15.05.2008 11:25
İP/TGB provokasyonu boşa düşürüldü!
Devrimci siyasal faaliyetimiz kararlılıkla sürüyor!
İP/TGB provokasyonu
Yıldız Teknik Üniversitesi'nde geçtiğimiz hafta İP çetesinin bildik provokasyonlarından biri sahneye konulmaya çalışıldı. İP çetesi “Türkiye Gençlik Birliği” imzası altında 19 Mayıs'ta gerçekleştirecekleri etkinliklerle ilişkili olarak üniversitede stant açtı ve ilk günden itibaren provokasyon yaratmanın zeminini zorladı.
5 Mayıs günü stant açan ve afiş yapan İP'lilerle devrimciler arasında gerginlik yaşandı. Atatürk afişinin kapandığını ve kapatan afişin kaldırılmasını isteyen İP'lilere, kendilerinin YTÜ'de bir siyasal güç olarak kabul görülmedikleri net bir tutumla anlatıldı. Bunun üzerine İP'liler ertesi gün uygun zamanı kollayarak, üniversitede az sayıda devrimci kaldığı bir esnada stantımıza saldırdılar. Ekim Gençliği'nden ve Gençlik Derneği'nden oluşan 7-8 kişi, 25-30 kişilik bu saldırıyı etkin bir biçimde püskürttü ve İP'li çetenin provokasyonunu boşa çıkarttı. Saldırının gerçekleştiği Tonoz Kafe önünde stantlarımızın açık kalmasını sağladık ve ulusalcı çetenin gerçek yüzünü teşhir ettik.
Yaşanan olay üzerine bu çetenin üniversitedeki politik faaliyet alanını ve etkisini daraltmanın en etkin yolu olarak İP ve ulusalcı cenahın bütünlüklü teşhirini içeren bir politik hazırlık yaptık. Saldırının ertesi günü güçlü ve yaygın bir propaganda faaliyeti örgütledik.
8 Mayıs günü İP çetesinin tekrar stant açmaya yeltenmesi üzerine müdahale ettik ve ulusalcı çeteyi rektörlüğe kadar kovaladık. Bu müdahalenin ardından rektör İP'lilere sahip çıktı ve çevik kuvvete talimat vererek 5'i Ekim Gençliği okuru olmak üzere 13 devrimci öğrenciyi gözaltına aldırdı.
5 Mayıs gününden bu yana örgütlediğimiz sistematik teşhir faaliyetinin ürünü olarak İP çetesi bu hafta üniversite içerisinde bir faaliyet girişiminde bulunamadı. 12 Mayıs günü örgütlediğimiz ve 70 kişinin katıldığı basın açıklaması ile İP/TGB çetesi ve rektörlük işbirliği teşhir edilmiş ve her türlü provokasyona ve saldırıya karşı devrimci mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimiz yinelenmiştir. Saldırıların başladığı günden bu yana provokasyonların boşa düşürülmesi ile birlikte yaygın ve etkili kitle çalışmamız ile bu çeteye okulda faaliyet alanı bırakmamış olduk.
Provokasyonları boşa düşürecek olan yaygın politik faaliyettir!
İki haftadır süren İP/TGB provokasyonu, üniversitelerde devrimci siyasal faaliyetin durgunluğundan, kitle bağlarının zayıflığından güç almaktadır. Devrimci faaliyetin oluşturduğu boşluklar bu gerici örgütlenmeler tarafından doldurulmaya çalışılmaktadır.
Bugün üniversitelerde faşist ve gerici söylemin bayraktarlığı önemli ölçüde ulusalcı/şoven örgütlenmelere geçmiş durumdadır. Son iki yıldır özellikle merkez üniversitelerde daralmış olan faşist örgütlenmenin yerini bugün daha sinsi bir biçimde bu örgütlenmeler almış bulunuyor. Cumhuriyet mitingleri, “teröre lanet” eylemleri geçtiğimiz yıllarda bu örgütlenmeler aracılığı ile üniversitelere taşınmıştı. Hatta o dönemde değerlendirmelerimizde de ifade ettiğimiz üzere, söz konusu ulusalcı cenah üniversitelerde azımsanamayacak bir etki de yaratmıştı. Faşist örgütlenmelerin bildik vatan-millet-sakarya söylemini anti-Amerikancı sosa bulayarak yeniden pazarlayan söz konusu örgütlenmeler, rektörlüğün ve polisin de aktif desteğini alarak yol yürümektedir.
