14.04.2008 16:00
“Ölümün adil olması için hayatın adil olması lazım”
“İnsan hayatının ve sağlığının sömürme, aşırı karlar uğrana nasıl hiçe sayıldığının en açık biçimde yaşandığı ülkelerden biriside Türkiye’dir.”
Teoman Öztürk – 19 Ekim 1978 1. Ulusal İşçi Sağlığı Kongresi Açılış Konuşması
Hayat insanın karşısına her zaman basit seçimlerle çıkmıyor. Seçmek eylemi tezgâhtaki meyvelerle kurulan ilişki kadar sığ kalamıyor. Çoğu zaman kafa karıştırıyor, bir parça yoruyor, “ya da” bağlacının sağındaki ve solundaki olgular insanın canını acıtıyor. “Tamam, artık” demeye kalmadan yapılması gereken yeni seçimler çıkıyor karşımıza.
Çaresiz olmak ya da işsiz olmak, aç olmak ya da bir kuru ekmekle doymak, tek olmak ya da çok olmak, ben olmak ya da biz olmak, gitmek ya da susmak, adım atmak ya da durmak...
"Tersanede çalışan Urfalı tanıdıklar telefon açtılar, taşeronla görüştük. Taşeron 'hemen gelin iş hazır' dedi. Geldik, sigorta numaramızı aldı, bir de sağlık raporu istedi. Sonra iş yok. 15 gün bekledik. Ancak bugün başladık."
Urfa’dan İstanbul’a sürüklenmek hangi durumlar arasından yapılan bir seçimdi acaba?
"Tersanede bir tankın içine girdik, aşağıya indik. İçinde tren rayı gibi demirler var. Zemin kaygan. Su iki karış. Bir kaysan, başını demire çarptın mı, gittin... Her yer kaygan. Merdivenden indik, o bile kaygan. Bir insanın başına bir şey gelse oradan çıkmak da zor. Yakıt tankı var. Orada birisi sigara yaksa bütün gemi patlar."
Bir cehennemde insan kalmaya çalışmak, adım atmak ve öleyazmak hangi tercihin ürünü?
“Gemide tavcı olarak çalışan Cevat Toy arkadaşımız, yemek paydosundan sonra bir daha ortalıkta görünmemiş. Beraber çalıştıkları eniştesi durumu yetkililere bildirdiyse de ciddiye alınmamış. Arkadaşın düşmesinden yaklaşık üç saat sonra eniştesinin kendi çabalarıyla arkadaşın düştüğü yer tespit edilmiş. Üç saattir ölmeyen arkadaşımız zamanında müdahale edilebilseydi şimdi aramızda olacaktı. Belki müdahale edildiği zaman, doğru bir müdahale edilebilseydi, arkadaşımız yine de yaşıyor olabilirdi.” (Tersane İşçileri Birliği Derneği Üyesi bir işçinin aktarımı)
Bir insan hayatının yitimi kaç kuruşluk bir karın, kaç kuruşluk bir zorunluluğa tercihi?
“Zonguldak, Kilimli'de 2 Mart 2008 tarihinde kaçak maden ocağında meydana gelen göçükte 2 işçi yaşamını yitirdi.”
Zonguldak dendiğinde gözlerin hafifçe kaçırılması, ardından gelen cümlenin tanıdık bir siyahlık barındırması, göçüğün Zonguldak’ta kanıksanmış olması, bu kanıksamanın dalga dalga az çok kestane kokan evlerimize sızması hangi saiklerin tercihli dizilişi?
Yakın zamandaki bir takım yaşanmışlıklar ile yapmak istediğim girişi. Hiç unutmayalım diye, unutmak üzerine kurulu girizgâhlara izin veremeyelim diye. Bu girişi düzgün bir gelişmeyle devam ettirememek bir ayağı topal aksak bir anlatıma tekabül edecek. Bu yüzden bende sırtımı hayatın gerçeklerine dayayarak yapıyorum seçimimi.
