13.12.2007 12:18
‘95-96 öğrenci örgütlenmesi deneyimleri:
ÜÖP ve Koordinasyon
‘96 süreci, yakın dönemin eylemli bir gençlik mücadelesi olarak anlamlı deneyimler ortaya çıkartmıştır. Ancak zaman zaman abartıldığırı, olduğundan farklı bir düzey ve nitelik atfedilebildiğini de belirtelim.
Bu dönem, politik ve örgütsel olarak gençlik hareketinin gelişmesi ve kitlesel karakter kazanması açısından anlamlı olanaklar sunuyordu. Nitekim eksikleriyle beraber bu olanaklar değerlendirilmeye de çalışıldı. Ancak yine de ‘95-96 gençlik hareketinin sınırlarını görmekte fayda var. Zira hareket kitle tabanı açısından oldukça geri bir düzeyde kalmıştır. Hareketlilik ilerici gençlik güçlerine sıkışmış, politik ve örgütsel olarak sürecin önü açılamamış, geride kalan güçler etkileyecek daha ileri bir hareketliliğin parçası haline getirilememiştir. Bu açıdan bakıldığında, “paralı eğitim saldırısına karşı” gençliğin etkili bir eylemsel karşı koyuşudur sözkonusu olan. Ancak bu karşı koyuşu politik ve örgütsel olarak süreklileştirecek bir düzeye sıçranamamıştır.
Hareketliliğin ilk örgütsel sonucu:
Üniversite Öğrencileri Koordinasyonu
Harçlara getirilen %400 zam öğrenci gençlik içinde derin bir hoşnutsuzluğa yol açmıştı. Paralı eğitim saldırısına karşı ilk tepkiler reformizmin parçalı müdahalesinin bir ürünüydü. Harç zammına ilk tepki, reformist ve otonom örgütlenmeleri içinde barındıran Öğrenci Koordinasyonu’ndan geldi. Başlatılan imza kampanyası geniş kesimler tarafından ilgiyle karşılandı. Daha başında reformist örgütsel-politik etkiye uygun bir zemin oluşmuş oldu. 20 Kasım ve 8 Aralık eylemleri reformizmin etkinliğinde ve bunun ürünü bir barışçıl-uzlaşmacı eylemsel çizgide gelişti. Bu eylemler ile birikte Öğrenci Koordinasyonu nispeten yaygın bir örgütlülük ağına ulaşmayı başardı.
Daha başında ÜÖK (Üniversite Öğrencileri Koordinasyonu), sürecin gelişim mantığına uygun bir biçimde, geniş gençlik kesimlerinin “her renk”ten tepkisini “paralı eğitim saldırısına karşı” birleştirmeyi hedefleyen bir çizgide ilerledi. Öğrenci toplulukları, otonom örgütler sürecin bir parçası haline getirildi. Bu açıdan gelişme dinamiği taşıyan süreç, örgütsel planda da geniş kesimlerin katılımına açık bir biçime taşınmış oluyor, bu çerçevede örgütlenmenin kitle tabanı sürecin nesnel olanakları ile hızla genişliyordu.
Ancak, bu ilk dönem açısından anlaşılır olan durum, gelişen süreç içinde amaçlaştırıldı. Hareketlilik yasallığa, düzenin çizdiği sınırlarda bir meşruluğa sıkıştırıldı. Devlet de bilinçli bir tercihle bu yasalcı-barışcıl eylem biçimlerine alan açarak, devrimci bir çizgide gelişip militanlaşacabilecek bir gençlik mücadelesinin önünü kesmeyi hedefliyordu. Açılan bu alana reformizm yerleşti. Bu durum, gelişmekte olan hareketle arasının açılmasına ve birtakım eylemlerde ortaya çıktığı gibi (örneğin 4-5 Şubat eylemlerine Koordinasyon kitlesinden de yaygın bir katılım gerçekleşmiştir) kitlesel tabanını zayıflatmasına neden oldu.
O dönem Kordinasyonun eylem biçimleri, sürecin nasıl kavrandığını, politik ve eylemsel sıkışmanın boyutlarını açık bir biçimde ortaya koyuyordu. Amaçlaştırılan yasalcı-barışcıl mitingler, medyatik eylemler (saç kesme eylemleri) vb.’nin belirleyiciliğinde yön verilen bir süreçti. Öteki fiili meşru biçimler ve hak alıcı süreçler ise devrimci siyasal gruplara belirgin bir karşıtlık temelinde yok sayıldı. “En geniş kitle, politik söylem ve gündemlerle süreci darlaştırmamak” argümanlarıyla kitlelerin verili bilinci amaçlaştırıldı.
