17.05.2008
29.03.2008 11:36

Genç-Sen çalışmalarına ilişkin değerlendirmelerden...

 

Her adımda kendini ortaya koyan politik ayrışma!

 

 

Üniversitelerde ikinci yarı yılın başlamasıyla beraber Genç Sen çalışmasının taşındığı birçok üniversiteden çalışmalara ilişkin değerlendirmeler geldi. Genç Sen içerisinde bugün halihazırda her adımda kendini hissettiren taraflaşmanın aktarıldığı ve bu taraflaşmanın sonuçlarına dikkat çekilen değerlendirmeler benzer vurgu noktaları içermekle beraber, farklı sorunlar karşısında yaşanan politik ayrışmalara dikkat çekmeleri açısından zengin bir içeriğe sahip. Ancak ciddi bir yekûn tutan bu değerlendirmeleri olduğu gibi yayımlama olanağına ne yazık ki sahip değiliz. Bu yüzden, tümü de anlamlı bu değerlendirmelerin birbirini tekrar etmeyen belli bölümlerini okurlarımızla paylaşma yoluna gideceğiz.

Bu derlemeyi yayınlamadaki temel kaygımız, Genç Sen faaliyetini takip eden güçlerin değişik üniversitelerde karşı karşıya kalınan sorunlar hakkında fikir sahibi olabilmesini sağlamak. Kimi değerlendirmelerin birbirini tekrar eden bir yanı olacağını da hatırlatma gereği duyuyoruz. Değerlendirmelerde ağırlık noktasını Genç Sen içerisinde farklılaşan tutumların yerel yansımaları oluşturduğu için bu tekrarlar kaçınılmaz.

Önümüzdeki dönemde de Genç Sen çalışmalarına ilişkin yerel ve merkezi değerlendirmeleri yapmaya devam edeceğiz. Zira birleşik bir gençlik örgütlenmesine dönüşebilmenin olanaklarını taşıdığını düşündüğümüz ve bu çerçevede önemsediğimiz Genç Sen'in bu misyonu oynayabilmesi için, atılan her adımın uzun uzun tartışılmaya ihtiyacı var.

 

Eskişehir: “Genç Sen kendi savunduğu talebin yazılı olduğu afişi savunmayacak mı?”

 (...) İİBF kantininde kantin sahibinin faaliyeti engelleme çabasıyla karşılaştık. Faaliyetimizin engellenemeyeceğini, bildirilerimizi dağıtmaya devam edeceğimizi söylememiz üzerine kısa süreli bir gerginlik yaşandı.

OGÜ’de çalışmayı birlikte yürüttüğümüz EHP Gençliği ile ortak tutum geliştirilememesi üzerine, çıkan gerginlik sonrası çalışma sona erdi. Ertesi gün OGÜ bileşenleri olarak bir toplantı gerçekleştirdik. Materyallerin kullanımı ve nasıl bir çalışma hattının izleneceğinin ele alındığı toplantıda EHP Gençliği ile anlaşılamadı. Bunun üzerine uzun süren bir tartışma yaşandı. Biz, İİBF kantininde materyallerimizi kullanmak ve faaliyetimizi sürdürmek gerektiğini savunduk. EHP Gençliği, materyallerin kullanılmaması gerektiğini, kullanım için rektörlükten izin istediklerini ve bir afişe izin verildiğini, o afişin kullanılabileceğini savundu. Biz, bu tutumun geri bir tutum olduğunu ve tartışmanın tıkandığını belirttik. Materyalleri isteyip çalışmayı kendi güçlerimizle sürdüreceğimizi söyledik.

Bunun üzerine EHP Gençliği, materyalleri vermek yerine tekrar tartışmaya başladı. Çalışmanın dünkü gibi sürdürülmesi halinde ortamın “terörize” edileceğini, bunun ise Genç-Sen’in “öğrenciler nezdindeki görüntüsünü zedeleyeceği”ni, durumun “antipatik” olacağını söyledi.

Bu tutum karşısında, çeşitli üniversitelerden örnekler vererek, bir alanın ancak mücadele ederek kazanılabileceğini, Genç-Sen’in mücadele eden bir gençlik örgütü olması gerektiğini anlattık.

