O mavi gözlü bir devdi...
"O mavi gözlü bir devdi”, vasiyeti “Anadolu’ da bir köy mezarlığına gömülmek”ti. “Taş maş da istemiyordu”, “Başında bir de çınar ağacı“ olsaydı yetecekti. Fakat O emperyalistlerin uşaklarının en büyük “vatansever” olduğu bir ülkede hala bir “vatan hainiydi”. İstanbul bienali örneğinde olduğu gibi burjuvazi devrimci değerlere saldırmak, Marksizm’i ehlileştirmek, sosyalizmin içeriğini boşaltmak, giderek sertleşen sınıfsal çelişkilerini yumuşatmak, vahşi kapitalizmi “insancıl” göstererek kutsamak için her yolu denemektedir. Çizgi filmler, hayal gücünü geliştirici ve yönlendirici yönde de işlev görebilmektedirler. Elbetteki buradaki “gelişim ve yönlenme”yi içerik belirleyecektir. Buffet gibi bir kapitalistin vereceği “öğütlerle” dolu bu çizgi film kapitalizmin, hayal gücünü dahi esaret altına almak istemesine bir örnektir. Binlerce emekçi festivalde buluştu! Mamak İşçi Kültür Evi tarafından “Kapitalizm kriz, işsizlik, yoksulluk, yozlaşma ve savaş demektir… Karanlığa ışık, sessizliğe çığlık olacağız” şiarıyla örgütlenen Mamak Kültür Sanat Festivali’nin 6.’sı, 7-8-9 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirildi. “Pir Sultan’dan Madımak’a asan da yakan da devlettir” Mamak İşçi Kültür Evi, “Pir Sultan’dan Madımak’a asan da yakan da devlettir” şiarıyla hazırlıklarını sürdürdüğü anma etkinliğini 27 Haziran Cumartesi günü Tek Mezar Parkı’nda gerçekleştirdi. Sahi ne olmuştu Sabra ve Şatilla’da! İsrailli yönetmen Ari Folman’ın Beşir’le Vals (Vals Im Bashir) filmi, bu yılın en çarpıcı yapımları arasında yerini aldı. 90 dakikalık bir animasyon olan Beşir’le Vals, Folman’ın biyografik yolculuğunu konu alıyor. Kokunu unuttum, şimdi her yer barut kokuyor, et kokuyor, kan kokuyor. Ellerin ne renkti kırmızıya böyle bulanmadan önce? Çok güzeldi elbet, sıcaktı. Şimdi ne de çabuk soğumuşsun. Atmazken bu yürek bu kadar çabuk mu soğuyormuş insan. Üstünü örteyim mi? Üşürsün. Isıtmaz seni şimdi nefesim. Türkiye yine bir seçim sürecine bulunuyor. Sınıf bilinçli işçilerin görevi, bu durumdan yararlanarak işçi ve emekçilerin sorunlarının çözümünün bu sisteme sığmayacağını sınıf kardeşlerine göstermek olmalı. Bunun nasıl yapılacağını daha iyi kavramak için ise, yaşanmış deneyimleri incelemek gerekiyor. Bir çırak Osman vardı: Gözleri çağla rengi, kumral hafif dalgalı saçları, beyaz yüzü, bilekleri ince, kalın bodur parmakları, kaşları yok denecek kadar azdı. Onüç yaşındaydı. Sabahları çağla gözlerinden uyku akarak fabrikaya, geceleri de yıldızları sayarak eve dönerdi.
Ruhi Su, kendini halkına adamış devrimci bir ozan olarak hafızalarımızdaki yerini koruyor. |
Yılmaz Güney işçi sınıfı ve emekçilerin devrimci sınıf mücadelesinde yaşamaya devam edecek. |
45. Ulusal 18. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri sona erdi. |
Festival 5 bin işçi ve emekçi katılımıyla pek çok açıdan başarılı bir şekilde gerçekleştirilmiştir. |
Kızılırmak’ın Nevala Kasaba şarkısında sözler girmeden önce bir şiir okunur. Yaşlı bir adamın sesinden, olabildiğine içli... |
12 Eylül’ü hep tankıyla-topuyla hatırlarız; işkenceler, tecavüzler, idamlar... |
Kanla sulanmış “stadyum”da korkuyu yenenler... Ve boş kaleye gol atarken korkuya yenilenler! |
Ölümünden yıllar sonra dahi birçok kişinin odalarını Yılmaz Güney’in resimlerinin süslemesi boşuna değildir. |
O mavi gözlü bir devdi”, vasiyeti “Anadolu’ da bir köy mezarlığına gömülmekti”. “Taş maş da istemiyordu”, “Başında bir de çınar ağacı“ olsaydı yetecekti. Fakat O emperyalistlerin uşaklarının en büyük “vatansever” olduğu bir ülkede hala bir “vatan hainiydi”.
Direnişin şairi, düşünce ve eylem adamı Mahmud Derviş Amerika’da geçirdiği açık kalp ameliyatından 3 gün sonra 67 yaşında hayata gözlerini yumdu. Şairin ölümü dolayısıyla Filistin Özerk Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın ilan ettiği ulusal yas dolayısıyla Gazze ve Batı Şeria’da kamu binalarında bayraklar yarıya indirildi. Proleter sanatın çalışkan işçisi... Sanat sözkonusu olduğunda, kendisini Marksizm’e, işçi sınıfının kurtuluş mücadelesine yakın gören aydın ve sanatçılar, bizzat bu politik kimliği taşıyanlar içinde yüz ağartıcı isimlerin başında gelir Bertold Brecht. Yalnızca yaşamıyla değil, eylemiyle, sanatsal pratiğiyle ve bizzat sanat kuramı alanında Marksizm’e yaptığı katkıyla Brecht, pek çok çağdaşı arasında öne çıkan, kolay aşılamayacak bir düzeyin ve kişiliğin temsilcisidir... Kendisini “ben de her gerçek şair gibi devrimciyim” diyerek tanımlayan Lorca, faşizm henüz Avrupa coğrafyasını kasıp kavurmaya başlamadan önce düzen ile devrim arasında tercihini yapmıştır bile! O yaşamını İspanya halkının özgürlüğüne ve eşitliğine adayacak, yaşamını bu uğurda şekillendirecektir... Gerçekler devrimcidir! “Ben ne bir polemik adamıyım, ne de böylesi kavgalardan kendisine pay çıkaran bir politikacı... Yaşamında tek tutkusu ‘gerçek’in peşinden gitmek olan bir yazarım. Bir yazar olarak şimdiye dek bu gerçek uğruna her cephede savaştım...” (Zola) |
|
| Mart |
| Pzt |
Sal |
Çrş |
Prş |
Cum |
Cts |
Paz |
|
1
|
2
|
3
|
4
|
5
|
6
|
7
|
|
8
|
9
|
10
|
11
|
12
|
13
|
14
|
|
15
|
16
|
17
|
18
|
19
|
20
|
21
|
|
22
|
23
|
24
|
25
|
26
|
27
|
28
|
|
29
|
30
|
31
|
1
|
2
|
3
|
4
|
|
|
| |
Son Haberler
|
|