Kitle mücadelesinin ihtiyaçlarına yanıt vermek, örgütsel planda taban inisiyatifine dayanmak kadar hareketin ihtiyaç duyduğu politik müdahaleyi ve eylem dinamizmini ortaya koymayı gerektirir. Bu başarılamadığı koşullarda, kitle mücadelesi ile mevcut örgütlenme açık bir çelişki yaşayacaktır. Öğrenci Koordinasyonu’nun 4-5 Şubat’a giden süreçte yaşadığı bu olmuştur.
4-5 Şubat eylemlerinin ilk sonucu:
Üniversite Öğrencileri Platformu
Gelişen süreç eylemsel dinamizm ve politik müdahale açısından bir ilerlemeyi ifade ediyordu. Zira saldırının kapsamı, çözümü noktasında eylemsel ve politik bir gelişmeyi zorunlu kılıyordu. İşte 4-5 Şubat eylemleri, politik planda gençliğin reformizmin cenderesini aşmasının ilk adımı oldu. YTÜ açlık grevinin ardından 4 Şubat Taksim çıkışı, reformist eylem çizgisine ve kitle mücadelesini sınırlayan reformist ablukaya kitlesel bir yanıt oldu. 5 Şubat Kızılay eylemi ise, eylem dinamizmi ve politik hedefler açısından devrimci gençlik güçlerinin etkisini artırmaya başladığının ifadesiydi. Bu süreç ÜÖP'ün doğuşunu sağladı.
Devrimcilerin birleşik bir mücadele platformu olarak ÜÖP 4-5 Şubat eylemleri ve ardından gerçekleşecek olan Beyazıt işgaliyle, reformizmin etkinlik alanını ve bunun örgütsel biçimi olarak Koordinasyon’u sınırlamış oldu. Artık süreç kitlesel ve militan eylem biçimlerinin belirleyiciliğinde ilerlemekteydi ve ÜÖP bu sürece doğru ve etkili bir yanıt vermeyi başarmış oldu.
Ancak tam da bu noktada bir başka önemli sorun devrimci gençlik mücadelesini sınırlayan bir rol oynamaktaydı. Politik ve eylemsel dinamizm açısından gelişen gençlik mücadelesinin ihtiyaçlarına yanıt verebilen ÜÖP, örgütsel planda belirgin bir zayıflık taşımaktaydı. Süreç tabana yayılan bir birleşik örgütlenme anlayışı ile gelişebilecekken, ÜÖP tüm süreç boyunca birleşik bir eylem platformu olarak kaldı. 4-5 Şubat’ta alanlara çıkan binlerce öğrenciyi örgütleme perspekfine sahip değildi. Oysa, hareketi politikleştirmek geniş gençlik yığınları ile buluşacak bir örgütsel aracı gerektiriyordu.
“Hareketlilik, örgüt ve eylem” ilişkisi doğru bir biçimde kurulamadığı koşullarda, eylemsel ve politik planda yaşanan başarıların sınırlı kalması kaçınılmazdı. Sonraki süreçte ÜÖP'ü, bu olumlu çıkışına karşın, hareketten kopartan da bu örgütsel hedefsizlik olmuştur.
Hareketin yönü değişiyor!
Beyazıt işgali sonrasında ortaya çıkan olumlu olanakların değerlendirilememesi ve devletin faşist çeteleri gençliğin üzerine salması ile beraber hareketin olanakları adım adım zayıflamaya başladı. Örgütsel olarak ilerici güçlere daralan hareket, faşist saldırıların artması ile çarpık bir anlayışla yürütülen bir anti faşist mücadeleye ve öte yandan da geniş kitle eylemleri yerine dar öncü çıkışlara sıkışmış oldu. Bunun sonucu olarak ÜOP, örgütsel olarak zaten buluşamadığı kitle hareketinden gündemsel ve eylemsel olarak da uzaklaşmaya başladı.
Kitle mücadelesi açısından ortaya çıkan bu anlamlı deneyimin sonrasına, gençlik mücadelesi açısından parçalı güçler tablosu dışında, elle tutulur bir kazanım ne yazık ki kalmamıştır. Sürecin ilerlediği ve kadrosal açıdan ciddi olanaklar taşıdığı bir dönemde birleşik örgütlenme sorunu önemsenmezken, sonrasında her siyaset kendi kitle örgütlenmelerini oluşturmaya çalışmıştır. Bugüne uzanan yaklaşık 10-12 yıllık süre içinde “gençliğin kitlesel öz örgütlenmelerinden” geriye bir şey kalmamıştır.