Bu arada,  yapılmaya başlanan afişlerin yapılmaya devam edilmesi gerektiği savunuldu. İki merkezi afişten bir tanesinin rektörlük tarafından imzalanmaması nedeniyle asılıp asılmaması üzerine tartışma yürütüldü. EHP Gençliği mücadele kararlılığı yerine koyduğu oportünizm ile şu sözleri sarf etti: “İki afişi bir arada yapalım, ÖGB gelirse bak bu afişteki imza ikisinin ortak imzasıdır deriz.”

Bunun bir kandırmaca olduğunu, en başta kendilerini kandırdıklarını, afişin savunulurken, bunun parasız eğitimi sahiplenmek üzerinden yapılması gerektiğini söyledik. Bir gençlik örgütlenmesi kendi savunduğu bir talebin yazılı olduğu parasız eğitimle ilgili bir afişi savunamayacaksa, o gençlik örgütlenmesinin mücadele üzerine söylediği koca koca laflar şişirme bir balondan öte gidemeyecektir. (...)

 

İstanbul Genç Sen 8 Mart tartışmaları üzerine

 (Metnin başında 8 Mart eylemlerinden hangisine katılınacağı üzerine bir toplantı yapıldığı, ancak toplantıya çağrıyı üç Genç Sen'linin (ki biri MYK üyesidir) yaptığı ve toplantı çağrısının İstanbul'daki Genç Sen üyelerine bile yapılmadığı anlatılıyor...)

(...) Toplantı kilitlenmeye doğru giderken SGD kendinden beklenebilecek bir kıvraklıkla tartışmayı iki eyleme de katılma ön kabulü ile devam ettirmiş ve iki eylemde de kullanılmak üzere “Cinsiyetçi eğitim sistemine hayır!” şiarını pankarta önermiştir. Üstelik bu önerisine ön çalışmanın yapılmasına çok az bir zaman kalmasını gerekçe gösterebilmiştir. Tartışmanın bu şekilde devam ettirilmesine tepkimizi dile getirdiğimizde ise herhangi bir hukuka sığmayacak saygısız davranışlarla karşılaştık. SGD’nin pankart önerisinin ardından söz alan bir yoldaşımız, 8 Mart gündemi üzerinden yaşanan ayrışmaya bu kadar değinilmiş olmasına rağmen kendi siyasal yaklaşımının bir ürünü olan bu şiarın iki eyleme de önerilmesinin mantıklı olmadığını dile getirdi. Buradan sonra yaşananlar ise bırakın siyasal temsiliyete sahip bir bireyin toplantı içerisinde taşıması gereken değerleri, herhangi bir sohbette bile en basitinden saygısızlık olarak nitelendirilecek düzeydeydi. Fikirlerinin eleştirilmesine dayanamayan bu şahıs sesini yükselterek ve kabalaşarak kendini “bir kadın toplantısında bir erkek tarafından aşağılanmış” saymış (vurgular SGD’li arkadaşa aittir) ve kendi kendine söylenerek kapıyı çarpıp toplantı salonunu terk etmiştir. Mevcut durum kabul edilemezdir. Bu durumun ardından EHP, bu tavrı doğru bulmadığını belirtme lütfunda bulunsa da yöneltilen eleştirileri aşağılama olarak nitelemiştir. Ancak bahsettiğimiz gibi mevzu-u bahis eleştiriler somut durumun tahlilinden öte değildir.

Özcesi yapmaya çalıştığımız taban iradesine dayanma tartışması demagojik söylemler ve böylesi teatral şovlarla boğulmaya çalışılmıştır. Ancak konu üzerindeki ısrarımız belirleyici olmuştur. Mevcut platformun alanları bağlayıcı tartışmalar yürütemeyeceğini, konunun İstanbul Genç-Sen’in kararı olabilmesi için yerellerde yürütülen tartışmaların merkezileştirilmesi gerektiğini bir kez daha vurgulamış olduk.

(...) Tüm bu yaşadıklarımız bir kez daha göstermediktedir ki, birleşik, kitlesel, devrimci bir gençlik örgütü yaratma mücadelemiz, karşımızdaki liberal platform tarafından sınır tanımaz bir biçimde boğulmaya çalışılacaktır. Ancak bu son durum muhataplarımızın içerisinde bulunduğu sıkışmışlık ve düzeysizliği de bir kez daha tescillemiştir. Birleşik ve kitlesel bir gençlik mücadelesi yaratma çabası içerisine girdiğimiz günden bu yana tüm bu sorunlara karşı tek bir reçete sunduk; bu, gençlik içerisindeki öznelerin sürükleyiciliğinde en geniş kitle mücadelesini yaratabilme iradesidir! “Sürüklemesi gerekenlerin sürüklendikleri” durum ortadayken, yaratmaya çabaladığımız taraflaşmanın ne kadar elzem olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.

