05.09.2008
15.03.2008 19:20

YTÜ Genç-Sen çalışmasından yansıyanlar...

 

 

Genç-Sen içindeki liberal-reformist eğilimin devam eden “ilkesizlik dersleri”

 

“İlkesizlik, yenilmiş, yıldırılmış, terbiye edilmiş ve böylece düzenin icazet alanına çekilmiş küçük-burjuva akımların temsil ettiği liberal solun en temel özelliğidir. Liberal solda ilkelerin yerini (ki artık gözetecekleri ilkeleri de yoktur) burjuva pragmatizmi almıştır. Bu akımların siyasal tutum ve tercihlerini artık herhangi bir ilke ya da stratejik çizgi değil (ki gerçekte artık herhangi bir bağımsız stratejileri de yoktur), fakat yalnızca gündelik çıkarlar belirlemektedir.” (“Sosyalist” reformizm ya da sosyal-demokrasi, H. Fırat, Kızıl Bayrak, Sayı:2004/12(04))

Yukarıdaki alıntıyla birlikte genel planda tasvir edilmeye çalışılan liberal-reformist öznelerin kimlikleşmiş politik çizgileri ve buna temel oluşturan ilkesizlik, hiç şüphe yok ki aynı öznelerin gençlik hareketi içerisindeki konumlanışlarında ve müdahale alanlarında da kendini göstermektedir. Bugün için politika yapılan tüm alanlarda sözkonusu durumla karşılaşabilen devrimci tutum, bir taraftan karşısına aldığı somut duruma karşı mücadele ederken diğer taraftan reformist eğilimlerle de politik planda bir mücadele içerisine girmektedir. Tanımlanmaya çalışılan bu gerçeklik gençlik alanında bilhassa Genç-Sen süreciyle birlikte kendini tekrardan net bir biçimde göstermektedir.

YTÜ’de temsilciler meclisi süreci öncesinin gösterdikleri

Gençlik hareketi ve birleşik bir gençlik örgütlenmesi ihtiyaçları çerçevesinde yaptığımız değerlendirmelerle birlikte tüm alanlarda olduğu gibi YTÜ’de de etkin bir biçimde Genç-Sen çalışmasına müdahale etmeye başladık. Dönemin başlamasıyla birlikte gerek merkez kampüste gerekse de Davutpaşa kampüsünde Genç-Sen çalışmasını aktif bir biçimde örmeye çalışıyoruz. Bu eksende taban inisiyatifini açığa çıkaracak politik müdahaleler gerçekleştiriyor, pratik çalışmalarımızı bu doğrultuda kurguluyoruz.

Dönem başıyla birlikte, paralı eğitim saldırıları, üniversitemizde de karşımıza çıkan soruşturma ve cezalar, türban üzerinden dönen tartışmalar ile birlikte düzen içi tarafların sahte özgürlük söylemleri başlıklarını içeren bir başlangıç çalışması yapabileceğimizi kurgulamıştık. Bu başlıklara Davutpaşa kampüsünde yaşanan üst geçit sorununu da ekleyerek bir basın açıklaması gerçekleştirdik. Ancak örülen ön sürece etkin bir müdahillik göstermeyen liberal-reformist özneler bugüne değin toplantılara sınırlı bir katılım sağlayıp “tüzüksel” tartışmalar yapmanın dışında başka hiç bir tutum sergilemediler. Söz konusu tutumun siyasal temsiliyetini alanımızda “başarı” ile sergileyen SGD, EHP, TÖP, SDP gibi özneler- istisnai tekil örnekleri/örneği dışında- bırakın etkin bir pratik süreç örgütlemeyi, kimi zaman çalışmanın önünü tıkayan roller de üstlendiler. “Bildiri dağıtımını gereksiz buluyorum” diyen SGD’li ve TÖP’lüsünden, “Basın açıklamasını tercih etmeyelim, polis saldırabilir” deyip bildiri-afiş kullanımlarında ÖGB ve sivil polislerle yaşanan münakaşalara atfen “Genç-Sen’i kavgacı bir örgüt olarak göstermeyelim” diyen EHP’lisine her renkten “örgütlü” insanı barındıran alanımızda basın açıklamasına giden sürecin pratik çalışmalarına da bu arkadaşlar hatır-gönül zorlamalar dışında pek de katıl(a)mamışlardır.

