19.11.2009 17:01
Marksist felsefe için notlar…-2-
G. Umut
“…
Kim hangi cesaretle diyebilir ki: Asla, hiçbir zaman?
Kim, sebep bu zulmün devam etmesine?
Biz.
Kim, sebep bu zulmün ortadan kalkmasına?
Yine biz.
Kim eziliyorsa baş kaldırmalı onu ezene karşı!
Kaybeden döğüşmeli!
Kim durdurabilir safa gireni?
Bugünün yenilenleri yarının galipleridir,
Çünkü değişmez, değişir, bugün bile!”
(Bertolt Brecht, Diyalektiğe Övgü)
Teorik ve yöntemsel dayanak olarak diyalektik ve tarihsel materyalizm
Marksist-Leninist dünya görüşünün 3 bütünleyici parçasından biri olan felsefe alanı aynı zamanda teorik ve yöntemsel bir dayanak olarak hayatı ‘anlamak’ için kullanacak bir anahtar niteliğindedir. Bu anahtarı kullanabilmek aynı zamanda nerede ve nasıl kullanacağımız sorusunun yanıtı açısından paralellik taşımaktadır. Hayatı anlamak diye tabir ettiğimiz olgunun, beraberinde “toplumu dönüştürme kavgasının aktif katılımcıları” olmayı gerektirdiğini bir kez daha vurguluyoruz!
Diyalektik ve tarihsel materyalizmin konusu doğanın, toplumun ve düşüncenin genel hareket ve gelişim yasalarıdır. Marksist-Leninist dünya görüşünün iç bütünlüğünü, yaratıcı niteliğini, devrimci içeriğini diyalektik ve tarihsel materyalizmin ilkeleri belirler. Bundan kaynaklıdır ki bu felsefe Marksizm için teorik ve yöntemsel bir dayanaktır.
Marksist ideolojinin bilimsel temeline dair en genel çerçevede ilk olarak inceleyeceğimiz diyalektik materyalizmdir.
Hayatı anlamak için bir yöntem: Diyalektik
Doğayı, toplumu, bilinci tanıyıp, bilme yöntemi 19. yy’da doğdu. Bunu ilk ortaya çıkaran filozof antik çağ düşünürlerinden Herakleitos’tu. Herakleitos’un düşüncesinin en özet hali “Her şey akar, hiçbir şey durmaz” cümlesinde ifadesini bulur. Bu haliyle diyalektik ismi verilen bu yöntemin bir bilgilenme yöntemine dönüşmesi için yüzyıllar gerekiyordu.
Diyalektik sözcüğü Yunanca kökeninde tartışmacılık anlamında kullanılmaktaydı ve soru-karşılık yöntemiyle oluşan tartışmaları dile getiriyordu. “Düşüncenin bu diyalektik yöntemi, sonraları doğa olaylarını da kapsadı; doğadaki olayları sürekli bir hareket ve değişme içinde gören, doğadaki gelişmeleri, doğadaki çelişkilerin gelişmesi sonucu olarak ve doğadaki karşıt güçlerin birbirlerini karşılıklı etkilemeleri sonucu kabul eden, doğanın diyalektik kavranması biçiminde gelişti.”( J.Stalin, Diyalektik üzerine)
Diyalektiği Lenin, "En uygun anlamıyla, diyalektik, şeylerin asıl özündeki gelişmenin incelenmesidir" (Felsefe defterleri)şeklinde tanımlıyor. Yani özünde diyalektik, çelişkinin mantığıdır. Her şey sürekli değişim ve akış içerisindedir mantığıyla doğayı ve toplumu yorumlamanın bir yöntemidir.
Diyalektiğin Marksist içerik kazanması…
Diyalektiğin yasaları Hegel tarafından ayrıntılı biçimde geliştirilmiştir. Ama onun yapıtlarında bu yasalar idealist bir biçime bürünürler. Diyalektiğe ilk kez bilimsel, yani materyalist bir temel sağlayan Marks ve Engels olmuştur. Marks diyalektik yönteminin Hegel ile olan karşılaştırması için Kapital’in birinci cildinde "Benim diyalektik yöntemim, Hegel'inkinden yalnızca temelde farklı değil, üstelik onun tam karşıtıdır. Hegel'e göre 'ide' adı altında bağımsız bir konu (subject) haline bile dönüşen düşünme süreci, gerçeğin yaratıcısıdır, ve gerçek, 'ide'nin fenomenal [dış-olaysal] biçimidir. Bana göreyse, bunun tersine, düşünme süreci, insan kafasında yansıyan ve düşünce biçimlerine dönüşen madde dünyasından başka bir şey değildir" demiştir.
