21.04.2008 13:47
“Kadın Emeği Sempozyumu” gerçekleşti!
(21.04.08) - Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, 19. kuruluş yıldönümü vesilesiyle 20 Nisan günü “Evimizden Çıkamıyoruz” başlığı altında Kadın Emeği Sempozyumu gerçekleştirdi.
Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsünde gerçekleşen Sempozyum 13:30’da Kadın Eserleri Kütüphanesi BM Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Tülin Tankut’un açılış konuşmasıyla başladı. Tankut, 19. yıldönümleri vesilesiyle bu etkinliği gerçekleştirdiklerini belirtirken, 20. yıllarında ise uluslararası sempozyuma ev sahipliği yapacaklarını duyurdu. Bu konuyu seçmelerinin gerekçesi olarak da kadınların yaşam koşullarından kaynaklı olarak daha da yoksullaştıklarını söyledi. Son olarak SSGSS yasasının en çok kadınları mağdur ettiğini belirten Tankut, mücadelenin süreceğini söyledi. Açılış konuşmasının ardından sempozyumun oturumlarına geçildi.
Kadınlar çalışma yaşamının neresindeler?
Necla Akgökçe’nin sunduğu ‘Kadınlar çalışma yaşamının neresindeler’ başlıklı ilk oturuma konuşmacı olarak, “Türkiye’da Kadın İstihdamı ve Politikaları” başlığıyla Betül Urhan, “Sendikalar ve kadınlar-Sorunlu ve Zorunlu bir ilişki” konusuyla Necla Akgökçe katıldı. “Kadınların Sosyal Güvencesizliği: SSGSS” sunumunu ise Nuray Sancar yaptı.
İlk sözü alan Kocaeli Üniversitesi öğretim üyesi ve Petrol-İş Kadın Dergisi yazarı Betül Urhan, kapitalizmin bütün dünyada kadını ucuz işgücü olarak gördüğünü söyledi. Kapitalizmin ucuz emeğe ihtiyaç duyduğunu, bunu da emeği değersizleştirerek, aynı zamanda ayrılıkları derinleştirerek (cinsiyetçilik, ırkçılık vb...) gerçekleştirdiğini ifade etti.
Kadınların 5 yılda işgücüne katılımının giderek düştüğünü vurgulayarak, Türkiye’de diğer Avrupa ülkelerine oranla işgücüne katılımın daha az olduğunu ifade etti. Kapitalizmin bütün dünyada kadın emeğini yedek, ikincil ve değersiz olarak görmesinden kaynaklı, kriz günlerinde kadınların işgücüne katılımlarının daha fazla olduğunu vurguladı.
Kamu politikalarından bahseden Urhan, kadın istihdamına yönelik bütünlüklü bir politika olmadığına değindi. İstihdam yaratmaktansa kayıtdışı çalışmanın, geçici, belirsiz işgücüne katılmanın teşvik edildiğini vurguladı. TÜSİAD’la hükümetin söylediğinin birbirine çok uyduğunu da hatırlattı.
Günümüzde erkeklerin de artık kadınlar gibi asgari ücretin altında çalışmak zorunda bırakıldıklarını da vurguladı.
“Kadınlar ve sendikalar”
Urhan’ın ardından söz alan Petrol-İş Kadın dergisi yayın yönetmeni Necla Akgökçe ise kadınların sendikalarda örgütlenmesinin zorunlu olduğu kadar sorunlu olduğunu da dile getirdi.
Sendikalarda çalışan kadınların dikkate alınmadıklarını, sendikaların ilk kurulduğu günlerden itibaren erkek egemen kurumlar olduğunu vurgulayan Akgökçe, erkek egemenliğinin hakim olduğu mahkemelerin, ordunun, ailenin dönüşümü ne kadar zorsa sendikaların da öyle olduğunu söyledi. Kadınları sendikalarda örgütlemeye hazır hale getirmek için sendikaların durduğu zemini eleştirmek gerektiğini belirtti. Novamed grevinin kazanılmasında, uluslararası kamuoyu oluşmasında kadın dayanışmasının önemine değinerek emek hareketiyle kadın hareketinin biraraya geldiğine vurgu yaptı.
