21.11.2009 13:08
Kapitalist kriz derinleşirken düzenin saldırıları artarak devam ediyor
Kapitalizm geleceksizliktir, gençliğin kurtuluşu sosyalizmde!
2009 6 Kasım’ını da geride bıraktık. Önümüzdeki süreçte yoğunlaşmamız gereken gündemlere, ortaya çıkan eksikliklere, kitle çalışması ve örgütlenme alanında zaaflarımızı aşmak için yüklenmemiz gereken yanlara dair söyleyeceklerimizden önce bu yılın 6 Kasım sürecinden yansıyanları ele alalım.
Bu yılın 6 Kasım’larından geriye kalanlar yine parçalı eylemler, yine sınırlı zamanda propagandaya sıkışan ön süreçler oldu. Kısacası son yıllarda olumsuzladığımız temel noktalar bu sene de aşılamadı. Bu süreci değerlendirmek sadece geçmiş bir eylemi ve ön sürecini değerlendirmek değildir. Süreci değerlendirmek, gençlik hareketinin son yıllarda yaşadığı sorunları irdelemek, hareketin ihtiyaçları doğrultusunda önümüze bir çalışma pratiği koymak, gençlik kitlelerini harekete geçirip-örgütlemek için perspektif belirleme çabasıdır.
6 Kasım süreciyle bir kez daha görülen gençlik hareketinin güncel tablosudur!
Yazın haraç zammı saldırısıyla ortaya çıkan hareketliliğin ve hemen sonrasında yaşanan IMF-DB sürecinin ardından 6 Kasım tartışmaları başladı. Birbirinin ardısıra yaşanan gelişmeler olsalar da süreç, gençlik açısından sürekli ve birbirini bütünleyen bir şekilde örülemedi.
Bu sene de bulunduğumuz tüm yerellerde birleşik bir 6 Kasım’ın gerçekleşebilmesi için azami bir çaba ortaya koyduk. Tüm tartışmalara ve çabaya rağmen bu süreçte de AKP karşıtlığı ve gericilik tartışmaları eylemlerin bölünmesinin temel nedeni oldu. Geçen sene metropollerde görülen bu ayrışma, bu sene taşralara kadar hemen hemen tüm üniversitelere yansıdı.
Bu yıl, geçtiğimiz senelerde yaşandığı haliyle biçim tartışmaları üzerinden ayrışmalar yaşanmadı (Genç-Sen’in bu noktada kendisini ifade edebileceği eylem biçimlerinin dışında ortak süreçlere katılmamayı tercih etmesini dışta tutarsak). Son iki yılla karşılaştırıldığında tartışmalar daha erken bir tarihte sona erdi. Bu sürenin de etkin bir ön hazırlık örmeye yeterli olmadığını söylemeliyiz. Kalan süreçte üniversitelerde faaliyetler yürütülmeye çalışıldı. Bu yıl da çoğu üniversitede veya ilde sorunların etkin bir çalışmaya konu edildiği, bunların alana taşındığı, ön sürecin eylem, etkinlik, söyleşi, forum vb. şekillerle beslendiği çalışmalar hayata geçirilemedi.
Bulunduğumuz tüm üniversitelerde yürüttüğümüz çalışmalarda da, birleşik bir hat oluşturmaya çalıştığımız tartışmalarda da bu dönemde gençliğin önünde duran gündemleri işleyen ve alana taşıyan bir hat izledik. Zira gençlik hareketine devrimci önderlik iddiası, 6 Kasımları kendinden menkul günler olmaktan çıkarma, bu süreçlerde de gençliğin öne çıkan gündemlerini, karşı karşıya kaldığı sorunları etkin bir faaliyete konu etme yükümlülüğüdür.
Kapitalizmin krizi ve eğitim hakkının gaspına dönük saldırılar…
Kapitalizmin yaşadığı krizin etkileri gün geçtikçe artıyor. Yaşam koşullarının zorlaşması, işsizlik, devlet terörü vb. her biçimiyle düzenin saldırıları boyutlamış durumda. Gençlik sermaye düzeninin çok yönlü saldırılarının en temel hedeflerinden biri olmayı sürdürüyor.
