Ana Sayfa / Kitap / 
28.08.2008
11.01.2007 03:29

ABD Ortadoğu Türkiye / Haluk Gerger

 

 

Resmi belgelerle Soğuk Savaş'tan BOP'a ABD-Ortadoğu-Türkiye ilişkileri

ÖNSÖZ

 


Elinizdeki kitap, esas olarak, iki soruya yanıt arıyor. Bu arayışın, bugüne ve daha da önemlisi, yarına ilişkin önemli ipuçları vereceği düşünecesi, kitabı yazma nedeni. Buradan çıkarak oluşan tezler ayrıntılarıyla gerekçelendirilmeye çalışıldı.

Sorduğumuz sorulardan birincisi, son 50-60 yıldır Amerika Birleşik Devletleri‘nin Ortadoğu‘yu hedef alan saldırılarının nedenleri; ABD, Ortadoğu‘ya neden saldırıyor? Bunun bir parçası olarak, ABD‘nin kullandığı yöntemler; ABD, hangi yöntemleri,  hangi koşullarda, nasıl kullanıyor?

Yanıtını aradığımız ikinci soru, Ortadoğu ülkelerinin bu saldırıları nasıl karşıladıkları; Ortadoğu ülkeleri, rejimleri, halkları, Amerikan saldırılarına nasıl, hangi yöntemleri, ideolojik kalıpları kullanarak direndiler, direniyorlar, sonuçları ne oldu? Ya da Ortadoğu‘da Amerikan saldıralarına nasıl boyun eğiliyor, ABD‘yle işbirlikçi ilişkiler nasıl kimlerce geliştiriliyor?

Bulduğumuz yanıtları kısaca ve kabaca özetlemek gerekirse şu sonuçlar çıkıyor karşımıza:

ABD‘nin, Ortadoğu ülkelerinin bağımsızlık, egemenlik hakkı ve Filinstin‘de adalet talepleri ile demokratikleşme, modernleşme, ekonomik kalkınma çabalarına düşmanca yaklaştığı, dolayısıyla saldırılarının temelini bunun oluşturduğu, ulaştığımız yanıtlardan biri. Tabii, ABD‘nin her dünya hakimiyeti hamlesine, jeostratejik konumu dolayısıyla Ortadoğu‘nun hedef ve sıçrama tahtası olduğu da kuşkusuz. ABD‘nin Ortadoğu saldırısının sadece Soğuk Savaş‘ta Sovyetler Birliği‘yle komünizme karşı mücadelesinin bir sonucu olduğu düşüncesinin ya da petrol kaynakları üzerinde hakimiyet arayışına indirgenmesinin tarihsel gerçeklere uymadığını söyleyebiliriz.

Tarihsel süreç içinde, saldırılarında ABD, duruma göre, ya doğrudan müdahaleyi yeğliyor, ya esas olarak yerel müttefiklerinin kullanımına ağırlık veriyor ya da bir biçimde, bu iki yöntemin karışımını uyguluyor.

Ortadoğu‘daki direniş ise, önce, milliyetçi, “ulusalcı sol” bir ideoloji çerçevesinde ortaya çıktı. Bu hareketin öncüsü de, geniş yığınları harekete geçiren radikal küçük-burjuvazi, esas olarak da, silahlı kuvvetler mensuplarıydı. Söz konusu direniş, sonunda, yenildi ve bölgeyi çürüten bir akıma dönüştü.

Bugün, Ortadoğu‘da, bu sefer, İslamcı akımlar direnişin öncülüğünü üstlenmişlerdir. ABD ise, bölgeye doğrudan kendi askeri varlığıyla, işgalle yönelmiş durumda...

***

Bu kitapta, “milliyetçilik” ile “ulusalçılık” eşanlamlı sözcükler olarak kullanıldı. Türkiye‘de, sanki, bunlar ayrı, farklı ideolojik yaklaşımları temsil ediyor gibi bir anlayış mevcut. Sözcükler arasında bir semantik farklılık elbette yok; biri Arapça kökenli, öteki öz Türkçe; anlamları aynı.

İdeolojik bakımdan da, “milliyetçilik” ile “ulusalcılık” arasında bir farklılık söz konusu olamaz tabii. Ne var ki, bu iki sözcüğü kendilerini tanımlamak için kullananlar açısından, bir ayrı durma kaygısı var ve bu politik bir tavırdan kaynaklanıyor. Bunu, “milliyetçi” cenahtan MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır, kendisiyle yapılan bir söyleşide, şöyle ifade ediyor:

“Soru: Milliyetçilerle kimi solcular gerçekten birbirleriylerine yaklaştı mı?

Şandır: Doğrusu bir ortak payda oluştu. Çünkü küreselleşmenin insani olmayan yanlarına karşı çıkmak artık bir onur meselesi halini aldı.

Soru: Hiç “ben solcuyum ama sizinle bazen aynı şeyleri söylüyoruz” diyenlere rastlıyor musunuz?

Şandır: Gayet tabii, bu “ulusalcı” diye gündeme getirilen bir kesim var, muhtemeldir ki siyasi duruş olarak bizim yanımızda görünmek onlara zor geliyor. Ama mevcut durumdan da çok ciddi rahatsızlıkları var ve bunları ifade etmek istiyorlar, o zaman da kendilerine bir tanım geliştirme ihtiyacı duyuyorlar, “ulusalcı” diye. Ama ulusalcı diye bir kelime yok, öyle bir akım yok. Onun adı milliyetçilik.

Soru: Sizce milliyetçiyim demeye mi utanıyorlar?

Şadır: Milliyetçi denince sanki MHP‘lilermiş gibi bir yakıştırma oluşur endişesini ve geçmişten gelen kimliklerine ters düşmenin sıkıntısını yaşıyorlar. (Vatan, 20 Mart 2006)


Arap ülkelerinde, milliyetçilik/ulusalcılık tek bir sözcükle ifade ediliyordu ama orada da bir ayrım vardı: “Sağ” ve “sol” miliyetçilik. Bu, Türkiye‘de “sağ” cenaha “milliyetçi“, kendilerini “sol“da konumlandıranlara “ulusalcı” denmesiyle ifade ediliyor genellikle. Sözcüklerin ikisinin de aynı anlamı karşıladıkları açık. Bu, dilbilgisi kuralları açısından da böyle, ideolojik duruş olarak da. Şayet varsa, politik tavırlarla kullanılan söylemdeki farklılık, “sağ” ve “sol” programatik tercihlerden ya da sınıfsal konumlanışlardan ziyade, geçmişten gelen pozisyonlardan kaynaklanıyor esas olarak Türkiye‘de, pek çok konuyla ilgili olarak, sonuçta ikisinin aynı kapıya çıktığı ortada.
***
Bu kitabın yazımı sırasındaki çok boyutlu katkılarında dolayı Rennan‘a teşekkür ederim. Ayrıca, Ceylan Yayınları Editörü dostum Necati Abay‘a, yine Ceylan Yayınları‘ndan Arif Tağaç‘a düzeltiye katkı sunan Volkan Alıcı, Fuat Uygur, Erkan Turan ve Osman Özarslan‘a, Can Grafik ve Can Matbaası emekçilerine de teşekkürlerimi sunarım.

 

Haluk Gerger

5 Nisan 2006

Haluk Gerger'in tüm yazıları için tıklayınız!


YAZICIYA GONDER


August
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
28 29 30 31 1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31