17.05.2008
19.04.2008 14:16

İlkesizlik üzerine kurulu çarpıtmalar ve devrimci tutum... /Yenilendi!

 

Genç-Sen 2. Temsilciler Meclisi’nden yansıyanlar...


Bir aylık bir zaman diliminin ardından, Genç-Sen 2. Temsilciler Meclisi, Ankara DİSK Genel-İş Sendikasında toplandı. 20’yi aşkın üniversiteden temsilcilerin katıldığı toplantıda, MYK’yı da içine alan liberal-reformist eğilimin tüm karşı çabalarına rağmen, sınırlı da olsa bir dizi yerel tarafından etkin tartışmalar yürütme çabası ortaya kondu. Divanın gündemleri toparlamak adına yaptığı her müdahale, MYK dışından gelen önerileri boşa düşürmeye dönük olsa da, sonucu baştan belirlemeye çalışan reformist bloğun, bir dizi yerelin ısrarı ile bunu başaramamış olması olumlu bir gelişmeydi.

Yerel deneyimlerin aktarımı ile başlayan toplantının ilk gündemi kampanya ve lise çalışması idi. Sırayla söz alan temsilciler, “Başka Bir Üniversite Mümkün!” başlığı altında yürütülen çalışmaları ve bu sürece dair yönelimlerini ortaya koydu. Bu gündemlerle birlikte yakın zamanda yaşanan faşist saldırılara ilişkin toplantıda üniversitelilerin yaptığı açıklamalar, Genç-Sen’in bu saldırılara karşı refleks göstermesi gerektiğini ortaya koyarken, MYK bu süreçte oldukça atıl kaldığı için eleştirildi. Türban tartışmaları sırasında bütünün fikrini yansıtmayan bir açıklamaya imza atan MYK’nın üniversitelerde yaşanan faşist saldırganlık sürecine dair gereğinden fazla beklemeci davrandığı tanımlanırken, MYK bileşenlerinin bu tartışmaların yerellerden gelmesini istemesi tüm toplantı boyunca ortaya konan “en olumlu gelişme” oldu. Ancak bugüne değin devrimci tutum tarafından ısrarlı bir biçimde yapılan “taban inisiyatifinin önemi”  tartışmasının, tüm bileşenler açısından asgari ortak paydada açıklamalar yapılmasının önüne engel olamayacağı ifade edildi. Yanı sıra, tüm yerelleri kesen etkili bir iletişim ağının hayata geçirilmesi ile bu gibi sorunların en aza indirilebileceği söylenerek, tabandan ve toplamdan kopuk “merkezi” açıklamalara karşın kolektif çabanın hızla hayata geçirilmesi gerektiği tarafımızdan da vurgulandı.

Aynı zamanda lise çalışmasına dair fikir beyan eden ve liselilerin de bu platformda kendini ifade etmesi gerektiğini belirten bazı yereller, “tüzükte bu konunun net olması” gerekçesi ile divan tarafından uyarıldı. Bununla beraber, tartışmaların ve önerilerin sınırının tüzük ile belirlenmeye çalışıldığı tutumlar, divan tarafından bir kez daha toplamın karşısına çıkarılmaya çalışıldı. Temsilcilerin liselilere dönük tartışmalarını göz ardı eden divan, “zamanı” bahane ederek MYK raporunun sunumuna geçmeye çalıştı. 

MYK adına yapılan sunumda bir aylık süre içerisinde yapılan/yapılamayan işlerin dökümü ortaya konmak istenirken, sunumu yapan arkadaşın anlatımın genel kapsamından bihaber olması, bu başlığın da oldukça tartışmalı geçmesine yol açtı. Kampanyaya dair “merkezi üst başlık belirlemek”  dışında hiçbir işin yapılamamış olması, Üniversiteler Sosyal Forumu’na yaklaşık bir ay kalmasına karşın çoğu belirleyici planlamanın hala netleştirilememiş olması sebebiyle yoğun eleştiri alan MYK bileşenleri, teker teker kürsüye çıkarak, “olgunlukla”, bu süreç içerisinde zamanın çoğunu boşa geçirdiklerini ifade ettiler.

