17.05.2008 09:03
Kamp-Üs’te 4. ve 5. gün
4. Gün: Edebiyatta biz varız!
(17.05.08) - Kamp-Üs Kültür Sanat Festivali’nin 4. gününde “Edebiyatta biz varız” başlığıyla bir panel gerçekleştirdik. Edebiyat ve toplumcu kimlik konulu panel Şair Ruhan Mavruk’un katılımıyla gerçekleşti.
İlk olarak Edebiyat Atölyesi’nden bir arkadaşımız Kamp-Üs dergisini, derginin çıkış amacını ve festivali anlatı. Burada iki önemli soruya cevap ararken böyle bir dergi çıkarmaya karar verildiğini anlattı. Festivalin ön sürecinde oluşturulan atölyelerden biri olan Edebiyat Atölyesi’nin festivale kadar olan çalışmalarından bahsetti. Oluşturulan Öykü Duvarını anlattı.
Daha sonra yapılan tüm çalışmaların vurgu noktasının bugün sermaye devletinin bireyselleştirme çabalarına inat kolektif üretim olduğunu söyledi ve şunları söyledi: “Bugün sermaye devleti her şeyi olduğu gibi sanatı da kendi tekeline almış durumda. Bir yandan sanatı metaya dönüştürürken diğer yandan kendi düşüncelerini yaymanın hatta alternatif düşüncelerin anti-propagandasını yapmanın aracına dönüştürüyor. Elit bir kesim bugün sanat alanında bir şeyler yapabiliyorken, satılık sanatçılar, tiyatrocular, yazarlar türüyor. Nasıl ki parası olmayan okuyamıyorsa, sağlık hizmetinden yararlanamıyorsa sanat için de aynı şey geçerli oluyor. Tüm bunlara inat bizler sanatta biz varız diyoruz asıl sahibinin sermaye değil bizler olduğunu vurguluyoruz.”
“Yaşamda tarafsız olunmadığı gibi yazar yazılarında da tarafsız olmamalıdır.” diyen arkadaşımız sanatçının karşısına çıkarılan engellerde yılmaması gerektiğini söyleyerek konuşmasını sonlandırdı. Ardından Ruhan Mavruk’un isteğiyle özgeçmişi okundu.
Konuşmasına “Siyasi özgürlüğü olmayan bir halkın kendisini ifade edebileceği tek alan edebiyattır.” cümlesiyle başlayan Mavruk daha önce başka bir panelde yaptığı bir konuşmayı okuyarak devam etti. Şiir ve toplumcu kimlik üzerine olan konuşmasında sık sık toplumcu kimliğin alanlarda var olabileceğini vurguladı.
Şiirin oluşturulmasını üç evreye ayrıldığını söyleyerek bu evreleri anlattı. şiirlerin aynılığından bahsederek yapılan değişimin hem özde hem de biçimde olması gerektiğini anlattı. Toplumcu şiirin de bu eksende toplumla buluşarak, şairin toplumun acılarını, hüzünlerini, sevinçlerini tüm yaşantılarını dile getirmesi gerektiğini vurguladı.
“Bankaların, holdinglerin yayın alanından olabildiğince kaçmalıdır şiir, çünkü şiir direnişin simgesidir.” diyen Mavruk şiirin eylem olduğunu ifade ederek yazılanlardan sonra çekilen acıların şairi yıldırmaması gerektiğini söyledi ve konuşmasını sonlandırdı.
“Şiir yazmak için yetenek gerekir mi?” sorusuyla tartışmalar başladı, toplumcu şiirin 2000’li yıllarda hayatımızdan alındığını tekrar nasıl geri getirebileceğimiz sorusuyla devam etti. Egemen sanat anlayışı, şiiri elitten uzaklaştırıp toplumla kavuşturma, bulunduğu sınıfla iç içe geçirmenin olanakları konusuyla, “Bugünden nasıl adım atabiliriz?, Tüm sansüre rağmen nasıl engelleyebiliriz?” sorularıyla sonlandırıldı.
Ruhan Mavruk’un seçtiği birkaç şiirini okumasıyla panel sonlandırıldı. Panele 30’u aşkın kişi katıldı.
Fotoğrafta biz varız!
Gerçekleştirilen bir başka etkinlik Deniz Koçak’ın katılımıyla dia gösterimiydi. İki farklı başlıkta gerçekleştirilen gösterim ilgi çekici karelerden oluşuyordu.