Kapitalist kriz bu düzenin gençlik için bir gelecek vaadetmediğini/edemeyeceğini bir kez daha göstermiş oldu. Gerek eğitim sürecindeki paralı eğitim uygulamaları, gerek niteliksiz eğitim, gerekse de üniversitenin ardından bekleyen işsizliğin yarattığı sorunlar sürekli bir artış halindedir. Keza bu dönemde üniversitelerde siyasal baskı ve saldırı süreçleri de yoğunlaşmış bulunuyor. Özellikle son yılların en çok kullanılan saldırı yöntemi soruşturma ve cezalar bu döneme de damgasını vurdu.
Ticarileşen eğitimin yansımalarıyla veya anti-demokratik uygulamaların sonucunda birçok öğrencinin eğitim hakkı gasp edilmiş durumda. Neo-liberal saldırıların temel bir boyutu olarak eğitimin ticari bir metaya dönüşmesiyle birlikte, işçi ve emekçi çocuklarına eğitim kurumlarının kapıları bir bir kapanıyor. Üniversiteye kadar gelinebildiği takdirde ise paralı eğitim uygulamalarının katmerlenmiş haliyle karşılaşılıyor. Paralı eğitim uygulamaları üniversitelerde farklılık göstermekle birlikte bu yıl yemek ücreti, barınma, zorla verilen banka kartları vb uygulamalarla müşterileştirme saldırısı yoğunlaşmış bulunuyor.
Bu yıl barınma sorunu, ülke genelinde yaşanan ortak bir sorun durumunda. Genç-Sen’in yürüttüğü barınma kampanyası bazı yerellerde etkin örülebildi. Barınma üzerinden yaşanan sorunlar, bundan sonra da her yerde etkin bir propagandaya ve kitle çalışmasına konu edilebilmelidir. Özellikle yurtlara yönelen çalışma pratiklerini önümüze koymalıyız. Bu çerçevede “Parasız ve nitelikli barınma, sağlıklı yaşam hakkı istiyoruz!”, “Devlet yurtları sayısının derhal artırılmasını istiyoruz!” vb taleplerini öne çıkaran bir çalışma örgütleyebilmeliyiz.
Yine bu sene öğrenci kimlik kartlarının birkaç üniversitede daha banka kartı durumuna getirilmesi, bir diğer somut sorun olarak karşımızda duruyor. Kendini holding patronu gibi hisseden üniversite yönetimleri, bir yandan da öğrencileri banka müşterisi yapmaktalar. Okula girmekten yemek yemeye kadar, üniversite içerisindeki birçok işlemi bu kart aracılığıyla yapmak zorunlu hale getirilmiş durumda. “Müşteri değil öğrenciyiz!”, “Üniversite-sermaye işbirliğine son!” söylemlerini yaşanan birçok örneğe karşı öne çıkarmalıyız.
İşçi ve emekçi çocuklarının eğitim hakkı, bir yandan paralı eğitim uygulamaları iyice yaygınlaştırılarak alınırken, diğer yandan ise devrimci faaliyete, hak arama mücadelesine dönük saldırıların en temel ayağını oluşturan soruşturma ve ceza terörüyle gasp ediliyor. En temel sorunlardan biri, hatta en önceliklisi olan soruşturma terörü birçok üniversitede yoğun bir şekilde sürüyor. Bu sene ceza süreci en yakıcı şekilde İstanbul Üniversitesi’nde gündeme geldi. 54 öğrenciye toplamda 14 yıl 9 ay “ceza” verilmiş durumda. İÜ kapı önünde devam eden “demokrasi nöbeti” ziyaret, etkinlik ve söyleşilerle 6 Kasım’a kadar sürdü.