“Üniversiteler Sosyal Forumu”  üzerinden gelişen tartışmalar

Üniversiteler Sosyal Forumuna dönük tartışmalarının yapılacağı gündeme geçilmeden, konu hakkında oluşturulan komisyonun önerileri ortaya kondu. Komisyon adına söz alarak neo-liberal eğitim politikaları, özgürlükler sorunu ve uluslararası sendikal deneyimlerin yer aldığı üç ana başlıkta üç panelin yapılmasını öneren MYK üyesi, eklenecek başlıkların atölyeler, alternatif dersler ile işlenebileceğini ifade etti.

Bunun üzerine söz alan bazı yereller başlık önerileri sunarak, ÜSF’de temel olarak işlenmesi gereken başlıklara dair kararları ilettiler. “Gençlik hareketi ve gençlik örgütlenmesi sorunu” başlığı altında irdelenmesi önerilen “uluslararası sendikal deneyimler”in ancak Türkiye’deki mücadele ile birlikte ele alındığında anlamlı olabileceğini ve bu şekilde Genç-Sen’in gençlik hareketindeki yerinin tartışılabileceğini belirten birkaç yerelin bu önerileri hiçbir gerekçe ortaya konmadan geçiştirilmeye çalışıldı. Tartışmaları “üç ana başlıkta anlaştık”  diyerek “toparlamaya”  çalışan divan, toplantının başından itibaren ortaya koyduğu tavrı devam ettirmek istedi. Ancak bir dizi yerelin bu noktada ısrarcı davranarak bu tutuma izin vermemesi üzerine divan, hızlı bir manevra ile “teknik tartışmalar”ın, “zaman sıkıntısından kaynaklı”, söz konusu komisyona bırakılması gerektiğini söyledi.

Merkezi foruma dair bu gibi önemli tartışmaların üzerinden atlanarak, belirlemelerin büyük oranda komisyona bırakılması çabasında çok açıktır ki “daha rahat karar verebilme” kaygısı etkili olmaktadır. Bugün için, temsilciler meclisine nazaran içerisinde daha az sayıda kişinin bulunduğu, bununla beraber belirleyici ağırlığını tüm MYK dâhil reformist bloğun oluşturduğu “ÜSF Komisyonu’, ister istemez tüm kararların “havale edilmeye çalışıldığı” bir mekanizmaya dönüşmüştür. Birçok yereli içinde barındıran bir örgütlenme açısından, yine birçok gençlik öznesini içerisine katmak iddiasında olduğu bir etkinlik için teknik planlamaları yapabilmek adına özgünleşmiş komisyonlar kurulabilmesi gerektiği gibi, bu gibi komisyonların tabanın etkin katılımına açık örgütleyici diğer araçlarla birlikte düşünülmesi gerektiği çok açıktır. Aksi halde bu tarz komisyonlar, “zaman sıkıştıkça”  tartışmaların havale edildiği, dar bileşenler olmanın ötesine çıkamayacaklardır.

Bunun yanı sıra, temsilciler meclisi öncesi yapması ikinci toplantıyı da yapmayan komisyon, bugüne değin yaptığı tek görüşmede de içeriğe dair net bir belirleme yapamamıştır. Her ne kadar görüşmede, tarafımızdan da başlıklara yönelik daha geniş kapsamlı bir tartışma yapılmış, mekanizmanın belirleyebileceklerinin sınırlarına dair bir vurguyla birlikte ön süreç açısından oluşturulması gereken daha kapsayıcı bir bileşenin/komisyonun hızla hayata geçirilmesi gerektiği belirtilmiş olsa da, komisyon adına yapıldığı söylenen aktarımın kendisi bu ekseni “tercihen”  kapsamadan yapılmıştır.

