19.11.2009 16:43
Alman Kasım Devrimi…
“Vardım, Varım, Varolacağım!”
“Berlin’de düzen sürüyor!.. Sizi budala zaptiyeler! Kum üzerine kurulu sizin düzeniniz. Devrim daha yarın olmadan, zincir şakırtıları içinde yine doğrulacaktır! Ve sizleri dehşet içinde bırakıp, trampet sesleri arasında şunu bildirecektir: ‘Vardım, varım, varolacağım!’”
Rosa Luxemburg
“Sıkı durun! Kaçmadık. Yenilmedik... Çünkü Spartaküs ateş ve ruh demektir, yürek ve can demektir, proleter devrimin iradesi ve eylemi demektir. Çünkü Spartaküs zafer özlemini, sınıf bilinçli proletaryanın mücadele azmini temsil etmektedir... Bunlar elde edildiği zaman, biz ister yaşayalım, ister yaşamayalım, programımız yaşayacaktır ve kurtulan halkların dünyasına egemen olacaktır. Her şeye rağmen.”
Karl Liebknecht
1890'lı yılların sonlarına doğru Almanya’da, gelişen sanayiyle birlikte güçlü bir işçi sınıfı oluşmuştu. Ülkedeki Marksist birikimin de etkisiyle Alman işçi sınıfı, örgütlülüğünü diğer ülkelere oranla çok daha geniş kitlelere maletmişti. Öyle ki işçi sınıfını temsil eden Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD), I. Dünya Savaşı’ndan önce 1 milyon üyesiyle, 90 yayınıyla ve binlerce yerel örgütüyle dünyanın en büyük ve en etkili sol partisi haline gelmiş, II. Enternasyonal siyasetinin belirlenmesinde önemli bir rol oynamıştı. Fakat SPD, 1891'deki Erfurt Kongresi'nde işçi sınıfının devrimci mücadelesini bir kenara bırakarak, sistemle girdiği uzlaşı içinde parlamenterist bir çizgiye oturdu. Varlığını ve gücünü oluşturan işçi sınıfına reformist bir program dayatarak devrime sırt çevirdi.
Partinin bu tutumuna muhalif olan ve devrimci mücadele gerekliliğini savunan bir sol kanat vardı. Rosa Luxemburg ve arkadaşlarının oluşturduğu sol kanat yeterince güçlü olmadığı gibi, işçi sınıfından bağlarını koparmamak için bir ayrılık politikası da yürütmüyordu.
II. Enternasyonal’in 1907’deki Stuttgart Kongresi, savaşın yaklaşması durumunu görüşerek bazı kararlar aldı. Bu kararların özünü en etkin araçları kullanarak savaşın başlamasını engellemek, başladığı durumda ise bir an önce bitirilmesine dair faaliyet yürütmek ve sonucunda doğacak olan ekonomik ve politik durumdan faydalanarak kapitalist sınıfın yönetimini devirmeye çalışmak oluşturuyordu. Buna rağmen SPD, 4 Ağustos 1914'te tarihsel bir ihanete imza atarak, Alman parlamentosunda savaş kredileri lehinde oy kullandı. İşçi sınıfını vatan savunmasına yöneltme politikasını, her türden politik örgütlenme aracını (sendikalar vs.) kullanarak, kitleleri etkilemeye çalışarak devam ettirdi. Parti içindeki sol grup ise bir yandan savaş karşıtı muhalefeti örgütlerken, bir yandan da partili işçileri emperyalist kapitalizme karşı devrimci bir temelde mücadeleye çekmeye çalışmıştı. Komünist önderlerden Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in başını çektiği bu grup, çok geçmeden partiden ayrılarak Spartakistler Birliğini kurdu.
1917 baharında Almanya'da 200.000 işçi greve çıkmış ve bu grevle birlikte ilk işçi konseyi kurulmuştu. Fabrikalarda işçilerin seçim yoluyla kurdukları Konseyler, sadece ekonomik talepler değil, savaşa karşı, siyasi tutukluların serbest bırakılması, sansürün durdurulması gibi siyasi talepler ileri sürüyorlardı. İşçiler siyasal örgütlenme ve mücadeleyi Devrimci İşçi Temsilcileri (DİT) olarak gerçekleştiriyorlardı.