“Bu yöntem, özünde, idealistti ve burada söz konusu olan, bütün daha önceki dünyayı anlayış tarzlarından daha materyalist olan bir anlayış tarzının geliştirilmesiydi. Hegel yöntemi mutlak fikirden hareket ediyordu. Burada ise, en inatçı gerçeklerden hareket etmek zorunluluğu vardı. Kendi itirafıyla ‘hiçten gelen ve hiçle hiçe giden’ bir yöntem, bu biçimiyle hiçbir işe yaramazdı. Bununla birlikte, bu yöntem, hiç değilse dayanılabilecek olan elde mevcut bütün mantığı malzemenin biricik parçasıydı. Onu eleştirmemişlerdi, böyle bir işin üstesinden gelememişlerdi. Büyük diyalektikçinin hasımlarından hiçbiri, onun heybetli yapısında bir yarık meydana getirememişti ve bu yöntem, Hegelci okul ondan yararlanmasını bilemediği için yok olup gitmişti. Demek ki, yapılacak şey, her şeyden önce, Hegel'in yöntemini kesin bir eleştiriye tâbi tutmaktı.” (Friedrich Engels, Karl Marks'ın Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı'sı)
Diyalektik materyalizmin temel yasaları
Engels diyalektiği anlamak için çok uzaklara gitmenin gereksiz olduğunu şu sözleri ile ortaya koyuyor: “Doğa diyalektiğin kanıtıdır. Ve metafizik olarak değil diyalektik olarak işler.” (F. Engels, Doğanın diyalektiği)
Diyalektik tam da bu yüzden gelişmenin yasası olduğu kadar onu inceleme yöntemidir. Aynı şekilde inceleme yöntemi olduğu kadar gerçekliği değiştirme yöntemidir. Doğada bütün olgular diyalektik gelişme yasalarıyla oluşur. “Yasa, doğa ve toplumda bütün olguların gelişimlerini belirleyen temel ilişkileri dile getirir.”
Diyalektik materyalizmin temel yasaları doğadaki, toplumdaki, düşüncedeki gelişmenin genelleme adımıdır ve birbirinden kopuk ya da yan yana var olamazlar. Bu yasalar birbirlerini tamamlayarak, birlik oluşturarak var olabilirler.
Hareket, çelişki ve 3 temel yasa
Doğada hiçbir şey sabit değildir. Her şey bir değişim, dönüşüm halindedir. Her şey başka şeylerden gelir ve başka şeylere yol açar. “Yerin kendisi, güneşin etrafında yılda bir kez ve kendi etrafında günde bir kez dönmek suretiyle sürekli hareket halindedir. Güneş de kendi etrafında 26 günde bir kez dönmekte ve galaksimizdeki diğer yıldızlarla birlikte 230 milyon yılda galaksiyi dolaşmaktadır. Daha büyük yapıların (galaksi kümelerinin) da bir tür büyük dönme hareketi yapıyor olmaları muhtemeldir. Bu, atomların değişen hızlarla birbiri etrafında dönen molekülleri oluşturduğu atomik seviyeye varıncaya değin, maddenin bir karakteristiği olarak görünmektedir. Atomun içinde de elektronlar çekirdeğin etrafında çok büyük hızlarla dönmektedirler.” (Ted Grant- Allan Wood, Aklın İsyanı)
Marks ve Engels hareketi maddenin en temel ayırt edici özelliği olarak tanımlar. Engels’in tanımı ile: “Maddenin varoluş tarzı, onun doğasından gelen niteliği olarak tasavvur edilen en genel anlamda hareket, basit yer değiştirmeden düşünmeye kadar evrende gerçekleşen tüm değişim ve süreçleri kavrar. Hareketin doğasının incelenmesi için, elbette bu hareketin en aşağı, en basit biçimlerinden başlamak ve bunları daha yüksek ve karmaşık biçimleri açıklamadan önce kavramayı öğrenmek zorunludur.”(F. Engels, Doğanın diyalektiği)
Diyalektik düşünce, hareketi ve gelişmeyi çelişki temeline dayanan olgular olarak görür. Çelişki tüm varlığın temel bir özelliğidir. Maddenin en içinde yatar, tüm hareketin, değişimin, yaşamın ve gelişmenin kaynağıdır. Engels diyalektiği “hareketin ve doğanın, insan toplumunun ve düşüncesinin gelişiminin en genel yasalarının bilimi” olarak tanımlamaktadır. Anti-Dühring’ de ve Doğanın Diyalektiği’nde en temel üç tanesini tanımlar.
