Süreç daha çetrefilli ve saldırgan bir hal aldığında bugünkü konumlarını bile korumada zorlanacakları, bu reformist örgütlenmeler yaptıkları açıklamalar üzerinden görülmektedir.

Bu süreçte ilk çıkış bekleneceği üzere TKP’den geldi. “Ülkemizi böldürmeyeceğiz, ABD bizi bataklığa çekmeye çalışıyor, Kürt işbirlikçileri vb” tanımlamalarının oldukça rahat yapıldığı açıklamalar ardı ardına yayımlandı. Bu, yukarıda bahsettiğimiz sosyal demokrat-ulusalcı söylemin biraz daha sol bir görünümüdür sadece. Neredeyse her açıklamasında “biz ordu karşıtı değiliz” ifadesini kullanan TKP, yaşanan saldırı dalgasında ordunun bu süreçteki faşist-gerici rolünü tanımlayan tek bir açıklamada bile bulunmadı. Bunlar yapılmadan sürece dair “gerçekler” başlıklı açıklamalar yapmak tam bir ikiyüzlülüktür.

Reformist solun diğer bir kesimi ise, düzenin bu süreçteki kirli savaş çığlıklarının üstünü örtercesine açıklamalarda bulunmakta, ne idüğü belirsiz bir barış ekseninde PKK’ye “silah bırak” çağrılarını tekrarlamaktadır. Saldırıları kınıyoruz açıklamaları, bugün Kürt halkının karşı karşıya bulunduğu kirli savaş gerçeğini görmezden gelen bir nitelik taşımaktadır. Zira yaşanan süreçte Kürt halkına dönük yılları bulan inkar ve imha politikasını tanımlamayan, bu politikanın uygulayıcılarına karşı Kürt halkına açık bir destek sunmayan her açıklama, düzen sularında siyaset tutumunu ifade etmektedir.

Tanımladığımız bu tutumlar, gelişen süreç içinde bu örgütlenmelerin gençlik uzantıları şahsında da belirgin bir biçimde kendini gösterecektir. Reformist örgütlenmelerin en azından bir kısmının sürecin zorlu bir süreç olması nedeni ile Kürt gençliği ile yan yana gelmekten dahi çekinen bir yaklaşım içine sürüklenmesi olasıdır. Böyle bir gelişmeye karşı bugünden açık ve kararlı bir tutum almak, devrimci gençlik grupları açısından temel bir zorunluluktur. Zira  kardeşleşmenin tek yolu Kürt halkının taleplerine sahip çıkmaktan, Kürt halkına ulusal özgürlük çağrısını tüm ülkeye ve gençliğe taşımaktan geçmektedir. Bunun dışında bir yaklaşımın, şoven histerinin karşısında halklar arası gerçek bir kardeşleşmeyi başarabilme şansı bulunmamaktadır.

Kürt gençliği ile birleşik mücadele
ertelenemez bir zorunluluktur!

Kürt gençliği ile birleşik mücadelenin olanaklarını yaratmak güncel ve temel önemde bir görevdir. Şovenizmin saldırıları ve tehditleri karşısında Kürt halkının kendini yalnız hissetmesi, halklar arasında kardeşleşmenin olanaklarını Kürt gençliği adına da zayıflatacaktır. Zira bugün Kürt halkının yaşadığı çözümsüzlüğün ve arayışlarının gerisinde aynı zamanda Türk emekçilerinin desteğini alamaması vardır.

Bu gerçek Kürt halkının ve gençliğinin nesnel durumunu tanımlamakla beraber bize düşen sorumluluklara da işaret etmektedir. Bugün birleşik bir gençlik mücadelesi ancak ve ancak Kürt halkının eşitlik ve özgürlük talebinin etkin savunusu ile gerçekleşebilir. Sorun “demokrasi”, “barış” ve “karşılıklı ateşkes” eksenine sığamayacak bir kapsama sahiptir. Şovenist saldırganlık bu gerçeğin bilincinde olarak Kürt halkına imhayı dayatmaktadır.

Öyleyse Kürt gençliği ile buluşmak için öncelikli olarak yapılması gereken, Kürt halkına açık bir destektir. Onunla eşitlik ve özgürlük temelinde bir kardeşleşmedir. Bu etkin bir söylemle sağlanabildiği koşullarda Kürt ve Türk gençliğinin birleşik mücadelesinin olanaklarının artacağından şüphe duyulmamalıdır.

Yurtsever Gençlik’in bu süreçte oynayacağı rol sorunun diğer bir tarafına işaret etmektedir. Zira gençlik mücadelesinin birleşik bir hatta gelişmesi ancak ve ancak Kürt gençliğinin toplumsal sorunlar üzerinden hareketlenmesi ile mümkün olacaktır. Yurtsever Gençlik yıllardır bu açıdan derin bir kayıtsızlık içindedir. Gençliğin akademik demokratik mücadelesinin önemli ölçüde dışında bulunmaktadır. Bugün halen geniş Kürt gençlik kesimlerini etkileyen Yurtsever Gençlik’in bu tutumu Kürt gençliği ile birleşmenin önüne geçmekte, gençliğin düzenden kaynaklanan sorunları ile Kürt ulusal sorununun birleşik bir biçimde işlenebilmesini engellemektedir.