 

İÜ: “Meclis toplantısında öneriler tüzüğe takıldı!”

(...) Toplantının ilk bölümü amaç, ilkeler ve önergeleri oylama ile boğucu bir şekilde geçti. Bu bölümde gündem önerilerine ve itirazlara verilen cevaplar, çalışma üzerinden gelebilecek insanların hesaba katılmadığını net bir şekilde ortaya koydu. Genç-Sen’in ne olduğuna dair bir aktarım gereksizleştirildi ve bugüne kadar yerellerde neler yapıldığına dair tartışma ikinci bölüme bırakıldı.

Oylamayla boğulan ilk bölümün bir kısmı geçtikten sonra Genç-Sen’i yeni tanıyan bir arkadaşın “Bu ilk şube toplantısı, bir araya geldik, ben daha önce Genç-Sen’in ne olduğunu, neler yaptığını anlamak, öğrenmek isterdim. Bir şeyleri oyluyoruz sadece” demesi üzerine divan “Eee ne yapalım yani, önerin ne? Bunları da yapmamız lazım.” diye cevap verilmiştir. “Bence bu ilk toplantı tanıtıma dönük olmalıydı. Daha sonraki şube toplantılarında daha fazla genişledikten sonra temsilci seçimi yapılmalıydı.” diye fikrini belirtmesinin ardından, “Böyle abes tartışmalar açmayalım, alınmış bir karar var, bunları bugün yapmamız lazım. Bir tüzük var ona uygun davranmalıyız.” denilmiştir. Bunun ardından “Ben böyle bir tüzük tanımıyorum, bilmiyorum” diye karşılık vermiştir. Bir arkadaşımız, divanın tarzının yanlışlığını belirterek, İÜ’nün yeni açıldığını ve alanda yapılan bir haftalık Genç-Sen çalışması üzerinden Genç-Sen’i tanımak ve yapılan işleri öğrenmek için geldiklerini söylemiştir. İnsanları kazanmak gibi bir derdimiz varsa, kendimizi anlatmamız, doğru veya yanlış fikirlere saygılı olmamız gerektiği vurgulanmış, bu eleştiriye de hiçbir yanıt gelmemiş, tartışma atlanmıştır.

Tabanın ihtiyaçları doğrultusunda ve yerelin kendi tartışmalarında şubeleşmenin bir ihtiyaç olup olmadığı belirlenmemiştir. “Şu tarihe kadar şubeler kurulacaktır” kararına tabandan gelen itirazların karşısına her seferinde tüzük ve MYK’nın aldığı karar konulmaktadır. Bugün net olarak algılanmasa ya da görmezden gelinse de, pratikte karşımıza çıkan, masa başında belirlenmiş bir tüzüğün hiçbir ihtiyacı karşılamadığıdır.

 

YTÜ: Genç-Sen içindeki liberal-reformist eğilimin devam eden “ilkesizlik dersleri”

(...) Gençlik hareketi ve birleşik bir gençlik örgütlenmesi ihtiyaçları çerçevesinde yaptığımız değerlendirmelerle birlikte tüm alanlarda olduğu gibi YTÜ’de de etkin bir biçimde Genç-Sen çalışmasına müdahale etmeye başladık. Dönemin başlamasıyla birlikte gerek merkez kampüste gerekse de Davutpaşa kampüsünde Genç-Sen çalışmasını aktif bir biçimde örmeye çalışıyoruz. Bu eksende taban inisiyatifini açığa çıkaracak politik müdahaleler gerçekleştiriyor, pratik çalışmalarımızı bu doğrultuda kurguluyoruz.