İşçi güvenliği ve sağlığından terk-i diyar eylemek
Özelinde bu coğrafyada genelinde dünya üzerinde işverenler ya da güncel bir dille patronlar, “işçi güvenliği ve sağlığı” ile ilgili eğitim çalışmalarından bilerek uzak durmaktadırlar. Çünkü onlar için, “vakit nakittir” sözü hayatın merkezindedir. Çalışanın hayatı ise bir teferruattan ibarettir. Aynı şekilde işçinin çalışma sırasında karşılaşması muhtemel her türlü kazaya karşı alınması gereken önlemler, malzemeler, doktor, revir vb. kayıp para anlamı taşıdığı için üzerinden bilerek atlanılır. Böyle bir ortamda iş kazası ve işçi ölümleri olarak afişe edilen tanımlamaların iş cinayetleri olarak dillendirilmesi çarpıtılmaya çalışılan gerçeklere karşı sağlam bir dilin yansıması olacaktır.
Türkiye iş cinayetlerinde dünyada üçüncü, Avrupa‘da birinci sırada yer alıyormuş. Araştırmalar böyle diyor. “İşçi sağlığı ve güvenliği” sermayenin kar hırsının bir sonucu olarak çıkarılan yasalarla birlikte yok sayılıyor. Böyle bir durumda da üçüncü ya da birincilik hak edilmiş oluyor. Eski İş Kanunu’nda “İşçi sağlığı ve İş güvenliği” olan tanımlama, 2003 yılında değiştirilen İş Kanunu ve AB uyum süreci çerçevesinde “İş sağlığı ve Güvenliği” olmuştur. Bu küçük! değişiklik Avrupa üçüncülüğünden kaynaklı bir hoşnutsuzluğun sebebi olabilir mi acaba?
Görüyoruz ki sermayedarlar ve onların yasaları, işçiyi kölelik koşullarında yaşatmak dışında da bir takım niyetlerle “hiç yaşamasanız da olur, zaten etrafta sizden çok var” düşüncesine yakışan şekilde hareket etmektedir. 2003 yılında yürürlüğe giren 4857 sayılı İş Yasası’nın 82. maddesinde; “Bu Kanuna göre sanayiden sayılan, devamlı olarak en az elli işçi çalıştıran ve altı aydan fazla sürekli işlerin yapıldığı işyerlerinde işverenler, işyerinin iş güvenliği önlemlerinin sağlanması, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenmesi için alınacak önlemlerin belirlenmesi ve uygulanmasının izlenmesi hizmetlerini yürütmek üzere işyerindeki işçi sayısına, işyerinin niteliğine ve tehlikelilik derecesine göre bir veya daha fazla mühendis veya teknik elemanı görevlendirmekle yükümlüdürler.” denilmektedir. Hâlbuki Türkiye’de kayıtlı işçilerin %60’ı, kayıtsızların ise daha büyük bir kısmı 50 kişiden küçük işyerlerinde çalışmaktadır. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (İLO) araştırmalarına göre iş kazalarının %72’si 50’den az işçi çalıştıran işyerlerinde meydana gelmektedir. İstatistikler ve rakamlar soğuktur, insanı acımasız bir bilimselliğin içine çeker, ama bu bilgilerden de görüldüğü üzere patronlar var oluşlarını bu rakamlara borçludur.
Taşeronlaştırma mı cinayetlere yasal kılıf mı?
Taşeronlaştırmayı mal ve hizmet üretiminin parçalara ayrılarak, ana firmaya bağlı çalışan bir ya da daha fazla alt-firma aracılığı ile yapılması olarak açıklayabiliriz. Bu süreçte ana firma ve alt firma(lar) arasında bir sözleşme yapılır ve bu sözleşmenin sınırlarında ilişkiler gelişir. Bu durum işçiler için oldukça sorunlu bir takım sonuçlar doğurmaktadır. Öncelikle ana firma ve alt firma ayrımı dolayısıyla üretimin bölünmesi işçiler arasında bir birliktelik, daha doğru tanımlamayla örgütlülük oluşmasının önüne geçmektedir. Zaten her türlü haktan –sigorta, iş güvenliği, sendika vb.- yoksun bırakılan işçiler, bu bölünmüşlük ile haklarını arama noktasında da ortak bir duruş sergileme şansından uzaklaştırılmaya çalışılmaktadır.