Yaşanan soruşturma ve ceza süreçlerini etkin bir faaliyete konu etmek, komünist gençlik çalışmamızın güncel plandaki en temel başlığı olarak saptanmış bulunuyor. Yaşanan bu saldırı dalgasını bir noktada durdurmak ve gerisin geriye püskürtmek için, toplumun ileri kesimlerinden başlayarak geniş bir taraflaşma yaratmalıyız. Zira bu saldırının püskürtülmesi, mücadele cephesini alabildiğine genişletmeyi zorunlu kılıyor. Yerellerde karşımıza çıkan somut sorunları ele alırken, eğitimin ticarileştirilmesiyle ilgili gelişmeleri işlerken, yaşanan soruşturma ve ceza saldırısıyla, resmi ve sivil faşist terörle bağını kurarak bütünlemeyi ihmal etmemeliyiz.
Kapitalizm, işsizlik ve geleceksizlik demektir!
Eğitim alanına dönük saldırılar, üniversite sonrasında da farklı yüzleriyle karşımıza çıkıyor. İşsizlik ya da sermayeye ucuz iş gücü olmaktan başka bir seçenek tanımayan sermaye düzeni, görünüşü değişmiş sömürü biçimlerinden başka bir şey sunmuyor. Krizle birlikte işten çıkarmalardaki artış, gençliği işsizlik gerçeğiyle yakıcı bir şekilde yüzleştirmiş oldu.
Öte yandan sermaye, üniversiteleri kendi ihtiyaçlarına göre şekillendirirken meslekleri de yine kendi ihtiyaçları doğrultusunda yeniden yapılandırıyor. Mesleklerde yaşanan dönüşüm mesleki hakları bir bir tırpanlıyor. Sosyal bilimler başta olmak üzere birçok bölüm işlevsizleşiyor. Bunun sonucunda her yıl işsiz üniversite mezunlarının sayısı artarken, diğer yandan sadece müşteri sayılarını artırma derdinde olanlar üniversitelerde kontenjan sayılarını arttırmayı ihmal etmiyorlar.
Mesleki dönüşümlerin eğitim sürecindeki en temel yansıması eğitimin niteliksizleşmesidir. Bilimsellikten uzak, sermayenin ihtiyaçlarına göre kendini şekillendiren üniversitelerde kontenjanların artması da bu yönlü sorunu artıran bir etmendir. Özellikle hukuk, iktisat, edebiyat vb. sayıca fazla öğrenci alınan bölümlerde yaşanıyor bu durum.
Bu gerçekler, eğitim sürecindeki yansımalarına dönük mücadele hattı oluşturmakla birlikte ucuz iş gücü olmaya, işsizliğe karşı da sözümüzü söylemeyi gerektiriyor. Bu çerçevede “Nitelikli ve bilimsel eğitim!”, “Diplomalı işsiz olmayacağız!”, “Sermayenin kölesi olmayacağız!” şiarlarıyla birlikte mesleki dönüşümlerin bölümlere yansımaları, çalışma hattımızın temel bir başlığı alarak ele alınmak durumundadır.
Yukarıdaki başlıklar sermaye düzeninin çok yönlü saldırılarının eğitim alanına dolaysız yansımalarıdır. Bunlar da içinde sömürü düzeninin işçi sınıfı ve emekçi kitleleri hedefleyen tüm saldırıları, dosdoğru onu hedef almayı zorunlu kılıyor. Eğitimin ticarileştirilmesinden işsizliğe, emperyalist savaşlardan geleceksizliğe tüm sorunların kaynağı bizzat kapitalist düzenin kendisidir. İster somut görünsün ister genel olduğu sanılsın bütün saldırılar işçi sınıfı ve emekçilerle birlikte en çok gençliği hedeflemektedir. Zira bugünden karartılan, gençliğin geleceğidir. Dolayısıyla sorunların temel kaynağı kapitalizme karşı komünist bir toplum alternatifini anlatmayı, sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız ve sınırsız bir dünya alternatifini her tartışmamızda sorunların gerçek ve kalıcı çözümü olarak öne çıkarmak, gençlik alanında devrimci iddia ve çalışmanın asgari gereğidir. Bu çerçevede, kriz içinde çırpınan kapitalist düzenin saldırılarını ve sistemin açmazlarını teşhir ettiğimiz ve gençliği gerçek kurtuluşu için “Tek yol devrim kurtuluş sosyalizm!”, “Kapitalizm krizde çözüm sosyalizmde!” vb. şiarlarla mücadeleye çağırdığımız etkili bir propaganda ve örgütlenme çalışması, tüm somut faaliyetimizin bağlandığı ana eksen olabilmelidir.