Tartışmalara yansıyan lafazanlık ve ilkesizlikler

İkinci temsilciler meclisinde, özellikle bazı yeni şube ve temsilciliklerin de etkin katılımı ile, reformist bloğun belirleyiciliği dışına çıkan tartışmalar da yoğun biçimde gerçekleştirilmiştir. MYK “önderliğinde” reformist blok, bilhassa ÜSF tartışmalarında ortaya koyduğu çerçevenin istediği çabuklukta kabul görmemesinin ardından, “ayak direyen” temsilcilerin varlığını tartışmaya açmak istemiştir. Somutta YTÜ temsilcilerinin öneri olarak sunduğu başlıkları (şube toplantılarının “üye salt çoğunluğu” ile birlikte gerçekleşmemesi, bundan kaynaklı YTÜ temsilcileri tarafından ifade edilenlerin şubenin düşüncesi olamayacağı gerekçesi ile) yok saymaya çalışmıştır. Bu tartışmayı da eline yüzüne bulaştıracak olan reformist bloğun temsilcileri, “iç işleyiş”  başlığında sunacakları gerekçelerle temsilcilerin söz hakkını ellerinden almaya dahi çalışmışlardır. YTÜ temsilcileri, kendi iç işleyişlerini oturtarak bu toplantıya geldiklerini, bugün Genç-Sen pratiğinde tartışmaların tek başına “tüzüksel normlar” üzerinden yapılamayacağı noktasında ağırlıklı fikir birliğine sahip olduklarını, böylesi niteliksiz bir tartışmayla şubenin iradesinin hiçe sayılamayacağı ve ifade edilenlerin çok açık bir biçimde YTÜ’nün kararları olduğunu vurgulamışlardır.

“İç işleyiş’te işlemeyenler

Genç-Sen’in internet sayfasındaki “sıkça sorulanlar” kısmıyla ele alınan bir sunumla beraber MYK iç işleyişe dair bir tartışma açmak istedi. Aynı zamanda MYK, pek çok yerelin sağlıklı bir işleyiş oturtmak adına kendilerine başvurduğunu, kendilerinin de “tüzüğü” adres göstererek “yardımcı” olmaya çalıştıklarını, bunun yanında işleyişlerinde sorunlar gördükleri şubelerin de bir an önce “tüzüğe uygun davranmaları” gerektiğini ifade etti.

“Tüzük” vurgulu sunumun ardından, bir şube temsilcisi tarafından “Tüzükte, her öğrencinin kendi öğrenim gördüğü üniversite şubesinde örgütleneceğinin belirtildiği, fakat Açık Öğretim Fakültesinin Eskişehir’de olmasıyla birlikte, bu fakültede okuyan öğrencilerin farklı bir şehirde yaşayabileceği durumunun gözetilerek bu öğrencilerin, Açık Öğretim Fakültesi şubesinde faaliyet yürütemeyeceği ve yaşadığı şehirdeki bir şubede örgütlenmesi gerektiği”  ifade edildi. Tanımlamayı yapan şube temsilcisi, kendi şubelerine bu tür kayıtlar aldıklarını söyledikten sonra, birden fazla üniversitesi olan şehirlerde, hangi üniversite şubesi altında kayıt yapılacağının nasıl belirleneceğini sordu. Bunun üzerine MYK’dan bir arkadaş “hangi şubede isterse…”  diyerek, hareket içerisinde şekillenmemiş, herhangi bir pratik içerisinde çalışmanın ihtiyaçlarını belirleyememiş bir tüzüğün mutlak olamayacağına dair tartışmalarımızda ifade etmeye çalıştığımız gibi “ihtiyaçların gerektirdiği çerçevede”  bir yanıt vermiş, genel kurul öncesi kesinlikle değiştirilemeyeceği/ her yönüyle uyulması gerekildiği söylenen tüzüğün normlarını “bir kenara bırakmış” oldu.

Sunumun ardından sırayla söz alan reformist blok bileşenleri, tüzüğe aykırı hareket eden şubeleri sert bir dille eleştirerek, özelde YTÜ’de ortaya çıkan “sorunlara” değindiler. YTÜ’nün toplantılarını, bilhassa temsilcinin seçildiği son toplantıyı, salt çoğunluğu sağlayamadan gerçekleştirmesini ve bu toplantılarda kararlar almasını “gerekçe” göstererek “anti-demokratik bir işleyişe” sahip olduğunu iddia ettiler. YTÜ şubesini kendinden menkul bir şekilde tüzük karşıtı olarak gösterip, “taban inisiyatifiyle” gerçekleşmiş bir genel kurulda, “yüzlerce”  insanın oyladığı bir tüzüğü YTÜ’nün neden kullanmadığına dair demagojik bir tartışma yapmaya çalıştılar. Yanı sıra reformist blok bileşenleri, “üye olan herkesin tüzüğün altına imza atarak onu kabul etmiş olduğu” argümanlarıyla da tartışmalarını yer yer “güçlendirmeye” çalıştılar.

