05.12.2008
28.06.2008 12:29

Gençlik hareketi; olanaklar, sorunlar ve gündemler / EG

 

“O halde biz işimize bakalım; günlük çalışmaya en iyi ve etkin biçimde yüklenerek geleceğe, gelmesi kaçınılmaz fırtınalı günlere hazırlanalım.

Bu hazırlıkla bir yandan geleceğin çatışmalı günlerini mümkün mertebe yakınlaştırmayı, öte yandan beklenmedik biçimde patlak verdiklerinde de onları en iyi biçimde karşılamayı amaçlamalıyız. Bu çatışmalı günler hemen yarın gelecekmiş gibi bugünden hazırlanalım, fakat bir 25 yıl daha gelmeyecekmiş gibi de soluklu davranalım. Marks’ın devrimci diyalektiğin en veciz ifadesi sayılması gereken sözlerini hep akılda tutalım. Uzun ve sıkıntılı geçen 20 yılın zamanın devrimci diyalektik kavranışı içinde gerçekte bir gün bile etmediğini, fakat gelecekte bu 20 yıla bedel günlerin de geleceğini ve bu türden günlerin bizi kenara savurup rüzgar gibi geçip gitmemesinin de büyük ölçüde bizim daha bugünden yapacağımız çok yönlü hazırlığa bağlı bulunduğunu, bir an bile unutmayalım.”

(7. yılında Parti her açıdan daha ileride!.. Ekim, Sayı: 243, Aralık 2005, Başyazı)

 

Zor dönemlerden çıkış soluklu, ısrarlı ve kararlı bir kimlik ve hareket tarzını gerektirir. Bu açıdan dönem değerlendirmemize bu alıntı ile başlamak boşuna değildir. Gençlik mücadelesi kendi adına zorlu ve sancılı geçen bir dönemi geride bırakmanın olanaklarını önemli ölçüde taşıyor. Bu açıdan siyasal çalışma alanındaki kararlı ve ısrarlı tutumu süreklileştirmek, her açıdan güçlendirmek yeni dönem açısından büyük bir önem taşımaktadır.

Henüz kendi iç dinamikleri bakımından olmasa da genel toplumsal süreçte ve özellikle işçi sınıfı hareketinde yaşanan gelişim, gençlik mücadelesindeki zorlu ve sancılı sürecin aşılmasının olanaklarını güçlendirmiş durumdadır. Sistemin yaşadığı yapısal iktisadi ve siyasal kriz durumu, sınıf hareketinde anlamlı yerel direniş biçimlerinin yaygınlaşması sonucunu doğurdu. Sorunların burjuvazi açısından derinleştiği ve çözümsüzleştiği bir dönemde sınıf hareketinin üzerindeki ölü toprağını atarak toplum nezlinde etki oluşturan sonuçlar oluşturması, siyasal bir sınıf hareketinin oluşumunun olanaklarını gün geçtikçe güçlendirmektedir. Zira sınıf ve kitle hareketi yılları bulan bir mayalanma ile bugünkü mevzi direnişlerine hazırlanmıştı. Ve son iki yılın militan 1 Mayıs eylemlerinin yarattığı etki ile daha güçlü, yaygın ve siyasal sonuçların ortaya çıkması oldukça güçlü bir olasılık haline gelmektedir.

Bu dönem sınıf ve kitle mücadelesi için olduğu kadar, biz gençlik açısından da önemli olanaklar barındırmaktadır. Zira süregelen yapısal nedenlere dayalı siyasal ve iktisadi kriz durumu; sistemin açmazlarını derinleştirmektedir. Bu durum sistemin zaten bir gelecek öngörme şansı bulunmadığı geniş gençlik yığınlarını iyiden iyiye sistemin dışına sürüklemektedir. Yapısal krizin bugün ve yakın gelecekte oluşturacağı sonuç öncelikli olarak budur.

Sistem geniş gençlik yığınlarını kendine entegre etmek için sorunların sistem içi çözüm zeminlerini ya da olasılıklarını gençlik içinde her zaman canlı tutmak zorundadır. Bu açıdan bugünkü tabloda, bu umutlar ya da umut olarak sunulan “çözümlerin” çözümsüzlüğü tüm açıklığı ile kendini göstermiş bulunuyor.