Toplantılar dışında -ki o da sınırlı- göremediğimiz bu blok eğilim, iş temsilciler meclisi seçimlerine gelince kendilerinden beklenen “etkin katılım”ı örgütleyerek karşımıza çıkmış oldular.

Temsilciler Meclisi seçimi toplantısı’ndan yansıyanlar: Devrimci tutum ve karşısındaki ilkesizlik, ilkesizlik, ilkesizlik....

Aslında daha da ayrıntılandırılabilecek örneklere sahip bu başlangıç süreci sonrasında gerçekleştirilen üniversite genel kurulu ve temsilcilik seçimi blok eğilimin “dersler çıkarılması gereken” bir çok gerici tartışmasına konu oldu.

Geçen hafta Cuma günü, kapı önünde yapılan basın açıklaması sonrasında gerçekleştirilmesi planlanan temsilcilik seçimi, etkili bir üye yapma süreci geçirmek  “niyeti” de öne sürülerek 5 gün sonraya ertelenmiş oldu. Sözünün arkasında durarak, aradan geçen kısa süre zarfında ciddi bir üye kayıt süreci geçirenler, sorumluluklarının seçimin yapılacağı toplantıya katılımla sınırlı olduğu çok açık olan 20’ye yakın insanı tartışmaya taşıyabilmişlerdir.

Bu tabloyla birlikte 50’ye yakın bir katılımın sağlandığı üniversite genel kurulu başlamış oldu. Gündemler kapsamında, önümüzde hafta için örgütlenecek “halkların kardeşliği haftası”, bunun yanısıra dönem boyu sürdürülecek ve “paralı eğitim, mesleki dönüşümler, geleceksizlik vb.” konu başlıklarını içerecek bütünlüklü politik kampanya süreci konuşulmaya başlandı. Öncelikle bu tartışmalar üzerinden asgari somut belirlemeler yapılması, hafta başından itibaren kullanılacak anket, bülten gibi materyallerin hazırlanması ve bu eksende iş bölümlerinin yapılması gerektiği, bunların ardından temsilciler meclisine dair yaklaşımların tartışılarak temsilcilik seçimlerinin yapılması gerektiği vurgulandı. Ancak aradan kısa bir süre geçmesine rağmen blok eğilim tarafından “serzenişler” başlamış oldu. Aynı zamanda MYK üyesi de olan TÖP’lü arkadaşımızın “bunlar sonra da yapılır, vaktimiz az, önümüzde temsilciler meclisi var, bir an önce seçimleri yapalım” açıklamaları ile bir nevi toplantı boyunca sürecek gerici eğilim ve açıklamaların “startı verilmiş” oldu.