Dönem başıyla birlikte, paralı eğitim saldırıları, üniversitemizde de karşımıza çıkan soruşturma ve cezalar, türban üzerinden dönen tartışmalar ile birlikte düzen içi tarafların sahte özgürlük söylemleri başlıklarını içeren bir başlangıç çalışması yapmayı planlamıştık. Bu başlıklara Davutpaşa kampüsünde yaşanan sorununu da ekleyerek bir basın açıklaması gerçekleştirdik. Ancak örülen ön sürece etkin bir müdahillik göstermeyen liberal-reformist özneler, bugüne değin toplantılara sınırlı bir katılım sağlayıp “tüzüksel” tartışmalar yapmanın dışında başka hiç bir tutum sergilemediler. Söz konusu tutumun siyasal temsiliyetini alanımızda “başarı” ile sergileyen SGD, EHP, TÖP, SDP gibi özneler- istisnai tekil örnekleri/örneği dışında- bırakın etkin bir pratik süreç örgütlemeyi, kimi zaman çalışmanın önünü tıkayan roller de üstlendiler. “Bildiri dağıtımını gereksiz buluyorum” diyen SGD’li ve TÖP’lüsünden, “Basın açıklamasını tercih etmeyelim, polis saldırabilir” deyip bildiri-afiş kullanımlarında ÖGB ve sivil polislerle yaşanan münakaşalara atfen “Genç-Sen’i kavgacı bir örgüt olarak göstermeyelim” diyen EHP’lisine, her renkten “örgütlü” insanı barındıran alanımızda basın açıklamasına giden sürecin pratik çalışmalarına da bu arkadaşlar hatır-gönül zorlamalar dışında pek de katıl(a)mamışlardır.

Toplantılar dışında -ki o da sınırlı- göremediğimiz bu blok eğilim, iş temsilciler meclisi seçimlerine gelince kendilerinden beklenen “etkin katılım”ı örgütleyerek karşımıza çıkmış oldular.(...)

(...) 50’ye yakın bir katılımın sağlandığı üniversite genel kurulu başlamış oldu. Gündemler kapsamında, önümüzde hafta için örgütlenecek “halkların kardeşliği haftası”, bunun yanısıra dönem boyu sürdürülecek ve “paralı eğitim, mesleki dönüşümler, geleceksizlik vb.” konu başlıklarını içerecek bütünlüklü politik kampanya süreci konuşulmaya başlandı. Öncelikle bu tartışmalar üzerinden asgari somut belirlemeler yapılması, hafta başından itibaren kullanılacak anket, bülten gibi materyallerin hazırlanması ve bu eksende iş bölümlerinin yapılması gerektiği, bunların ardından temsilciler meclisine dair yaklaşımların tartışılarak temsilcilik seçimlerinin yapılması gerektiği vurgulandı. Ancak aradan kısa bir süre geçmesine rağmen blok eğilim tarafından “serzenişler” başlamış oldu. Aynı zamanda MYK üyesi de olan TÖP’lü arkadaşımızın “bunlar sonra da yapılır, vaktimiz az, önümüzde temsilciler meclisi var, bir an önce seçimleri yapalım” açıklamaları ile bir nevi toplantı boyunca sürecek gerici eğilim ve açıklamaların “startı verilmiş” oldu.