SSGSS kadınları vuruyor
İlk oturumun son konuşmacısı olan Evrensel Kültür yazarı Nuray Sancar, sosyal devlet politikasının ortaya çıkışına değindi. Ancak 80’den 90’a gelindiğinde, Sovyetler’in dağılmasıyla, küreselleşmeyle birçok hakkın emekçilerin elinden gittiğini vurguladı. Kadınlar açısından da birçok hak kaybı olduğunu söyledi. SSGSS’nin sadece Türkiye’ye özgü değil dünya genelinde bir saldırı olduğunu söyledi.
Sancar, konuşmasının devamında SSGSS’nin kadın emeğine etkilerini anlattı. Kadın erkek eşitliğinde ayrımcı bütün yasaların kaldırılması, kadın ve çocukların babaya bağlı kalmadan sosyal güvenliğinin olması, herkese ücretsiz eğitim, işsizlik sigortası, bütün kadınlar için iş ve sosyal güvenlik vb taleplerini yükseltmek gerektiğini belirtti.
Ev eksenli çalışma ve kadınlar
Sempozyumun ikinci oturumunun konusu ise “Ev eksenli çalışma ve kadınlar, Araştırmadan notlar” idi. Oturumu yöneten ve ilk sözü alan Asuman Türkün, 80’den sonra emeğin parçalanmasıyla ve kriz dönemlerinde ev eksenli çalışmanın arttığını tespit ettiklerini, eskiden genç kızların evden çıkmak için fabrikaları tercih ettiklerini ancak 2000’den sonra işsizliğinde artmasıyla ev eksenli çalışmada artış olduğunu vurguladı.
Sadece ev eksenli çalışmanın değil, kadın ve erkekler çalışanlar için sigortasızlığın, işsizliğin, esnek çalışma ve kayıtdışılığın bütün emek gruplarında yoğunlaştığını ifade etti. Türkün, ev eksenli çalışmanın ‘fabrikaya sürekli iş yapıyor olma, sipariş üzerine çalışma ve kendi hesabına çalışma olmak üzere 3 başlıktan oluştuğunu söyledi.
Aynı zamanda ev eksenli çalışmanın ürettiği sorunları da emeğin görünmezliği, sigortadan yoksunluk, evde çalışan olarak görünmeme, istatistiklere yansımama olarak tanımladı. Ev eksenli çalışmanın sağlık açısından da zararlı olduğunu vurguladı.
Asuman Türkün son olarak şunları söyledi: “Ev eksenli çalışmaya bir küresel anlamda çözüm bulunması gerekir. İLO 1986’da ev eksenli çalışmaya dönük tüm işçilik haklarını veren bir sözleşmeye iki ülkeyle imza attı. Bunlar İrlanda ve Finlandiya’dır. Bu ülkelerin imza atması demek doğrudan yasaların ve bir çok şeyin değişmesi demektir. Bu nedenle bir çok ülke bu sözleşmeyi imzalamamak için direndi. Bunun üzerine İLO tavsiyede bulundu. Portekiz’in bu tavsiyelelerle beyaz iş (ev eksenli) yapanların örgütlenmesiyle sendikalı olması sağlandı. Yeni çalışma yasasıyla ev eksenli çalışma yapanları işçi olarak kabul etti. Böylelikle işçi ve iş tanımı değişti. Yeni SSGSS Yasa Tasarısında belirtildiği gibi, “sürekli olarak çalıştığını belgeleyen kanıtlayanlar işçi statüsüne girer.” Ancak kayıt dışı çalışmanın yoğun olduğu böyle bir ülkede bunun uygulanabilirliği şimdilik söz konusu olamaz.”
Asuman Türkün’ün ardından söz alan Bahar Yiğitbaş Akça ise mikrokredi ile ilgili Diyarbakır’daki çalışmalardan bahsetti. Mikro kredinin Bangladeş’de bir üniversite projesi olarak ortaya çıktığını, bu projenin yoksullukla mücadelede 111 ülkede uygulanmakta olduğu belirten Akça, uygulamanın 2003’ten beri Türkiye’de ve özelikle doğu illerinde 500 YTL verilerek teşvik edildiğini söyledi. Projenin yoksulluğu azaltmak, kadınları güçlendirmek amacıyla başlatıldığını söyledi.