Bu somut belirlemelerin de en az temsilcilik seçimi kadar önemli olduğu vurgusuyla birlikte planlamalarımızı tartışmaya devam ettik. Bu noktada da karşımıza oldukça “ilginç” eğilimler çıkmış oldu.  Tüm dönemi içine alacak biçimde kurgulanacak bütünlüklü bir kampanyanın yerelimizde işlenmesi, hatta bunun da temsilciler meclisinde önerilmesi/var olan önerilere eklenmesi gibi konular tartışılırken SGD’li arkadaşlar olası bir kampanya sürecinde işlenecek başlıkların kullanacağımız anketin sonuçlarına göre belirlenmesi gerektiğini dile getirdiler. Bunun yanı sıra Genç-Sen’e üye katmak gerektiğini geçtiğimiz toplantıda söylediklerini ve bunun kabul gördüğünü de vurguladılar. Bir örgütlülüğe yeni üyeler katmak “parlak” fikrinin eşyanın tabiatı gereği kabul göreceği, ancak bunun süreçlere yapılacak politik müdahale ve pratik çalışma ile olabileceği “ne yazık ki” tarafımızdan ifade edilmek zorunda kaldı. Ardından hazırlanan anketin soruları üzerine bir tartışmaya geçildi. “Paralı eğitime nasıl bakıyorsunuz?” gibi yönlendirici sorular sorulmaması gerektiğini söyleyen SGD’li arkadaş, ipin ucunu kaçırarak “önceden gündemler belirleyip kitlelere dayatmayalım, insanlara genel sorular soralım ve verecekleri cevaplar ekseninde bir çalışma hattı izleyelim” diyebildi. Bunun üzerine söz alan bir arkadaş bu eğilimin açık bir ifade ile ‘gerici’ olduğunu söyledi. Ankette sorulacak sorulara dair teknik bir düzenlemenin, kullanımı daha etkili kılacak bir yenilemenin her yönüyle yapılabileceğini, ancak karşılaşılan tutumun bundan öte anlamlar taşıdığını vurguladı. Anketin kitleye ulaşabilmede bir araç olarak kullanılacağı, etkin kullanım açısından sorularda oynamalar yapılabileceği ancak politik müdahale süreçlerinin net ve taraflı bir biçimde bizler tarafından belirlenmesi gerektiği ifade edildi. Bugün gençlik kitlelerinin paralı eğitim, yetkin mühendislik gibi mesleki dönüşümlerin yanı sıra geleceksizlik vb. gündemlere karşı mücadeleye kanalize edilmesi gerektiği, bunların aslında sorun olduğunun net bir biçimde anlatılması gerektiği söylendi. Aynı arkadaşa sorulan “Anket sonuçlarında ‘okul içerisinde otopark yetersizliği’ sorun olarak çıkarsa, Genç-Sen olarak bunu mu işleyeceğiz?” sorusu ise yanıtsız bırakıldı.

Bu tartışmalarla birlikte somut planlamalar yapılırken MYK üyesi TÖP’lü arkadaş sürecin hızlanması, seçimlerin bir an önce yapılması vurgusunu tekrar tekrar yinelemiş oldu. Hatta tartışma, tüm karar alma iradesiyle birlikte ve iki kampüsü de içine alan bir biçimde, yerelin ta kendisinde yapılıyor olmasına rağmen “Bunları yereller kendi yapsın, burada tartışmayalım” sözleriyle pratiğe dair planlamanın da kendisi için ne denli “önemli” olduğunu vurgulamış oldu.

Bu tartışmaların ardından temsilciler meclisine dair  konuşmalara geçildi. Burada yerelimizde yapılacak tartışmada belirleyici temel noktalar olduğu/olması gerektiği ifade edildi. Gidecek temsilcinin bugünden karşımıza çıkarılan “temsiliyet” tartışmalarına yerelin nasıl baktığını tanımlaması, bununla birlikte orada yürütülecek tartışmalara buradaki belirlemeleri taşıması gerektiği söylendi. Temsilciler meclisi üzerinden yürütülen tartışmaların bu kadar kısa bir sürede karşımıza çıkarılmasının/dayatılmasının etkin bir taban çalışmasına dayanmayacak bir pratiği yineleyeceği daha önceki toplantılarda da vurgulanmıştı. Tartışmanın bu kısmında bugün için söz konusu temsiliyetin tabanda yapılan çalışmaları meclise aktarmak ve oradaki tartışmaları da tekrardan alanlara taşımak dışında bir belirleyiciliğinin olamayacağı, yanı sıra bir sonraki temsilciler meclisi tartışması öncesinde temsiliyetin/temsilcinin alanda tekrar tartışılıp belirlenmesi gerektiği de tarafımızdan ifade edildi. Tartışmaların uzamasıyla birlikte bu toplantıdaki “ulvi” görevleri olan “el kaldırıp indirmeyi” bir türlü gerçekleştiremeyen kitleyi salonda tutabilmek de arkadaşlar açısından zorlaşmaya başladı. Verilen firelerin de basıncıyla “tartışmayı hızlandıralım” söylemleri yinelenmeye devam etti.

