08.02.2012
29.12.2009 17:07

YÖK aracılığı ile sermaye düzeninin üniversiteler üzerindeki son oyunu:

 

"Mükemmeliyet Üniversiteleri"

YÖK başkanlığına geldiğinden beri üniversitelerin ticarileştirilmesi yönünde YÖK'ün misyonuna uygun bir biçimde sağlam adımlar atan, bunu da utanmazca "Üniversiteye parası olan gitmeli" açıklamalarıyla destekleyen Yusuf Ziya Özcan, geçtiğimiz günlerde üzerinde çalışılan yeni bir proje ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Özcan proje ile ilgili "Üniversitelerimize, 'Evet eğitim öğretim yapın ama ülke için artı değer de yaratın' diyoruz. ODTÜ, İTÜ, Yeditepe, Yıldız Teknik, Bilkent gibi 4–5 üniversite seçerek 'Mükemmeliyet Merkezleri'ne dönüştürmeyi düşünüyoruz. İçinde Ulusal Araştırma Enstitüleri de olacak. Mükemmeliyet Üniversiteleri'ni 2547 sayılı yasanın kapsamı dışına çıkarabiliriz. Teknik donanım tedarikini teşvik ederiz. Ayrıca mali esneklik de sağlarız. Dünya çapında uzmanlar mı gelecek. Gelsin. 15 bin dolar mı istiyor. İstesin. Mükemmeliyet Merkezleri oluşturulsun. Buralarda ekip kurup birkaç yıl çalışsınlar. Gen, nano teknoloji, kök hücre gibi alanlarda ülke yeni bir ivme ve vizyon kazansın. Bu yıl YÖK'e tahsis edilen 250 milyon lirayı bu tür Araştırma Enstitüleri için kullanabiliriz" açıklamasını yaptı.

Sözde bir üniversite reformu olarak sunulan "Mükemmeliyet Üniversiteleri" projesinde öne çıkan "artı değer yaratmak", "mali esneklik" kavramlarının üniversitelere nasıl bir yenilik getireceği açıktır. "Mükemmeliyet Üniversiteleri" projesi doğal olarak üniversitelerdeki paralı eğitim sorununa, anti-demokratik uygulamalara, fırsat eşitsizliklerine, bilimsel olmayan ders müfredatlarına çözüm arayan bir proje değildir.

Bu uydurma "mükemmellik"in ardında net bir biçimde eğitime ayrılan kısıtlı bütçenin sermayenin ihtiyaçlarına peşkeş çekilmesi amacı vardır. "Artı değer" yaratmakla üniversiteleri sermayenin arka bahçesi olarak gören, AR-GE çalışmalarını bu doğrultuda değerlendiren, kısacası toplumun değil, sermayenin çıkarları doğrultusunda bilim üretilmesini esas alan sermaye devletinin üniversitelerdeki temsilcisi YÖK için "Mükemmeliyet Üniversiteleri"nin iyi kurgulanmış bir proje olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bugün üniversite öğrencileri için barınma, ulaşım, yemek gibi temel ihtiyaçlar yakıcı bir sorun olarak dururken, 4–5 üniversitenin seçilerek, tüm olanakların bu üniversitelere aktarılmasının geleceksizliğe mahkûm edilen üniversite öğrencilerinin hiçbir sorununa çözüm üretemeyeceği açıktır. Zaten açıkça görülebileceği gibi, "Mükemmeliyet Üniversiteleri"nin hizmetine sunulacak imkânların o üniversitelerde okuyan öğrencilerin eğitim sorunlarına hiçbir yanıtı olmayacaktır. Aksine o üniversiteler gitgide sömürünün yoğunlaştığı, kapılarını emekçi çocuklarına kapatan kurumlar olacaklardır.

"Pazar temelli üniversite" modelinin hayata geçirilmesi için mükemmel çözüm: "Mükemmeliyet Üniversiteleri"

YÖK düzeninin son kandırmacası "Mükemmeliyet Üniversiteleri"nin temeline bakıldığında, köklerinin 1994 yılında TÜSİAD'ın daha sonra YÖK başkanlığına gelmiş olan Kemal Gürüz önderliğinde hazırlattığı "Türkiye'de ve Dünya'da Bilim ve Teknoloji" isimli raporunda olduğu görülmektedir. Bu raporda döneminin üniversite sistemine dair "devlet otoritesine dayanan bürokratik yapılanma" ve "akademik oligarşi" gibi tanımlamalar kullanılmış, buna karşılık olarak da, üniversite-sanayi işbirliğine dayanan "pazar temelli üniversite" modeli önerilmiştir.

2004 yılı Temmuz'unda TÜSİAD başkanı Ömer Sabancı, TÜSİAD'ın düzenlediği "Yüksek Öğretim, Bilim ve Teknoloji'de Yeni Yönelimler" isimli seminerdeki konuşmasında TÜSİAD'ın 1994'ten 2004'e kadar tasarısını yaptığı üniversite modelini şöyle özetlemiştir: "Bilgi tabanlı ekonominin daha kaliteli işgücü talebi ve bilgi stokundaki hızlı değişimin sonucu olarak gündeme gelen ömür boyu eğitim de dünyada yükseköğretime olan talebi artırmakta ve yükseköğretimi önemli bir ticari faaliyet haline getirmektedir.(...)Üniversiteler de globalleşme sürecine uygun olarak yeniden şekillenmektedir. Bu yeniden şekilenmede çeşitlilik ve esneklik iki önemli karakteristik olarak ortaya çıkmaktadır. Nitekim çeşitlilik ve esnekliği bünyesinde en geniş anlamda barındıran anglo-sakson yükseköğretim kurumları bugün en çok tercih edilen yükseköğretim sistemini oluşturmaktadır." TÜSİAD'ın yönlendirmesiyle YÖK'ün üniversitelere yönelik temel bakış açısını yansıtan bu açıklamalara bakıldığında "pazar temelli üniversite" modelini oluşturmada "Mükemmeliyet Üniversiteleri"nin mükemmel bir çözüm getirdiği görülecektir.

Kısacası "Mükemmeliyet Üniversiteleri" gibi albenili tanımlamalarla sermaye düzenin sözcüleri bir kez daha pervasızca kitlelerin beynini bulandırmak istemektedir. Dünya standartlarına uyum, üretimin arttırılması, kalitenin yükselmesi gibi kavramlarla çizilen bu ikiyüzlü tablonun gerçekte neyi ifade ettiği ise net bir şekilde ortadadır. Kamu kaynakları ve olanakları pervazsızca sermayenin talanına açılmaktadır. Üniversiteler kapitalizmin ücretli kölelerinin yetiştiği, sermayenin toplama kamplarına dönüştürülmek istenmektedir. Bizlere düşense bu ikiyüzlü "mükemmelliğe" karşı örgütlü mücadeleyi yükseltmektir.

(Ekim Gençliği, Sayı: 122, Aralık 2009)

 


YAZICIYA GONDER


Şubat
Pzt Sal Çrş Prş Cum Cts Paz
30 31 1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 1 2 3 4