Taşeronlaştırmanın en yakıcı sonuçlarıyla, esasen taşeron firmalarda çalışan işçiler karşılaşmaktadırlar. Sendika üyesi olması yönünde hiçbir yasal engelin –en azından kâğıt üstünde- olmamasına karşın, ana firmanın sözleşmeyi istediği zaman feshedebilme durumu sendikanın taşeron firma işçileri içerisine girmesini zorlaştırmakta daha doğru bir anlatımla imkânsızlaştırmaktadır. Böylece sigortasız ve sefalet ücretleri ile çalışan yığınlar kölelik koşullarına mahkûm edilmeye çalışılmış oluyor.
Son zamanlarda gazete sayfalarına ve haber bültenlerine iliştirilen olaylardan birçoğunun baş aktörü taşeronlardır. Tuzla Tersaneler cehenneminde çalışan işçilerin % 90’ı taşeron işçisidir. Tersanelerde yaşanan iş cinayetleri düşünüldüğünde böyle bir yüzdelik dilimin hiç de şaşırtıcı olmadığını düşünüyorum
Tersanelerden yükselen çığlıklar
Tersane patronları, Türkiye’nin gemi sanayide dünya sıralamasında 5. olmasıyla böbürlenmekteler. Şimdilerde koltuklarına daha bir sağlam oturup birinci sırada yer almanın tiksindirici gururu ile yeni hesaplar yapılıyor olsa gerek. Elbette salt bir sıralama ezberi değil bu durum. Burada ki beşinciliğin geri dönüşümünün nakit olmasından kaynaklı bütün hesaplamalar. Peki, iş kazalarında ki üçüncülüğün geri dönüşümü nasıl oluyor acaba? Kan ve can üzerine kurulu bu düzende tersanelerde son 8 ayda ölen işçi sayısının 16 olması örtbas edilmesi güç bir durum oldu kimileri için.
Aşağıdaki tablo üretimdeki artışın iş cinayetlerine nasıl yansıdığına dair bir takım bilgiler veriyor.
Türkiye Gemi Insa/Tamir Sektöründe Üretim ve Is Kazası Sonucu Ölüm Sayıları*
Türkiye Gemi Insa/Tamir
Sektöründe Üretim Ölümlü Is Kazaları
2001 147.130 DWT 1 isçi
2002 84.700 DWT 5 isçi
2003 106.450 DWT 3 isçi
2004 293.229 DWT 5 isçi
2005 331.740 DWT 8 isçi
2006 556.285 DWT 10 isçi
2007 1.007.968 DWT 12 isçi
Kaynak: www.calisma.gov.tr/is_teftis/tersane.pdf; Limter-Is Sendikası verileri; www.gisbir.com
*Tuzla tersaneler gerçeği raporu özetinden alınmıştır.
Üretimdeki artış beraberinde işçinin fazladan çalışmasına, aşırı yorgunluktan kaynaklı dikkatsizliğe ya da stresin etkisiyle psikolojik sorunlara vb. denk düşüyor. Diğer bir taraftan maliyeti düşürmek için tekrar tekrar söylemekte sakınca görmediğim “işçi sağlığı ve güvenliği” ile ilgili önlemlerin ve eğitim çalışmalarının yapılmayışı da bu rakamların her geçen gün üretim içinde, ölümler içinde artacağının bir göstergesi olmalıdır.
Yukarıdaki tüm anlatım ve bilgiler konunun bir yönünü yani, işveren sınıfının kar hırsı ve maliyet azaltma amacı ile yapmadıklarını gösterirken, diğer bir yönde denetim sorunudur. Bu topraklarda her duruma uygun bir örnek olay yaşana geldiği için sözünü ettiğim denetimsizlik ile de ilgili bir aktarım yapmak istiyorum.
