08.02.2012
21.06.2010 15:29

İki yol var:

 

Ya kapitalist barbarlık içinde çöküş ya sosyalizm!

 

Marx; Engels’in deyimiyle “kapitalist üretimin gizemini artı değerin aracılığıyla” açıklar. Marx’ın ulaştığı bu büyük bulguyla beraber kapitalist sistemin yasalarının işleyişi açığa kavuşur. Kapitalist üretimde her şey dönüp dolaşıp artı değer üretimine bağlanır. Adeta bir kördüğüme dönüşen bu bağlantıları Marx, “artı değeri” keşfederek çözmüştür. Kapitalist sistemin, üretim araçlarının özel mülkiyeti aracılığı ile artı değer üreterek kendini var ettiğini gözler önüne serer. İnsanlığa yıkım getiren de işte tam da bu varoluş koşullarından başkası değildir. Kendisini var eden koşulların yarattığı tüm sonuçlar bu sebeple, kapitalist sistemle özdeşleşir. Nedir bu sonuçlar: kölece yaşam koşulları, işsizlik, yıkım, savaş, açlık ve ölüm vs... Bunlar sadece genel olarak sayabileceğimiz birkaç başlık!

Kapitalist sistem kendisini ayakta tutabilmek için birçok yola başvurur. Döndürmek zorunda olduğu çarkları adeta işçi emekçilerin ve biz gençlerin alınteri ve kanıyla yağlamakta, her gün içimizden birini kutsal sistemi için kurban etmektedir. Cellat, başucumuzda ayinini tamamlarken burjuvazi kulaklarımıza usulca şunları fısıldar: “Hepimiz aynı gemideyiz!”, “Biz kazanırsak siz de kazanırsınız!” vb...

Kapitalist sistem; ölü bedenler üzerinde yükselen saltanat!

Hüküm sürdüğü topraklar üzerindeki canlı hayata dair ne varsa öldüren kapitalist sistem, bir vampir gibi kan emdikçe büyür, büyüdükçe daha fazla kana susar. Kana susayan bu vampir için sınır yoktur. Onun tanıdığı tek şey varlık koşulunu hayata geçirebilmesidir. İşte bu sebeple silah tekellerinin palazlanması için, yeni sömürü alanları, yeni ucuz emek gücü için başka topraklara dek uzanılır. Bazen tek bir kapitalist ülkenin başka topraklardaki işgaliyle bazen de çıkarları çakışan birden çok kapitalist ülkenin tutuştukları emperyalist savaşlarla insanlık barbarlığın içine sürüklenir. Bu hegemonya savaşlarında ölen, sakat kalan, işkenceye ve tecavüze uğrayan milyonlarca insan bu acılara bir avuç sömürücünün daha da palazlanması için uğrar. “Vatan savunması”, “demokrasi” , “ulusal ve dinsel çıkarlar” gibi sebeplerle asıl amacın üstü örtülürken, tüm dünyanın gözleri önünde ikiyüzlüce bir oyun sergilenir. Perdenin arkasında saklanmak istenen, kapitalizmin ölü bedenler üzerinde yükselen saltanatıdır. İsrail siyonizminin Filistin topraklarındaki sürmekte olan işgali, iki büyük emperyalist ülkenin Gürcistan topraklarındaki kapışmaları somut örneklerdir.

Kapitalist sistem; milyonlar aç, milyonlar yoksul!

Emekle sermaye arasındaki çelişki kapitalist sistemin ana çelişkisidir. Bu yüzden kapitalist sistemin kanlı yüzü en çok fabrikalarda kendini gösterir. Artı değerin üretildiği bu başlıca sömürü merkezlerinde iş gününü uzatarak ve emek üretkenliğini artırmak için başvurulan yollarla işçiler, kölece yaşam koşullarına mahkum edilirler. Daha fazla kâr mantığı içerisinde işçiler, insan değil makinenin basit bir parçası ya da yerine yenisinin kolayca bulunabileceği “ucuz” bir eşya olarak görülür. Bu bakışla da işçiler elbette örneğin, ya tersanelerde kum torbası yerine konur ya da işyerlerine kamyonlarla, penceresiz servis araçlarıyla taşınırlar. Sonuç; tersanelerde sayısız ölüm ve servis arabasında can veren işçilerdir.

Burjuvazi için işçilerin can güvenliği değil, kendi karlarının güvencesi önemlidir. Son örnek de Zonguldak maden ocaklarında can veren 30 maden işçisidir. R. Tayyip Erdoğan “Ölüm, bu işin doğasında var” derken doğru söylüyordu ancak bir farkla: Ölüm, maden işinin doğasında değil, kapitalist sistemin doğasındadır! Bundandır ki sadece maden ocaklarında değil, her fabrika ve atölyede iş kazası adı altında sayısız cinayet işlenir.

