08.02.2012
21.11.2009 13:10

Yeni Ekimlerin Partisi 11’inci yılında!

 

Türkiye’de komünist hareketin mücadele sahnesine çıkışından bu yana tam 22 yıl geçti. Komünist hareketin zorlu bir dönemde ve bir avuç insanla neredeyse yoktan başlattığı parti inşa çabası, 1998’de partinin kuruluşuyla taçlandı. Bu topraklarda komünist işçi partisi kurulalı 11 yıl oldu. Yeni Ekimler’in Partisi, bu topraklarda bilimsel sosyalizmle sınıf hareketinin tarihsel birliğini sağlayacak ve sosyalist devrime yürüyecek yegâne güç olduğunun bilinciyle ilerliyor. Bugün bu iddiayı anlayabilmek, komünist hareketin ortaya çıkışını dönemsel ve tarihsel açıdan kavramayı gerektiriyor. Özellikle 1987’deki çıkışı sağlayan geçmiş birikim ve çıkıştan bugüne yaşanan süreç, nesnel ve öznel yanları üzerinden değerlendirilebilmelidir.

1980’ler; dünyada ve Türkiye’de bir dönemin sonu…

Sermaye iktidarının ekonomik ve siyasal ihtiyaçları doğrultusunda, emperyalist efendilerin yönlendirmesiyle yapılan 12 Eylül faşist darbesi, toplumsal mücadele dinamikleri tarafından püskürtülemedi. Faşist generaller şahsında burjuvazi kolay sayılabilecek bir başarı kazandı. İşçi sınıfı, emekçi kitleler ve yığınsal ölçekte politize olmuş örgütlü gençlik, siyasal temsilcileri ve önderleri üzerinden büyük bir yenilgi yaşadılar. Bu yenilginin büyük paylarından biri de Türkiye devrimci hareketine aitti. Böylece 12 Eylül’le Türkiye’de bir dönem, küçük-burjuva sosyalizmi dönemi kesin bir şekilde kapanmış oluyordu. Sonraki birkaç yılda devrimden kaçış ve tasfiyecilik moda halini almıştı.

Öte yandan ‘84’ten başlayarak kıpırtılar gösteren işçi sınıfı, giderek canlanmaya, ekonomik-sosyal hakları için mücadeleye başladı. Bunun da oluşturduğu elverişli koşullarda devrimci hareket saflarında kolay yenilginin şokundan ve yarattığı travmadan yeni yeni silkinenlerde ifadesini bulan yeni bir arayış, ayrışma ve saflaşma başladı.

İşçi sınıfı hareketinin iyice belirginleştiği ve devrimci olanlarda umutları yeşerttiği ‘87’de, dünya genelinde tasfiyeciliğin yelkenlerini dolduran tersine rüzgarlar esmekteydi. Sovyetler Birliği’nde Gorbaçov’un 70. yıl konuşmasıyla dünyada da bir dönem kapanmıştı. Modern revizyonizm, sosyalizmin manevi mirasını dahi burjuvazinin ayaklarının önüne atma telaşındaydı.

İşte tam olarak böyle bir dönemde devrimci güçlerin önünde iki seçenek duruyordu: Ya tasfiyeci süreçle beraber sürüklenilecek ya da geçmişle köklü bir hesaplaşma içine girilerek devrimci bir arınma ve netleşme yaşanacaktı. Türkiye devrimci hareketinin saflarında kimileri çözümü devrimcilikten kaçışta buldu. Kimileri sorunu kişiler üzerinden açıklamaya kalktı. Kimileri bu sefer olmadı, artık olmaz diyebildi. Kısacası ağır bir tasfiyeci süreç yaşandı. Bazı gruplar fiilen tasfiye oldular, bazılarıysa rotasını düzene çevirdi. Ancak o sıralar geleneksel akımlarla yollarını henüz ayırmış bir avuç direngen ve samimi devrimci dışında hiç kimse yenilginin esas nedenlerini çözümlemeye ve aşmaya dair bir çaba ortaya koyamadı.