Alman işçi sınıfı, Rusya'da işçi sınıfının Ekim Devrimiyle iktidarı ele geçirmesinden etkilenerek devrimci mücadeleye hız verdi. 1918 yılında greve çıkan işçi sayısı milyonları buldu. Hareket o denli gelişmişti ki, hükümetin her türden baskısına ortak olmasına rağmen SPD bile Büyük Berlin İşçi Konseyi içinde yer almak ihtiyacı duydu. İşçi sınıfı yaşanan ihanete karşın yine de SPD’yi kendi partisi olarak görüyordu.
Ordunun ve hükümetin savaşı sürdürmeme kararına karşın, 27 Ekim 1918 günü Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, donanmaya, İngilizlere karşı yeni bir saldırı emri verdi. Daha önce savaşa karşı 1917 Ağustos’unda ayaklanmış Kiel denizcilerinin bu emre karşı çıkması sonucu yeni ayaklanma patlak verdi. Kasım ayının başından itibaren asker konseyleri kurulmaya başlandı. Birçok yerde işçi konseyleri kuruluşu da sürüyordu.
Aynı günlerde Bağımsız Alman Sosyal Demokrat Partisi (USPD; SPD’den 1917’de ayrılan savaş karşıtlarının kurduğu parti) Berlin temsilcileri, DİT ve Spartakistler bir ayaklanma planı hazırladılar ve tarih olarak 11 Kasım’ı belirlediler. 9 Kasım'da Berlin’de genel greve gidildi ve sokakları silahlı işçi ve askerler doldurdu. Hükümetle pazarlığını imparatorun çekilmesi üzerine yapan SPD, gelişmeler karşısında hareketi destekliyor gibi görünmek için hükümetten çekildi.
Ardından imparator’u ikna eden SPD, Cumhuriyet’i ilan ederken USPD’yi de hükümete katarak tarafına çekmeyi başardı. Bu gelişmelerden iki saat sonra Karl Liebknecht sarayın balkonundan “Sosyalist Cumhuriyet” in kurulduğunu açıkladı. Bu haliyle ikili bir iktidar ortamı oluştu: Bir yanda USPD ve SPD’nin kurduğu “Halk Temsilcileri Konseyi”, diğer tarafta İşçi ve Asker Konseyleri. Ancak bu süreçte karşı devrimin güçlenmesine engel olacak devrimci dönüşümler sağlanamadı.
1918 yılının son aylarında Berlin İşçi ve Asker Konseyleri üyeleri hakkında tutuklama kararı çıkması ayaklanmalara neden oldu. Spartakistlerin başını çektiği olaylara müdahale eden SPD’li Otto Wels, kitlenin üstüne ateş emri vererek 14 kişinin ölümüne yol açtı. Ardından USPD konseyden çekildiğinde Halk Temsilcileri konseyi de, İşçi ve Asker Konseyleri de yalnızca SPD'den oluşuyordu. Bu dönemde işçi sınıfının devrimci mücadelesini yükseltmek için Spartakistler Birliği diğer sol gruplarla birlikte KPD’yi (Alman Komünist Partisi) kurdu.
4 Ocak günü USDP'li Berlin polis şefinin görevden alınması yeni bir ayaklanmanın alevlenmesine neden oldu. Hükümetin tutumunu protesto etme kararı USPD, KPD ve Devrimci İşçi Temsilcileri tarafından hükümeti devirmek için genel grev ve gösteriye dönüştürüldü. Devlet aygıtlarının bir kısmının ele geçirildiği bu dönemde Devrimci Komite, hükümetin devrilmesi konusunda tereddüt yaşamaktaydı. SPD ise karşıdevrim saldırısında gecikmedi ve 13 Ocak günü askerleri ve Freikorps (Gönüllü Birlikleri)'ni göndererek devrimcileri katletti. Alman Devrimi'nde öncü rolü olan iki komünist önder Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht ise 15 Ocak'ta öldürüldü.
Onların katledilmesi, sosyal demokrasi tarafından işçi sınıfına karşı işlenen en büyük ihanetlerden birinin son halkasıdır. Komünist önder Rosa Luxemburg'un da söylediği gibi, işçi sınıfının nihai amacına ulaşması için bir devrim olacaksa, bu, kapitalizme karşı göğüs göğüse verilecek olan bir sosyalizm mücadelesiyle olacaktır.
Y. Toprak
Ekim Gençliği / Sayı: 121, Kasım 2009