R. Tayyip Erdoğan, CHP’nin parlatılan ismi Kılıçdaroğlu’na hitaben “İşsizliği çözerim, sıfıra indiririm dersen yalan söylersin” derken de yerden göğe kadar haklıydı. Erdoğan’ın bu sözlerinin kendisinin hizmet ettiği burjuvazinin çıkarlarını çok iyi gözettiğini ve kendisi gibi sözcülük yapan bir diğerine yalnızca bu görevini hatırlattığını gösterir. İşsizlik, ölüm gibi bu sistemin doğasında vardır. İşsizler ordusu burjuvazinin yedek gücüdür, işçileri tehdit etmenin ve kendini güvenceye almasının bir aracıdır. Bu sebeple işsizlik bu sistem içinde çözülebilecek bir sorun değildir. Bu sistem içinde, milyonlar kölece yaşam koşulları altında karın tokluğuna yaşarken milyonlarca insan da açlığın pençesine terk edilmiştir.

Bu sistem içerisinde baskı altında olan, yalnızca işçi sınıfı değildir. Küçük burjuvazi de bu sistem içerisinde geleceksizleştirilir. Kapitalist rekabete boğun eğerek iflas bayrağını açan küçük üreticiler, gün be gün işçi sınıfının saflarına akmaktadırlar. Ayakta kalanlar ise yoksullar kervanının sakinleri olarak yaşmalarını sürdürürler.

Kapitalist sistemin olmazsa olmazlarından olan ekonomik krizlerle beraber, tüm saydığımız sorunlar ağırlaşmaktadır. Burjuvazi kendi yarattığı krizin faturasını işçi emekçilere ve biz gençlere keserek krizi fırsata çevirmektedir. Bu faturanın bedeli de daha fazla yoksulluk, daha fazla açlık, daha fazla ölümdür.

Kapitalist sistem; ticarileşen insani temel haklar!

Kapitalist sistem, insanlığı açlığa ve ölüme mahkum ederken bir yandan da kârını artırabilmek için kamusal alanlara da açılır. Özellikle eğitim ve sağlık gibi insanın en temel haklarını hizmete açmış, ticarileştirmiştir. Kapitalist sistem içerisinde eğitim alabilmek mümkündür. Ancak bu olasılık parası olan için geçerlidir ve aynı şey sağlık alanında da yaşanmaktadır.

Dershanelerle, sınavlarla, harç paralarıyla işçi emekçi çocuklarına eğitim hakkı tanınmamaktadır. Üniversite kapılarından zor bela geçebilenler ise ticarileşen eğitimin birçok uygulamasıyla karşı karşıya gelirler. İnsanın yaşamını sürdürebilmesi için gerekli temel asgari ihtiyaçların dahi ticarileşmesinin yanı sıra meslekler, sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda dönüştürülerek, üniversite sıralarında sistemin bel kemiği olan artı-değer üretimi başlatılır. Üniversite mezunları işsizler ordusunun “diplomalı” neferleri olmaktadırlar.

YÖK başkanının ağzından dökülen “Bu ülkede herkes üniversite okumak zorunda değildir” sözlerine, burjuvazinin bir başka sözcüsünün “Her üniversite mezunu iş bulacak diye bir şey yok!” diyen sözleri eklendiğinde kapitalist sistemin “eğitim” gerçeği tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilir.

Sağlık alanında uygulamalar aynı mantığın ürünü ancak sonuç “can alıcıdır!”. Sağlık alanında yapılan dönüşümlerle beraber işçi emekçilere hastane kapıları kapanmış, parası olmayan ölüme terk edilmiştir.

Kapitalist sistem; felaket, imha ve inkar, baskı, yozlaşan beyinler…

Kapitalist sistem için insan hayatı ne kadar değersizse etrafımızı çevreleyen canlı hayat da o denli değersizdir. Bu nedenle, bu sistem içerisinde doğal afetler insanlığa ağır yıkımlar getirir, doğa geri dönülmez bir biçimde tahrip edilir. Örneğin çevre kirliliği, uzay kirliliğine dek uzanmış bulunmaktadır. Teknoloji ve bilim, bu afetlerin en az kayıpla giderilmesi ya da insanlığın gelişimi ve doğal hayatın korunması için değil, sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilmektedir.

“Tek devlet, tek dil, tek vatan” safsatası üzerinde yükselen bu sistemin ulus devlet modeli kendisi dışında kalan tüm farklılıkları yok eder. Kürt halkının uğradığı imha ve inkar politikaları bu sistemle özdeşleşen bir başka sonuçtur.

Kapitalist sistem, tüm bunları yaparken karşılaşabileceği en ufak bir başkaldırışı dahi ezebilmek için de çeşitli yollara başvurur. Baskı ortamı, darbeler, işkenceler bu yolların fiziksel boyutuyken, medyasıyla, eğitimiyle sosyal yaşantının yozlaştırılması, kendi kabuğuna sıkıştırılmış bencil bireyler yaratma gibi yönler de bu yöntemlerin psikolojik boyutunu oluştururlar.

