20.08.2008
13.12.2007 10:45

Devrimci gençlik hareketi ve gençlik örgütlenmesi deneyimleri...

 

FKF, Dev-Genç ve ODTÜ-ÖTK

Yakın dönem gençlik örgütlenmesi deneyimleri sol ve ilerici akımlar şahsında hep bir öykünmeye konu olmuştur. Bunlar içinde en belirgin olanı Dev-Genç'tir. Ancak bu öykünme, bu örgütlenmeleri verili tarihsel dönemde oynadıkları rol ve bıraktıkları deneyimler üzerinden ile almaktan uzak kaldı. Bu ise, zengin bir örgüt deneyimine sahip olan Türkiye devrimci gençlik mücadelesi tarihinden öğrenme olanaklarını zora soktu.

Bugün bu zengin tarihsel mirasa sahip çıkmak, dönemin koşulları içinde bu örgütlerin oynadıkları rol tanımlamakla olanaklı olacaktır. Bu çaba, bir dizi siyasal çevrenin yaşadığı öykünmenin ne kadar dayanaksız ve tarih bilincinden yoksun olduğunu da ortaya koyacaktır.

Elbette burada yapmaya çalışacağımız bir tarihsel inceleme değildir. Zira bu deneyim tek bir metinle incelenemeyecek denli zengindir. Biz burada sorunun örgüt boyutunu ve bununla ilişkili yanlarını ele alacağız. Güncel planda Avrupa öğrenci sendikaları deneyimi üzerine gelişigüzel sözler söyleyenlere de, bu büyük tarihsel mirastan öğrenmelerini önereceğiz.

Fikir Klüpleri Federasyonu:
Gençliğin düzenden kopma arayışının ilk biçimi

Fikir Klüpleri Federasyonu gençliğin düzen siyasetinden kopuşunun ilk önemli örgütsel ifadesi olmuştur. FKF'nin oluşumuna kadar gençlik düzen içi çatışmaların ve özellikle de ordu ve CHP eksenindeki politik platformun bir eklentisidir. ‘50’lerdeki ve ‘60’ların başındaki öğrenci hareketi böyle bir kimlik taşıyor, bu kimliğin ifadesi bir siyasal eylemin içinde bulunuyordu. Nitekim ‘50'lerde ve  DP'ye karşı mücadelede gençlik temel bir etken olmuş ve ‘60 darbesi geniş gençlik kesimleri ve o dönemki örgütleri tarafından alkışlanmıştır.

‘60'ların ilk yarısında ortaya çıkan FKF ise, gençliğin ileri unsurları şahsında düzen siyasetinden kopuşunun ve sol/sosyalist arayışın ilk örgüt biçimidir. FKF, ‘60’larla beraber politikleşen gençlik kitlelerinin ileri unsurlarının politik arayışlarının doğrudan bir yansıması olarak şekillenen bir örgütlenmedir. Bir başka ifadeyle, gençlik hareketinin en dinamik ve önder unsurlarının politik arayışlarının bir ifadesiydi. Bunun bir sonucu olarak, gençlik hareketinin sorunlarından çok gençlik önderlerinin politik arayışlarının ortaya çıkarttığı sorunlarla ilgilendi. FKF’nin kurulduğu ilk dönemde, kendisini “işçi sınıfının sosyalist partisi” olarak niteleyen TİP’in arkasından gitmesi bu arayışın bir sonucudur.

FKF'nin bu ilk dönemi nispeten bir darlığın ifadesidir. ‘65-68 arasındaki dönemde tartışılan, gençlik sorunundan çok Türkiye devriminin sorunlarıydı. Ancak bu anlamlı adım, devrimci bir partinin önderliğine ihtiyaç duymaktaydı. TİP'in gençlik kolları gibi çalışması bu arayışın dolaysız bir dışavurumu ve devrimci bir arayışın ifadesidir.

Farklı alanlardaki ilerici arayışların kendini birleşik bir biçimde dışavurduğu bir örgüt biçimi olarak FKF gençliğin düzen siyasetinden kopuş çabasının sonucudur. Bu çabayı geliştirip yaygınlaştıran bir araç olmuş ve fakülte birimleri üzerinden merkezileşmiştir.