Bu somut belirlemelerin de en az temsilcilik seçimi kadar önemli olduğu vurgusuyla birlikte planlamalarımızı tartışmaya devam ettik. Bu noktada da karşımıza oldukça “ilginç” eğilimler çıkmış oldu. Tüm dönemi içine alacak biçimde kurgulanacak bütünlüklü bir kampanyanın yerelimizde işlenmesi, hatta bunun da temsilciler meclisinde önerilmesi/var olan önerilere eklenmesi gibi konular tartışılırken SGD’li arkadaşlar olası bir kampanya sürecinde işlenecek başlıkların kullanacağımız anketin sonuçlarına göre belirlenmesi gerektiğini dile getirdiler. Bunun yanı sıra Genç-Sen’e üye katmak gerektiğini geçtiğimiz toplantıda söylediklerini ve bunun kabul gördüğünü de vurguladılar. Bir örgütlülüğe yeni üyeler katmak “parlak” fikrinin eşyanın tabiatı gereği kabul göreceği, ancak bunun süreçlere yapılacak politik müdahale ve pratik çalışma ile olabileceği “ne yazık ki” tarafımızdan ifade edilmek zorunda kaldı. Ardından hazırlanan anketin soruları üzerine bir tartışmaya geçildi. “Paralı eğitime nasıl bakıyorsunuz?” gibi yönlendirici sorular sorulmaması gerektiğini söyleyen SGD’li arkadaş, ipin ucunu kaçırarak “önceden gündemler belirleyip kitlelere dayatmayalım, insanlara genel sorular soralım ve verecekleri cevaplar ekseninde bir çalışma hattı izleyelim” diyebildi. Bunun üzerine söz alan bir arkadaş bu eğilimin açık bir ifade ile ‘gerici’ olduğunu söyledi. Ankette sorulacak sorulara dair teknik bir düzenlemenin, kullanımı daha etkili kılacak bir yenilemenin her yönüyle yapılabileceğini, ancak karşılaşılan tutumun bundan öte anlamlar taşıdığını vurguladı. Anketin kitleye ulaşabilmede bir araç olarak kullanılacağı, etkin kullanım açısından sorularda oynamalar yapılabileceği ancak politik müdahale süreçlerinin net ve taraflı bir biçimde bizler tarafından belirlenmesi gerektiği ifade edildi. Bugün gençlik kitlelerinin paralı eğitim, yetkin mühendislik gibi mesleki dönüşümlerin yanı sıra geleceksizlik vb. gündemlere karşı mücadeleye kanalize edilmesi gerektiği, bunların aslında sorun olduğunun net bir biçimde anlatılması gerektiği söylendi. Aynı arkadaşa sorulan “Anket sonuçlarında ‘okul içerisinde otopark yetersizliği’ sorun olarak çıkarsa, Genç-Sen olarak bunu mu işleyeceğiz?” sorusu ise yanıtsız bırakıldı. (...)

(...) Bu tartışmaların ardından bir arkadaşımız temsiliyetin bugün için sınırları üzerine yapılan tartışmalara paralel bir biçimde, YTÜ Genç-Sen bileşeninin politik bir tutum alabilmesi adına, okuldan uzaklaştırma cezası almış arkadaşımızın temsilci olarak gösterilebileceğini ifade etti. Öneri çerçevesinde temsiliyete dair tartışma ekseninin/sınırlarının aynı olduğunu vurgulayan arkadaşımız, buradaki tüm bileşenin ortak bir tutum sergileyerek ceza alan arkadaşımızı temsilciler meclisine gönderme iradesi göstermesinin aslen önemli olabileceğini söyledi. Politik kimliğinden ve tutumlarından kaynaklı üniversite yönetimi ve YÖK tarafından “cezalandırılmış” bir arkadaşın aday olarak gösterilmesinin, gerek Genç-Sen içi kamuoyuna gerekse toplam kamuoyuna ortak ve politik bir tutum olarak deklare edilebileceğini, bunun bir taraftan da fiili-meşru eylem çizgisi iddiasını her anlamıyla güçlendireceğini ifade etti.

Bu önerinin hemen ardından ortaya konulan tutumlar ise söz konusu unsurlar adına politik bir iflastan öte hiç bir anlam taşımamaktadır. İlk söz alan EHP’li arkadaş, olumlu veya olumsuz hiç bir yorum yapmadan “ben de adayım” demekle yetindi. Daha sonrasında söz alan TÖP çevresi bir arkadaş ise “Böyle bir tutuma gerek yok, ceza almış bir arkadaşı böyle bir şey için aday göstermeyelim, Genç-Sen’in şirin gözükmesi lazım” ifadelerini kullandı. Tartışmasını güçlendirmek adına da sözlerine şu cümlelerle devam etti : “Hem ceza alan arkadaşa, bizim adımıza yer filan almaya gittiğinde izin de vermezler, bunları da düşünmek lazım

Bu açıklamaların peşi sıra karşımıza yine blok bir tutum çıkmış oldu. Yukarıda sıralayageldiğimiz siyasetlerin tümü ya susarak, ya başlarını sallayarak, ya da “güçlendirici” konuşmalar yaparak bu gerici politik söylemin bir parçası oldular. Açıkçası o ana dek tartışmalarda ortak paydada tutumlar aldığımız devrimci unsurlardan, bu noktada bir kez daha ortaya çıkan liberal-reformist eğilime yönelik etkili bir karşı duruş da göremedik.

