20.10.2006 15:23
"Karaman'ın koyunu, çoktur oyunu" veya kapitalizmi anlamak için "Ermeni sorununa" giriş - Yüksel Akkaya
Fransa’da, seçim öncesinde Sosyalist Parti’nin teklifi olan “Ermeni Soykırımı” ile ilgili tasarıyı Meclis’in kabul etmesi üzerine “günlük” basında yapılan yorumlara bakıldığında, ön plana çıkan noktalar; Avrupa Birliği’ne giriş sürecini “baltalamak”, uzun vadede Türkiye’yi “toprak vermeye sürükleyecek” bir süreci başlatmak ve Fransa’nın seçim gerilimi nedeni ile yaptığı bir “snopluk” olmaktadır.
Her üçünün gerçeklik payı bulunmakla birlikte, akla en yatkın olanı sonuncusu. Zira Fransa’da sağ ile sol arasındaki seçim yarışını zaman zaman %3-5’lik seçmen oranı belirlemektedir, ki Ermeni kökenli Fransız vatandaşları ülke genelinde olmasa bile, bazı bölgelerde böylesi bir belirleyiciliğe sahip bulunmaktadır. Kısa vadeli bakıldığında, muhalefetteki Sosyalist Parti’nin tasarının sahibi ve destekçisi olması bunu çağrıştırdığı için doğrulardan biri olarak değerlendirilebilir.
İkinci yaklaşım tam bir komplo teorisi olarak değerlendirilebileceği gibi, Ermeni diasporasının nihai beklentisi olarak da kabul edilebilir. Zira, tehcir sürecinde el konulmuş önemli boyutta bir mülk bulunmaktadır. Mirasçılarının bunları tekrar istemesi halinde, bu “toprak” işi ciddiye binmiş olacaktır. Ki, Ermeniler’den kalan mülklerin önemli bir kısmına, tehcir sürecindeki katliamda büyük rol oynayan Kürt ağaları ve eşrafı el koymuştur.
İlk seçenek olan Avrupa Birliği’ne (AB) üyeliği önlemek tezine gelince, AB ve üyesi ülkelerin elinde Türkiye’yi üye yapmamak için çok daha güçlü argümanlar varken bu tezin güçlü bir dayanağının olduğunu düşünmek için anlamlı bir veri bulunmamaktadır. Bu durumda “Ermeni Soykırımı” minimal tartışmalarına güncel söyleminden uzaklaşarak, maksimal bir bakış açısı olan bütüncül yaklaşıma başvurmakta yarar var.
Kapitalizm öncesi herşeyin ticaret konusu sayıldığı ve zenginliğin ticarette görüldüğü merkantilizmin tarihi ve merkantilizm sonrası kapitalizmin tarihi paranın, servetin, kârın insanlık tarihine düştüğü kara lekeler tarihidir. Zira, zenginleşmek adına halkların, etnik grupların, milletlerin birbirine düşürüldüğü tarih kapitalizm öncesi merkantilist dönem ile başlar. İlkin, “kendinden” adamlar bul, onları ayrıcalıklı ve zengin kıl; sonra böl ve yönet. Son dört yüzyıllık tarih, bu temel ilkenin hayata geçirildiği ve bu nedenle de halkların, milletlerin birbirini boğazladığı bir dönemdir. Her çöken imparatorluk, krallık bu dört yüzyıllık süreç içinde kapitalizme evrilen yolda emekçilerin müdahalesinin yetersizliği nedeni ile sınıflar arasındaki çatışmalardan çok halklar ve milletler arasındaki acımasız, düşmanlık tohumlarını olumsuz anlamda atan ve derinleştiren çatışmalar olmuştur.
Osmanlı toprakları bu çatışmalar ile daha 17. yüzyılın ortalarında, Halep’te tanışmıştır. Din ve etnik eksenli bir ayrımcılık ile Avrupalılar tarafından Halep’te ticaret zenginine dönüştürülen Ermeniler’e yönelik büyüyen öfke onların, Halep’ten Mısır’a “sürgünü” ile son bulmuştur. Bu ilk “eylem” büyük günahın sahiplerini ve müsebbiplerini de göstermektedir. Bu nedenle tüm kapitalistlere bu tür konularda söylenmesi gereken ilk ve tek şey “İlk taşı günahsız olan atsın!”dır.
Kapitalizmin tarihi, kan karşılığında da olsa kârların artırılması, her türden sömürünün yapılması ve kaynakların talanı tarihidir. Bu tarihte başvurulan araçlar, yollar, yöntemler zaman zaman değişse de asıl amaç hiç değişmeyecektir. Fransa üzerinden bakıldığında çok yakın zaman öncesinde Cezayir’de, Korsika’da yaptıklarının bir iç tutarlılık taşımadığını göstermektedir. Eğer, sorun insanlık tarihi açısından utanç verici eylemlere dikkat çekmek, mağdurların haklarını savunmak ise, bunu tek tek ülkeler düzeyinde değil, başta kendisinden başlamak üzere bütün ülkeler için yapması gerektiği savunulabilir. Ancak, amacın ve sorunun bu olmadığı açıktır. Kıbrıs sorunu, Ermeni sorunu, Kürt sorunu kapitalist sistem için bir insan hakkı sorunu olmaktan çok, kâr alanlarına dönük bir basınç yaratacak sorun olarak da okunmalıdır. Zira, bu türde sorunları çözecek olanlar, halkların, milletlerin emekçi kesimi ve onların egemenliğindeki iktidarlar olacaktır. Dünyanın, halklar, uluslar arasında düşmanlık tohumları eken, ancak tarihin en büyük trajedisini yaşamış olan bir halkın devleti olduğunu ileri süren yeni bir İsrail’e ihtiyacı yoktur, ama emekçileri kucaklayan, halklara kardeşlik aşılayacak yeni bir Ekim Devrimi’ne ihtiyacı vardır.
Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi kurumlarından olan Türk Tarih Kurumu’nun yayınladığı kitaplarda Birinci Dünya Savaşı’nda “800.000 Ermeni, katl ve tehcir yüzünden veya amele taburlarında ölmüş” diyorsa* artık tartışacak çok şey de kalmamıştır. Tartışılacak şey yaşlı Ermeniler’in söylemi ile bu “Büyük Felaket”i iyi okumak ve kapitalizmin acımasızlığını, uzun yıllar birlikte yaşamış, kültürleri, yaşantıları karışmış olan ve birbirinden beslenen halkları, ulusları nasıl birbirine düşman kıldığını anlamak ve arka planını görmek gerekir. İşgal edilen Anadolu topraklarında Ermenilere yaslanan Fransız kapitalizminin, bugün günahını affettirmek için bundan daha “anlamlı” başka nasıl davranmasını beklemek gerekir ki?
* Yusuf Hikmet BAYUR, Türk İnkılap Tarihi, Cilt III, Kısım 4, Ankara, 1983, s.787