Akça mikrokredi sistemine ilişkin şu görüşe yer verdi: “Mikro kredinin kapitalizmin bir parçası olduğu düşünülürse bunun arkasında başka şeylerin olduğu da görülüyor. Kadının toplumda cinsiyete bağlılıkları yapısallaştırılıyor. Ne yoksulluk için nede kadınlar için mikro kredi çözüm olarak görülmüyor.”
Oturumun son konuşmacısı Ebru Mocoş ise ev eksenli çalışmayla ilgili yürüttüğü faaliyeti anlattı: “2003-2004 yıllarında Pendik Kavakpınar semtinde yaptığım bir çalışmaya göre orada ev eksenli çalışma ilk defa oluşmuş bir şey değildi, bütün biçimleriyle yapılıyordu. Son dönemlerde İstanbul içinden ve Güneydoğu’dan göç almış Pendik’in ne yolu ne de arabası vardı. Kadınlar gündelik pratik sorunları çözmek için çalışıyorlar. Dışarıda çalışmamalarının nedeni geleneksel yargılardan dolayı izin verilmemeleri de kadınların da aslında dışarıda çalışmaya dönük tereddütlü olduğu... Kadınlar pratik olarak, çalışmayı dışarıda sabahtan gidip akşam gelinen, maaşlı iş olarak görüyor. Ev eksenli çalışmayı iş olarak görmüyor ve kendini işçi statüsüne koymuyor. Çalışmanın kadını özgürleştireceğini düşünüyor ancak kendi çalışmasına baktığınızda, kendi çalışmasına ‘özgürleştirir’ gözüyle bakmıyor. Ev eksenli çalışmada para alsa da... Bu para özgürleşmesine yetmiyor. Onu harçlık olarak, ek gelir olarak görüyor. Evde boş kalan zamanda yapılıyormuş gibi görünsede 10 saati alan bir iş farika çalışmasından çok daha uzun çalışma saatine tekabül ediyor. Hastalık yapan, güvencesiz, ucuz çalıştırma ve genel sağlık sigortası olmayan tehlikeli diyebileceğimiz işlerde çalışıyorlar. En son Tuzla’da yaşananlarla görüldüğü gibi erkek olsun kadın olsun sermayenin bedene yönelmiş yıkım tahribatları var.”
Örgütlenme deneyimlerinden kesitler...
“Örgütlenme deneyimleri: Ne yapmalı, Nasıl yapmalı, Nasıl Örgütlenmeli” başlıklı son oturumun başkanı olan Asuman Türkün, bütün dünyada kadın emeğine dönük örgütlenmelerin, kooparatiflerin ortaya çıktığını, ama asıl olarak sendikaların örgütlemesinin gerekliliğini ifade etti.
Bu bölümde söz alan Elele Kadın derneği ise şunları söyledi: “Kadınlara dayatılan bu kimlik kader olarak görülemez. Kadınları toplumsal yaşam içine çekmek, sorularını çözmek zorundayız. Bugüne kadar kadınlar dört duvar arasında göründü oysa kadınlar karar mekanizmalarının olduğu, birey olduğunun bilincindeler. Derneğimiz 6 aylık yeni bir dernek. Her kesimden, farklı kültürlerden gelen insanlar var. Emekçi kadınları yaşadıkları baskı, düşük ücret ve yasaklarla yaşadıkları sorunlara bireysel olarak değil, örgütlenerek, çözüm bulacağımıza inanıyoruz. Umutsuz kadınları mücadeleye kazanmak ve mücadeleyle geliştirmek zorundayız”
İmece Kadın kooperatifi temsilcisi ise şunları söyledi: “Kadın alanında mücadele ederken ekonomik durumu da ele alan bir çalışma yürütüyoruz. Bizim çalışmamız hem kadın hem emek üzerine, iki yönlü olarak değerlendiriyoruz. İkisi birleştiğinde kadın emeği bedava emek olarak duruyor. Emeğin ciddi bir saldırıyla karşılaştığı bir dönemden geçiyoruz. Kapitalizm emeğin ucuzlaması ile kadın emeğine yoğun bir şekilde yöneldi. Bu çok ciddi bir mücadeleye ihtiyaç duyuyor”. Konuşmacı ayrıca dernek çalışmalarına da değindi.
Katımın sınırlı olduğu sempozyumda önümüzdeki yıl Kadir Has Üniversitesi’yle birlikte gerçekleşecek uluslararası sempozyuma çağrı yapıldı.
Kızıl Bayrak / İstanbul