Bu konuşmaların ardından ceza alan arkadaşımız söz alarak ortaya çıkan liberal-reformist hatta gerici eğilimi mahkum eden bir konuşma yaptı. Konuşmasında ortaya çıkan bu tablonun kurucu genel kurulda cisimleşen eğilimin devamı olduğunu ifade etti. Bugün kendi korkularını kitlelerin korkuları olarak lanse etmeye çalışan bu eğilimin gençlik kitleleri alanlara çıkıp pratik süreçleri örgütlerken “şirinlik” üzerine yapılan gerici tartışmalarla halihazırda yüzleşeceğini söyledi. Bu tartışmalar ekseninde ortak bir tutum alınamadıktan sonra aday olmanın hiç bir anlam ifade etmeyeceğini söyleyerek adaylığını geri çektiğini bildirdi. (...)

(...) Konu “tüzük”e dair tartışmalar olunca hassasiyetleri bir kat daha artan blok eğilim adına SGD’li bir arkadaş söz aldı. Tartışma boyunca ortaya koyulan gerici kimliğin hakkını vererek konuşmasında “Tüzükte yazıyorsa uymak zorundasınız, bağlayıcılığı var”, “Genç-Sen’e üye olurken bile tüzüğe bağlı kalacağım diye imza atıyorsunuz”,”Olağanüstü toplayıp genel kurulu tüzüğü değiştirirsiniz, ya da genel kurulu beklersiniz”  ifadelerini sık sık kullandı.

Bu tutum da net bir biçimde tartışmada mahkum edildi. Tüzük tartışmalarına dair önemli noktalar tarafımızdan bir kez daha vurgulandı. Genç-Sen’in de anayasa, sendikalar kanunu vb. onlarca yasaya, yönetmeliğe aslında ‘imza atmış’ olduğunu, ancak belirleyici olanın ihtiyaçlar çerçevesinde gelişecek tartışmalar ve fiili-meşru-eylem çizgisi olduğu açıkça ifade edildi.

(Her ne kadar tarafımızdan geleneksel devrimci gruplar çerçevesinde ele alınsa da tutumları bir kez daha SGD’nin, reformizmin etkisini sınırlayıcı bir devrimci-politik çalışma yürütmek yerine reformizme çoğu durumda kan taşıyan bir pratiğin temsilcisi olabildiğini göstermektedir.)

Liberal-reformist eğilimin bu toplantıya, nitel ve nicel olarak, her yönüyle yalnızca temsilci seçimine endeksli bir katılım sağladığı, bir sonraki toplantıda kendini net bir biçimde göstermiş oldu. Bir sonraki gün alınan ve ifade ettiğimiz üzere temsiliyet tartışmasının temel noktasını oluşturan önergeler üzerine yapılan tartışmaya blok eğilim tarafından yalnızca seçilen temsilci sınırında bir katılım sağlanmış oldu! (...)

 

ODTÜ: MYK ve temsilci seçimine endeksli bir çalışma

(...) Bu dönemin başlamasıyla alınan ilk toplantılar öncelikle yine Genç-Sen’in duyurusunun yapılması eksenine sıkıştırılmaya çalışıldı. Hatta buna gerekçe olarak “henüz hiç birimiz üye değiliz, toplansak da karar alamayız, pratik faaliyet yapamayız, Genç-Sen adını kullanamayız!”  fikri öne sürüldü; Anti-Kapitalist’ten ve MYK üyesi olan arkadaş tarafından. İlk toplantıya 50’ye yakın öğrenci katılmasına rağmen iş yaptırmama tavrı tüzüğe bağlanarak güçlendirilmeye çalışıldı. Ancak buna karşı grevdeki TEGA işçilerinin ziyaret edilmesi, okuldaki fotokopi fiyatlarının düşürülmesine dair 2 somut önerinin pratik ayakları örülmeye başlandı. Ardından 2. toplantıyla beraber bu pratik önerilerin yanı sıra seçime dair tartışmalar yapılmaya başlandı. Ancak bu tartışmalar daha sonraki bir toplantıya atıldı. 2. toplantının başında yine MYK üyesi olan arkadaş toplantı yeter sayısı için salt çoğunluğun olup olmadığına baktı. Neyse ki yeterli sayı vardı, bu seferlik… TEGA Grevine destek olmak için tek günlük bir çalışmayla 26 kişilik bir ziyaret gerçekleştirildi (...)

