09.09.2010
29.12.2009 16:44

Atina'dan Diyarbakır'a, Erdallar'dan Alaattinler'e

 

Katleden devlettir!

Burjuvazi tarih sahnesine çıktığı gün kendi mezar kazıcısı proletaryayı da oluşturmuştur. Bilmektedir ki bu sistemi ayakta tutan güç bilinçlenip örgütlendiğinde ve iktidara yürüdüğünde bu sistemin temellerini paramparça edecektir. Burjuvazi bu gerçeklik karşısındaki açmazlarıyla her gün bir kez daha yüzleşiyor. İçinde debelendiği kriz, sistemi ekonomik yönden zora soktuğu gibi, yaklaşan sonuna dair bir korkuyla sarmalanmasına da neden oluyor. Kendi korkularının üzerini örtmek için de bir korku ütopyası yaratıyor. Topluma korku yayarak, onu baskı altına alarak, sindirilmiş ve suskun insan yığınları oluşturarak, karşısında yükselecek ayaklanmanın önünü kesmeye çalışıyor.

Krizin etkileriyle birlikte daha da derinleşen çelişkiler, işçi ve emekçilerin öfkesini biliyor. Ortaya konmaya başlanan tepkiler, bugün cılız bile olsa sınıf hareketindeki kıpırdanmalar, sermayenin korkusunu tırmandırıyor ve saldırılarında pervasızlaştırıyor. Gerek kendi kârını artırmak, gerekse de devamlılığını sağlamak için sömürüyü yoğunlaştırıyor, insanlığı ve doğayı yok sayacak uygulamalara başvuruyor. Büyüyen korkularıyla saldırganlaşan asalak sermaye sınıfı, her gün yeni bir, on, yüz katliama imza atıyor.

Kriz çelişkileri derinleştiriyor, sermaye düzeni katliamlara başvuruyor

Her derinleşen kriz dönemi yeni süreçlere gebedir. Bir yılı aşkındır süren kriz dönemi iki sınıf açısından da önemli sonuçlar üretmiş durumdadır. Büyük tekeller sarsılıp bir kısmı çökerken, işçi ve emekçiler giderek artan oranda açlık, sefalet, yoksulluk, işsizlik ve geleceksizlik sarmalına itiliyor. Dünyanın birçok yerinde bu gelişmelere karşı irili ufaklı tepkiler ortaya konuyor. İşçi ve emekçiler grev, boykot, işgal gibi eylemlerle fiili mücadeleyi yükseltiyor. Üniversiteli ve liseli gençlik de boykot ve işgallerle neo-liberal saldırılara karşı tepkisini büyütüyor. Sokaklarda kapitalizmin temsilcilerine, zirvelerine karşı kitlesel, militan sokak gösterileri gerçekleşiyor. Sermaye sınıfı bugün bu kıpırdanmaları görerek, büyüyüp gelişebilecek bir hareketin önünü kesmeye çalışıyor.

Kriz dönemleri kapitalizmin sömürü ve yıkımının yoğunlaştığı dönemler olduğu için, çelişkilerin de daha keskin yaşandığı dönemlerdir. Derinleşen çelişkiler kapitalizmin sonunu getirecek bir ayaklanmanın yaşanmasına vesile olabilecekken; saldırganlığının, emperyalist savaşların, şovenizmin ve faşizmin yükseldiği dönemler olarak da karşımıza çıkabiliyor. Krizinden sıyrılmaya çalışan kapitalizm azgınca saldırılarını artırarak sürdürüyor. İşçi ve emekçilerin yaşamını hiçe sayan bu sömürü düzeni fabrikalarda, tersanelerde, emperyalist savaşlarda, sokak ortasında onlarca, yüzlerce, binlerce yaşamı katlediyor.

Sermaye düzeni kendi bekası için, toplumu tamamen sindirmenin yol ve yöntemlerini en pervasız şekilde kullanıyor. Dünya genelinde polis devleti uygulamalarının yoğunlaştığı bir süreçten geçiliyor. Sermaye devletinin kan içindeki elleri katliamlarına bir yenisini eklemekten geri kalmıyor. Polis, artırılan yetkileriyle birlikte önüne geleni yoldan çevirir, kimlik kontrolü yapar, gözaltına alır, işkence yapar, kurşun yağmuruna tutar bir halde. Türkiye'de de bu uygulamalar en yakıcı şekillerde yaşanıyor.

Sermaye sınıfı kendi düzenini koruma telaşı içinde devlet terörünü tırmandırıyor. Yaşananlar artık ne trajedi ne de katliamdır. Ellerinde uzayıp giden liste sermaye açısından sıradanlaştırmaya çalıştıkları ölümlerin bir istatistiğinden öte bir şey ifade etmiyor. Her gün dünyanın bir yerinden devletin kurşunlarına hedef olan birilerinin haberleri geliyor. Son bir ay içerisinde bu coğrafyada da iki tane örnek yaşadık. Bunlardan birisi komünist bir işçi olan TKİP militanı Alaattin Karadağ'dır. Karadağ, 19 Kasım akşamı sermaye sınıfının eli kanlı cinayet şebekelerinden biri olan Esenyurt-Avcılar polisi tarafından sokak ortasında katledildi. Bunlardan bir diğeri ise" Dicle Üniversitesi öğrencisi olan Aydın Erdem'dir. Erdem, Diyarbakır'da katıldığı eylemde polis şefinin hedef göstermesi sonucunda devlet kurşunlarıyla katledildi.