Ya kapitalist barbarlık içinde çöküş ya Sosyalizm!

İşte kapitalist sistemin küçük bir minyatür tarifi! Bu minyatür tarifte bile ne denli kan kokusu var! Ne çok yoksulluk, gözyaşı ve ölüm var böyle! Ama bu tarif kendi içinde tam karşıtını da barındırıyor. Kendisiyle beraber geliştirdiği işçi sınıfının gücünü, kararlılığını, kahramanlıklarını barındırıyor. Ve elbette, bu sistemin içinde yavaş yavaş doğan ve işçi sınıfının nasırlı ellerinde yükselecek olan sosyalizmi de!

Üretim araçlarının özel mülkiyetine son verecek olan sosyalist sistemde, işçi sınıfı toplumsal üretimi insanlığın gelişimi için planlayacaktır. Kapitalist sistemin var oluş koşuluyla ortaya çıkan ve onunla özdeşleşen emperyalist savaşlar, açlık, yoksulluk vs. bu var oluş koşulunun –artı-değer sömürüsünün– ortadan kalkmasıyla tarihin çöplüğündeki yerlerini alacaktır.

Ancak sosyalist bir sistemle, insanın insan tarafından sömürülmediği, çocukların kırmızı elmalar gibi güldüğü günler gelecektir.

Gençlik gelecek, gelecek sosyalizm!

Kapitalist sistem içinde gençliğin bir “geleceği” bulunamaz. Her yanı çürüyen, kokan bu sistem, genç beyinleri de zehirlemektedir. Gençliği, yalnızca, kutsal sistemi için kurban edeceği genç kanlar olarak değerlendirmektedir. İşte bundandır ki, gençliği ehlileştirmek ve kendi çizdiği sınırlar içinde alıkoymak için birçok yönteme başvurmaktadır. Bu yöntemlerle bencil, duyarsız, sorgulamayan bir gençlik tipoloji yaratılıyor.

Bu yöntemler başarılı olmazsa eğer bu kez sermayenin baskı koşulları devreye sokulur. Gençlik; soruşturmalar, turnikeler, tutuklama vs. ile sindirilmek isteniyor. Kısacası, kapitalist sistem ayakta durabilmek için her yola başvuruyor. Kapitalist sistemden bu yöntemlerden vazgeçmesini istemek ve ondan “gelecek ve özgürlük” dilemek onun kendi elleriyle yaşamına son vermesini istemek olur ancak.

Kapitalist sistem, bizlere gelecek vermedi ve vermeyecek/veremeyecektir de! Bizleri köleleştiren, kan ve gözyaşı üzerine kurulu bu sistemi yıkıp atmak gerekir. Bu sisteme ihtiyacımız yok! Bizim özlemini duyduğumuz gelecek, sosyalist düzende mevcut! Ve bizlere, gençliğe de düşen sosyalizm mücadelesine omuz vermektir.

İşçi sınıfının kızıl bayrağı altında mücadeleye, Ekim Gençliği saflarına!

Marx, tek devrimci sınıfın işçi sınıfı olduğunu ilan eder. Çünkü işçi sınıfını yaratan kapitalist sistemin kendisidir ve işçi sınıfı; bu sistemin en temel çelişkisi olan emekle sermaye arasında var olan çelişkinin emek cephesinden başrol oyuncusudur. Bundandır ki, toplumsal muhalefet ordusunun en başında işçi sınıfı yürümektedir. Sınıfın komünist partisinin önderliğinde bilimsel sosyalizmle buluşacak olan işçi sınıfı yeni toplumun temellerini atacak olan savaşımı başarıya ulaştıracaktır.

Ekim Gençliği, işçi sınıfının komünist devrimci programını kendine kılavuz alır ve işçi sınıfının kızıl bayrağını gençlik içinde taşıma misyonuyla hareket eder. Gençlik kitlelerine, sosyalizmin aydınlık ufuklarını işaret eder ve bu ufuklara ulaşabilmek için bugünden “güne yüklenip geleceği kazanma” perspektifiyle çalışmalar yürütür.

 Ekim Gençliği, sosyalizm mücadelesi içerisinde gençliği taraf olmaya çağırmaktadır. Gençliğin önünde iki seçenek bulunuyor: Ya kapitalist barbarlık içerisinde çöküş ya da sosyalizm! Cevap net: insanlık onuruna sahip çıkmak, geleceğimiz uğruna mücadele etmek için sosyalizm mücadelesine omuz vermeye, Ekim Gençliği saflarında örgütlenmeye!

 Ekim Gençliği / Sayı: 126 - 2010 Yaz sayısı


YAZICIYA GONDER


Şubat
Pzt Sal Çrş Prş Cum Cts Paz
30 31 1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 1 2 3 4