Seçim toplantısı…

Seçimin nasıl yapılacağına dair toplantı tarihi yaklaşık 10 gün öncesinden belli olmasına rağmen “tüzüksel” normlara uygun bir toplantı alınamadı. Çünkü 83 üye olmasına rağmen 42 olan salt çoğunluk sağlanamadı. Bir süre beklenmesine rağmen katılımın yeterli sayıya ulaşmaması nedeniyle bir MYK üyesi tarafından toplantının ertelenmesi veya “arkadaşlarımızı arayalım, gelsinler”  önerisi sunuldu.(...)

Yapılan 2. toplantıda ise 60’ın üzerinde olan katılım ile salt çoğunluk çok kolay bir şekilde sağlandı. Oluşturulacak yürütme kurulu üzerine saatlerce tartışıldı. Bu kurulun 7 veya 9 kişiden oluşması, bu kişilerin  hangi sorumlulukları alması  gerektiği, oylamanın tek tek mi, blok olarak mı yapılacağı, bir öğrencinin kaç oy kullanacağı üzerine tartışmalar sürdü.(...)

Seçim günü geldiğinde 134 üyesi olan ODTÜ’de öğleden sonra yaklaşık 4 saat boyunca sandık kurularak oylamalar yapıldı. Sözde gizli ve kapalı yapılan oylamada sandık başında adayların olması, arkadaşları geldiğinde arkadaşlarına oy kullanmada yardım etmeleri görülmeye değerdi. 16 aday olmasına rağmen oy kullananların adayların çoğunu tanımıyor olmaları, henüz çalışma oturmadan yapılan seçimde insanların 7 oy hakkı olmasına rağmen 7 oylarını verecek aday bulamamalarına neden oldu.

Seçimin sonucu ise tahmin edileceği üzere 7 oy hakkını savunan siyasetlerden oluşan 6 ve Eşitlik Bürosu’ndan sorumlu olmak isteyen bir arkadaştan oluşan 7 kişilik bir yürütmenin seçilmesiydi.

7 kişilik yürütmenin 3 temsilciyi nasıl seçtiğini ise toplantılar gizli yapıldığı için bilemiyoruz.(...)

Hacettepe Üniversitesi

(...) Kurucu Genel Kurul’a kadar hemen hemen hiçbir pratik faaliyet gerçekleştirmeyen Genç-Sen çalışması bu dönemin başlamasıyla ilk toplantısını ve ilk pratik tartışmasını da gerçekleştirmiş durumda. Henüz pratikle buluşamayan tartışmalar olsa da ilk adımlar olması nedeniyle anlamlıdır. Okuldaki otomasyon sistemine, kantinlerin kapatılmasına ve bir yanıyla öğrenciler üzerinde oluşturulan gözetleme, takip, asosyalleştirme üzerinden yürütülecek bir çalışma öngörülüyor. Ayrıca film gösterimleri, kültür sanat etkinliklerinin gerçekleştirilmesi düşünülüyor. Ancak tartışmaların yeni başlatılması ve 15 Mart temsilciler meclisine az vakit kalması nedeniyle seçim tartışmaları öne geçti. Seçimin nasıl yapılacağı üzerine yapılan toplantıda her yerelde savunduğumuz üzere her öğrencinin tek oy hakkı olması gerektiği ve hiçbir ilkesiz seçim pazarlığına fırsat vermeme anlayışını savunduk. Seçilecek 5 kişilik yürütme kurulu’nun ve temsilcinin işleri yöneten, karar veren değil sadece düzenleyen olması gerektiği ve her kararın toplantılarda alınması gerektiği üzerine tartışmalar yaptık. Sonuç olarak herkesin tek oy hakkının olduğu yürütme kurulu seçimi gerçekleştirildi. Seçim günü 43 üye olduğu söylenildi ve seçime katılan 38 kişinin oylarıyla yürütme belirlendi. Herkesin tek oy kullanması neticesinde yürütmede dengeli bir temsiliyet sağlandı. Ancak toplantılara hemen hemen hiçbir katılım sağlamayan SGD’li bir arkadaşın yürütme kuruluna seçilmesi şaşırtıcıydı.