Bunların ardından MYK üyesi de olan arkadaş tüzüğe göre öncelikle Üniversite Yönetim Kurulu’nun seçilmesi gerektiğini ifade etti. “Zaten seçimlerin tarihi ile ilgili esnedik, bu konuda da esneyemeyiz” sözleri başta SGD olmak üzere blokta hemen yankısı buldu. Arkadaşlar tüzüğe uyulması gerektiğini ve öncelikle ÜYK’nın seçilmesi gerektiğini ifade ettiler.

Buna karşın bizler de Kurucu Genel Kurul süreci ile ilgili değerlendirmeleri hatırlatmak gerektiğini ifade ettik. Tek başına tüzüksel normlar üzerinden tartışılmış, pratikte sınanmış bir örgütlülüğe karşın, bugünden pratiği örmek adına atılan tüm adımların tekrardan ve tercihen var olan “tüzüğe” sıkıştırılmaya çalışıldığını ifade ettik. Genel bir doğru ya da tanımlama olarak tüzük kavramına bir karşı çıkışın olmadığını vurgulayarak sorunlu noktayı pratikten ve hareketin ihtiyaçlarından kopuk, yalnızca tüzüksel normlara sıkıştırılmış bir örgüt yaratma mantığının oluşturduğunu dile getirdik. Tüm bunlara paralel olarak bugünün ihtiyacının ayrı toplantılar alarak zaten sınırlı olan taban inisiyatifini tamamen zorlaştıracak mekanizmalar yaratmak olmadığını ifade ettik. Ancak belirli konularda özgün iş bölümleri yapılması gerekliliğini de gözardı etmediğimizi vurguladık. Buna göre basın, mali işler, teknik işler gibi özgün alanları belirledikten sonra görev almak isteyen insanların sorumluluklar alması için dağılım yapılmasına geçtik. Burada da tartışmalar sürdü. Yalnızca teknik işler ile ilgili 7-8 kişi sorumluluk almak isteyince, blok eğilim bunun tüzüğe uygun olmayacağını, yapılan diğer görev dağılımları sonrası “resmi olarak” yalnızca bir kişinin adının yazılması gerektiğini savundu. Net bir biçimde ihtiyaçların bizler açısından belirleyici olacağını ortaya koyarak buna karşı çıktık.

Bu tartışmaların ardından bir arkadaşımız temsiliyetin bugün için sınırları üzerine yapılan tartışmalara paralel bir biçimde, YTÜ Genç-Sen bileşeninin politik bir tutum alabilmesi adına, okuldan uzaklaştırma cezası almış arkadaşımızın temsilci olarak gösterilebileceğini ifade etti. Öneri çerçevesinde temsiliyete dair tartışma ekseninin/sınırlarının aynı olduğunu vurgulayan arkadaşımız, buradaki tüm bileşenin ortak bir tutum sergileyerek ceza alan arkadaşımızı temsilciler meclisine gönderme iradesi göstermesinin aslen önemli olabileceğini söyledi. Politik kimliğinden ve tutumlarından kaynaklı üniversite yönetimi ve YÖK tarafından “cezalandırılmış” bir arkadaşın aday olarak gösterilmesinin, gerek Genç-Sen içi kamuoyuna gerekse toplam kamuoyuna ortak ve politik bir tutum olarak deklare edilebileceğini, bunun bir taraftan da fiili-meşru eylem çizgisi iddiasını her anlamıyla güçlendireceğini ifade etti.