Sermaye oluşturduğu çözümlerle değil, çözümsüzlüğü örtmekte sağladığı önemli başarılar sayesinde ayakta kalmaktadır. Bu açıdan sistem olarak miadını çoktan dolduran sermaye iktidarı ideolojik aygıtlarının ve elbette baskı aygıtlarının tahkimi üzerinden sürekliliğini devam ettirmektedir. Bu; sorunların üzerini örten bir işlev görmekle beraber uzun vadede yaşanan sorunları derinleştirmekte, yeni ve etkili mücadeleler döneminin olanaklarını gün geçtikçe arttırmaktadır. Baskı ve zor korkunun göstergesidir. Yapısal sorunlarla boğuşan ve manipülasyon olanakları gün geçtikçe tükenen sermaye saldırganlaşmaktadır.

Politik bir gençlik mücadelesi ihtiyacı

Yakın dönemde gençlik sorununun aşil topuğunu gelecek sorunu olarak tanımlamıştık. “Bugün bu hedef oldukça açıktır. Gençliğin gelecek sorunu ve bu çerçevede mesleki yeterlilik saldırıları yeni dönem gençlik hareketinin temel gündemleri olmak zorundadır. Sermayenin onca politik yaklaşım ve saldırı oluşturduğu bir alanda gençlik mücadelesinin etkili bir karşı duruş örememesi, geniş gençlik yığınları ile buluşma kanallarını kendi elleri ile kapatması anlamına gelecektir.

Bugün gençlik yüzünü geleceğe dönmeli, geleceğine sahip çıkmalıdır. Ancak bu temelde halihazırdaki kapsamlı saldırı dalgası yanıtlanabilir ve sermaye politikaları karşısında politik bir gençlik muhalefeti örülebilir.” (Ticari Eğitime Karşı Gençlik Koordinasyonu 3. Toplantısı Sonuç Bildirgesi)

Bu sorun ve sorun kapsamında sermayenin çözümsüzlüğü gün be gün derinleşmektedir. Kamunun tasfiyesi, sosyal yıkım saldırıları, kriz süreci gençliğin gelecek umutlarını gün be gün zayıflatıyor. Ancak bu sürece en büyük darbeyi vuran gelişme AB fiyaskosu oldu.

 Uzunca sayılabilecek bir dönem boyunca gençliğin gelecek sorununun çözümü, AB ve yurtdışı hayallerine bağlanmıştı, 2003'ten sonra AB hayalleri ile sersemletilen toplumun belki de en fazla hayal kuran ve sersemleyen kesimi gençlikti. Bunda sol maskeli liberal demokratlarımızın önemli bir etkisi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bugün artık AB, toplumun ve elbette gençliğin karşısında tam bir çözümsüzlük projesi olarak bulunuyor.

Bu durum gelecek sorunu kapsamında devrimci çözüm projelerinin gençlik alanında yaygınlığının genişlemesini olanaklı kılan bir siyasal atmosfer oluşturmaktadır. Bu açıdan bugünün gençlik hareketi, sistemin çözümsüzlüğü yönetmek için kullandığı argümanların anlamsızlaştığı bir dönemde gelecek sorunu etrafında devrimci/sol siyasal müdahaleyi etkili ve birleşik bir biçimde öne çıkarmak ve tartıştırmak, bu eksende bir mücadele hattı örmek zorundadır.

