07.02.2012
29.12.2009 16:58

Bologna Süreci, eğitimde ticarileştirmenin yeni bir boyutudur!

 

Z. İnanç

'70'lerle birlikte ortaya çıkan kriz dönemini aşmak için dünya genelinde neo-liberal politikalara başvurulmaya başlandı. Türkiye, 12 Eylül darbesinin ardısıra hızlıca bu dönüşümü hayata geçirdi. Sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda yapılandırılan üniversite ve eğitim sistemi GATS'ın maddelerince ve AB kriterleri çerçevesinde yeni boyutlar kazanmaya başladı.

"GATS, bugüne kadar kısmen koruma altında kalmış hizmet alanlarının uluslararası sermayenin serbest dolaşımına, yani sınırsız sömürüsüne açmak, bu sömürüye engel olabilecek yerel hizmetlerin tasfiyesi anlamına gelmektedir. DTÖ eski başkanı Renato Ruggerio GATS'la ilgili görüşlerini şöyle dile getirmektedir: 'GATS ile, daha önce ticaret politikası içinde tanımlamadığınız alanları bile piyasa ekonomisine açabiliyorsunuz ve yerli hizmet şirketlerine tanıdığınız ayrıcalıkların aynısını ya da daha fazlasını yabancı şirketlere de tanıyorsunuz. Korkarım şu anda ne hükümetler neyin altına imza attığının ne de şirketler neler kazandıklarının farkında değiller.' (...)

AB ise bu noktada uluslararası sermaye odakları açısından GATS ile öngörülenlerin olabildiğine hızlı hayata geçirilmesini sağlayabilmenin bir aracıdır. AB'nin siyasi ve ekonomik kriterler olarak öne sürdüğü politikalara baktığımızda, dönüşümlerin bir an önce uygulaması yönünde ciddi bir basınçtan başka bir şey göremeyiz. AB müzakereleri hep demokratik normlar ve yasal düzenlemeler üzerinden tartışılırken, iş yasası, kamu personel rejimi yasası, mesleki akreditasyon kurumu kanunu vb. düzenlemeler güncel plandaki müzakere sürecinin ürünü saldırılar olarak karşımıza çıkartılmaktadır " (GATS ve AB Uyum Sürecinde Meslekler Nereye Sempozyumu 1. tebliği)

AB uyum sürecinin eğitim alanındaki temel halkası Bologno Süreci'dir. Bologno süreci 19 Haziran 1999'da deklare edilen Bologno Bildirgesi ile başlamıştır. Bologno sürecinin temelleri 25 Mayıs 1998'de Fransa, Almanya, İtalya ve İngiltere'nin yan yana gelip oluşturdukları Sorbonne Deklarasyonu'yla atılmıştır. 1988 yılında Magna Carta Universitatum'daki, "Üniversiteler bulundukları ülkelerin coğrafi ve tarihi koşullarına göre değişik şekillerde düzenlenmiş özerk kurumlar olup araştırma ve öğretim öğeleri aracılığıyla kültür üretimi ve iletişiminde bulunur. Üniversitelerin içinde var oldukları dünyanın gereksinimlerine hazır olabilmeleri, araştırma ve öğretim çalışmalarının tüm diğer ekonomik ve siyasi güçlerden manevi entelektüel yönlerden bağımsız olmasıyla mümkündür" şeklindeki açıklama, Bologno sürecinin sırtını dayadığı argümanlardır.

Avrupa ülkelerinin "güçlü bir Avrupa" yaratma hedefiyle yan yana gelip müdahale ettikleri alanlardan biri de eğitimdir. Eğitimi yeniden yapılandırarak ve ortak bir yol haritası oluşturmaya çalışarak sermaye, geleceğini garanti altına almayı, ucuz iş gücünü yaratmayı hedeflemektedir. Bologno süreciyle birlikte üniversiteler ve eğitim sistemi yeniden yapılandırılmaktadır. Üniversitelerin müfredatı, yönetim şekli, finansı Bologno sürecinin parçası olan ülkelerde denkleştirilmeye çalışılmaktadır. ABD ve Japonya gibi bilimsel ve teknolojik olarak gelişmiş iki güce karşı Avrupa aradaki açığı kapatmak yönlü adımlar atmaktadır. Bologno süreci güçlü bir Avrupa yaratmanın eğitimdeki ayağıdır. Bu süreç Avrupa Yükseköğretim Alanı'nı oluşturmayı hedeflemektedir. Bu hedef doğrultusunda Avrupa ülkelerinde uluslar arası düzeyde işbirliği sağlama çabası yürütülmektedir. 2001 yılında Türkiye de bu sürecin bir parçası olmuştur.

Bologno süreciyle gerçekleştirilmesi hedeflenen ana noktalar şunlardır:

  1. Avrupa iş piyasası ile ilintili müfredat
  2. Öğrencilerin, personelin ve mezunların serbest dolaşımının sağlanması
  3. Yükseköğretim kurumları arası bağlantının kurulması, bir yerde alınmış kredilerin diğer yerde geçerli sayılması, ortak müfredat oluşturma
  4. Sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanan meslek edindirme müfredatları

Bologno süreciyle birlikte tüm ülkelerde ortak bir müfredat oluşturulmaya çalışılmaktadır. Avrupa Kredi Transfer Sistemi'nin uygulanmasıyla alınan krediler diğer ülkelerde de geçerli sayılacaktır. Böylelikle ülkeler kendi üniversitelerine müşteri çekme olanağı bulacaklardır. Bunun da ötesinde sıkça vurgulanan serbest dolaşım hakkı, "hareketlilik" ile ucuz iş gücü olanağını yaratmak hedeflenmektedir.