Oldukça niteliksiz ve demagojik bir tartışma yapan bileşen, bu şubede mağdur olan üyeler olduğunu ve kendilerinden yardım istendiğini, bu anti-demokratik uygulamaya karşı “taban inisiyatifiyle”  hazırlanmış tüzüğün hayata geçirilmesinin zorunlu olduğunu belirttiler. Her iki YTÜ temsilcisinin de mecliste yeri olmadığını söyleyecek kadar ileri giden reformist eğilim, salt çoğunluğu yakalamadığı için karar alamayan şubeler adına, “emek” harcamayan YTÜ’yü kınadıklarını açıkladılar.

Çok açıktır ki, tercihi bir “neden tüzüğü uygulamıyorsunuz?” söylemiyle, YTÜ şubesinin ortaya koyduğu “hazmedilemez” tutum marjinalleştirilmek istenmiştir. YTÜ Şubesi’nin tartışması da hiçbir zaman, genel bir doğru olarak ve tek başına, tüzük karşıtı bir tartışma olmamıştır. Her örgütlenmenin dayanak alacağı bir tüzüğü olacaktır. Fakat Genç-Sen gibi hareket içinden doğmamış bir örgütlenme için, alanlarda pratik hiçbir çalışma yapılmadan böylesine bir tüzüğün hazırlanıp, bunun mutlaklaştırması ve çoğu zaman yerellerde pratik çalışma ve belirlemelerin hayata geçirilmesinin önüne engelleyici bir biçimde çıkarılmaya çalışılması, YTÜ Şubesi’nin tartışmasını şekillendiren temel nedenleri oluşturmaktadır. Bugün Genç-Sen çalışmasının, alanların ihtiyaçlarını gözeterek hareket etmesi gerekliliği, yürütülen faaliyetin ihtiyaçlarının da, tüzüğü daha sağlıklı bir muhtevaya kavuşturmak için tartışmaları şekillendireceği, genel kurula dönük bir deneyim bırakacağı aşikârdır. Temsilciler meclisinde yapılan tüm demagojik tartışmaların karşısında bu net eğilim ve tutum, tarafımızdan açıkça dile getirilmiş, ötesinde YTÜ merkezli yapılan tartışmanın niteliksizlikten öte bir anlam taşımadığı toplantı boyunca vurgulanmıştır.

Toplantı boyunca devrimci tutumun gereği tartışmalar yürüten her iki YTÜ temsilcisi tarafından da, şube toplantıları içerisinde bu tartışmaların net bir biçimde yapılarak tüketildiği, ihtiyaçlar çerçevesinde şekillenen bir iç işleyişin -aynı reformist eğilim temsilcilerinin aynı “işleyiş” tartışmalarına rağmen- oturtulduğu ifade edildi. “Salt çoğunluğu sağlayamadığı” için günlerce “seçim” yapamayan-karar alamayan ODTÜ gibi örneklerin değerlendirilmesiyle de birlikte, daha sağlıklı bir işleyiş oturtmak adına ortaya konan-hatta yerel toplantı tutanaklarına dahi bu şekilde geçen- tutumun döne döne tartışıldığı söylendi. Tüzüğün alanlarda hiçbir pratik faaliyet örülmeden tek başına üstten hazırlandığının hatırlatılmasıyla birlikte, tüzüğün bir yöntem çizebileceği ancak temel olanın çalışmanın ihtiyaçları olacağı vurgulandı. Hareketin ihtiyaçlarının bugünkü haliyle tüzüğe uydurulmaya çalışılmasının değil, tüzüğün hareketin ihtiyaçlarına uygun bir biçimde hayat bulmasının doğru olacağı net bir biçimde ifade edildi.