Sorunun bir diğer tarafını ise elbette gençliğin eğitim sürecinden kaynaklı akademik demokratik sorunları oluşturmaktadır. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi bu sorunlar halen demokratik ve bu kapsamda sistem içi sorunlar olarak tanımlansa da gençlik mücadelesini sistem dışı ve sol/devrimci bir eksene sürükleyebilecek asli gündemleri oluşturmaktadır. “Gençliği politikleştirmek bir süreç ise, bu sürecin belirleyici halkasını eğitim sisteminin sorunları oluşturmaktadır. Bugün eğitimin temel sorunları ve bunun genel tanımı olarak ticari eğitim, sistemin temel sorunları ve saldırıları ile güçlü bağlar taşımakta, bu akademik-demokratik mücadelenin hızlı bir biçimde politikleşmesinin olanaklarını ortaya koymaktadır. “Çürüyen eğitim sistemi çürüyen düzenin aynasıdır” şiarı bugün hiç olmadığı kadar açık ve güncel tespitin özlü bir ifadesi olarak tanımlanmalıdır. İşte tam da bu nedenle ticarileşen eğitim sistemine karşı bütünlüklü bir mücadele platformu oluşturmak bugünün gençlik hareketi için yakıcı bir sorundur.” (Ticari eğitime karşı birleşik mücadeleye!, Ekim Gençliği, sayı: 91)

Bu önemli gündem özellikle yerel sonuç ve başlıkları üzerinden sistemle önemli bir çatışma alanı yaratmaktadır. Son dönemin eylemsel çıkışlarının önemli bir kısmı ticarileşen eğitimin yerel sorunları ekseninde şekillenmektedir. Bu açıdan kitlesel bir mücadele ancak bu gündemleri etkili bir tarzda işleyen ve eylemsel süreçlerle bütünleyen birleşik bir mücadele hattı ile gerçekleşebilir.

Ancak bu alanda yaşanan asli sorun, yerelde ortaya çıkan sonuçların hedefli bir politik süreçle bütünlenememesinden kaynaklanmaktadır. Son dönem yerel ölçekte anlamlı sonuçlar oluşturan eylemler etkili bir politik tutum ve mücadele ile bütünleştirilemediği için aynı hızla sönümlenmiştir.

Sistemin bu çok yönlü saldırılarının karşısında gençlik hareketi bütünlüklü bir politik platformda konumlanamamaktadır. Bugünün gençlik mücadelesi hedefsiz ve kendiliğinden arayışların ardından sürüklenmekte ve bu arayışları politik planda tahkim edebilecek etkili bir politik söylemi inşa edememektedir. Hareketin yaşadığı sıkışmanın ya da süreksizliğin en önemli nedenlerinden birisi budur.

Yapısal sorunlarla boğuşan sermayenin saldırganlaştığını, zor aygıtını her açıdan yaygın bir biçimde kullandığı ifade etmiştik. Bugün üniversiteler toplumun baskı altında bulunan alanlarının başında gelmektedir. “Özgür düşüncenin gelişimi” ve “bilimsel kimlik” uygulayıcılar açısından artık tozlu raflarda duran burjuva yüksek öğrenim argümanları haline gelmiştir. Öne çıkan baskı, zor, zorbalıktır. Her demokratik tepkiye karşı açılan soruşturmalar, kendi hukuklarını hiçe sayan keyfi cezalar, ÖGB ve sivil polis terörü; bunlar gündelik siyasal sorunlar haline gelmiş bulunmaktadır. Düşünün üniversitede devrimci siyasal çalışma yapan bir devrimci, girişte üst arama saldırısına karşı tutum alıyor ve neredeyse her gün kavga, gözaltı ve soruşturma saldırısı gündeme geliyor; asılan her afiş, dağıtılan her bildiri ÖGB ve sivil polis saldırısını, bunların yetersiz kaldığı durumlarda gaz bombaları ile üniversitelere çevik kuvvet operasyonlarını koşulluyor. Sadece son 5 yıl içinde birçok kez İstanbul Üniversitesi'ne gaz bombaları ile polis operasyonu düzenlendi. Ve buna benzer örnekler başka üniversitelerde de sayısız kez tekrarlandı.

Peki bu saldırganlığın kaynağı nedir? Devletin bu şiddetle hedeflediği nedir?

Açık ki hedeflenen devrimci açık siyasal faaliyettir. Bu faaliyetin sonuçlarından derin bir korku duyulmaktadır. Devrimci siyasal faaliyette ısrar devlet terörünü koşullamaktadır. İşte bu nedenle sadece son bir yıl içinde genç komünistler onlarca polis saldırısı, soruşturma terörü ile karşı karşıya kaldı. Ve elbette yine açık siyasal faaliyette ısrar eden sınırlı sayıdaki gençlik grubu da aynı saldırılara maruz kaldı.