1) Niceliğin niteliğe dönüşmesi ve tersi yasası
2) Karşıtların karşılıklı iç içe geçmesi yasası
3) Yadsımanın yadsınması yasası
Bu yasaların ortaya koyulması insanın öğrenme faaliyetinin genel yöntemlerini oluştururlar.
Niceliğin niteliğe dönüşmesi ve tersi yasası: Eski- yeni, evrim-devrim ilişkisi
Doğada, toplumda ve bilinçte ilerlemenin alttan üste doğru hangi şartlarda gerçekleştiğini açıklar. Nicel değişme nesnenin ölçme yönündeki yanıdır. Her tür gelişme nicelikçe birikmelerin zorunlu olarak nitelik değişimini gerektirmesi ile gerçekleşir. Gerçekleşen eskinin yerini yeniye bırakmasıdır. Diyalektik materyalizm bu süreci niceliğin niteliğe dönüşmesi ve niteliğin niceliğe dönüşmesi yasası ile açıklar. Doğada, toplumda, bilinçte nicel dönüşmelerin sıçrama ile niteliksel değişimlere dönüştüğünü ve yeni niceliksel özellikleri olan yeni bir niteliğin doğmasına yol açar. Yeni kendinden önceki aşamaya göre yeni, kendinden sonraki aşamaya göre eskidir.
Bunu evrim ve devrim ilişkisi içinde de yorumlayabiliriz. Evrim ve devrim gelişmenin iki yanını oluşturuyor. Gelişmeden söz edebilmek için nicelikçe birikmeler (evrim), bir yanda ise niteliksel değişmeler (devrim) gereklidir. Evrim zorunlu olarak devrimi doğurur. Hayat içerisinde de birçok örneği mevcuttur. 100 santigrad dereceye kadar kaynatılan su nitelik değiştirip buhar olur. Maddenin katıdan sıvıya, sıvıdan buhara dönüştüğü kritik nokta nitel sıçramanın açık bir örneğidir. Nicelikten niteliğe sıçrama bütünün parçaların toplamından çıkarılamayacak ya da ona indirgenmeyecek nitelikler taşıdığı anlamına gelir. Bir varlığı anlamak için onu atomik düzeyde ayrıştırmak yetersizdir. Varlığı anlamak varlığın bütününü atomik düzeylerin ilişkileri doğrultusunda incelemeyi gerektiriyor. Her varlık kendi fiziksel ve çevresel gelişiminin bir ürünüdür. Yine de bireylerin etkileşimlerinin toplamı nitel olarak farklıdır.
Karşıtların birliği ve karşılıklı iç içe geçişi: Hareket ve gelişim
Bu yasa hareketin ve gelişiminin nedenini ortaya koyar. Lenin karşıtların birliği ve karşılıklı iç içe geçişini kavramayı diyalektiği kavramak ile eşdeğer tutar.“Diyalektik, kısaca karşıtların birliği olarak belirlenebilir. Böylece diyalektiğin çekirdeği kavranmış olur.”(Lenin, Hegel’in Mantığın Bilimi’ne İlişkin Düşünceler)
Karşıtların birliği atomun içerisinde yatmaktadır. Doğada, toplumda ve bilinçte tüm süreçler bir karşıtlık taşır, bu karşıtlık hareketin ve gelişmenin kaynağıdır. Her şey birbiri ile ilişki içerisindedir. Hareketin kendisi çelişki içerir. Karşıt eğilimler, uzun bir süre denge içerisinde durabilirler. Bir değişiklik hatta küçük bir nicel değişiklik bu dengeyi yıkana ve nitel bir dönüşüm yaratana kadar. Ana çelişki, dümdüz bir çizgi üstünde gelişmez. Çelişmeler, belli bir anda ve belli bir biçimde, kaynaşırlar. Çelişki doğanın tüm düzeylerinde vardır ve şeyler kendi karşıtlarına dönüşürler. Maddenin kendi nesnel yasaları uyarınca sonsuz, duraksamasız hareketi dışında, herhangi bir dış kuvvete, ‘ilk itişe’ gerek yoktur. Bu yasanın pratikte karşılığı ile yaşamda birçok kez karşılaşırız. “Doğada örneğin yumurta bu yasayla civciv olur, toplumda örneğin kölecilik bu yasayla feodalite olur, bilinçte örneğin herhangi bir bilgi bu yasayla daha üstün bir bilgi olur. Yaşam olmadan ölüm olmaz, ölüm olmadan da yaşam olmaz; alt olmadan üst olmaz, üst olmadan da alt olmaz; köleci olmasa köle olmaz, köle olmadan da köleci olmaz vb. Bütün bunlar hem bir birlik hem de bir savaşım içindedir. Bu savaşıma mantık dilinde çelişme de denir. Doğasal, bilinçsel ve toplumsal nesne ve olaylarda sayısız çelişmeler ve alt çelişmeler vardır.”(Orhan Hançerlioğlu, Düşünce Tarihi)
Karşıtların birliği yasasında çelişki olgunlaşmamış ve çözüm aşamasına gelmemiş olduğu sürece, bu birlik sürüp gider. Çelişki olgunlaşmaya ve karşıtların belirli dönemdeki birliği ortadan kalkmaya başlayınca eski biçim yerini yeni bir birliğe bırakır. Ama bu yasa her daim varlığını korur.