Avrupa'da önümüzdeki yıllarda 15-29 yaş arası nüfusta %10'a varacak bir azalma öngörülmektedir. Bu noktada AB, piyasasını dışa doğru açıp, dışarıdan ucuz işgücü ithal ederek ihtiyaçlarını karşılamayı planlamaktadır. Bologno süreci, bu ihtiyaçların karşılanabilmesi adına sermayenin attığı bir adımdır. Diğer yandan süreçle birlikte başka bir ülkedeki eğitim piyasasının daha doğrudan parçası olunabilecektir. Az gelişmiş ülkelerde özel üniversite açma olanağını kolaylaşacaktır.

Bologno sürecinin, 2005­ - 2007 yıllan arasında önüne koyduğu temel hedefler şunlardır:

  1. Avrupa Yükseköğretim Alanı ile Avrupa Araştırma Alanı arasında bir sinerji yaratmak,
  2. Bologna Sürecinin Sosyal Boyutunu güçlendirmek,
  3. Öğrenci ve Öğretim Görevlilerinin Hareketliliği,
  4. Avrupa Yükseköğretim Alanının cazip hale getirilmesi ve Avrupa dışındaki ülkelerle işbirliğinin sağlanması ve güçlendirilmesi.

Bu hedefler doğrultusunda 2010 yılında sürecin tamamlanması öngörülüyordu. Ama yeterli olgunluğun oluşmadığı belirtilerek, sürecin 2020'ye ertelendiği duyuruldu. AB'ye girme hevesiyle yanıp tutuşan Türkiye, dayatılan her türlü uygulamayı hayata geçirmektedir. AB uyum sürecinde kişinin ve toplumun tüm süreçlerini etkileyecek, geleceğini ipotek altına alacak uygulamalara imza atılmaktadır.

Sermayenin ihtiyaçları eğitimin yönünü belirliyor

AB'ye girme hevesiyle yanıp tutuşan Türkiye, AB uyum sürecinde karşısına çıkan her şeyi hayata geçirmek için canla başla çalışmaktadır. Bologno Süreci'nin dayatmalarıyla da birlikte yürüyen üniversitelerin yeniden yapılandırılması sürecinde sermayenin ihtiyaçları birer birer karşılanmaktadır. Sermaye, üniversiteleri zaten uzun yıllardır üsleri olarak kullanmaktadır. Gerek buradaki bilimin kendi ihtiyaçları doğrultusunda üretilmesi, gerek burada kurduğu AR-GE, KOSGEB, Teknokent, Tekno Park vb. kurumlarla bunu sağlamaktadır. Yeni bir tartışmayla birlikte sermayenin ihtiyaçlarını karşılayacak "araştırma üniversiteleri" ortaya atılmıştır. Önümüzdeki dönemle birlikte araştırma üniversiteleri açıktan sermaye hizmetinde üniversitelere dönüştürülecektir. (Mükemmeliyet üniversiteleri bu noktada atılması planlanan önemli bir adımdır.)

Sermaye bir yandan da mali özerklik tartışmasıyla eğitim için ayrılan sınırlı bütçenin de kesilmesini planlamaktadır. Eğitim ve eğitim sürecindeki |  masraflar, sermaye için önemli bir kâr kapısıdır. Böylelikle kendi bütçesini kendisi karşılamak zorunda kalan üniversiteler, öğrencilerden daha fazla para alacaklar ve/veya sermayenin doğrudan sponsorluğuna soyunacaklardır.

Bologno sürecinin ereklerinden biri de "Yükseköğretim Kurumlarında Danışma Kurulları Kurulması Hakkında Yönetmelik Taslağı"dır. Bologno süreci, üye ülkelerin üniversitelerinde danışma kurulları kurulmasını belirtmektedir. “Üniversitenin fiziksel ve yapısal konuları, eğitim-öğretim ve araştırma program ve politikaları, üniversite gelişme stratejisi vb. konularda "dış paydaş"larının görüş, öneri ve desteklerini almayı hedefliyor” şeklinde gerekçelendirilen bu danışma kurulları içerisinde ilin belediye başkanları, sanayi ve ticaret odası başkanları bulunacaktır. Sermayenin doğrudan üniversiteleri denetleyeceği mekanizmalar oluşturulmaktadır. Bu kurulla birlikte dekanlar, rektörler ve iş adamları bir masada üniversitelerin ve bilimin kaderini belirleyeceklerdir. Sermayenin üniversiteler üzerindeki denetimi ve yönlendirmesi kurumsallaşmış olacaktır. Bologno Süreci ile de birlikte bir kez daha görüldüğü gibi üniversiteler ve eğitim sistemi adına atılan her adım sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda şekillenmektedir.

(Ekim Gençliği, Sayı: 122, Aralık 2009)


YAZICIYA GONDER


Şubat
Pzt Sal Çrş Prş Cum Cts Paz
30 31 1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 1 2 3 4