Sermaye devleti Kürt ulusuna dönük kirli savaşa,
emperyalist politikalarda ortaklığa devam ediyor!
Yine bu ana eksene bağlı olarak, gündemdeki siyasal gelişmelere devrimci gençlik cephesinden net bir yanıt vermek, faaliyetimizin en temel boyutlarından biridir. Temel önemde siyasal bir sorun olarak Kürt ulusal sorunundaki gelişmeler bu kapsamda ele alınabilir. Güncel olarak Kürt açılımı yalanları sürerken Kürt halkına dönük operasyonlar ile inkar politikaları da devam ediyor. Bulunduğumuz tüm yerellerde Kürt halkının haklı taleplerini ve mücadelesini çalışmamızın temel bir konusu haline getirmeliyiz. Devlet sahte adımlar atarken, diğer yandan Kürt hareketi ortadaki gerçekliğe rağmen barış çağrısında bulunurken, bizler Kürt halkının yaşadığı sorunların kalıcı çözümünün de gerçek barışın da sosyalizmde olduğunu her gündemde şiarlaştırmalıyız. “Anadilde eğitim” talebini de “Eşit, parasız ve bilimsel eğitim” talebiyle birlikte ele alarak öne çıkartmalıyız.
Önümüzdeki dönem boyunca çeşitli yansımalarını göreceğimiz siyasal gelişmelerden bir diğeri, sermaye devletinin Ortadoğu ve Kafkaslar üzerinden yeni taşeronluklara soyunmasıdır. Emperyalistlerle işbirliği konusunda sınır tanımayan sermaye devletinin tüm kirli yüzünü kapsamlı bir teşhire konu edebilmeliyiz. Başta Kürt halkı olmak üzere halklara dönük emperyalist saldırganlığa ve emperyalist savaş çığırtkanlığına karşı mücadeleyi büyütmeliyiz. Gençliği halkların kardeşliği noktasında taraf olmaya çağırmalıyız.
Geçmişten çıkardığımız dersler ışığında güne yüklenip geleceği kazanmaya!
Önümüzdeki süreç açısından çalışmamızın politik gündemlerini sıralamış olduk. Bu gündemleri tartışırken vurgulamamız gereken bir yan daha bulunuyor. Yürüttüğümüz faaliyetin başarısı veya başarısızlığı tek başına ne kadar yaygın propaganda yaptığımızla orantılı değildir. Sistemli ve ısrarlı bir çalışma pratiği, kitle çalışması ve örgütlenme noktasında atılan adımlar ile birlikte ele alınmak durumundadır. Önümüzdeki dönem özel bir tarzda üzerine giderek, bu yönlü yetersizlikleri aştığımız bir dönem olabilmeli. Yer yer ajitasyon-propagandaya daralan ve çalışma tarzının getirdiği yoğunlukla kitle örgütlenmesini geliştirmekten uzak kaldığımız pratiği kesin bir tarzda geride bırakabilmeliyiz.
Geçmiş pratiklerimiz bize zengin deneyimler sunmaktadır. Geçmişin deneyimlerinden ders çıkartarak bugünün ihtiyacını doğru tanımlayarak yol yürüdüğümüzde, geleceği kucaklamaya bir adım daha yaklaşacağız!
Ekim Gençliği / Sayı: 121 Kasım 2009