‘68 yılı FKF açısından bir dönüm noktasıdır. ‘68’e gelindiğinde, gençlik hareketi bir sıçrama yaşadı. Hızla kitlesel ve militan bir karakter kazandı. Hareket başlangıçta akademik-demokratik sorunlar üzerinden ivme kazanıp gelişti, ülke ve toplum sorunlarına yönelerek hızla politik bir nitelik kazandı. Üniversitelerde akademik-demokratik istemler üzerinden gelişen işgal ve boykot hareketlerini ‘69-70’li yıllarda yaygın anti-emperyalist kitle gösterileri izledi.

Bu, hareket açısından yeni bir düzeyin ifadesiydi. Artık sol siyaset üzerine tartışmalar yerini militan kitle eylemleri ve sokak gösterilerine bıraktı. Gelinen bu yer FKF'nin bir örgüt biçimi olarak sınanmasıydı da aynı zamanda. Ya bu harekete ve kitleselleşen duyarlılığa yanıt verecek ya da aşılıp tarihsel bir deneyim haline gelecekti. O dönem TİP reformizminin gelişen kitle mücadelesi karşısında parlamenter hayallerle oynadığı gerici rol, hareketin önünde barikata dönüşen tutumu gelişen devrimci gençlik mücadelesi tarafından aşılmak zorundaydı. Nitekim öyle oldu, FKF Dev-Genç'e dönüştü. Bu değişim, hareketin hızla politikleşmesinin, giderek devrimci bir dinamizm kazanmasının bir yansımasıydı. Yaşanan, sürece yanıt veremeyen önderliğin ve örgütsel biçimlerin aşılmasıydı. Bu, ileriye doğru ve devrimci bir gelişmeydi. Ancak ideolojik planda tutarlı bir konumda olmaktan uzaktı. Zira bu kopuş MDD'nin orducu-darbeci çizgisine yedeklenmiş, gençliğin sosyalist arayışlarıdemokrasi/bağımsızlık eksenindeki küçük burjuva siyasal zemine sıkışmıştı.

Dev Genç: Gençliğin kitlesel ve militan
eyleminin birleşik örgütü

Dev Genç'i tartışırken bahsettiğimiz, 71’e kadarki Dev-Genç'tir. Sonraki süreçte sol hareketin yaşadığı bölünmenin bir sonucu olarak farklı örgütlerin Dev-Genç'leri karşımıza çıkmaktadır. Bu örgütlerin dönemin koşulları ile bağlantılı olarak ne kadar kitlesel olduğu bu tartışma kapsamında bizi ilgilendirmiyor. Zira ortaya çıkan, Dev-Genç'in örgütlenme anlayışı ve 71'e kadarki yapısı açısından bir bozulmadır. Bugüne taşınan ve aşılması gereken “her örgütün kendi kitlesel gençlik örgütlenmesi” saçmalığı işte bu dönem doğmuştur.

Dev Genç kitle mücadelesinden doğmuştur. Hareketin önündeki barikatların aşıldığı bir örgütlenmedir. Kitleselleşen gençlik mücadelesinin ihtiyaçlarına yanıt verme hedefinin ürünü olmuştur. ‘68-69 döneminde kitlesel bir karakter kazanan gençlik hareketinin gelişimini hızlandıran bir rol oynamıştır. Bunun 12 Mart’ı izleyen devrimci yükseliş döneminde bir daha başarılamadığını, solun aşırı bölünmüşlüğü temelinde sayısız grup örgütlenmesinin gençlik hareketini kucaklayan genel bir gençlik örgütlenmesinin yerini aldığını biliyoruz.