Bu önerinin hemen ardından ortaya konulan tutumlar ise söz konusu unsurlar adına politik bir iflastan öte hiç bir anlam taşımamaktadır. İlk söz alan EHP’li arkadaş, olumlu veya olumsuz hiç bir yorum yapmadan “ben de adayım” demekle yetindi. Daha sonrasında söz alan TÖP çevresi bir arkadaş ise “Böyle bir tutuma gerek yok, ceza almış bir arkadaşı böyle bir şey için aday göstermeyelim, Genç-Sen’in şirin gözükmesi lazım” ifadelerini kullandı. Tartışmasını güçlendirmek adına da sözlerine şu cümlelerle devam etti : “Hem ceza alan arkadaşa, bizim adımıza yer filan almaya gittiğinde izin de vermezler, bunları da düşünmek lazım

Bu açıklamaların peşi sıra karşımıza yine blok bir tutum çıkmış oldu. Yukarıda sıralayageldiğimiz siyasetlerin tümü ya susarak, ya başlarını sallayarak, ya da “güçlendirici” konuşmalar yaparak bu gerici politik söylemin bir parçası oldular. Açıkçası o ana dek tartışmalarda ortak paydada tutumlar aldığımız devrimci unsurlardan, bu noktada bir kez daha ortaya çıkan liberal-reformist eğilime yönelik etkili bir karşı duruş da göremedik.

Bu konuşmaların ardından ceza alan arkadaşımız söz alarak ortaya çıkan liberal-reformist hatta gerici eğilimi mahkum eden bir konuşma yaptı. Konuşmasında ortaya çıkan bu tablonun kurucu genel kurulda cisimleşen eğilimin devamı olduğunu ifade etti. Bugün kendi korkularını kitlelerin korkuları olarak lanse etmeye çalışan bu eğilimin gençlik kitleleri alanlara çıkıp pratik süreçleri örgütlerken “şirinlik” üzerine yapılan gerici tartışmalarla halihazırda yüzleşeceğini söyledi. Bu tartışmalar ekseninde ortak bir tutum alınamadıktan sonra aday olmanın hiç bir anlam ifade etmeyeceğini söyleyerek adaylığını geri çektiğini bildirdi.

Bunların ardından oylamalar gerçekleştirildi ve temsilciler seçilmiş oldu. ‘Seçilen’ arkadaşlardan birinin bugüne dek hiç bir pratik sürecin içerisinde olmaması ve bizleri çizdiğimiz sınırlarda dahi olsa ‘temsil’ edemeyeceği vurgulanmasına rağmen blok tutum bu konuda ısrarcı oldu. “Arkadaşın teşvik edilmesi” gerektiğini vurgulayanlar dahi vardı.

Temsilcilerin belirlenmesinden sonra en önemli noktalardan biri olan merkezi önergeler ve yerelin buna dair tartışmaları kısmına geçilmiş oldu, daha doğrusu geçilmeye çalışıldı. Tüm tartışmalarını yalnızca temsilci seçimine indirgemiş olan mantık burada da kendini net bir biçimde göstermiş oldu. Yine öncelikle MYK üyesi de olan TÖP’lü arkadaş söz alarak zamanın çok geç olduğunu, ayrıca önergelere dair bir tartışma yapmaya gerek olmadığını ifade etti. Toplantıdaki devrimci öznelerle birlikte kimi yeni unsurların da desteğiyle buna net bir biçimde karşı çıkıldı. Gündem ve önerilere dair yerel bir tartışma yürütmedikten sonra oraya temsilci göndermenin de gerekli olmayacağı vurgulandı. Hemen ardından gelen bir öneriyle birlikte bu tartışmanın mutlaka yapılması gerektiği, uzun da süreceğinden bir sonraki gün devam edilmesi gerektiği söylendi. MYK üyesi TÖP’lü arkadaş bunun olamayacağını ifade etti. Nedenini soran arkadaşlara da “Çünkü olmaz, her şeyin burada halledilmesi gerekir” cümlesiyle oldukça “açıklayıcı” bir cevap vermiş oldu. Söz alan arkadaşlar burası istediği için olacağını tüzük üzerinden sürekli karşımıza çıkartılan eksende tartışmalar yapılmaması gerektiğini ifade ettiler.