Komünistler olarak oldukça erken bir tarihte konuya ilişkin olarak tüm açıklığı ile şu tespit ortaya konulmuştu: “Devrimci bir kitlesel öğrenci hareketi yaratmak, ...devrimci temelde geniş kitlelerle buluşmak için sabırlı ve soluklu bir çalışma yürütmekten geçer. Bugünün öğrenci hareketinin perişanlığı düşünüldüğünde, en zor devrimci görev ve en militan devrimci tutum tam da budur. Gerçek devrimcilik bu zorluğun gerekleriyle boğuşmaktan geçer, ötesi boş laftır.”(Ekim, Sayı: 239, Ekim 2004, Başyazı)

Gençlik hareketinin biriken sorunları her açıdan kitlelere yönelen güçlü bir siyasal faaliyeti zorunlu kılmaktadır. Yapay ve kolaycı beklentilerin biriken sorunları çözme şansı bulunmuyor. Bu açıdan başka bazıları pek “devrimci” söylemlerle siyasal mücadelenin dışına düşseler ve bunun pek matah birşey olduğunu düşünseler de hareketin ihtiyaçlarına yanıt veren tutum bu anlayış karşısında konumlanmayı gerektiriyor.

Sorunun bu önemli ve öncelikli yanı ile birlikte elbette ki bizim adımıza politik bir sorun olduğunu her adımda bilmek zorundayız. Biz sorunu hiçbir dönem salt bir irade çatışması olarak görmedik, ancak bu yanı da içinde barındıran bir politik çatışma olarak ele aldık. Bu açıdan kazanımın kendi sonuçlarını oluşturacağı asıl alan politik çalışma ve mücadeledeki başarı olacaktır. Unutulmasın ki gençlik mücadelesindeki sınırlı bir toparlanma tüm bu saldırı dalgasını kolaylıkla etkisizleştirecektir.

Düzen içi çatışmalardan gençlik mücadelesine yansıyanlar

Düzen siyaseti ve bu alanda yaşanan taraflaşmalar gençlik mücadelesinde sol/devrimci söylemin boşuğu nedeni ile belirgin bir etkinlik alanı oluşturmaktadır. Geçtiğimiz dönem içinde ve özellikle sınır ötesi saldırganlık ve Kürt halkına yönelen şoven saldırganlık karşısında üniversitelerden etkili ve kitlesel bir ses ne yazık ki yükseltilememiştir. Bu süreçte sol maskeli ulusalcı grupların söyleminin gençlik içinde belirgin bir yaygınlık oluşturduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Zira halkların kardeşliği ekseninde verilen mücadele sınırlı bir eylemsel süreç oluşturmuşken, ulusalcı çetelerin üniversite senatoları ile birlikte örgütlediği eylemler ve çalışmalar yaygın bir katılım ve etki alanı oluşturabilmiştir.

Bu durumu oluşturan nedenleri sol gençlik grupları cephesinden değerlendirdiğimiz (bkz: Şovenizme karşı birleşik bir gençlik mücadelesi için! Ekim Gençliği Sayı 102) için burada tekrar ayrıntısı ile girmeyeceğiz. Şovenizme karşı mücadele sol/devrimci siyasal etkinin gençlik alanında yaygınlaşmasının en önemli başlıklarından birisidir. Zira düzen siyasetinin ve söyleminin onlarca manipülasyon aracı ile etki oluşturduğu bir alanda; halkların kardeşliği şiarı güncel olarak gençliği taraflaştıracak önemli gündem başlıklarından birisidir.