31 Ocak 2008 Davutpaşa faciası
Davutpaşa’da bir havai fişek, maytap, meşale gibi yanıcı ve patlayıcı madde üretip depolayan bir fabrikada gerçekleşen patlama sonucu 22 kişi hayatını kaybetmiş, 100 kişide yaralanmıştı. Patlamanın olduğu fabrikanın ruhsatı ve izni yoktu. Kaçaktı. 19 yıldır da kaçak olarak çalışıyordu. Demem o ki her şeyden herkesin bilgisi vardı. Ama ülkenin pişkin vekilleri, yetkilileri yaşanan acının ve facianın sonrasında yine aynı pişkin demeçleriyle çıktı karşımıza.
İstanbul Valisi Muammer Güler "Maytap atölyesinin ruhsatı yok. Maalesef böyle kaçaklar oluyor" dedi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da "Vatandaş ihbar etmezse nereden bilelim" dedi.
Dediler ve işleri bitti. Yaşanan olay üzerine bir söz söylediler, sonrada koltuklarına geri oturdular. 19 yıldır kaçak olarak çalışan bir fabrikada 22 insanın ölümü ve onlarcasının yaralanmasına yol açan bir patlamadan sonra onurlu davranıp en azından istifa etmelerini beklemek saflıklı mı olurdu dersiniz?
Gülseren Yurttaş’ın gülen yüzü artık aramızda yok
27 Eylül 2007 tarihinde Harita ve Kadastro Mühendisi Gülseren Yurttaş iş cinayeti sonucu yaşamını yitirdi. İSKİ’nin “Melen Çayı’nın İstanbul’a Getirilmesi Boğaz Geçiş Projesi” Sarayburnu şantiyesinde Detek isimli taşeron firmada mühendis olarak görevliydi. 27 Eylül günü, boru taşıyan mobil vinç bomunun kopup üzerine düşmesi sonucu hayatını kaybetti. Yaşanan bu olaydan sonra taşeron firmanın da isminin yazılı olduğu levha şantiye girişinden söküldü. Şimdi TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası’nın olayla ilgili yapmış oldu basın açıklamasında sormuş olduğu soruların, cevapları için biraz kendimizi zorlayalım; “Büyük Şehir Belediye Başkanlığı konuyu ne kadar sahiplendi; ana firmanın ihale sürecinde araç parkı kontrol edilerek istenilen araçları (kamyon, vinç... vb.) kim kontrol ederek vize verdi? İş güvenliği ile ilgili alınan tedbirleri kontrol ünitesi olan belediye hangi sıklıkta kontrol etti? Taşeron firma (DETEK) yetkili kılınırken, araç parkı kontrol edilerek onay verildi mi? Raporlarını kimler onayladı? Yoksa rapor tutulmadı mı? İhale sürecinde gerek ana firma ve gerekse taşeron firmanın iş güvenliği ve işçi sağlığı konularında verdikleri yazılı teminatlar kurum tarafından yeterli görülmüşse, uygulamada yeteri sıklıkta kontrol edildi mi? Tutanaklar tutuldu mu?”
Sonuç yerine...
Tercihler ve seçimler üzerine yapmışken bu yazının girişini bir seçimde şimdi yapmalıyız. Ya kafamızı toprağın altından çıkarmak ya da kaza süsü verilmiş durumlara, cinayetlere ortak olmak.
