05.03.2008 10:18
İstanbul Genç-Sen’de 8 Mart...
(05.03.08) - 8 Mart’ın yaklaşmasıyla birlikte Genç-Sen içerisindeki farklı bakışlar bir kez daha karşı karşıya gelmiş oldu. Bu giriş cümlesiyle ilk elden algılanabilecek olanın aksine karşı karşıya gelen görüşler hiç de kadın sorununa ve 8 Mart gündemine yaklaşım değildi. Karşı karşıya gelen, taban iradesini açığa çıkartmaya dayanan örgütlenme mantığıyla ‘ben yaptım oldu’cu liberal bakıştı.
Bilindiği üzere Genç-Sen içerisinde başka birçok konuda olduğu gibi kadın sorunu üzerinden de farklı yaklaşımlar mevcuttur ve bu taraflar da kendini ifade etme ve örgütleme özgürlüğüne sahiptir. Yıllardır birleşik örgütlülük üzerine yazıp çizdiğimiz bütün değerlendirmelerimizde döne döne bu mantığı dile getiririz. Politika, kitleleri yönlendirmenin bir aracı olarak tanımlandığı ölçüde politikanın yapılması gereken yer de kitlelerin içidir. Taraflaşma ve yönlendirme çabalarını kapalı kapılar ardında ve yangından mal kaçırırcasına yürütülen kulis faaliyetleriyle değil de kitle faaliyeti içerisinde karşıtıyla tartışmayı göze alarak yapmak taban inisiyatifini açığa çıkartmanın yegâne yoludur. Kendi çizgisine asgari bir güven duyan herkesin izleyebilmesi gereken rasyonel yol da budur.
Konu ile ilgili bu kısa birkaç hatırlatmayı yaptıktan sonra iki gün önce karşılaştığımız tutuma gçebiliriz. Dolaylı yollardan haberini aldığımız bir 8 Mart toplantısına Genç-Sen çalışması yürüttüğümüz alanlardan katıldık. Toplantının bizim için belirleyici özelliği alanlarda açık çalışmasının yapılmamış olmasıdır. Alabildiğimiz tek bilgiye göre de çağrı mail grubuna atılmış. (Burada kısa bir ek yapmak gerekir ki yaklaşık 1,5 yıldır mail grubuna üye olmaya çabalayan bir yoldaşımızın bu tartışmanın yaşandığı günün akşamında gruba üye yapılması manidardır) Toplantının içeriği ise politik sıkışmışlığın en açık ifadesi olarak rahatlıkla nitelendirilebilir.
Toplantıya katılmamızla birlikte karşılaştığımız ilk tepki bir “kadın” toplantısında “erkeklerin” olmaması gerektiğinin savunulması oldu. “Tabii kimseye çık da diyemeyiz ama bence erkekler böyle toplantılarda yer almamalıdır” gibi demagojik tartışmalarla SGD ve EHP arka arkaya söz alarak toplantı atmosferini baskı altına almaya çabaladılar. Bunların dile getirilmesinin ardından okların direkt hedefi konumundaki erkek yoldaşımız söz alarak toplantının bir taraflaşma çağrısıyla gerçekleştirilen bir toplantı mı yoksa İstanbul Genç-Sen bileşeninin 8 Mart ve kadın sorunu üzerinden nasıl bir tutum alacağının tartışılacağı daha genel bir toplantı mı olduğunu sordu. Bu soruya aldığımız cevap ise SGD’nin takındığı ‘arabulucu’ rolü oldu.
Tartışmayı daha en başından Genç-Sen’in 8 Mart eylemlerinden hangisine katılacağı derekesine indirgeyen SGD, “bugün iki farklı eylem var, bir ayrışma var ve Genç-sen içerisinde iki eyleme de katılmak isteyen kadınlar var” diyerek iki eyleme de katılmanın önünde hiçbir engel bulunmadığını ısrarla vurguladı. Bizim yürüttüğümüz taban iradesi tartışmasını boğmaya çabaladı. Yaklaşık bir buçuk saat boyunca toplantının hangi hukuka dayanarak alındığını öğrenmeye ve buradaki algıları teşhir etmeye dönük çabalarımızın üzeri örtülmeye, tartışma aynı sığ düzleme sıkıştırılmaya çalışıldı.