Konu “tüzük”e dair tartışmalar olunca hassasiyetleri bir kat daha artan blok eğilim adına SGD’li bir arkadaş söz aldı. Tartışma boyunca ortaya koyulan gerici kimliğin hakkını vererek konuşmasında “Tüzükte yazıyorsa uymak zorundasınız, bağlayıcılığı var”, “Genç-Sen’e üye olurken bile tüzüğe bağlı kalacağım diye imza atıyorsunuz”,”Olağanüstü toplayıp genel kurulu tüzüğü değiştirirsiniz, ya da genel kurulu beklersiniz”  ifadelerini sık sık kullandı.

Bu tutum da net bir biçimde tartışmada mahkum edildi. Tüzük tartışmalarına dair önemli noktalar tarafımızdan bir kez daha vurgulandı. Genç-Sen’in de anayasa, sendikalar kanunu vb. onlarca yasaya, yönetmeliğe aslında ‘imza atmış’ olduğunu, ancak belirleyici olanın ihtiyaçlar çerçevesinde gelişecek tartışmalar ve fiili-meşru-eylem çizgisi olduğu açıkça ifade edildi.

(Her ne kadar tarafımızdan geleneksel devrimci gruplar çerçevesinde ele alınsa da tutumları bir kez daha SGD’nin, reformizmin etkisini sınırlayıcı bir devrimci-politik çalışma yürütmek yerine reformizme çoğu durumda kan taşıyan bir pratiğin temsilcisi olabildiğini göstermektedir.)

Liberal-reformist eğilimin bu toplantıya, nitel ve nicel olarak, her yönüyle yalnızca temsilci seçimine endeksli bir katılım sağladığı, bir sonraki toplantıda kendini net bir biçimde göstermiş oldu. Bir sonraki gün alınan ve ifade ettiğimiz üzere temsiliyet tartışmasının temel noktasını oluşturan önergeler üzerine yapılan tartışmaya blok eğilim tarafından yalnızca seçilen temsilci sınırında bir katılım sağlanmış oldu!

Sonuç yerine...

Genel hatlarıyla anlatmaya çalıştığımız tartışmadaki belirgin liberal-reformist eğilim, bugün olduğu gibi  bundan sonraki süreçlerde de karşımıza net bir biçimde çıkacaktır.

Genç Komünistler gençlik örgütlenmesi sorununu, tutarlı dünya görüşlerine paralel bir biçimde tanımladıkları hareket-örgüt diyalektiği çerçevesinde ele almaktadır. Bugün için gençlik kitlelerine yapılacak müdahaleler bir bütün olarak gençlik hareketinin ihtiyaçları çerçevesinde tanımlanmalıdır. Taban inisiyatifine dayalı etkin pratik süreçler üzerinden oluşacak hareketlenmeler ile birleşik, kitlesel, devrimci bir gençlik örgütlenmesi yaratabileceği gerçekliği, bugün için bir olanak olarak tanımladığımız Genç-Sen sürecine müdahalemizde de temel aldığımız en önemli noktalardandır. Neticede Genç-Sen’le veya değil, ısrarlı bir iradi çabayla örülebilecek bu süreç, bir taraftan gerçek bir birleşiklik, kitlesellik üzerinden devrimci bir örgütlenmeyi ortaya çıkaracakken öte taraftan liberal-reformist barikatları, “bürokratik” lafazanlıkları da bir bütün olarak eritecek, yok edecektir. Ve öyle de olacaktır!

 YTÜ Ekim Gençliği


YAZICIYA GONDER


August
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
28 29 30 31 1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31