17.08.2007 15:18
'Kirli Harry'lerin Britanya çıkarması...
Türk genci Evren Anıl'ın Londra'da maganda saldırısı sonucu öldürüldüğü bir dönemde gösterime giren 'Kanunsuzlar'da Sean Bean'in canlandırdığı eski bir çavuşun etrafında toplanıp kendilerini ezen toplumla hesaplaşmaya çalışan bir grup insanın serüveni anlatılıyor.
Nick Love imzalı 'Kanunsuzlar', günümüz İngiltere'sinde adaleti kendileri sağlamak isteyen bir grup insanın öyküsünü anlatıyor. Film dinamik anlatımının yanı sıra tartışmalı mesajlarıyla da dikkat çekiyor.
İngiliz sineması, Britanya'nın haleti ruhiyesine göz atmakta kararlı. Bu yıl İstanbul Film Festivali'nde izlediğimiz Shane Meadows imzalı 'This Is England'dan (ki bence festivalin en iyi filmlerinden biriydi) sonra karşımıza çıkan 'Kanunsuzlar' da (Outlaw) aynı dertlerden mustarip bir görüntü çiziyor. Meadows'ın filmi zaman kaydırması yapıyor ve Falkland savaşı ortamında yükselen milliyetçiliğe, küçük bir çocuğun perspektifinden göz atıyordu, Nick Love imzalı 'Kanunsuzlar'da ise Tony Blair İngilteresi'nden manzaralar izliyoruz.
Aslında ortada iki filmi ve aradaki zaman atlamalarını ilişkilendiren bir karakter de var. 'Kanunsuzlar'ın tetikleyicisi konumdaki çavuş Danny Bryant... Fakland ve Afganistan'ın ardından Irak'ta da savaşan Bryant için artık eve dönme vakti gelmiştir. O da sıcak yuvasına ve eşine kavuşmanın heyecanı içindedir. Ne var ki anahtarı uzattığında kapının açılmadığını fark eder. Çünkü kilit değiştirilmiştir. Pencereden içeri bakmaya çalışır, işte bu onun için asıl felaket olur. Salondaki koltukta oturan karısı, başka bir adamın elini tutmaktadır. Bir askerin dönüşü için ne kadar hazin bir durum...
Ama hayatın sillesini yiyenler sadece askerler değildir. Mesela otel güvenlikçisi Simon Hillier'ın, mafya patronu tarafından tehdit edilen ve bu uğurda sevdiklerini kaybetme noktasına gelen savcı Cedric Munroe'nun, Munroe'nun şoförü Walter Lewis'in, rüyasında gördükleri başına gelen ve evlilik öncesi şehir magandalarından dayak yiyen broker Gene Dekker'ın, sokağa çıkmaktan korkan üniversite öğrencisi Sandy Mardell'in dertleri de aynıdır. Bu son derece vahşi toplum, onları her yeni günde bir limon gibi sıkmakta, posalarını da bir kenara atmaktadır. Üstelik onlar sivildir ve ne silahla, ne de şiddetle araları yoktur. Ama kuşkusuz ellerinden tutan birini beklemektedirler. Ve bu kişinin devlet olmayacağı açıktır.
Aralarındaki bağı güvenlikçi Hillier sağlar ve bir takım tesadüflerin ardından bu bir grup insan bir araya gelir. Yol göstericileri bellidir; eski çavuş Bryant liderliği üstlenir ve onları sanki bir 'dövüş kulübü'nün üyeleri gibi çalıştırır. Antrenmanlar ve bir barda aldıkları 'hazırlık maçı' niteliğindeki kavga, pek umut vermemektedir. Ama insanoğlu bu, nefsi için her şeyi yapar. Nitekim onlar da kendilerine silik roller biçen bu toplumda öne çıkma ve fark edilme şansını ellerine geçirmiştir. Yaptıkları soygunun ardından çaldıkları paraları sokağa saçarlar ve bir tür 'Robin Hood'luk oynarlar. Ama 'eylemlerimiz sürecektir'in süresi ne kadardır; işte asıl çözülmesi gereken düğüm buradadır.
Ha Londra, ha İstanbul...