Öte yandan sorun birleşik bir mücadele zemini açısından önem taşımaktadır. Zira Kürt ve Türk gençliğinin birleşik mücadelesi ancak bu gündemin etkili bir biçimde işlendiği bir süreçte hayat bulabilir. “Zira kardeşleşmenin tek yolu Kürt halkının taleplerine sahip çıkmaktan, Kürt halkına ulusal özgürlük çağrısını tüm ülkeye ve gençliğe taşımaktan geçmektedir. Bunun dışında bir yaklaşımın, şoven histerinin karşısında halklar arası gerçek bir kardeşleşmeyi başarabilme şansı bulunmamaktadır.

Şoven saldırganlık karşısında birleşik bir mücadele ancak ve ancak Kürt halkına özgürlük çağrısının ve halkların kardeşliği mücadelesinin, gençliğin akademik demokratik talep ve gündemleri, mücadelesi ile birleştiği bir zeminde gerçekleşebilir. Bu açıdan Kürt gençliği ve özelde Yurtsever Gençlik, gençliğin somut sorunlarına kayıtsız kaldığı sürece gerçek bir kardeşleşme ve kitlesel mücadele olanakları ortaya ne yazık ki çıkamayacaktır. Ve elbette bu durum halkların kardeşliği söyleminin gençlik içinde yaygınlaşmasını engelleyerek, ulusalcı/şoven söylemin etkinlik alanını arttıracaktır.

Düzen içi çatışmalarda bir diğer önemli gündem, türban tartışmaları ve AKP karşıtı sol siyasal eksendir. Bu düzen içi taraflaşma özellikle ulusalcı örgütlenmelere gençlik alanında önemli bir siyaset alanı açmış durumdadır. Gençliğin sorun ve gündemlerini AKP karşıtlığına, sistemle hiçbir bağ kuramayan bir gericilik karşıtlığına indirgeyen propaganda gençlik sorunu ve bu çerçevede ortaya çıkacak mücadele biçimlerini etkileme potansiyeli taşımaktadır. Bugün sermaye devletinin gençliğe yönelik çok yönlü saldırıları karşısında gençliğin savunmasız kalmış olmasının nedenlerinden biri, politik planda gençliği taraflaştıracak bir pratiğin az çok birleşik bir zeminde ortaya çıkartılamamış olmasıdır. Gençliğin ileri unsurları şahsında yaşanan bu boşluk, düzen siyasetinin ya da bu eksende ortaya çıkan yapay taraflaşmaların geniş gençlik yığınlarını etkilemesini kolaylaştırmaktadır. Geçtiğimiz dönemde YÖK-AKP çekişmesinde gençliğin hiç de azımsanmayacak bir kesiminin dinsel gericilik karşısında düzenin “sözde laik” gericiliğine yedeklenmiş olması bunun bir göstergesidir. Gençlik düzen içi çatışmalarda taraf haline gelirken, aynı zamanda toplumsal sorunlardan kopmakta, geleceğine ilişkin sorunlarda bir taraf olarak hareket edememekte, bu çerçevede bir taraflaşmadan uzaklaşmaktadır. Geçtiğimiz dönem boyunca daha sol bir görüntüde de olsa TKP ve Öğrenci Kolektifleri’nin yedeklendiği siyasal platform budur.

Bugün gençlik sermaye düzeninin sandığı gibi seçeneksiz değil! Gericilikten gericilik beğenmekle karşı karşıya da değil! Hepsi aynı kaynaktan beslenen bu gericilik yatağını kurutmak için, özerk-demokratik üniversite ve parasız eğitim için birleşik devrimci mücadele, gençliğin tek gerçek çözüm zeminidir.

Piyasalaşan eğitime karşı etkin bir mücadele odağı oluşturmak için!

Gençlik mücadelesinin yapısal sorunlarını aşmasının öncelikli yolu hedefli bir politik tutum ve bu tutum etrafında gençliği taraflaştırma çabasıdır. Bu açıdan bugünün gençlik mücadelesinin temel sorunu politik planda yaşadığı hedefsizlik olarak tanımlanmalıdır.

Yerel ölçekte ortaya çıkan sorun ve gündemler, ya da dönemsel eylemsel çıkışlar oluşturan başlıklar etkili ve bütünlüklü bir gençlik mücadelesinin kaldıracına ne yazık ki dönüştürülemiyor. Bu açıdan gençlik mücadelesinin yaşadığı sıkışmayı aşmak için piyasalaşan eğitime karşı etkili ve soluklu bir mücadele sürecini politik planda güçlü bir bütünlükle ve elbette birleşik bir tarzda başlatmak gerekmektedir.

