17.05.2008
29.03.2008 11:54

Toplumsal hafızanın toz bezi, toplumsal tepkiye ayak bağı:

 

Türban tartışmaları 

 

Türban tartışmaları gündemdeki sırasını önce sınır ötesi saldırganlığa, ardından AKP'yi kapatma davasına kaptırmış olsa da, hala güncelliğini koruyor. Toplumu türban yanlıları ve karşıtları olarak ikiye bölmenin bir aracı olan bu tartışmalar, aynı zamanda özgürlük, laiklik, eğitim hakkı, demokrasi vb. önemli kavramların da ayağa düştüğü bir tablo çıkardı karşımıza. Geniş yığınlarda ciddi bir bilinç bulanıklığına yol açan bu tartışmalar maalesef sol içerisinde, özellikle de sorunun temelde yaşandığı üniversitelerdeki gençlik örgütlenmelerinde de azımsanamayacak bir karşılık üretti. Yaşanan bilinç dumurunun aşılması yönünde çaba harcaması gereken bir dizi gençlik örgütlenmesi, bugün düzen içi çatışmalarda önemli bir misyon yüklenmiş bu bez parçasını orasından burasından çekiştiren bir duruma düştüler. Türbanı bir özgürlük sorunu olarak ele alma eğiliminden dinsel gericiliğe karşı tutum adına bugün bir gözbağından öte anlamı olmayan bu tartışmalara yedeklenenlere kadar geniş bir yelpaze...

Tartışmaların gerçek özünden kopartılarak yürütüldüğü böyle bir atmosferde bir takım kavramların ayağa düşmesini yadırgamamak gerekiyor. Sonuç olarak dinsel gericiler ile sözde laikler arasında yürüyen bir çatışmanın geniş yığınlar içerisinde karşılık üretebilmesinin temel koşullarından birini de bir kavram kargaşası yaratmak oluşturuyor. O zaman içine biraz eğitim hakkı, biraz demokrasi katılmış bu özgürlük çorbasının da, karşısına çıkartılan bayat laiklik söylemlerinin ne olduğu ve ne olmadığı üzerine biraz düşünmek gerekiyor!

Savunulan neyin ve kimin özgürlüğü?!

AKP şahsında türbanı savunan dinsel gericilerin en temel argümanını, ne ironiktir ki “türbanlı öğrencilerin özgürlüğü” sorunu oluşturuyor. Ve yine ironiktir ki, bu argüman bugün sol içerisinde konumlanmış bir dizi gençlik örgütlenmesini dahi etkisi altına alabiliyor. Boğaziçi Üniversitesi'nde örgütlenen türbana özgürlük eylemi ya da İTÜ'de hem de İTÜ Genç Sen olarak örgütlenen ve türbanın bir özgürlük sorunu olduğunu yüksek sesle söyleyen basın açıklaması, bu etkinin sınırlarının görülebilmesi açısından anlamlı örneklerdir.

TMY'den ceza mevzuatının bütününe, Polis Vazife ve Selahiyatları Kanunu'ndan Basın Kanunu'na kadar bir dizi yasanın altına imza atmış AKP'nin özgürlüğün savunucusu olamayacağı ve olmadığı açık. Bugüne kadar geçmiş mücadelelerle kazanılmış hak ve özgürlüklere dönük sistematik bir saldırının yürütücüsü olmuş AKP'nin bugün özgürlük üzerine söylemlerle toplumun gözünü boyama şansı dahi bulunmuyor.

Ancak söz konusu olan bir grup üniversiteli genç kadının başlarına bağladıkları bez parçasından ötürü üniversiteye girememeleri olunca, “özgürlük” sözcüğü buraya oturmuş gibi görünüyor. Fakat tam da bu noktada  “türban ve özgürlük” yanyana düşünülebilir mi sorusunu sormak gerekiyor.

Komünistleri soruna buradan bakmaktadırlar. Dinsel gericiliğin kadınlar üzerindeki tahakkümünün bir aracı olan türbanın “kullanım” özgürlüğünü savunmak komünistlerin işi olamaz. Nasıl ki insanların kafalarından türbanı zorla çekip almak değilse...

Zira, kadının özgürlük sorunu hiç de türbana indirgenemeyeek kadar kapsamlı bir sorundur. Kapitalist toplumda kadınlar içine sıkıştırıldıkları çifte sömürü cenderesi altında halihazırda özgür değildirler. Türbanlısı da, türbansızı da... Kamu dairelerinde başında türbanla dolaşabilen bir kadınla, saçı açık bir kadının konumu arasında -belki siyasal aidiyetlerin yaratabileceği kimi göz boyamalar dışında- herhangi bir farklılık bulunmamaktadır. Fabrikalarda ucuz emek sömürüsünün şiddetini türbanlı-türbansız kadınlar birarada hissetmektedir. Keza ev köleliği de bugün saça başa bakmadan bütün kadınları ortak kesen bir sorunu ifade etmektedir. Halen mecliste tartışılan saldırı yasaları ile emzirme odaları kapatılacak olan, kreş hakkı gasp edilecek olan kadınlar için de durum aynıdır. Kısacası sermaye düzeni için türbanlı ya da türbansız kadın “eşittir”. Farklılıkları belirleyen sadece kadınların sınıfsal kökenidir.