Bu tartışmanın ardından reformist eğilim dışındaki bir dizi yerel söz alarak, kendilerinin de çoğu zaman mevcut tüzüğe birebir uymadıklarını ifade ettiler. İhtiyaçlar çerçevesinde belirlemeler yapmaya çalıştıklarını söyleyen yerellerin yanı sıra, “salt çoğunluk” dayatmasının sorunlu olduğunu vurgulayan yereller de oldu.
Bunun yanı sıra, “mağrur” olduklarını MYK’ya ileten YTÜ şubesindeki reformist eğilim temsilcilerinin, yerelde bunu hiçbir biçimde dile getirmemelerinin ve MYK’nın üstten bir biçimde bunu bizlere dile getirmesinin yanlışlığıyla birlikte, tutumun “etik” olmadığı vurgulandı. YTÜ dışında birkaç yerelin de destek verdiği bu noktaya, MYK’nın Ankara’ya hareket öncesi YTÜ’den arkadaşlarımızı arayarak “seçimlerin doğru yapılmadığını, neden böyle olduğunu” sormasının yanlışlığı da eklendi. ( “Mağdur” olduklarını belirten reformist eğilimin yerelimizdeki temsilcilerinin, 20 kişiyle yapılan seçimlerde kendilerini de aday göstermeleri ise oldukça manidardır!)

Bu eksende sürdürülen tartışmaların sonrasında ise “genel kurul”a dair tartışmalara geçildi ve genel kurulun Ekim ayında yapılmasına karar verildi. Burada YTÜ tarafından yerelde tartışmanın tek başına tarih üzerinden yapılmadığı, örülecek tüm kampanya sürecinin genel kurulun ön süreci olarak kurgulanması gerektiği vurgulandı. Bununla beraber temel olan tartışmalardan birinin de Genel Kurulun taban inisiyatifine dayalı örgütlenme perspektifini destekleyecek bir biçimde, en geniş katılımla ve tüm herkese açık bir tarzda örgütlenebilmesi olduğu ifade edildi. Bugün için, şubelerden delegasyon vb. yöntemlerle temsili bir katılımın genel kurul örgütlenmesi için hiçbir biçimde düşünülmemesi gerektiği de vurgulandı. Bunun üzerine MYK’dan “farklı farklı” tepkilerin dile getirildiği görüldü. Bir taraftan “neyse, bir şekilde hallederiz”  denilirken, diğer taraftan “Tüzüğe göre sendika 1500 üyeyi geçtiğinde, genel kurul delegasyon sistemine göre gerçekleştirilir”, “Biz bu tüzüğü 1500 üye varmış gibi hazırladık”  gibisinde oldukça “nitelikli” açıklamalar yapılmış oldu. Tartışmanın bu kısmı da divan tarafından oldukça “kapsayıcı” bir biçimde toparlanmaya çalışıldı. “Son olarak, tüzüğe uyarak planlamaları yapıyoruz diyelim”  gibisinden bir “toparlama” çabası sonrası, bir dizi yerel bunun yeterli olmadığını, burada anlayışa yönelik temel farklılıkların olduğunu ve tartışmanın ilk ifade edilen yöntem çerçevesinde ele alınmasında ısrarcı olduklarını ifade ettiler.

1 Mayıs açısından merkezi bir çağrının yapılmaması, yerellerden eylemlere katılım sağlanması noktasında çıkan eğilimle birlikte, toplantı çerçevesinde yürütülen tartışmaların kalan kısımları bir sonraki temsilciler meclisine bırakılarak görüşme sonlandırıldı.

Sonuç yerine

2. Temsilciler Meclisi toplantısı liberal-reformist eğilimin ilkesizlikten beslenen niteliksiz tartışmalarına bir kez daha konu olurken, devrimci tutum ve yöntem bu eğilimin karşısındaki net tartışmalarla çıkmıştır. Ortaya çıkan tüm zorlanma alanlarına karşın, birleşik bir örgütlenmenin doğası gereği ortaya çıkan ve bugün için politik planda bir ayrımı da koşullayan bu gibi farklılıklar karşısında, devrimci bir yöntemin her anlamda etkin kılınması için azami çaba harcamak tüm devrimci unsurlar açısından bir yükümlülük olarak tanımlanmalıdır.

Tüm bu tartışmalara paralel olarak, tarafımızdan birleşik bir gençlik örgütlenmesi olanağı çerçevesinde ele alınan Genç-Sen sürecine, ifade ettiğimiz politik ve pratik hat ekseninde yüklenilerek buna yönelik azami çaba ortaya konulacaktır.

YTÜ Devrimci Genç-Sen’liler


YAZICIYA GONDER


May
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
28 29 30 1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 30 31 1