Bu kayıtsızlık devam ettiği sürece birleşik mücadelenin olanaklarının güçlenemeyeceği açıktır. Zira Kürt gençliği Türk gençliğinin desteğine hiç olmadığı kadar ihtiyaç duymaktadır. Bugün daralan gençlik mücadelesi içinde ve Kürt gençliğini yalnızlaştıran şoven basınç karşısında, ilerici devrimci güçlerle ortak mücadelenin olanaklarını güçlendirmek, saldırganlığın karşısına daha etkili çıkabilmek için zorunludur. Bugün sayı hesabı üzerinden birleşik bir mücadeleyi küçümsemek, doğru bir politik eksenin ve mücadelenin ortaya çıkaracağı dinamik bir gençlik mücadelesine gözleri kapamak anlamına gelecektir. Zira gençlik mücadelesi mahalle bakkalı hesaplarına sığmayacak denli diyalektik bir gelişme potansiyeline sahiptir.

Ancak İstanbul 6 Kasım tartışmaları, Yurtsever Gençlik’in bu gerçeği ve birleşik mücadelenin önemini kavrayan bir yaklaşımla hareket etmediğini göstermiştir. Yurtsever Gençlik 6 Kasım sürecinin önemli ölçüde dışında kalmıştır ve eyleme katılıp katılmayacağı halen belirsizliğini korumaktadır. Yurtsever Gençlik sürecin gerektirdiği bir ortak tutum ve davranış bütünlüğü oluşturmadığı, ulusal talepleri ve sorunları gençliğin akademik-demokratik mücadelesi ile bütünleştirmediği koşullarda sürece yanıt oluşturabilecek bir olanağa sahip olamayacak, daha da kötüsü etkisi altındaki hareketli ve dinamik Kürt gençliğini yalnızlaştırmış olacaktır.

6 Kasım’da halkların kardeşliği şiarını
gür bir biçimde yükseltelim!

Gençlik içerisinde birleşik bir mücadele hattı örmek ertelenemez bir sorumluluktur. Gençliğin şovenist histeri dalgası karşısında durabilmesi, gerçek bir özgürlük ve gelecek mücadelesi yürütebilmesi buna bağlıdır. Bu sorumluluğun gençlik alanındaki tüm ilerici devrimci güçleri kestiğinin bilincinde olarak önümüzdeki süreçte birleşik bir mücadelenin ve çalışmanın olanaklarını geliştirmeye çalışmalıyız.

Bu çerçevede 6 Kasım eylemleri özel bir önem taşımaktadır. 6 Kasım gösterileri, gençliğin son süreçte çeşitli alanlar üzerinden seslendirdiği halkların kardeşliği vurgusunun en güçlü bir biçimde haykırılacağı eylemler olabilmelidir. Üniversitelerde yaygınlaşan şoven atmosferin karşısına birleşik bir mücadeleden alacağımız güçle çıkmayı başarabildiğimizde, rüzgarı sermaye ve şoven güçlere karşı çevirmede önemli bir adım atmış olacağız.

Üniversitelerde varolan atmosfer ancak alanlarda etkili bir kitle çalışması ve bunun ürünü bir eylemsel süreç ile dağıtılabilir. Bu çerçevede üniversite içinde tüm zorluklara karşın devrimci bir kitle çalışmasını birleşik ve çok yönlü bir biçimde örmek gerekiyor.

6 Kasım’la beraber bir dizi alanda başlatılan ortak çalışmaların 6 Kasım’la sınırlı kalmaması, tüm bir döneme yayılan hedefli bir kitle faaliyetine dönüşmesi, 6 Kasım’ın ise bu hedefli kitle faaliyetinin, birleşik kampanya çalışmasının bir ilk adımı olması için bulunduğumuz tüm alanlarda etkin bir çaba ortaya koyacağız.

Bu süreç iki temel başlık çerçevesinde örgütlenebilmelidir. “Kürt halkına özgürlük, yaşasın halkların kardeşliği!” ve “Ticari eğitime ve geleceksizliğe hayır!” şiarları bugün gençliğin öne çıkan iki temel gündeminin özlü ifadeleridir. Bu iki gündem üzerinden kitlesel bir gençlik mücadelesi geliştirme hedefi ile birleşik bir süreç örülebilmelidir.

Genç komünistler bu süreçte üzerlerine düşen sorumlulukların bilinciyle hareket edecekler, ticari eğitime ve Kürt halkına dönük saldırılara karşı birleşik bir mücadele ve eylemsel süreç örmek için etkin bir çaba ortaya koyacaklardır.

Genç Komünistler

 


YAZICIYA GONDER


May
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
28 29 30 1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 30 31 1