Etkinlik Fotoğraf Atölyesi’nden bir arkadaşın şenlik sürecinde atölye olarak yapılan çalışmaları anlatmasıyla başladı. Şenlikten önce Arçelik işçilerine, Sulukule’ye ve Tuzla tersaneler havzasına gittiklerini anlatarak buralarda çektikleri fotoğraflardan bir sergi oluşturduklarını anlattı. Bundan sonra çalışmalarına devam edeceklerini söyleyerek konuşmasını sonlandırdı.
İlk “Eski(meyen) hayatlar" başlığıyla İstanbul’da Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde toplatılmayan başlanan eskicilerin yaşamlarından görüntülerin olduğu bir gösterim oldu. İkincisi “İstanbul sokakları” başlığıyla 2001’den 2007’ye İstanbul’dan eylem fotoğraflarının olduğu bir gösterim gerçekleşti.
Festival’in 5. günü
Kamp-Üs Kültür-Sanat Festivali’nin 5.günü 50’ye yakın kişinin katıldığı “Emek ve Yaşam” konulu panel ile başladı. Panel; Anadolu Yakası’ndan Telekom işçisi Zafer Yolcu’nun yaptığı konuşma ile başladı. Konuşmacı; 44 gün süren Telekom grevinin deneyimlerinden bahsetti ve yaşadığımız sorunların kaynağı olan sisteme karşı mücadelede sınıfın örgütlü mücadelesinden başka bir alternatifimizin olmadığını ve fabrikalarda yaşanan saldırıların üniversitede yaşanan faşist saldırılardan farksız olmadığını ifade etti.
TİB-DER Başkanı tersaneleri anlattı…
Ardından TİB-DER Başkanı Zeynel Nihadioğlu sözü aldı. 1870’lerden bugüne tersane işçilerinin mücadelesini kapsamlı bir şekilde anlattı. Sorunlarına bugün de değişmediğini ve o günden bugüne hala bir çözüm üretilmediğini anlattı.1980 sonrası ilk grevin tersane işçileri tarafından yapıldığını, 1989 bahar eylemlerinde tersane işçilerinin direnişin simgesi haline geldiğini ve 2000’li yıllara kadar tersane işçilerinin mücadelenin merkezinde olduğunu ifade etti.
Nihadioğlu daha sonra TİB-DER’in kuruluş sürecinden bahsetti ve öncü işçiler olarak örgütlü mücadeleyi yükseltme amacı taşıdıklarını belirtti. Kültürel sosyal etkinliklerle beraber işçilere sınıf bilincinin verildiğinin altını çizdi. Tersane İşçileri Birliği Derneği’ne 1000’i aşkın işçinin ücret gasplarına karşı başvurduğunu belirten Nihadioğlu bu konuyla ilgili birçok eylem yaptıklarını söyledi. İşçi sınıfına köleliğin dayatıldığı Tuzla tersaneler havzasında taşeronluğun kaldırılmasını talep etti. Aynı tersanedeki işçilerin birbirlerine olan yabancılaşmasına değinen Nihadioğlu gurbetçi işçilerin yaşadığı barınma sorunu, çalışma saatleri ve ücretlerin geç ödenmesine ilişkin sorunlar yaşayan işçilerin sayısının hiç de az olmadığını vurguladı.
Geçtiğimiz günlerde basına verdiği demeçlerle gündeme gelen İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü Kasım Özer’in “Kazalar köyden gelen işçilerin cahilleri yüzünden oluyor” açıklamasının yersiz olduğunu, anayasada yazılan iş güvenliği gibi hakların kullandırılmadığını söyledi ve ayrıca taşeronlaştırmaya da dikkat çekti.
Ardından soru-cevap kısmına geçildi. Nihadioğlu konuşmasını şöyle sonlandırdı: “Mesele kurumların değil sınıfın birliğidir, işçilerin birliğidir. Bölünmüşlük, parçalanmışlık doğru değil fakat doğaldır. İşçi sınıfına yüzünü dönen, işçi sınıfını kucaklayan, döneme uygun politika yapan siyasal özne mücadeleye yön verecektir ve birleşme olacaktır.”
Verilen aranın ardından Grup Tanura’nın verdiği konserle etkinliğe devam edildi. Coşkulu geçen konser sonrasında Kamp-Üs atölyelerinin çalışmalarına devam edeceği söylendi ve çekilen halaylarla birlikte etkinlik sona erdi.
Kamp-Üs Dergisi