Üniversitelerdeki sivil faşist çetelere karşı mücadelenin yöntemi ne ise, söz konusu gerici-ulusalcı çetelere karşı yöntemin de aynı olmak zorunda olduğu açıktır. YTÜ Ekim Gençliği olarak süreci bu kavrayışla ördük.
Bu çerçevede bütünlüklü olarak iki yol izlenmek zorundadır. Birincisi bu provokasyonlarla hedeflenen politik kilitlenmeyi yaşamamak, yani tuzağa düşmemektir. Politik-pratik faaliyeti olanca etkinliği ve yaygınlığı ile sürdürmek, devrimcilerin bu tür provokasyon süreçlerindeki en temel sorumluluğudur. İkincisi ise, politik faaliyetin bir ayağını söz konusu çetenin etkin bir teşhirine ayırmaktır. Bu nokta, ulusalcı çeteler söz olduğunda özel olarak önem kazanmaktadır. Zira sivil faşist çetelerin üniversiteli gençliğin gözünde bir meşruluğu bulunmamaktadır. Ancak ulusalcı çeteler karşısında, özellikle son 1 yıldır ülke genelinde yaratılan laik-anti laik kutuplaşmasının bir sonucu olarak, öğrenci gençliğin kafası yeterince açık değildir. Bu haliyle devrimci özneler bir yandan üniversitedeki olağan politik faaliyeti sürdürmek, diğer yandan bu faaliyeti İP çetesi ve ulusalcı gericiliğin teşhiri ile bütünleştirerek, bu gerici çetelere politika yapacak alan bırakmamak sorumluluğu ile karşı karşıyadır.
Saldırılara karşı birleşik mücadele zorunluluğu ve YTÜ'de yaşananların gösterdikleri
Yıldız Teknik Üniversitesi'nde yaşanan son süreç, özellikle gençlik mücadelesi öznelerinin saldırı ve provokasyon süreci içerisinde aldıkları tutumlar açısından endişe vericidir. 25-30 kişilik güruh biz 7-8 kişi iken saldırdığında, çevredeki bir dizi “solcu” saldırıya seyirci kalabilmiştir.
Ancak ertesi günkü (7 Mayıs) tutumlar bu seyirci olma halinden daha kötüdür, dahası tam bir sorumsuzluktur. Saldırının hemen ertesi günü SGD ve Gençlik Derneği, İP'li çeteye giderek “provokasyon yapmamak kaydıyla” masa açma “izni” vermiştir. Bunun üzerine TGB masası akşam saatlerine doğru tekrar açılmıştır. 5-6 Mayıs'ta yaşanan gerginliğin de, saldırının da ağırlıklı muhatabı biz olmamıza rağmen, bütün bir gün boyunca İP/TGB çetesini teşhir faaliyeti yürütüyor olmamıza rağmen, bu siyasetler bizim fikrimizi almak bir yana, bilgilendirmede bulunma ihtiyacını dahi duymamıştır. Gençlik Derneği aynı gün içerisinde gelerek bu tutumun özeleştirisini vermiştir. Bu nedenle onları tartışma dışı bırakıyoruz.
SGD ise, söz konusu saldırı sürecinin başından itibaren üniversite bulunmamaktadır ve tartışmalardan bihaberdir. Buna rağmen, YTÜ'nün toplamını bağlayan bir tartışmayı yapacak muhatabiyet hakkın kendinde göebilmektedir! Dahası, sürecin öncesinde yer almayan SGD, gözaltıların yaşanması ve ardından örülen ortak çalışma sürecinde de ortada yoktur! Kısacası, YTÜ'de iki haftaya yakın süren gerginlik ve politik faaliyet sürecine SGD'nin tek katkısı, İP'li çeteyi muhatap alarak, bir gün önce bize saldırmış bu çeteye “gidin uslu uslu masa açın” demek olmuştur.