Son 1 Mayıs sürecine gençliğin katılımını önemli ölçüde etkisizleştiren de bu sorun olmuştur. 1 Mayıs sürecine gençlik kendi özgün talepleri ve mücadelesi ile hazırlanmamış, bu ise eylemsel sürecin gençlik alanında yarattığı etkiyi önemli ölçüde sınırlamıştır.

Bu yıl ki 1 Mayıs değerlendirmemizde işaret ettiğimiz temel sorunu dikkatle incelemek gerekmektedir:

Gençlik cephesinden yansıyan gündem planındaki hedefsizliktir. Zira gençlik yaygın bir geleceksizlik ve işsizlik sorunu ile karşı karşıya bulunmasına, piyasalaşan eğitimin tüm sonuçlarıyla işçi ve emekçi çocuklarını vurmasına rağmen, gençlik hareketi bu gündemlerden süzülen hedefli ve politik bir çıkışı 2008 1 Mayıs’ında gerçekleştirememiştir. Eylemlerde gençliğin güncel ve genel talepleri belirgin bir biçimde kendini gösterse de, hedefli ve programlı bir politik gençlik mücadelesi yönü eksik kalmıştır.

Bu durum elbette gençliğin hâlihazırdaki örgütsel dağınıklığının da dolaysız bir sonucudur. Zira böyle bir politik hedefle ancak birleşik bir örgütsel zeminde hareket edilebilir ve böyle bir birleşik örgütsel zemin gençliğin geniş kitlelerinin hareketini ve eylem dinamizmini canlandırabilir. Ancak bugün için böyle bir birleşik örgütlenme ve anlayıştan ne yazık ki gençlik mücadelesi oldukça uzaktır.

Politik bir hareket, bunun ürünü olan birleşik bir örgüt ve yaygın kitlesel militan eylemlilikler... Birbirini besleyen böyle bir diyalektik bütünlükle süreç örgütlenmediği koşullarda, gençlik mücadelesinde kalıcı ve dinamik bir gelişme ne yazık ki olanaksızdır. Bu açıdan sınıf mücadelesinin 2007 1 Mayıs’ı sonrasında ortaya çıkardığı sonuçlar gençlik ve özneleri cephesinden doğru bir biçimde okunmak zorundadır.

Hareket, örgüt, eylem... Birleşik, militan ve kitlesel bir gençlik hareketi ancak böyle sağlanabilir. Bu yılın 1 Mayıs eylemleri açısından bir diğer önemli veri, özellikle ODTÜ öğrencileri cephesinden örgütlenen 1 Mayıs sürecidir. Bu deneyim gerek ilerici öznelerin ilgili yereldeki birleşikliği, gerekse ortak çalışma ve eylemli ön süreciyle, gençlik hareketi açısından yerel düzeyde yürünmesi gereken yolu göstermektedir. Elbette hareketin yerel sonuçlarını kalıcılaştırmak ancak bu sonuçların örgütsel ve politik planda kalıcılaşması ile sağlanabilir.” (Taksim İradesi ve kararlılığı ile... Piyasalaşan eğitime karşı mücadeleye! Ekim Gençliği Sayı:109 Mayıs 2008)

Son iki yılın 1 Mayıs süreçleri, öte yandan ise sınıf hareketinde yaşanan göreli canlanma gençlik mücadelesinde de önemli olanaklar oluşturacaktır. Öyleyse önümüzdeki dönem gençlik mücadelesinin üzerindeki ölü toprağını atacağı, piyasalaşan eğitime karşı kalıcı mücadele mevzileri oluşturacağı bir dönem olmalıdır. Bu başarıldığı koşullarda hareketin dinamik gelişiminin de önü açılmış olacaktır.

(Ekim Gençliği Sayı 110, 2008, Yaz Sayısı)


YAZICIYA GONDER


December
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4