01.08.2006 01:39
Hürriyet "Aile içi şiddeti" önleyecekmiş!
Akdeniz Parlamenterler Asamblesi Kadın Hakları Komisyonu’nda yer alan AKP milletvekili Zeynep Karahan Uslu, “Medya ve kadın” konulu raporun raportörlüğüne seçilmiş. Uslu, raporun Türkiye bölümünde medya kuruluşları eliyle sorunları çözecek girişimlere dikkat çekerken, Hürriyet gazetesinin sürdürdüğü “ödüllü!” “Aile içi şiddete son!” kampanyasını da rol-model olarak tanıtacakmış.
Uslu, Hürriyet’in yürüttüğü kampanyayı “medyada kadının konumlanışı” açısından önemli ve özel bir örnek olarak tanımlıyor. Ayrıca “Medya ve kadın” konulu raporun raportörlüğüne seçilmesini ise “Türkiye’nin kadın hakları konusundaki hassasiyetini açık bir biçimde ortaya koymak için uluslararası platformda önemli bir konumlanış” olarak tanımlıyor. Biz bu hassasiyeti daha birkaç ay öncesinde karısını döven bir milletvekili ve olayı izlemekle yetinen bir parti olarak AKP’de yeterli açıklıkta gördük. Şimdi bu olmayan hassasiyete dikkat çekip, kadının medya ve ilgili burjuva medya kuruluşu olarak Hürriyet gazetesi için ne ifade ettiğine bakalım.
Bu soruya yanıt vermeden önce, yapılan bir başka araştırmanın verilerine bakalım.
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Araştırma Görevlisi Mine Gencel Bek’in hazırladığı “Medya ve Toplumsal Katılım” projesi çerçevesinde Ocak-Ekim 2005 tarihleri arasında Sabah, Hürriyet, Akşam ve Vatan gazetelerinde 10 ay içine 18 bin 310 haber inceleniyor. Bu haberlerin 13 bin 776’sı kadınlarla ilgili.
Kadınlarla ilgili haberlerin yüzde 32.3’ü eğlence ve magazin, yüzde 17.4’ü suç ve şiddet içerikli. Cinsel içerikli haberler “diğer” haberlerden 15 kat daha fazla ve cinsellikle ilgili haberlerde de kadın ilk sırada. 10 ay içinde yayınlanan cinsellik içerikli haberlerin 126’sı kadınlarla ilgili.
Araştırmayı yapan Mine Bek şu yorumda bulunuyor: “Kadınlarla ilgili haberlerde ağırlıklı temalar, eğlence ve magazin ile suç ve şiddet. Kadın bedeniyle hiç ilgisi bulunmayan haberlerde dahi kadın bedeninin teşhir edildiğini görüyoruz. Kadınlar haberlerde daha çok görüntüleriyle, güzellikleriyle varlar. Çoğu zaman bir sağlık haberi bile kadın bedenini teşhir eden fotoğraflar eşliğinde sunulabiliyor.”
Kapitalist sistem için insanın hiçbir değeri yoktur. Sistemin sahiplerinin tek derdi kasaları ve kârlarıdır. Bu durum, sistemin 4. kuvveti olarak ifade edilen medya için de geçerlidir. Onlar için herşey alınır satılır, para için her şey yapılır, tüm insani değerler ayaklar altına alınır ve çiğnenir. Rating için herşey mübahtır. Yalanlar söylenir, gerçekler çarpıtılır, senaryolar yazılır, bir gece içinde herşey aksine bile çevrilir.
Tüm bu tablo içinde kadın da değersizleştirilir. Bu sistemin kadına verdiği değer, en açık haliyle medyaya da yansır. Kadın bedeni medya için rating aracıdır, kârdır, paradır. Kadın cinsel obje olarak sunulur, fiziksel yanı öne çıkartılır.
Kadına yönelik şiddet meşrulaştırılır. Daha fazla ilgi dikkat çekme, rayting kaygısıyla “olmayan haberlerle” gerçekler çarpıtılır.
Burjuva medya şiddeti önleyebilir mi?
Kadına yönelik şiddeti engellemek, kadının aşağılandığı sisteme son vermeyi istemekle, değersizleşmesine karşı çıkmakla doğrudan bağlantılıdır. Peki, bu şartlar bir burjuva gazetesi olan ve sayfalarında her gün kadının cinsel bir obje olarak sunulduğu Hürriyet için geçerli olabilir mi?
Kadını küçümseyeceksin, haberleri veriş tarzınla, yaptığın programlarla, yalanlarınla, dolanlarınla şiddeti meşrulaştıracaksın, kışkırtacaksın, olmayanları olmuş göstereceksin! Sonra “Aile içi şiddete son!” kampanyası düzenleyip iyi niyet gösterileri yapacaksın.
Ne söylerse söylesinler, ne yaparlarsa yapsınlar, gerçekleri kaba bir şekilde çarpıtmaktan öteye geçemezler.
Yukarıda araştırmaya dayanan veriler o açıdan hayli çarpıcı, yaşamdaki örnekleri ise fazlasıyla ürkütücüdür. Gerçekleşen töre cinayetlerinin kışkırtıcı niteliğine, kadın programlarının ardından cinayetlerin yaşanmasına, taciz-tecavüz haberlerinin şova dönüştürülmesine, reklamlardan programlara kadar kadın bedeninin meta olarak sergilenmesine kadar, her gün onlarca izlediğimiz, okuduğumuz olay vardır. Bu yaşananların asli sorumlusu çürütücü, yıkıcı yanıyla bu sistemin ta kendisi ise, suç ortağı da medyadır.
Kadının gerçek kurtuluşu da çürümüş medyasıyla birlikte kapitalist sistemin tarihin çöplüğüne atılmasından geçmektedir. Bunun için de herkesten önce kadınlar mücadelenin en ön saflarında yeralmalıdır.