Bizim için, geçmişte de sivil faşistler ve İP benzeri çetelerle mücadeleyi “dövmek-dövmemek” ve anti-faşist mücadeleyi devriye ekipleri çıkartmak sınırında tartışan bir anlayışın, bugün politik teşhir faaliyetine ilgi göstermemesi anlaşılır. Anlaşılamayan nokta, İP'lilerin kulüp faaliyetlerine dahi saldırma tartışması yürüten bir gençlik örgütlenmesinin, bugün onları muhatap alıp, bir de politik faaliyetlerine “izin” vermesidir. Sorun İP'in saldırmasıymış gibi, son derece sığ bir biçimde ele alınmaktadır. Ulusalcıların üniversitede politik faaliyet alanı bulması, bu saldırı-çatışma vb. sorunlardan daha önemli değil onlar için.
YTÜ'de yaşanan süreç içerisinde diğer bir ibretlik tutum ise TKP'ninkidir. YTÜ'de sola ve devrimci politik faaliyete dönük açık bir saldırı yaşanmasına rağmen, TKP sürece seyirci kalmayı tercih etmiştir. TKP'nin “yurtseverlik” politikasının geldiği noktanın en açık göstergelerinden biri olan bu tutum, bırakın saldırılar esnasında devrimcilere destek olmayı, basın açıklamalarını bile kenardan seyretme biçiminde sergilenmiştir. Gerginliğin sürdüğü dönem boyunca toplu giriş-çıkışlarda yer almayacaklarını açıklamışlar ve sürecin dışında kalacaklarını belirtmişlerdir. “Yurtseverlik” politikası süreciyle daha da belirgin bir biçimde kendini gösteren ideolojik platformdaki erozyon, İP çetesiyle karşı karşıya gelmemeyi gerektirmektedir!
Sonuçta, YTÜ'de gelişen süreç gençlik hareketinin kimi özneleri cephesinden başarısız bir sınav olmuştur. Bu başarısızlığın, dahası üniversitedeki gençlik mücadelesinin akibetine ilişkin kayıtsızlığın yıkıcı sonuçları, sorumluluk bilincini kaybetmemiş ve gençlik mücadelesinin ihtiyaçlarından kopmamış devrimci öznelerce bertaraf edilebilmiştir. Ancak bu tablo önümüzdeki süreç açısından endişe vericidir. Bütün özneler bu çerçevede kendilerini değerlendirmek ve gençlik mücadelesi ile ilişkili görevlerini hatırlamak zorundadır.
Sorun hiç de gerici güçleri dövmek-dövmemek, masalarını dağıtmak-dağıtmamak sorunu değildir. Bizlerin 8 Mayıs günü gerçekleştirdiği müdahalede, devrimci faaliyetin meşruluğunu savunma kaygısı ve açıktan devrimcileri hedef alan provokatif bir politik konumlanışı bertaraf etme çabası önplandadır. Ve açıkça ifade ediyoruz ki, öncesinde ve sonrasında örülen politik teşhir faaliyeti ve kitle çalışması olmasaydı, bu müdahalenin etkisi son derece zayıf olacaktı.
Burada altını çizmeye çalıştığımız, bu saldırıların göğüslenmesi sorunudur. Bu sorunun tartışılması ertelenemez, zira önümüzdeki süreçte saldırıların çok yönlü olarak artacağı ortadadır. Saldırılara etkin bir yanıt ise ancak birleşik bir politik ve eylemsel eksende verilebilir. Saldırıların devrimci siyasal faaliyet alanını daraltmak hedefiyle gerçekleştiğini unutmadan, devrimci siyasal faaliyeti her zamankinden etkin ve güçlü bir biçimde sürdürmek temel bir sorumluluktur. Saldırılar karşısında gençlik mücadelesinin özneleri olarak kenetlenmiş bir tutum geliştirebilmek de aynı ölçüde zorunluluktur. Aksi halde kaybeden bir bütün olarak gençlik mücadelesi olacaktır.
YTÜ Ekim Gençliği