Dev-Genç bir dizi tartışmaya konu olmuşken, neredeyse hiç tartışılmayan onun örgütlenme anlayışı olmuştur. Dev-Genç, birimlerde şubeleri olmakla beraber, asıl gücünü, bu şubeler aracılığı ile etkin olduğu “öğrenci birlikleri”nden almaktaydı. Öğrenci birlikleri üniversite ve fakültelerde kurulan, bulunduğu birim kitlesini kucaklayan meşru öğrenci örgütlenmeleriydi. Devrimci hareketin sürekli öykünmesine karşılık gözünü kapadığı bu olgusal gerçek, Dev-Genç’in dönemin tek kitlesel, meşru öğrenci öz örgütlenmesi olmasını sağladı.

Öğrenci birlikleri birimlerde en geniş katılımı esas alan bir öz örgütlenme biçimi olmuştur. Bu dönemde örgütlenen ve binlerce öğrenciyi kapsayan ODTÜ öğrenci forumu, sürecin nasıl bir taban inisiyatifine dayanarak örgütlendiğini gösteren güçlü bir örnektir.

Dev-Genç açısından bir diğer önemli nokta ise, farklı siyasal eğilimlerin birarada bulunduğu bir örgütlenme olmasıdır. Her eğilimin katıldığı tartışmaların ardından alınan ortak kararlar birlikte uygulanmaktaydı. Yani açık tartışmalar, birleşik eylem ve örgütlenme çizgisi. Bu, Dev-Genç'in en güçlü niteliğiydi.

Sonraki süreçte Dev-Genç, bölünmenin ve devrimci bir sınıfın partisinin ideolojik yönlendiriciliğinden yoksunluğun tüm olumsuz sonuçları ile karşı karşıya kaldı.

ODTÜ ÖTK: Kitlesel bir gençlik
özörgütlenmesi deneyimi
 

ODTÜ ÖTK deneyimini tartışmak, önceleyen süreçteki birleşik kitlesel gençlik mücadelesini tanımlamayı gerektiriyor. Zira ÖTK dönemin gençlik mücadelesinin önemli bir kazanımıdır. ODTÜ-Der tarafından 1974 yılında örgütlenen boykotun 16. gününde, üniversite geçici süre kapatılır. Bunun üzerine 15 Mayıs 74'de boykot süresiz boykota dönüşür ve geniş bir katılımla sürdürülür. Üniversitelerdeki faşist saldırılar ve anti demokratik uygulamalara karşı gençliğin taleplerinin haykırıldığı ve öğrencilerin örgütlenmesinin önündeki engellerin kaldırılmasının talep edildiği boykot 6 ay sonra başarı ile sonuçlanır. Yönetim öğrencilerin taleplerini kabul etmek zorunda kalır. Bu taleplerden birisi olan öğrenci temsiliyeti böylece ortaya çıkar.  ODTÜ-Der kendini feshederek ÖTK'ya dönüşür.

ODTÜ ÖTK'yı ODTÜ öğrencilerinin bir özörgütü haline getiren onun yasal yapısı değildi. ÖTK, her sınıftan bir kişinin seçilmesiyle oluşturulan temsilciliklere ve bunlar arasından seçilen 9 kişilik bir yönetime dayanmaktadır.  Fakat ona asıl gücünü veren, birimlere dayanması ve birimlerin kitlesel katılımına dayalı karar alma sürecidir. Birimlere dayalı işleyiş ODTÜ ÖTK'nin sonrasında yaşayacağı saldırılara karşı da temel bir dayanak olmuştur. ÖTK'nın yöneticilerin tutuklanmasına ve ÖTK’nın yasadışı ilan edilmesine karşın kitleyle kurduğu güçlü bağ ve bu bağın oluşturduğu temsiliyet ÖTK'nın işleyişinin sürekliliğini sağlamıştır.

ODTÜ ÖTK üzerine yapılan tartışmalarda bugüne taşınan yanlış eğilimi kısaca değerlendirmekte fayda var. Bu, ÖTK'nın yönetimde temsiliyetini ve yasal kimliğini temele koyan yaklaşımdır. ODTÜ ÖTK için bu sadece bir sonuçtur. Kitlesel bir tabanı ve buna uygun bir işleyişi olmasaydı, ÖTK bir gün bile ayakta kalamazdı.