Yadsımanın yadsınması: Süreçleri ucu açık bir sarmal ile kıyaslamak
Diyalektik gelişme eskinin salt bir olumsuzlanması, inkârı değildir. Gelişmenin tekil bir şekilde ardı ardına geliş şeklinde yürümediğini, gelişmenin alttan üste ilerleme olduğunu anlatır. Yani eskinin içerisindeki değerli olanın yeninin içerisine geçmesini anlatır. “Diyalektik yadsıma, eskinin yeni tarafından aşılması süreci içinde, korunup yeni içinde gelişme ile ortadan kalkmanın birliğini dile getirir.” (Friedrich Engels Enstitüsü, Marksist-Leninst Parti’nin Temel Eğitim Dersleri)
Yadsıma aynı anda hem yadsınmak hem de muhafaza etmek anlamına gelir.
“Bir tohum ayak altında ezilerek yadsınabilir. Tohum ‘yadsınmıştır’ ama diyalektik anlamında değil. Ama aynı tohum eğer kendi haline bırakılırsa ve şartlar da elverişliyse filizlenir. Bir tohum olarak kendisini yadsımıştır ve bir bitki olmaya doğru gelişmektedir.”(Ted Grant- Allan Wood, Aklın isyanı)
Diyalektik doğada, toplumda, düşünce tarihinde işleyen süreçleri kapalı bir çember olarak değil, ucu açık spiral bir gelişme biçimi olarak tasarlar. Sarmal diye adlandırılan gelişme, idealist anlayışlı dairesel gelişmeye karşıt olarak, diyalektik gelişme anlayışını dile getirir. Hegel'in tez-antitez-sentez sürecinde meydana geldiğini saptadığı "her şeyin karşıtına dönüşmesi" olgusunu açıklar. “Her şey karşıtına dönüşür, ama daha üstün bir düzeyde ve daha gelişmiş olarak dönüşür. Böyle olmasaydı gelişme gerçekleşmezdi ve diyalektik süreç bir karşıtlığın sürekli olarak birbirlerine dönüşmelerinden ibaret bir tekrarlar dizisi olurdu. Diyalektik materyalizme göre tarihsel gelişme, sarmal bir gelişmedir. Tarih tekrarlamalardan ibarettir sözü bu sarmal gelişimi görememekten doğmuştur.”
Sonuç yerine…
Diyalektik, felsefi söz kalıplarından uzak, bilimsel temellere dayandırılarak şeylere doğru bir biçimde yaklaşmamızda önemli bir yöntemdir. Marksist diyalektiği incelerken önemli bazı noktaları vurgulayamadık. Örneğin öz-biçim, zorunluluk-raslantı, içerik-biçim, gibi…
Bu bölümün sonunda “girişken okura” bir kez daha sesleniyoruz. Konuya ilişkin birçok kitap incelenmeyi, değerlendirmeyi bekliyor. Herhangi bir teori er ya da geç pratikte kendini kanıtlamak zorundadır. Pratik, diyalektik materyalist felsefenin yasaları açısından çok zengindir. Yeter ki yöntemi anlamaya ve bilmeye çalışalım…
Bir sonraki sayımızda tarihsel materyalizmi inceleyeceğiz.
Ekim Gençliği, Sayı: 121, Kasım 2009