Büyük güç, kolay yenilgi...

‘80 yenilgisinin ardından yaşanan keşmekeş ve arayış döneminde, kolay yenilgi yaşayan partilerden biri olan TDKP içindeki direnişçi bir grup devrimci, ortadaki çelişkiyi ve yenilgiyi ideolojik ve sınıfsal mantığıyla sorgulamayı gündeme taşımıştı. Buna set çekilmesi üzerine TDKP-Leninist Kanat olarak ayrılıp, yenilgiyi sorgulama çabasını ideolojik netleşmeler sağlayacak şekilde derinleştirdiler. Süreç, farklı devrimci örgütlerden aynı eksende ayrışmış devrimcilerle birleşip EKİM’i kurmak biçiminde ilerledi.

Komünistlerin ifadesiyle kopuş, içinden çıkılan örgütlerin geride bıraktıkları yıkıntıyı sorgulamakla başlamıştı ve o evrede eleştiri politika ve örgüt sorunları çerçevesinde sürüyordu. Sonrası hareketin I. Genel Konferans’ının temel bir metninde şöyle ifade ediliyor:

Fakat eski örgütlerimizin ve bir bütün olarak Türkiye devrimci hareketinin geride bıraktığı politik süreçlerin belirgin küçük-burjuva toplumsal karakteri, bizi hızla hareketin sınıfsal konumunu ve bakış açısını sorgulamaya, buradan da teorik ve programatik temelini tartışmaya götürdü. Yaşadığımız ideolojik sıçramanın iki temel ve dinamik öğesi, Marksist dünya görüşünün proleter sınıf özü ve devrimci yöntemi konusunda yaşadığımız açıklıklar oldu. Birincisi halkçılığı anlamanın ve aşmanın itici gücü olurken, ikincisi onun dogmatik, donmuş teorik önyargılarını ve kalıplarını bir bir kırıp geride bırakmak olanağı sağladı bize…” (Partileşme Süreci – 1, Perspektifler ve Değerlendirmeler, s.31)

Komünist hareket ideolojik-teorik alandaki arınmanın-netleşmenin gücüyle, pratikte de işçi sınıfı devrimciliğine yöneldi. En temel hedefini devrimci bir sınıf partisini inşa etmek olarak tanımladı. Fakat bu dönemde parti inşasının en temel boyutu teorik alanda yaşandı. EKİM, bir yandan yerel planda halkçı akımlarla hesaplaşırken, diğer yandan bunu uluslararası modern revizyonizmi çözümleme çabasıyla birleştirdi. Yalnızca modern revizyonizmi eleştirmekle kalmadı. Sosyalizm deneyimini devrimci eleştiri temelinde irdeleyerek, modern revizyonizmin ve bürokratik yozlaşmanın kaynağını, sınıfsal niteliğini ve sosyalist rejimleri yıkıma götüren sürecini de açıkladı. Sosyalizmin tarihsel sorunlarına, inkarcı liberal eğilimlerin ve toptan tapınmacı anlayışların tersine, bugüne ve yarına dersler-sonuçlar çıkarmak temelinde yaklaştı. Bu derslerden en önemlisi, emekçi insanı özgürleştirmek, üretim ve yönetim işlerine aktif ve bilinçli katılım temelinde egemen kılmak sorununun sosyalizmin can alıcı sorunu olarak saptanmasıydı. Proletarya diktatörlüğünün özü de tam olarak bu can alıcı sorunda ifadesini buluyordu.

Yeni Ekimler için ileri!” şiarıyla yola çıkan komünist hareket, her açıdan geçmişten köklü bir kopuştu. Geçmişle hesaplaşmanın en temel boyutlarından biri de küçük-burjuva devrimcilik ve örgüt anlayışı alanında yaşandı. Daha ilk çıkışında “düşünen önderler-uygulayan militanlar” ayrımını reddederek, en özlü örneklerini Habip Gül, Ümit Altıntaş, Hatice Yürekli gibi devrimciler şahsında kendi saflarında yetiştirdiği düşünen ve savaşan kadrolar yaratmaya yöneldi.