O dönemin hareketliliğinin ürünü olarak ortaya çıkan kitlesel bir örgütlenme deneyimini bugünün ÖTK'ları ile özdeşleştirmek, yasallığı üzerinden ÖTK'yı bir örgüt şablonu olarak bugüne taşımak, politik kavrayışsızlığın ifadesidir. ODTÜ ÖTK'nın kitlesel bir mücadelenin ürünü bir politik desteğe sahip olduğu kavranamamaktadır. Bugünün ÖTK'sı ile özdeşlik kurulması da deneyimin devrimci özünün kavranamadığını göstermektedir. ODTÜ ÖTK birleşik militan mücadelenin ürünü olmuş ve yasallığı sayesinde değil, militan bir kitle desteğine sahip olmak sayesinde ayakta kalabilmiştir.

***

İYÖKD ve AYÖD: ‘71 sonrasının birleşik örgüt deneyimleri

“Bu ülkede gençlik hareketinin kitlesel bir uyanış yaşadığı dönemde ortaya çıkardığı örgütlenme (Dev-Genç), tam da bu türden bir birleşik örgütlenme idi ve bu örgüt bünyesinde değişik eğilimden sol siyasal akımlar vardı. Birleşik gençlik örgütlenmesine ilişkin bu olumlu pratik, ‘70’li yılların ilk kitlesel hareketlenme döneminde yeniden ortaya çıktı. Büyük kentlerde her eğilimden sol gençlik güçlerini birarada kapsayan ve birimler düzeyinde geniş bir kitlesel desteğe sahip olan gençlik örgütlerinden sözediyoruz. İstanbul’da İYÖKD ve Ankara’da AYÖD bunun örnekleriydi. Bu örgütler tabandan gelen kitlesel bir öğrenci hareketinin dinamizmine ve desteğine dayanmakla kalmadılar, onu bir süre için başarıyla kucaklayıp daha ileriye de taşıdılar.

Fakat dönemin geniş çaplı kitlesel hareketi içinde güç kazanan ve kendi aralarındaki ilişkileri çoğu kere çok da sağlıklı olmayan nedenlerle bozulan küçük-burjuva akımlar hızla birbirlerinden koptular. Böylece mücadele birliğini ve bunun uzantısı olarak da örgütsel birliği yitirdiler. Herbirinin etrafında bugünün ölçüleriyle hayli geniş sayılabilecek bir taraftar kitlesinin birikmiş olması, hiç değilse başlıca büyük akımları kendi kitlesel gençlik örgütlerini kurmaya yöneltti. Bugünün ölçüleriyle, bunlar binlerce, onbinlerce genci kapsayan gerçekten kitlesel örgütlenmelerdi. Fakat gençlik hareketinin o günkü çapı üzerinden bakıldığında, gerçekte her bir grubun kendi taraftarlarını kapsamaktan öteye gidemeyen kitlesel çevre-çeper örgütlenmelerinden başka bir şey değildiler. O günün geniş olanakları içinde bu bölünmüşlüğün oluşturduğu zaaf çok da göze batmıyordu ya da ancak tek tek birimler düzeyine inildikçe sorun olarak kendini gösteriyordu. Çünkü birimler farklı gençlik örgütlerine bağlı taraftar güçlerin zaman zaman çatışmalara varabilen grupçu çekişmelerine sahne oluyor ve bu durum doğal olarak mücadeleye ciddi zararlar veriyordu.

Özetle; ‘70’li yılların ikinci yarısının grupçu ve bölücü küçük-burjuva zihniyeti, kendini önceleyen dönemin birleşik gençlik örgütlenmesi pratiğini boşa çıkardı ve bunun yerini alan grupçu pratikler, etkileri bugün çeşitli çevrelerde yaşayan bir çarpık anlayışa muazzam bir güç kazandırdı.”

(Gençlik Hareketinin Sorunları,

Ekim, Sayı: 239, Ekim 2004, Başyazı - başlık EG tarafından konulmuştur...)


YAZICIYA GONDER


August
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
28 29 30 31 1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31