Tarih sayfalarına baktığımızda bu ay içerisinde yaşanan başka katliamlar da karşımıza çıkmaktadır. Atina'da sokağın ortasında devlet kurşunuyla katledilen 16 yaşındaki Alex'in ölümünün üzerinden bir sene geçti. 1980 askeri faşist darbesinin ardından 17 yaşındaki Erdal Eren, yaşı bir gecede büyütülerek idam edildi. F tipi tabutluklara girmeyi reddeden devrimci tutsaklara dönük gerçekleştirilen 19 Aralık katliamının 9. yılındayız.

Sermaye düzeninin katliamları sokak ortasında, işkence tezgâhlarında, idam sehpalarında gerçekleşmiyor sadece. Fabrikalarda, mahallelerde, üniversitelerde yaşamın olduğu her yerde katliamları görebiliyoruz.

Katliam Tuzla tersanelerinde! Tuzla tersanelerinde ölümlerin sayısı 130'lara vardı. İşçilerin yaşamları kum torbasından daha değersiz görülüp, hiçbir iş güvenliği önlemi alınmıyor. İnşa edilen her bir gemi kara bir tabuta dönüşüyor.

Katliam kot taşlama sektöründe! Kot taşlama işçileri, insanlık dışı çalışma koşulları altında merdiven altı atölyelerde çalıştırılıyor. İlkel yöntemlerle yapılan kumlama/taşlama işleminden kaynaklı silikozis hastalığına yakalanan işçiler yaşama birer birer veda ediyorlar.

Katliam yerin 250–300 metre altında! Son olarak Bursa-Mustafakemalpaşa'da 19 maden işçisinin daha canını aldı sermayenin kâra dayalı kanlı çarkları.

Katliam Kürdistan'da! Kürt halkına dönük yıllardır kirli savaş ve imha-inkâr politikaları sürdürülüyor. Kürt kızı çoban Ceylan Önkol ve 12 yaşındaki bedenine 13 kurşun saplanan Uğur Kaymaz kirli savaşın katlettiği Kürt çocuklarından yalnızca ikisi.

Katliam zindanlarda! Sermaye devleti devrimcileri zindanlara koyarak mücadeleye ket vurmaya çalışıyor. Zindanlarda da psikolojik ve fiziksel şiddetin her türlüsünü kullanıyor. Engin Çeber, yakın bir geçmişte zindanlarda işkenceyle katledilenlerden birisi. Zindanlarda bir başka katliam ön süreci de hasta tutsakların gün be gün erimesine göz yumup, tahliyelerine izin verilmeyerek yaşanıyor.

Katliamların hesabını soracağız!

Devletin katliamları birçok alanda karşımıza çıktığı gibi üniversite ve liselerde de devlet terörünün, baskı ve yasakların örneklerine rastlıyoruz. Üniversiteler ve liseler, sermayenin temel hedef alanlarını oluşturuyor. Sermaye kendi ihtiyaçları doğrultusunda üniversiteleri şekillendirirken, eğitimi ticarileştirme adımlan atarken, krizin yükünü öğrencilere de yıkmaya çalışırken, gençliğe dönük sindirme politikalarını da hayata geçiriyor. Polis-sivil faşist-idare işbirliği birçok örneğiyle üniversitelerde ve liselerde karşımıza çıkıyor.

Genç komünistler olarak önümüzdeki süreçte yaşanan katliamlara karşı birleşik bir hat oluşturmak için bulunduğumuz her yerde seferber olmalıyız. Hem üniversiteler ve liselerdeki saldırılan püskürtmekle, hem de toplumun geneline yayılmış bu katliamlara karşı yürütülecek mücadelenin dinamik bir parçası olmakla yükümlüyüz.

Sermaye sınıfı düzenini koruma, geleceğini güvenceye alma noktasında her türlü zor ve baskı aracını kullanır. Ve bizler biliyoruz ki "Zoru, zor bozar!" Sermaye düzeninin çok yönlü saldırılarıyla birlikte katliamcı yüzünü teşhir etmeliyiz. Coğrafyamızda geçmişten günümüze devlet eliyle gerçekleştirilen tüm katliamları gençliğin gündemine taşımalı ve katliamların hesabını sormak için örgütlü mücadeleyi büyütme çağrısını yükseltmeliyiz. İnsanca bir yaşam ve özgür bir gelecek için bu sömürü ve talan düzenine karşı tek seçenek olan devrim ve sosyalizm mücadelesini güçlendirmeliyiz.

(Ekim Gençliği, Sayı: 122, Aralık 2009)


YAZICIYA GONDER


Eylül
Pzt Sal Çrş Prş Cum Cts Paz
30 31 1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30 1 2 3