Daha baştan “Herkes kendi bayrağı altına!” diyerek, her açıdan küçük-burjuva devrimciliğiyle arasına net sınırlar çizmişti. Birilerinin elinde tasfiyeciliğin, reformizmin bayrağı varken, birilerinin elinde küçük-burjuva devrimciliğini devam ettirme ve eski güzel günlere özlemin bayrağı varken, komünistler proleter sosyalizmin bayrağını açıyor ve tüm samimi devrimci güçleri bu bayrak altında birleşmeye çağırıyorlardı. Bu çağrının hayattaki karşılığı EKİM’in illegal bir yayın olarak çıkmaya başlaması ve bu yayın üzerinden illegal bir örgütlenme temelinde ilerlenmesi oldu. Düzen içine kayılan, devrimci örgütten kaçılan, yasal yol ve yöntemlere sarılınan bir dönemde, komünistler için illegal temelde bir örgütlenme ve kadrolaşma salt öznel bir tercih değil, ihtilalci sınıf partisinin yaratılmasında yaşamsal bir zorunluluktu.

İllegal ihtilalci temelde bir örgütlenme ve kadrolaşmanın maddi zemini ise, ısrarlı bir yönelime konu edilen işçi sınıfı ve bu sınıfın bağrında fabrika hücreleri örgütleme çabasını eksene koyan siyasal sınıf çalışmasıydı. Komünist hareket, bir yandan sınıf hareketini geliştirmek uğruna bir savaşım verirken, öncü işçileri de parti ve devrim davasına kazanmaya çalıştı.

İlk çıktığı dönemde dahi 89-91’de yükselen sınıf hareketine niceliği ölçüsünde etkilerde bulunabildi. Bu hareket de ona nicel ve nitel katkılarda bulundu. Aynı dönem devrimci akımların da sınıfa yöneldiği bir dönemdi. Çünkü 12 Eylül’ün karanlık havasını ‘89 baharı aydınlatmıştı. ‘91’de sınıf hareketi kırıldığında geleneksel sol hareket geleneksel alanlarına geri döndü. EKİM ise yeni bir geleneğe imza attı ve sınıftaki gerilemeye küçük-burjuvazideki kıpırdanma ve önemli bazı çıkışlara rağmen sınıfa yönelimine devam etti.

Sınıf Devrimciliğinin Doğuşu: TKİP

Devrim hedefinin anlam kazanabilmesi ve hayatta somutlanabilmesi için komünist hareketin önünde illegal-ihtilalci komünist işçi partisi hedefi bulunmaktaydı. EKİM bütün gücünü, bakışını, tartışmalarını partinin inşasına yöneltti. Bunun için ideolojik bir tartışmaya, geçmişten ideolojik bir kopuşa önem verdi. İllegal bir örgütsel şekillenişi olmazsa olmaz bir koşul olarak önüne koydu. Hem içerideki hem de dışarıdaki tasfiyeci dalgaya karşı savaştı. Bu savaşla beraber örgütsel yapısı şekillendi, güçlendi. Ancak, sınıf hareketinin çok geri, devrimci kimliğin oluşacağı ve şekilleneceği mücadele dinamiklerinin kısır olduğu bir dönemdi. Harekete katılan güçlerin hemen hemen hepsi küçük-burjuva sol örgütlerin içerisinden çıkmıştı ve bu örgütlerin kimliğini-kültürünü taşımaktaydılar. Bunların yarattığı zayıflıkları aşmanın tek yolu sınıf içerisinde çalışma yapmak, sınıf içerisinde güç olmak ve işçi sınıfı içerisinden kadrolar kazanmaktı. Bunun, partiyi sınıf zeminine oturtmaktan geçtiğini söyleyen ve bu bakışla hareket eden komünistler, 1998 yılında “Devrim tarihimizde bir kilometre taşı: TKİP kuruldu!” müjdeli haberiyle duyuruyordu partinin kuruluşunu.