Türbanlı kadınlar dinsel gericilikten daha doğrudan etkilendikleri, dinsel gericiliğin doğrudan müdahalesi ile karşılaştıkları için bir nebze toplumsal yaşam içerisinde daha geri planda kalmaktadır. Bunun temelinde ise dinsel gericiliğin kendisi ile sermaye düzeninin iç çatışmalarına bir kez daha kadınları alet etmesi yatmaktadır. Kadının özgürlüğü savunulacaksa eğer, elbette dinsel gericiliğe tutum almak zorunludur. Ancak bu tutum hiçbir koşulda sermaye düzenine alınacak topyekün tutumdan bağımsız anlam ifade etmeyecektir. Her ikisinin söylemleri, güncel politikaları vb. kısmi farklılıklar gösterse de, aynı zeminden beslenmektedir. Dolayısıyla, kadının özgür olamama sorununun kökten çözümü “onun türban takmasını savunmak değil”, onu türbanlı-türbansız çifte sömürüye maruz bırakan düzene karşı mücadele etmektir.

 

“Türbana özgürlük” söyleminin bir sonraki adımı

 

 

 “Hepimiz AKP'liyiz!”

 
“Türbana özgürlük” denerek kadının özgürleşmesi sorununa tam zıt bir eksende tutum alınmış olduğu açık! Peki savunulan nedir öyleyse? Demokrasi mi, kılık kıyafet serbestliği mi, herkese eğitim hakkı mı?!

Düzen siyaseti manipülasyona dayanır. Türban savunucularının bu argümanları kullanması bu bağlamda doğaldır. Ancak bugün solda konumlanmış gençlik örgütlenmelerinin bu manipülasyona angaje olmaları anlaşılır değildir. Kaldı ki ne kılık kıyafet özgürlüğü, ne demokrasi, ne de eğitim hakkı tek başına “türbana özgürlük” denilerek savunulacak sınırlarda haklar değildir. Bunun içindir ki, bugün bu haklar “türbana özgürlük” şiarı ile bütünleştirilmeye çalışıldığı her durumda, geniş kesimlerin eğitim hakkını gasp eden, her türlü özgürlüğün önünü tıkayan, demokrasiyi bir oyuncağa dönüştürmüş bulunan düzen siyasetinin ekmeğine yağ sürülmektedir.

Bugün sol içerisinde düşülen bu noktanın nedeni, ister popülizm ister kapsayıcılık kaygısı olsun, bu yolun sonu düzen siyasetine yedeklenmenin de ötesi olacaktır. Bugün ister kılık kıyafet serbestliği sınırında, ister özgürlük ve demokrasi savunuculuğu boyutuyla türbanı savunanlar, yarın siyasal özgürlükleri savunmak adına AKP'ye karşı açılan kapatma davasında AKP savunuculuğu noktasına da düşeceklerdir. Daha şimdiden ortalıklarda dolaşan “Hepimiz AKP'liyiz” mırıldanmaları hayra alamet değil. İşte bu noktaya düşüldüğünde, ister dergi sayfalarında AKP politikaları eleştirilsin, ister “biz AKP'nin siyasal icraatlarını savunmuyoruz, biz herkes için siyasal özgürlüğü savunuyoruz” denilsin, varılacak nokta aynı noktadır. Sınıf düşmanlarının siyasal özgürlüklerini savunmak, kendi iç çatışmalarında taraf olmak, kadını dinsel gericilik boyunduruğu altına sokan türbana evet demek, gerçekte işçi sınıfı ve emekçilere karşı işlenmiş affedilemez bir suçtur.

Türban nereden tutarsan tut bir örtüden ibarettir!

Sermaye düzeni tarafından özenle işlenerek karşımıza çıkartılan türban sorunu bugün nereden tutarsak tutalım bir örtüden ibarettir. Toplumsal hafızayı silmenin bir aracı, toplumsal tepkiye ayak bağıdır. Bugün türbanın karşısına laikliğin yılmaz savunucusu olarak çıkan kesimler bunun en çarpıcı örneğidir. Yıllar yılı bu coğrafyada dinsel ve siyasal gericiliğin yükselişine su taşımış sözde laik bu kesim, bugünse “laiklik elden gidiyor” söylemleri ile toplumu yapay bir taraflaşmanın içerisine çekmek istemektedir.

Oysa türbanın gerisinde, genel planda kadının çifte ezilmişliği, ucuz emek sömürüsü illeti, devlet terörü, ulusal baskı ve eşitsizlikler gizlidir.

Oysa bugün yürüyen türban tartışmalarının gerisinde, SSGSS yasa tasarısı, ABD ile yeni bir düzlemde kurulan uşaklık ilişkisi, çıkartılan yeni baskı yasaları, sınır içi ve ötesi saldırganlıklar gizlidir.

İşte bütün bunların üzerini örtmeye yarayan türban, aynı zamanda hafızalarımızı silmeye ve birleşik bir düzlemde verebileceğimiz her türlü tepkiye de ayak bağı olmaya yaramaktadır.

Bu bağlamda ne “türbana özgürlük” söylemi bizim işimizdir, ne de türban karşısında bu düzenin kemalist statükosunun çıkarlarını savunmak... Komünistler bu tartışmalar karşısında, bilinçlerin bulanıklaştırılmasına karşı mücadele edecek ve bu düzenin unutturup üstünü örtmeye çalıştığı saldırgan yüzünü her adımda teşhir edeceklerdir.

Ekim Gençliği Sayı 108 / 15 Mart - 15 Nisan 2008


YAZICIYA GONDER


May
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
28 29 30 1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 30 31 1