29.08.2009 12:33
Afganistan’da seçim oyunu gölgesinde kalan kadınlar
Afganistan’da yapılan seçimler, mevcut şartlar altında Afgan halkına ne demokrasi ne de özgürlük getirebilir. 100 bin işgalci askerin bulunduğu Afganistan’da seçimlerin ne kadar demokratik olacağı bir yana seçimler birçok hile iddiasıyla birlikte anıldı. Örneğin Kuzey ve merkez eyaletlerde Karzai’nin en büyük destekçisi, aynı zamanda bir savaş ağası ve uyuşturucu taciri olan kardeşi Ahmet Vali Karzai’nin tanesi 20 dolardan seçim kartı satın aldığı belirtiliyor. Afganistan’ın Özgür, Adil Seçim Kuruluşu (FEFA) raporlarına göre ise, seçimler için adını yazdıranların yüzde 20’si yaşları 12’ye kadar düşen reşit olmayan çocuklar. Bu da 17 milyon seçmenin yaklaşık 3,5 milyonunun oy verme ehliyeti olmadığını ortaya koyuyor. FEFA bu usulsüzlüğün seçim merkezlerinin yüzde 85’inde gerçekleştiğini duyurdu.
Hal böyleyken ABD’nin Afganistan ve Pakistan özel temsilcisi Richard Holbrooke, oy verme işleminin açık ve adil bir şekilde yapıldığını söylemektedir. NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen de seçimlerin güvenlik açısından başarılı olduğunu bildirmekte, “bu Afgan halkının demokrasi isteğinin net göstergesidir” demektedir.
Emperyalistler medya aracılığıyla seçimlerde kadınların iradesini yansıtmakla övünmeyi de ihmal etmediler. Dünya kamuoyunu bir kez daha kadınları kullanarak aldatma çabasına girdiler. Oysa geleneksel baskılar ve Taliban tarafından saldırıya uğrama riski kadınların seçimlere katılmalarına engel oldu. Ayrıca birçok erkeğin seçim kartlarını eve götürerek kadınlara parmak bastırdığı da basına yansıyan haberler arasındaydı. Emperyalistlerin gölgesinde ve Taliban gericiliğinin kıskacı altında kadınların seçimlere katılmasının zaten hiçbir anlamı yok. Seçimlerin yapılıyor olması özgürlük ve demokrasinin göstergesi olmadığı gibi, bu seçimlerin Afganistan halkına ve özellikle kadınlara iyi hiçbir şey getirmeyeceği de ortadadır.
2001 yılında ABD, Afganistan işgalini “özgürlük ve demokrasi” yalanlarıyla süslemiş, bu demagojisini de özellikle Afganlı kadınları kullanarak yapmıştı. Afgan kadınını burkalarından çıkarıp sokağa çıkması üzerinden bahşedilen “özgürlük” gazete sütunlarına ve fotoğraf karelerine yansıtılmıştı. Vitrinin gerçek yüzünde ise, Afganlı kadınların burkalı yaşamı ve intihar nedeni olan zorla evlendirilme, tecavüz, cinsel taciz, mahalle baskısı devam ediyor.
2004 yılında kabul edilen anayasada getirilen “Afgan vatandaşlarının -kadın ya da erkek- yasalar önünde eşit hakları ve yükümlülükleri vardır” maddesi ise hiçbir anlam ifade etmiyor. Çünkü bütün yasalarda şeriata uygunluk arandığı için, Taliban dönemiyle şimdiki arasında değişen bir şey yok. Özellikle kadınların yaşadıkları sorunlar devam ediyor. Afganlı kadınların büyük çoğunluğu hala okula gönderilmiyor, çalışmaları engelleniyor. Hiçbir kadın yanında erkek olmadan evden çıkamıyor. Tüm kadınlar, başlarından ayak uçlarına kadar bedenlerini bütünüyle örten burka giymek ve gözlerini de kapamak zorunda. Uygun giyinmediklerinde ise ya kitleler tarafından taşlanıyorlar ya dayak yiyorlar. Ve tüm bunlara işgalci güçlerin baskılarını ve cinsel saldırılarını da eklemek gerekiyor.
Afganistan’da kadınların ne gibi “özgürlükleri” olduğuna dair son ibretlik örnek ise, ABD desteğiyle iktidara gelen ve bu seçimleri de kazandığı açıklanan Devlet Başkanı Hamid Karzai’nin azınlıktaki Şiiler’in oyunu alabilmek için onay verdiği yasadır. Geçtiğimiz Nisan ayında Afgan meclisinin gündeme gelen bu aile kanunu ile erkeklerin eşlerine tecavüz etmesine göz yumuluyor ve kadınların hangi şartlarda ve ne zaman evden kendi başlarına çıkabileceği de bu yasa ile belirleniyor. Bu kadarı bile emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin özgürlük ve demokrasi anlayışını özetliyor.
Afganlı kadınları emperyalistler ve onların işbirlikçilerinin seçim oyunu değil, onlara karşı yürütecekleri mücadele özgürleştirebilir. Ancak bu mücadele sayesinde işgalcilerden hesap sorulabilir, sömürüye, baskıya, eşitsizliğe ve her türden gericiliğe karşı durulabilir.