En tanınmış filmi 'The Football Factory'de, taraftarlığın tanımları ve var oluş alanları üzerine fikir yürüten Nick Love, 'Kanunsuzlar'da da yine adrenalin yükseltici bir öykünün peşine düşüyor. Film, yer yer Guy Ritchie yapımlarını da hatırlatan, son derece dinamik bir anlatıma sahip. Ama 'Kanunsuzlar'ın Ritchie filmlerden en önemli farkı, hikâyesinin sağlamlığı ve sosyolojik bakışı. Bu bakışın aynı zamanda 'sakatlıklar' içerdiği aşikâr. Sinema bugüne kadar çok sayıda intikam hikâyesi gördü ve hemen hemen hepsini tartıştı. Eastwood'lu 'Dirty Harry', Bronson'lu 'Death Wish', Hoffman'lı 'Straw Dogs' ve hatta hatta Gaspar Noe imzalı 'Dönüş Yok'. Kanunların yetersizliği ya da uygulanamazlığı, bu filmlerin kahramanlarına 'meşru müdafaa' hakkı tanıdı ve kendi göbeklerini kendileri kestiler.
Love'ın filmi de Tony Blair zamanının açmazlarına kendilerinde çözüm üretmeye çalışan ve ister istemez silaha sarılanların hikâyesini anlatıyor. Onların çıkışlarının, halk tarafından ilgi görmesi, medyanın da bu hikâyeyi 'ballandıra ballandıra' sunması, filmin gerçekçi reflekslerinden. Peki bu çözüm mü? Kapkaççılarla çevrili şehirlerin olduğu, trafik kazalarında bile suçluların 'kan parası' gibi ilkel bir yöntemle dışarı salıverildiği, göz göre göre öldürülen Hrant Dink için, cinayetinin faillerine 'Çete değiller, bir grup arkadaşlar' tespitinin yapıldığı, maganda kurşunuyla düğünlerde ya da yılbaşı kutlamalarında onca insanın heba edildiği, mafyanın giriştiği bir otel baskınında korkudan kimsenin şahit bulamadığı bir ülkeden böyle bir filme bakmak da ilginç tabii ki.
Sinema, çok eskiden beri biliyoruz ki aslında aynı zamanda bir katarsis (arınma) alanı. Hayata ve sosyal düzene karşı kurulan bir birlik de, kuşkusuz bir özlemin ifadesi. Modern çağda da Londra ya da İstanbul fark etmiyor, dertler (susuzluk hariç) aynı. Dolayısıyla 'Kanunsuzlar' bir yanıyla sizi rahat koltuğunuzda daha da rahatlatıyor. Çok iyi biliyorsunuz ki, gerçek hayatta böylesi yollardan intikam almak zor. Dolayısıyla Nick Love'ın filmi, böylesi bir işlevi karşılıyor. Bu filmden ilham alarak silaha sarılanlar ve kendi adeletini kendileri sağlamak isteyenler olur mu? Olur aslında. Ama şurası da bir başka gerçek; bu filmin muhataplarının silahla pek işi olduğu söylenemez. Çünkü bu film bana kalırsa aksiyonu üst düzeyde tutulmuş entelektüel bir mastürbasyon. Dolayısıyla korkulacak bir şey de yok... Ne devlet düzeni açısından, ne de sistemi yıkmayı gözüne kestirenler açısından...
Oyunculuklara gelince; İngiliz ekolünden kimin kötü çıktığı görülmüştür ki? Başta, zaman zaman Hollywood tarafından da sıkça kullanılan Sean Bean olmak üzere Bob Hoskins, Danny Dyer, Sean Harris, Lennie James, Rupert Friend, Ian Calver; hepsi ama hepsi çok iyiler. Aslında başka bir iyilik konusu da var: Thatcher dönemi filmleri, 'Demir leydi'nin başbakanlığı bittikten sonra çekilmişti. Tony Blair dönemi ise anında eleştiriliyor. Karşılığını buluyor mu, tartışılır. Zaten ne demiştik, filmler 'arınma'ya yarar, acı gerçekleri yok etmeye değil...
Radikal, Uğur Vardan / 17.08.07