Toplantı kilitlenmeye doğru giderken SGD kendinden beklenebilecek bir kıvraklıkla tartışmayı iki eyleme de katılma ön kabulü ile devam ettirmiş ve iki eylemde de kullanılmak üzere “Cinsiyetçi eğitim sistemine hayır!” şiarını pankarta önermiştir. Üstelik bu önerisine ön çalışmanın yapılmasına çok az bir zaman kalmasını gerekçe gösterebilmiştir. Tartışmanın bu şekilde devam ettirilmesine tepkimizi dile getirdiğimizde ise herhangi bir hukuka sığmayacak saygısız davranışlarla karşılaştık. SGD’nin pankart önerisinin ardından söz alan bir yoldaşımız 8 Mart gündemi üzerinden yaşanan ayrışmaya bu kadar değinilmiş olmasına rağmen kendi siyasal yaklaşımının bir ürünü olan bu şiarın iki eyleme de önerilmesinin mantıklı olmadığını dile getirdi. Buradan sonra yaşananlar ise bırakın siyasal temsiliyete sahip bir bireyin toplantı içerisinde taşıması gereken değerleri, herhangi bir sohbette bile en basitinden saygısızlık olarak nitelendirilecek düzeydeydi. Fikirlerinin eleştirilmesine dayanamayan bu şahıs sesini yükselterek ve kabalaşarak kendini “bir kadın toplantısında bir erkek tarafından aşağılanmış” saymış (vurgular SGD’li arkadaşa aittir) ve kendi kendine söylenerek kapıyı çarpıp toplantı salonunu terk ermiştir. Mevcut durum kabul edilemezdir. Bu durumun ardından EHP, bu tavrı doğru bulmadığını belirtme lütfunda bulunsa da yöneltilen eleştirileri aşağılama olarak nitelemiştir. Ancak bahsettiğimiz gibi mevzu-u bahis eleştiriler somut durumun tahlilinden öte değildir.
Özcesi yapmaya çalıştığımız taban iradesine dayanma tartışması demagojik söylemler ve böylesi teatral şovlarla boğulmaya çalışılmıştır. Ancak konu üzerindeki ısrarımız belirleyici olmuştur. Mevcut platformun alanları bağlayıcı tartışmalar yürütemeyeceğini, konunun İstanbul Genç-Sen’in kararı olabilmesi için yerellerde yürütülen tartışmaların merkezileştirilmesi gerektiğini bir kez daha vurgulamış olduk. Burada söz alan DPG’li bir arkadaşımız da oluşturulma sürecinde karşısında olsalar da bugün Genç-Sen’in tanımlı mekanizmaları olduğunu ve alınacak kararların ancak bu mekanizmalar tarafından belirlenebileceğini vurgulayarak 3 kişinin çağrısıyla toplanmış böylesi bir bileşenin Genç-Sen adına değil ancak kendi adına söz söyleyebileceğini belirtmiştir.
DPG’li arkadaşın bu sözleri ise toplantıdaki EHP bileşeni tarafından anlaşılması zor bir emek tartışmasıyla karşılanmıştır. “…Bu 3 arkadaşımız bir emek harcamış ve toplantı çağrısı yapmış, farklı düşünenler olarak siz de emek harcasaydınız siz de toplansaydınız…” gibi demagojik bir söylemle ifade edilenler çarpıtılmaya çalışılmıştır. Ancak tartışmayı sağlıklı bir zemine çekebilme çabalarımız sonucunda bu saldırı da boşa düşmüştür. Böylece mevcut platformun alacağı kararların ancak kendini bağlayacağı, alanlarda tartışılmadan Genç-Sen adına söz söylenemeyeceği tekrarlanmış oldu. Sonuç olarak toplantı konunun alanlarda tartışılması ve 6 Mart Perşembe akşamı alınacak bir toplantıyla yerellerden gelen karar ve yönelimlerin merkezileştirilmesine karar verilerek sonlandırıldı.
Tüm bu yaşadıklarımız bir kez daha göstermediktedir ki birleşik, kitlesel, devrimci bir gençlik örgütü yaratma mücadelemiz, karşımızdaki liberal platform tarafından sınır tanımaz bir biçimde boğulmaya çalışılacaktır. Ancak bu son durum muhataplarımızın içerisinde bulunduğu sıkışmışlık ve düzeysizliği de bir kez daha tescillemiştir. Birleşik ve kitlesel bir gençlik mücadelesi yaratma çabası içerisine girdiğimiz günden bu yana tüm bu sorunlara karşı tek bir reçete sunduk; o da gençlik içerisindeki öznelerin sürükleyiciliğinde en geniş kitle mücadelesini yaratabilme iradesidir! “Sürüklemesi gerekenlerin sürüklendikleri” durum ortadayken yaratmaya çabaladığımız taraflaşmanın ne kadar elzem olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.
05.03.2008
İstanbul Ekim Gençliği