Partimizin kuruluşu, insanlığı ve uygarlığı tükenişe ve yıkıma sürükleyen emperyalist-kapitalist dünya düzenine karşı kendi coğrafyamızdan yükseltilen militan bir mücadele çağrısıdır. Partimizin kuruluşu, on yıllardır yıkılmayı bekleyen Türkiye’nin kokuşmuş ve çeteleşmiş kapitalist sömürü düzenine militan bir savaş ilanıdır. Partimizin kuruluşu, on yıllardır bu topraklarda devrim ve sosyalizm davası uğruna kavga vermiş, emek harcamış, acı çekmiş, büyük yiğitlik örnekleri sergilemiş dünün ve bugünün devrimci kuşaklarının yarattığı birikimin güvenceye alınmasıdır. Ve nihayet partimizin kuruluşu, kapitalist sömürü düzenini tarihe gömecek ve bu uğurda tüm emekçilere önderlik edebilecek yetenekteki tek gerçek toplumsal güç olan işçi sınıfının devrimci önderlik ihtiyacının somut olarak karşılanmasıdır...”

Bir iddiada bulunuyoruz, bir parti kurduk. Böylece ortaya tarihi önemde bir iddia koyduk. Parti, sınıfın siyasal temsili ve devrim hedefi demektir. İlk temel değerlendirmelerimizden başlayarak, devrimle aramızda parti dışında bir aşama tanımlamadık. Bizim için tüm sorunlar parti ve devrim davasının sorunlarıydı.”

Partiyi kazandık! Gerçekte geleceğimizi, gözbebeğimiz gibi korumamız gereken temel bir tarihsel aracı kazandık. Üzerine artık tereddütsüz öleceğimiz bir davayı kazandık. Artık tereddütsüz öleceğiz! Çünkü parti öncesindeki bütün birikim güvenceden yoksundu. Parti inşa süreci hep bir biçimde attığımız adımların sallantılı olduğu, güvenceli olmadığı adımlardı. Şimdi tereddütsüz öleceğiz! Çünkü parti, her ne olursa olsun, bundan sonra bu birikimin yok edilemeyeceğinin maddi bir karşılığıdır. Partiyi kazandık! Önümüzde sınıfı partiye kazanma, parti ve sınıfa dayanarak devrimi kazanma sorumluluğu var!”

Devirmeyen darbe güçlendirir!

Burjuvazi de bu gelişmeye ağır bir darbeyle karşılık verdi. Geçmişteki darbelerin deviremediği gibi bu darbe de komünistleri deviremedi. Ancak bu süreçte sermaye devleti de görmüştür ki karşılarında devrim ve sosyalizm davasına bağlı bir parti ve işkenceci takımının bir kısmını tanıma fırsatı bulduğu sarsılmaz dava adamları vardır. Devlet bir duvara çarpmıştır. Bu duvar partidir. Parti yenilmezdir.

Burjuvazinin bu darbesini zindanlarda tüm devrimci harekete yönelik saldırılar izledi. Ancak bu partinin hedefine ulaşmasında sadece bir gecikmeye yol açabilirdi. Öyle de oldu. Darbe devirmemişti, güçlendirmişti birçok açıdan. Örgütsel sorunlara bakıştan, devrimci bir direniş geleneği yaratılması kadar birçok alanda parti dersler çıkarmış ve yoluna ışık tutmuştu. Ancak bir yanıyla da nicel olarak bir darbe yenmişti. Partinin kurulmasının hemen ardından yenen darbeler ortaya konan hedefleri hayatta somutlayacak kadrolardan nicel olarak yoksunluğu getirmişti. Önemli bir süre zorunlu tekrardan toparlanmaya ayrıldı. Bu toparlanma ancak ve ancak öncü işçi sınıfla kaynaşmakla olanaklıydı. Sınıf çalışması içerisinde örgütü şekillendirmek ve burada güç olmakla olanaklıydı. Parti, devrim hedefine ancak ve ancak böyle ulaşılacağının bilincindeydi.