Ankara Üniversitesi

Genç-Sen çalışmasının yürütüldüğü 3 ayrı kampüs olmasına ve bu 3 kampüsün de gündemleri çok farklı olmasına rağmen ortak bir yürütme ve 3 kampüsü temsilen 2 temsilci seçilmek durumunda kalınmıştır. Bu kampüslerden DTCF için GEÇ-Sen çalışması içerisinde bulunmadığımızdan çok fazla söz söyleme şansımız yoktur. Ancak şunu söyleyebiliriz ki yapılan ilk seçim herkese yeterince ulaşılmadığı ve oldu bittiye getirildiği için iptal edilmiştir. İkinci bir seçimle 3 kişilik bir yürütme seçilmiştir. Bu arada temsilci seçimi A.Ü.’de yürütme her 3 kampüste 3’er kişilik yürütme seçmesinden sonra 9 kişilik yürütmenin 2 temsilci seçmesi ile yapıldı. Bu kısa notun ardından diğer iki kampüse dönebiliriz.

Cebeci Kampüsü

Bu döneme kadar hemen hemen hiçbir pratik faaliyete imza atmayan GENÇ-SEN aldığı ilk toplantılarda örgütlü bir bileşenin dışına çıkamadı. Haklı olarak henüz iş yapmayan, pratikle bir bağı olmayan bir örgüte gelmek istememektedir öğrenciler. Bu yüzden yapılan afiş, bildiri ve üye toplama çalışması karşılık bulamamıştır. Ancak genel olarak “Geleceksizlik ve Diplomalı işsizlik” üzerinden bir çalışma yapılması ve ilk etkinlik olarak eğitim öğrencilerin geleceksizlik sorununun işlendiği 10 Nisan tarihinde bir panel düşünülüyor. Ardından Hukuk ve iletişim fakültelerinde de benzer paneller yapılması öngörülüyor. Henüz tartışmalar bir sonuca bağlanamamış olsa da bu paneller ve tartışmalarla 1 Mayıs’a yönelik bütünlüklü bir çaba var.

(...)Ancak Genç-Sen’e yönelik tartışmalarımızda temel olarak taban inisiyatiflerinin geliştirilmesi ve MYK, Yürütme ve Temsilcilik gibi kavramların tabanın öngördüğü ve tabandaki tartışmaların ortak bir potada eritilmesiyle şekillenmesi tartışmalarımızda bugün için somut bir karşılık aldığımız söylenemez. GENÇ-SEN içersindeki hemen tüm siyasetler bu pazarlıkların ve kendi çıkarı söz konusu olduğunda anti-demokratik, dar grupçu dahi de olsa her türlü yöntemin uygulandığını görmüş olduk. Ancak elbette ki mücadelenin kendisi geliştiği ölçüde bu hesaplara ve tavırlara gereken yanıtı verecektir. Ve bilinmelidir ki kapılmaya çalışılan koltuklar, gençlik hareketi için hiçbir anlam ifade etmemektedir. Liberalizmin ve reformizmin güçlü rüzgârına kapılanların kaptıkları koltuklar kaybedilmeye mahkûmdur.

Tandoğan Kampüsü

Tandoğan’da yapılan Yürütme seçimleri ise yaklaşık 10 dakika sürdü. 3 kişilik yürütme oy birliği ve hiçbir itiraz olmadan açık bir toplantıda seçilmiş oldu. Zaten yürütmeye teknik ve aidat, formların toplanması ve iletişim gibi teknik işler dışında hiçbir sorumluluk verilmedi. Toplantıda da özellikle kararların açık toplantılarda alınacağı ve yürütmenin buna uymaktan başka şansı olmadığı, Tandoğan’da açık toplantıda tartışılmayan hiçbir şeyin kabul edilmeyeceği vurgulandı.

Bu seçim temsilciler meclisinden bir gün önce yapılmasından kaynaklı ne alanlarda açık toplantılarda ne de yürütmede ayrıntılı tartışılmadığı için Temsilciler Meclisi’nin toplantısının gündem önerilerine, amaç ve ilkeler bölümüne dair tartışmalarda oy kullanmama kararı alındı. Temsilcilerin görevinin yereldeki tartışmaları temsilciler meclisi toplantısına taşımak olmasından kaynaklı, yerelde tartışılmayan konulara dair söz söylememe kararı alındı.

Ekim Gençliği Sayı 108 / 15 Mart - 15 Nisan 2008


YAZICIYA GONDER


May
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
28 29 30 1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 30 31 1