Ankara Gölbaşı'nda Kırılan Vinç İşçilerin Üzerine Düştü: 1 Ölü, 1 Yaralı – 1 Mart 2008
Zonguldak'ta Kaçak Maden Ocağında Göçük: 1 İşçi Öldü – 1 Mart 2008
Zonguldak’ta Yüksekten Düşen İşçi Hayatını Kaybetti – 3 Mart 2008
İsdemir'de Gaz Sıkışması Sonucu Meydana Gelen Patlamada 5 İşçi Yaralandı – 4 Mart 2008
Antep’de Sıva Yaparken Kalp Krizi Geçiren İşçi Öldü – 4 Mart 2008
Adıyaman’da Toprak Ev İnşaat İşçilerinin Üzerine Çöktü: 1 Ölü, 1 Yaralı – 4 Mart 2008
İstanbul TuzlaTersanelerinde Yine İş Kazası : 1 İşçi Yaralı – 4 Mart 2008
Kayseri ‘de Yüksekten Düşen İşçi Yaralandı – 3 Mart 2008
Osmaniye’de asansör boşluğuna düşen işçi öldü – 3 Mart 2008
Hatay Reyhanlı Sanayi Sitesi'nde Yangın: 1 Ölü – 4 Mart 2008
Aydın Nazilli'de Fabrikada Patlama – 5 Mart 2008
İstanbul Tuzla Tersanelerinde 2 İş Kazası Daha – 6 Mart 2008
Bilecik'te iş makinesinin arasına sıkışan 2 işçiden 1'i öldü - 6 Mart 2008
Adıyaman'da 160 İşçi Yedikleri Yemekten Zehirlendi – 7 Mart 2008
Kocaeli’nde 2 İşçi 12 Metrelik Vinçten Düşüp Öldü – 09 Mart 2008
Konya Gıda Fabrikasında Çalışan 30 İşçi Zehirlendi - 11 Mart 2008
Batman’da Belediye Kepçe Operatörü, Kaya Altında Öldü – 11 Mart 2008
Kastamonu’da Bir İşçi Tamir Etmeye Çalıştığı Asansörden Boşluğa Düştü – 12 Mart 2008
İstanbul’da Yüksekten Düşen Tersane İşçisi Hayatını Kaybetti - 13 Mart 2008
İstanbul Tuzla tersanelerinde 6 İşçi Gazdan Zehirlendi – 13 Mart 2008
Sivas'ta 3 işçi göçük altında kaldı – 14 Mart 2008
Manisa Sarıgöl'de iş kazası – 15 Mart 2008
Kocaeli’nde İş Yerinde Merdivenlerden Düşen İşçi Yaralandı – 17 Mart 2008
Mersin’de Fabrika İnşaatı Çöktü: 4 İşçi Yaralı – 19 Mart 2008
Maraş’ta Hidroelektrik santralde kaza: 4 ölü – 20 Mart 2008
Malatya'da İş Cinayetleri: 2 Ölü – 20 Mart 2008
Ordu Gölköy'de inşaatta toprak kayması: 2 işçi öldü - 23 Mart 2008
Manisa Turgutlu'da yüksekten düşen işçi yaralandı – 23 Mart 2008
Konya’da Kolunu torna tezgahına kaptıran 18 yaşındaki işçi öldü – 24 Mart 2008
İzmir’de Sıcak su ve sabun tankına düşen kimyager ve işçi öldü – 25 Mart 2008
İstanbul İkitelli'de Ayakkabı İmalathanesi Yangınında 3 Yaralı – 26 Mart 2008
Manisa Soma'da maden kazası - 25 Mart 2008
Trabzon'da iş cinayeti - 28 Mart 2008
Antalya Finike'de traktörün römorkundan düşen 1 tarım işçisi kadın öldü – 29 Mart 2008
İzmir’de Belediyenin Kanal için Açtığı Kuyu Bir İşçiye Mezar Oldu – 29 Mart 2008
Tuzla'da 85'inci Ölüm – 30 Mart 2008
Sakarya’da Fabrika İşçilerini Taşıyan Minibüs Duvara Çarptı, 7 Yaralı – 31 Mart 2008
Zonguldak’ta Kaçak Ocakta Patlama: 2 İşçi Yaralı – 31 Mart 2008
Manisa’da İşçiler Jeneratörden sızan gazdan zehirlendiler – 31 Mart 2008
*Yukarıdaki iş kazaları ile ilgili başlıklar sendika.org sitesinde 2.04.2008 tarihli AKP elini işçi kanıyla yıkıyor (Mart ayı iş kazaları raporu) yazısından derlenmiştir.
YTÜ’den bir TMMÖ gazetesi okuru
Toplumcu Mimarlık Mühendislik Öğrencileri Gazetesi Sayı 5