Geçmişi aşarak geleceği kazanmaya!

Bugün Yeni Ekimler’in Partisi gerçekleştirdiği II. kongresinde, devrimci sınıf örgütünü her açıdan güçlendirmeyi, sınıf içinde güç olmayı hedefine koymuş bir partidir. Bu partinin adı artık sınıf çalışması ile özdeşleşmiştir. Bu parti ideolojik olarak, örgütsel olarak, devrimci kimlik planında sayısız sınavdan alnının akı ile geçmiştir. Dostun düşmanın karşısında göndere çekilmiş kızıl bayrağı canı pahasına dalgalandırmaktadır.

Sınıfla devrimci birleşme ve mezhepçi sol gelenekle bir kopuşun ifadesidir bu parti ve buna uygun davranmaktadır. Önündeki en temel hedeflerden birisi budur: sınıfla devrimci birleşme. Devrimci örgütü her alanda var etmek en temel görevlerinden birisidir. Bu onun var oluş koşuludur. Partinin önünde bu hedefleri hayata geçirecek, inisiyatifli karolar yaratma sorumluluğu durmaktadır. Yeni Ekimler’in Partisi kendi gücünün ve zayıflıklarının farkındadır. Geleceğin, devrimin ve sosyalizmin partisi güne yüklenip geleceği kazanacaktır.

Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere komünist hareket geleneksel küçük-burjuva devrimciliğinden koparak Türkiye devrim tarihinde yeni bir sayfa açmıştır. Artık gelecek proleter devrimde ve onun öncü partisindedir. Marksizm-Leninizm bu topraklardaki somut ifadesini Yeni Ekimler’in Partisi ile bulmuştur. Artık eski geleneğin miladını doldurduğunu ve yeni bir dönemin başladığını yirmi yıldır söylemekteyiz. Sınıf devrimciliği artık bu topraklarda kök salmıştır. Ne düşmanın darbeleri ne de sert bir şekilde esen tasfiye rüzgarı onu sürükleyemez söküp atamaz.

Partiyi her alanda güçlendirmeyi daha ileriden omuzlamaya!

Genç komünistler gençlik içerisinde siyasal bir taraftır, sınıf devriciliğinin, bilimsel sosyalizmin tarafı! Kendimize biçtiğimiz misyon gücünü, enerjisini tam da buradan almaktadır.

Komünist gençliğin mücadelenin bütün dönemlerini ve alanlarını kesen en öncelikli görevi, gençlik içinde proletarya sosyalizminin/işçi sınıfı devrimciliğinin bayrağını yükseltmek, ideolojide, politikada, değerler sisteminde ve nihayet belirleyici bir alan olarak pratik mücadelede bunu layıkıyla temsil etmeyi başarabilmektir.”

Geleceği yaratma mücadelesinde Yeni Ekimler’in Partisi bugüne kadar yarattığı birikimle komünist gençliğe ışık tutmaktadır. Partinin yönlendiriliciliği ve yakın önderliğiyle bu çabayı sistematikleştirmek komünist gençlik için en temel sorumluluktur. Bu sorumluluğun bilinciyle coğrafyamızda 11 yıl önce emperyalist-kapitalist sisteme karşı verilmiş savaş ilanını güçlendirmeli, Yeni Ekimler’in Partisi’nin sesini soluğunu her alana taşımalıyız!

Gençlik partiye, devrime, sosyalizme!

Yeni Ekimler için ileri!

 Ekim Gençliği / Sayı: 121 Kasım 2009

 


YAZICIYA GONDER


Şubat
Pzt Sal Çrş Prş Cum Cts Paz
30 31 1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 1 2 3 4